Üslup da Ne Kadar Duyarlı ve Devrimciyiz..

Devrimcilik yalınızca belli alanlarda ilkeli yaşamak değildir. Aynı zamanda devrimcilik, düşmanı her alanda olduğu gibi üslup da da darbeleyerek yenerek devrimci ve komünist safları yüceltmek ve ileriye taşımak demektir. Acı ama gerçek o ki devrimci harekette bu durum tam tersi olarak işlemektedir. Devrimci mücadeleyi geliştirip ileriye taşımada ortak çıkarı olan devrimi güçler, bir birlerini eleştirme-uyarma adı altında kara propagandaya baş vurmaktan geri kalmamaktadırlar. Buda üslupta devrimci olma ve kalmada başarılı olunmadığını gösterir. Her örgüt mücadelesinin içeriğine göre siyasi ve ahlaki değer üretir. Üretilen bu değerler bir öz olarak davranışlara yansır ve o iradenin üslubunu ortaya çıkartır. Yaratabildiği değer ile değerini somutladığı üslubu politik iradenin veya bu iradenin savunucusu konumundaki kişinin niteliğini verir.Gelişkin her devrimci üslubun mutlaka ödenmiş bedelleri vardır. Fakat; ödenmiş bedeller her zaman gelişkin bir üsluba tekabül etmeyebilir. Eğer bu yönde bilinçli bir emek harcanmamışsa, kişi taşıdığı özü biçimine yansıtamıyorsa, hem güçlü eylemlerin veya teorinin, hem de aynı zamanda bir üslupsuzluğun taşıyıcısı olabilir. Ya da, kişi; bedelini ödemediği, sahip olmadığı değerleri diline dolayan ölçüsüz bir üslup sergileyebilir.Öz ile biçim arasında, yaratılan değerle üslup arasında bir uygunluk gereklidir. Fakat çaba harcamadan görebiliyoruz ki, ‘imaj çağı’ nın etkisindey” mış gibi’ yapan, sahip olduğu değerlerle üslubu arasında hiç bir uygunluk bulunmayan bir tarz revaçtadır. Kimi zaman, eyleminin içeriğiyle biçimi arasında bağlantı taşımayan bir gayrı-ciddilik vardır. Kimi zaman da, güçlü bedellerle yaratılan değerler, hiç de saygı değer olmayan bir ölçüsüzlükle boşa düşürülebilmektedir.Bunlar dostunu zayıflatıp düşmanını güçlendiren, göz boyayıcı üsluplardır.Kendi değerlerini doğru bir tarzda üslubuna yansıtmamak, abartarak veya çeşitli etkilenmelerle sulandırarak sergilemek; hareketler düzeyinde böyle yaşandığından kişiler ölçüsünde çok daha boyutlanarak kılıktan kılığa giren bir üslup bozukluğu halinde görülmesi yadırganmamaktadır. Devrimci harekette ciddi bir üslup sorunu vardır ve bu yönde irade göstermek, değerleri davranışa doğru yansıtabilmek, doğru bir üslup sahibi olabilmek bir tutarlılık şartı olduğu gibi, siyasi görevdir de…Mücadele değerlerimiz; kolektifte yoldaşlık ilişkilerine, kişide ise üsluba dönüşebildiği oranda kalıcılaşabilir ve bir öncü kimliği arz edebilir. Yoldaşlık ve örgütlü üslup, karakterimizi en yalın ve net gösteren kıstaslardır.İnsanın bugün maruz kaldığı ortam; temel değerlerinde çözülen, dolayısıyla ifade biçimlerinde de çarpıklaşan bir toplumsal ilişkiler ortamıdır. Toplum üslubunda çözülmektedir. Kişinin kendisini sunuşu, taşıdığı özden çok daha önemli görülüyor. Aldanma ve aldatmayla malul parlak biçimlerin altında güçsüz ürkek ve değersiz bir öz saklanıyor. Üslup çarpılması bire bir ilişkilerde olduğu kadar, kişinin eşyaya, hatta kendisine yaklaşımında da ortaya çıkıyor. Egemen olan bu ifade biçimleri; bütünleştirici, derinleştirici ve değer kazandırıcı değil, sığlaştırıcı ve insansızlaştırıcıdır.Bunlar biliniyor ve bunlarla mücadele ediliyor.Fakat yeterince bilinemeyen; bu üsluba karşı bilinçli bir yönelişle kendi kolektif üslubumuzu yaratmak, ortamımızda yeniden üretmek ve girdiğimiz ilişkilere bunu taşıyabilmektir, yani üslupta mücadele etmektir.