Umutla Kavgayı Büyüteceğiz, Hitler Taslağı Şeflik Rejimine Geçit Vermemek İçin Başkanlık Refeandumunda HAYIR DE..!

Kuşku yok ki, faşizme karşı mücadelede elimizde durumu emekçilerin lehine acilen çevirecek sihirli formüller yok, ama iki anahtar kavram var: Faşizm iktidarını pekiştirmek için tek kişilik Hitler taslağı rejimi emekçilere dayatıyor. Bu faşizmi pekiştirme saldırısına karşı tek yol; birleşik örgütlü mücadele, birlik  ve dayanışmadır.

AKP faşizmi devrim ve demokrasi mücadelesinden korktukları için, üç beş kişinin bir araya gelmesine bile tahammül edemiyor, silahlı/sivil faşistlerini emekçilerin ve devrimcilerin üstüne saldırtıyorlar. Dayanışmadan, ama en fazla ondan korktukları için, en kanlı saldırılarını dayanışma emaresi gördükleri yerlere -Suruç’a, Ankara’ya- yaptılar, yapıyorlar.

Gün, faşizmin korku iklimine teslim olmayıp, irili ufaklı örgütlerimize sahip çıkma, oralarda yan yana gelme günüdür. Romantik bir umutla veya kör bir inançla değil, ayakları yere basan, gücünü eylemden alan bir iyimserlikle, ‘bütün mümkünlerin kıyısında’ kulaç atmanın, Gezi’yi, Berkin’in cenazesini, Newroz’ları ve Kürt halkının ölümü hiçe sayan direnişini hatırlamanın zamanıdır.

Dört duvar arasından bize umut aşılamaya çalışan Demirtaş’ın dediği gibi, “Şu an Türkiye’de iki hat var: Direnenler ve faşizmle ittifak edenler.” Faşizmle ittifak edenleri, en iyi ihtimalle ‘iyi geçinmeye’ çalışanları yine tarih dersinden tanıyoruz. Hiçbir totaliter rejim sırf kendi öz gücüyle ayakta durmamış, hükmünü sürdürmek için bu kesimlerin koltuk değnekliğine, en azından suskunluğuna, sessiz işbirliğine ihtiyaç duymuştur. Yine tarihten biliyoruz ki, fırtına atlatıldıktan sonra bunların savunma mekanizmaları devreye girecek, suskun kalmayı seçenler ‘ama bilmiyorduk’ diyecek, maşalık yapanlar ‘ben emir kuluydum’a sığınacaktır. Nazi Partisi’yle bağı olanların sonradan saklamaya çalışsa da bu lekeyi hayatları boyunca taşımak durumunda kaldığını da unutmayalım.

Faşizmin olduğu yerde tarih ona karşı direnenler tarafından yazılır.

Devrimci-demorat, ilerici,sosyalist politik temsilcilerimizi, yazarlarımızı, gazetecilerimizi gerçeği dillendirmemeleri için susturmaya çalışıyorlarsa, halen söz söyleme şansı olanların bu özgürlüğü onlar adına kullanma günüdür. Toplum nezdinde sözünün değeri olanların bu ayrıcalıklarını kullanmaları için onlara şu hayati soruyu yönelteceğiz ısrarla: Şimdi değilse ne zaman?

Mesele, Umut Etmeyi öğrenmektir. Onun emeği feragat etmez, akamete uğramaya değil başarmaya aşıktır. Korkmanın üzerinde durur Umut, ne onun gibi pasiftir, ne bir Hiçliğe kapanmış. Umudun duyusu kendi içinden çıkar, insanları genişletir, daraltacağına. Doyamaz, insanları içe dönük hedefe yöneltenin, insanların dışa dönük müttefikleri olabileceğini bilmeye. Bu duyunun emeği, kendilerini, bizzat bir parçası oldukları Oluşmakta Olan’a eylemli bir biçimde fırlatan insanlar ister. Kendini sadece pasif biçimde Olan’ın içine, özü anlaşılmayan üstelik acıklı bir biçimde benimsenmiş bir Olmakta Olan’a fırlatılmış hisseden zor hayatına tahammül etmez.

Yaşam endişesine ve korkunun işlerine karşı verilen emek, bunların aslî faillerine karşı verilen emektir; büyük ölçüde gayet gösterilebilir müsebbiplerdir bunlar ve o emek, dünyaya yardımı olacak şeyi bizzat dünyada arar – bulunabilir bir şeydir bu. Her zaman buna dair ne zengin düşler görüldü, mümkün olabilecek daha iyi yaşama dair düşler İlkesi. Umut ilkemizin formülü çok basit: haklıyız ve örgütlenip, direnerek, kazanacağız ve Hitler taslağı Şeflik rejimine geçit vermeyeceğiz.

Umudu Büyüt Hitler Taslağı Başkanlık Rejimine Geçit Vermememek İçin Başkanlık Referandumunda Hayır De..!

Ocak-2017

HALKIN BİRLİĞİ