Türkiye’de çocuk olmak, eğitimden, sağlıktan, beslenmeden , ucuz iş gücü olmaktan, taciz, tecavüzü maruz kalıp katledilmek demektir..!

20 Kasım, 1989 yılından bu yana Birleşmiş Milletler (BM) tarafından dünya genelinde çocukların karşı karşıya kaldıkları hak ihlallerini gündeme taşımak, özellikle savaş ve yoksulluğun hüküm sürdüğü coğrafyalarda yaşam mücadelesi veren çocukları korumak ve koşullarını iyileştirmek için 20 Kasım 1989 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu “Çocuk Haklarına Dair Sözleşme”yi imzaladı ve o tarihten bugüne “Dünya Çocuk Hakları Günü” olarak kutlanıyor. Çocuk hakları konusunda toplumdaki farkındalığı arttırmayı amaçlayan “Dünya Çocuk Hakları Günü” çocukların eğitim, sağlık hizmetlerine erişim, yaşama ve gelişme, ekonomik, fiziksel, psikolojik veya cinsel sömürüye karşı korunma, ifade ve düşünce özgürlüğü gibi pek çok alanda çocuk haklarını güvence altına alıyor.
TÜRKİYE’NİN ÇOCUK NÜFUS ORANI AVRUPA BİRLİĞİ ÜYE ÜLKELERİNDEN YÜKSEK
Avrupa Birliği (AB) üyesi 27 ülkenin çocuk nüfus oranları incelendiğinde, 2020 yılında çocuk nüfus oranının AB ortalaması yüzde 18,2 oldu. AB üye ülkeleri içerisinde en fazla çocuk nüfus oranına sahip olan ülkelerin sırasıyla yüzde 24,2 ile İrlanda, yüzde 21,6 ile Fransa, yüzde 21,1 ile İsveç olduğu görüldü. Çocuk nüfus oranının en düşük olduğu ülkeler ise sırasıyla yüzde 15,8 ile İtalya, yüzde 15,9 ile Malta ve yüzde 16,4 ile Almanya oldu. Türkiye’nin çocuk nüfus oranının yüzde 27,2 ile AB üye ülkelerinden daha yüksek olduğu görüldü. 2021 yılı TÜİK verilerine göre nüfusun yüzde 26’sı yani 22 milyon 738 bin 300’ü çocuklardan oluşmaktadır. Çocuk nüfusun yüzde 51,3’ü erkek, yüzde 48,7’sini kız çocukları oluşturmaktadır.
TÜRKİYE’DE ÇOCUKLAR GÜVENDE Mİ?
Sözleşme maddeleri gereğince taraf devletler kendi içi hukuklarında düzenlemeler yaparken Türkiye Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’yi 27 Ocak 1995’te yürürlüğe koydu. Resmi veriler, Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin yürürlüğe girmesinin üzerinden 27 yıl geçmesine rağmen pek çok alanda çocukların karşı karşıya kaldıkları hak ihlallerinin devam ettiğini gösteriyor. Çocuk işçilerin ve çocuk istismarlarının sayısı artıyor. Mülteci çocuklar başta olmak üzere eğitimde erişime, yoksulluktan kaynaklı gıdaya erişimde ciddi sorunlar yaşıyorlar.
