YENİ İNSAN DEMEK GEREKTİĞİNDE KENDİSİNİ YAKMAK DEMEKTİR..!-

“Hadi kalbine bir kurşun daha sık, yekin

Bir yanda dürülü dururken mektupların

Ihlamurlar altına kan düşülü suretler

Eline al kan fışkıran yüreğini, iri bir bomba olsun

Umutsuzluğu tahrip eden, yılgınlığı tarumar

Kan basan gazeteleri unutma

Böyle hazin akşam vakitlerinde bir başına

Bir kıyıda münzevi kalma

Göğsünü acılara bastır. Alanlardan geçir yüreğini”

Evet, gerektiğinde insan tüm önünde ket oluşturanları ezip geçmeyi bilmeli . Biliyoruz ki, yaşam sadece anılara dönüşmüşse ve güzel olan, onurlu olan, dik olan herşey anılarda kalmışsa büyük bir kente yaprakların döküldüğü sonbahar akşamında derin düşüncelere dalmış çayda bardağında çıkan demli çayın buharını seyrediyorum.

Nice zorluklarla ölüm ve zulümlerle yüz yüze kaldık, Zindanda çıktığımda yarattığımız tüm kurumalar dağılmış ve değerler tarumar olmuştu. Bu süreci  hızla aşmak için önümüzde bir sürü sorun vardı ben çoğunun bilincindeydim, ama bir yanda yetişmiş kadro sıkıntısı öte yandan maddi olanaksızlar yeniden hızla ayağa kalkmamızı olumsuz yönde etkiliyordu. Üstelik bizim yoldaş-dost dediğimizin bir çoğu ya ortada toz olmuş yada var olanlarda kendi yaşam dertlerine düşmüşlerdi. Kimileri ise, selam vermeye bile çekiniyorlardı. Devrimci işlere sıkıca sarılmak ve yeniden öne atılmak, dağılmış örgütü taşı taş üzerine koyarak ayağa dikmek gerekiyordu. Bunun için geçmişte yapılan yanlışlar ve hatalar tekrarlanmamalıydı. Onun içindir ki, oportünist uzlaşı yanın aşılması ve ilkelere sıkıca sarılınması gerekiyordu. Bunun için küçük burjuva oportünist yanımızın darbelenmesi ve urlaşmış yaranın kesilip atılması gerekiyordu..

O gecede bir sürü şeyler konuştum hatalı eksik ve zaaflı yanlarımla. Sonra “içimizdeki küçük burjuva yanları öldür ” diye tamamladım cümlelerimi.

Yüzüme öylesine baktı ve “onu da düşünmedim değil diye” mırıldandı. Sonra sustuk havadan sudan bir şeyler konuştuk hata ve eksiliklerimle, defalarca ihanete uğramam rağmen yinede affeden tutumlarla . Aramızda bir şeyler kopmuş, sıkıntılı bir hava oluşmuştu zaaf ve yetmezliklerle. Ona bakarken düşünüyordum “bu zaaflar bir zamanlar benim yoldaşımdı, benimle yaşadı ama mücadeleye oldukça zarar verdi. Bunlardan hızla kurtulmalıyız.

Zindanda etraflı düşünmeye oldukça fazla zamanımız oldu. Zaaflar artık ben sizinle yaşayamam beni kaldırıp atın diye isyan etmeye başladı. Yüzüme şaşkınlıkla bakan zaafla ve eksiklikler ilk defa devrimciliğe başlarken nasıl ki küçük burjuva yanlarınızı darbeleyip yola çıktıysanız bugünde bu aynı kararlılıkla ur haline gelişmiş oportünist idareci uzlaşmacı, hata ve zaafların aşılması gerekiyor. Aksi halde Buradan hareket ettiğimizde devrimci bir kadro hele bir önder bir kadroysa kendini yakmalı ve anka kuşu gibi küllerinden yeniden dirilmelidir. Aksi halde devrimci atılımı yakalamak zor olacaktır.

Yani devrimci bir savaşçı sınıf kavgasının ateşi içinde sürekli kendini değiştirip-dönüştürmeyi yani gerektiğinde yakmayı bilmelidir. Ve gerekirse bunu defalarca yapabilmeli. Ben çok öldürdüm kendimi… Önce içimizdeki feodal ve küçük burjuva düşünce alışkanlıkları, sonra özel mülkiyet tutkusunu, bencilliğin yarattığı “ben”in yarattığı karasızlığı, küçük hesapları, korkuları, kaygıları- küçük burjuvalığın küçük çıkarlarını, büyük egolarını… Her kendimizi yaktığımızda yeni bir kendimizce yaşam verir. Ben öldürdükçe yeni kendimiz yeni ve daha güçlü bir yaşamla çıkar ortaya. Ve her dirimden sonra yeniden öldürmek-yıkmak gereken yanlarımızın olduğunu unutmayalım

Böyle sürüp gidiyor bu ve sürüp gidecek. Devrimciliğe başladığımız andan itibaren yakıp yeniden doğmaya başladık. M-L’de buna “sınıfsal intihar” deniyor. Eğer bir devrimci sürekli olarak kendini değiştirip-dönüştürmeyi, ateşe atarak yakmayı başaramazsa kendini diriltmeyi de başaramaz. Tam bu anlamda bir devrimci kendinin hem yıkıcısı hem de yapısı olabilmelidir.

Yani insan kendini sürekli yenilemeyi bilmeli, Ve insan durmadan-duraksamadan üretmeyi ve yaratmayı bilmeli kendini…