Üslupta mücadele ifade biçimlerini kolektifleştirmek ve devrimcileştirmekle başlar.Kolektif üslup kişilerin doğal mizaçlarının birleşimi değildir. Bu yaklaşım; mücadele değerlerinin birbiriyle alakası olmayan biçimlerde ifade edilişi ve yayılma yeteneğini kısırlaştıran bir parçalılık ortaya çıkarır. Üslupta doğallık kendiliğindenliktir ve onun nereye varacağını kişinin kendisi dahi bilemez. Üslubunu bilinçli tarzda örgütlemek kişinin kendisini ifade etmesine emek harcaması demektir. Kolektif çalışmada birlikte üslup düzeltmesi de oldukça önemlidir. Başarı üslubu, pozitif üslup, yapma üslubu hakim olmalıdır. Sözümüze de pratiğimize de bu üslup yön vermelidir. “Yaparmıyım, yapmaz mıyım?” diyen yaklaşım doğru değildir. Hep eksiklikleri gösteren, hataları gösteren yaklaşım doğru değildir. Bunlar şikayetçiliktir, bu üslup karamsarlıktır, kötümserliktir. Aslında cesaret ve fedakarlıktan düşmüş, göreve ve başarıya kendini kapatmış kişiliğin dışa vurumudur. Aslında bir devrimci hiçbir zaman öyle olamaz. Hata ve eksiklik varsa düzeltir, olumsuzluklar varsa giderir. Zaten olumsuzluklar olduğu için baskının, zulmün, egemen sistemin, e devlet egemenliğinin, iktidarcılığın var olmasından dolayı devrimciler ortaya çıkıyorlar. Zaten sorunlar var olduğu için, eşitsizlikler, kölelik, zayıflık var olduğu için devrimciler ortaya çıkıyorlar. Devrimcinin buradaki görevi egemenliği ok etmek, kölelik ve zayıflığı gidermektir. Bir devrimci, üslup olarak hep zayıflık içinde kalırsa, “yapamam, edemem” derse, hep “iyi yapılmıyor” diye yakınırsa, o devrimcinin devrimciliği büyük bir darbe yemiş olur, devrimci ilkede ciddi bir zedelenme yaşar. Herkes yapma ve başarma üzerine yoğunlaşmalıdır. Birbirine karamsarlık, olumsuzluk yaymamalı, tam tersine hep pozitif ruh vermeli, duygu vermeli, özellik katmalı, hep işleri başarmaya sevk etmeli, coşku ve heyecan geliştirmeli, istek yaratmalıdır. Birbirini suçlayan değil, herkes daha yaratıcı düşünce ve pratiğin sahibi olmalıdır. Devrimci militanlık işte budur. Devrimci üslup kesinlikle budur. Devrimci üslup da hiç ‘yapamam-edemem’ var mı, ‘yapılamaz-edilemez’ var mı, şikayet var mı? O halde biz de devrimci militanlar olarak devrimci üslubunu olduğu gibi uygulamak zorunda değil miyiz? Kuşkusuz öyleyiz. O halde bu lafta kalmamalı, pratiğe de geçmelidir. Yaklaşım ve görevlere yürüme tarzında düzeltmeyle birlikte, üslupta da ke-sinlikle bir düzeltme olmalıdır. ‘Yapamam-edemem’ üslupları kabul edilemez ve bu düşmanın dilidir, egemenin dilidir; zalimin, sömürenin dilidir. Köle ve zayıf olan bu dili kullanır. Ama devrimci militan asla bu dili kullanmaz. Devrimci militan, zorbanın üslubuna da karşı çıkar; zayıfın, kölenin üslubuna da karşı çıkar; özgür insanın, özgürlük militanının üslubunu yaratır ve onu uygular, onu hayata geçirir. Mücadele üslubu ise ancak ilkeli bir yaklaşımla ve bu yönde sistemli bir eleştiri özeleştiri ile yürütülen iç hesaplaşmanın sonucu olarak, bir örgütsel emekle kazanılabilir ve taşınabilir. Karşılaşılan temel bir zaaf da, kişinin; siyasi ilişkilerinde bir üslup tutturabilmesine rağmen kişisel ilişkilerinde çok geri bir tarzı yaşatmasıdır. Oysa üslup, en yakın ilişkilerde sınanmaz ve orada hakim kılınamazsa diğer ilişkilerde biçimsellikten, sahtelikten kurtulamayacağı açıktır. Partili üslup bir seremoni değildir, yaratılan devrimci değerlerle tanımlı ve sınırlıdır. Eğer biçimselleştiriliyorsa içi boşaltılıyor, öldürülüyor demektir. Mücadele değerlerimiz; kolektifte yoldaşlık ilişkilerine, kişide ise üsluba dönüşebildiği oranda kalıcılaşabilir ve bir öncü kimliği arz edebilir. Yoldaşlık ve partili üslup, karakterimizi en yalın ve net gösteren kıstaslardır.Parti sadece program ve tüzük birliği değildir, aynı zamanda bir davranış ve kimlik birliğidir de. Bedellerini ödeyerek yarattığımız değerlerimizi hakkettiği düzeyde temsil edebilmemizi sağlayan, ben’lerde biz’i yansıtan ve her yoldaşın taşımak zorunda olduğu kolektif ifade tarzımız; Örgüt üslubumuzdur.İstatistikleri Gör60 Gönderi Erişimi

2Yusuf Inan ve 1 diğer kişi