‘ÖNCELİK RİSK MEYDANA GELMEDEN ÖNLEMEK VE KORUMAK’
Avukat Ayşenur Demirkale, ABD hariç, BM üyelerinin imzaladığı sözleşmenin, en fazla üye tarafından imzalanan ancak yine en fazla ihlal edilen sözleşmelerden biri olarak varlığını sürdürdüğünü söylüyor. Tüm dünyada küresel salgınlar, açlık, yoksulluk, savaş, göç gibi durumlardan en çok etkilenenlerin çocuklar olduğunu söyleyen Demirkale, Türkiye’de çocuk haklarına dair yasal düzenlemelere, adli idari tüm tedbirlere rağmen bütünlüklü bir çocuk politikasının oluşmaması nedeniyle esas itibarı ile korunma sağlanamadığını, önceliğin henüz risk meydana gelmeden önleme ve koruma olması gerektiğini belirtiyor
“Bugünkü mevcut uygulamada esasen adli sistem içine girdikten sonra çocukla kurulan iletişim sonuç odaklıdır ve sosyal hizmet esasları çerçevesinde çocuğun birey olarak korunmasını sağlamakta eksik kalmaktadır. Ayrımsız tüm çocuklar için etkin aktif bir sosyal politika oluşturulması ve sürdürülmesi gerekmektedir”
‘ÇOCUK YOKSULLUĞU ARTIYOR’
Devletin bir yandan çocuk yoksulluğu, açlık, göç mağduru, çalışmak zorunda bırakılan, cinsel, fiziksel, psikolojik istismara maruz bırakılan çocukların korunması için koruma mekanizmalarını oluşturmak ve denetlemekle, takip etmekle temel sorumluluğunu yerine getirmek zorunda olduğunu söyleyen Demirkale, Türkiye’de yaşanan ekonomik sorunların, hane halkının gelirindeki düşüşün, göç, çocuk yoksulluğunu artırdığını, toplumsal cinsiyet eşitsizliği, yaygınlaşan şiddet dili, fiziksel cinsel, psikolojik istismara maruz kalan çocuk sayısını arttırdığının özellikle altını çiziyor.
“Engelli çocuklar başta olmak üzere tüm çocukların sağlık sorunları için ulaşılabilir etkin sağlık desteği eksikliği vardır. Yoksullukla birlikte, çocukları örgün eğitimin dışına iten ve bir kısmının “staj” adı altında sömürülmesine yol açan eğitim sistemindeki düzenlemeler çocukların eğitim hakkından mahrum kalmasına neden olmaktadır. Göçle gelen, mülteci olarak adlandırılan çocukların ayrımsız tüm haklardan faydalanmaları sağlanmalıdır. Oyun alanları, sportif çalışmalar, sosyal kültürel haklar çocukların ihtiyacına uygun olarak düzenlenmeli, ulaşılabilir olmalı.”
‘VAR OLAN CEZALARIN UYGULANMASI GEREKİYOR’
İhmal ve istismara maruz kalan çocukların korunması amacıyla sıklıkla dile getirildiği gibi yasalardaki cezaların artırılması üzerinden konuyu tartışmak yerine var olan cezaların uygulanmasının gerektiğini söyleyen Demirkale, çocuğun beyanının, usule uygun alanında yetkin eğitimli profesyonellerle alınmasını, çocukların yasalardaki düzenlemelerin aksine tekrarlayan ifade verme süreçlerine maruz bırakılmaması gerektiğini ifade ediyor.
“Kabul etmek gerekir ki bugün basın, sivil toplum, sosyal medya, çocuk hak ihlallerini, esas olarak sonuçlar üzerinden tartışmakta, dikkat çeken sansasyonel ihlaller gündeme getirilmekte, gerçek sorumluluklar devletin yükümlülükleri ve çocuk temel haklarına dikkat çekilmeksizin tüketilmektedir. Bunun önüne geçilmesinin yolu, ayrımsız tüm çocuklar için çocuk hak odaklı bir savunuculuk ve çalışma yapılmasından geçmektedir”
TÜRKİYE’DE YAŞAYAN MÜLTECİ ÇOCUKLARIN HAKLARA ERİŞİMİ
Avukat Mahmut İsal, Türkiye’de yaşayan mülteci çocukların yaşadığı sorunlara değiniyor.
İsal, Türkiye’deki Suriyeli mültecilerden yaklaşık 1.8 milyonunun çocuk olduğunu, bu çocukların tıpkı vatandaş çocuklar gibi Çocuk Koruma Kanunu, Çocuk Haklarına Dair Sözleşme ve sair koruyucu ve destekleyici mevzuattan eşit olarak faydalandığını söylüyor. İsal, bunun anlamının Suriyeli çocukların eğitime erişim haklarının olduğunu, yaşama, gelişme, korunma ve katılım haklarının güvence altına alınacağı yarar ve esenliğinin gözetileceği bir ortamda büyüme hakkının sahip olduğunu önemle belirtiyor.
“Bununla birlikte mülteci çocuklar özel ihtiyaç durumlarından ötürü, kayıt, aile birleşimi, uluslararası korumaya erişim, özel ihtiyaçlarının gözetilmesi gibi durumlara ilişkin de devletler tarafından korunması gerekmektedir. Tüm bu koruma faaliyetleri yürütülürken de çocuğun yüksek yararı, ayrım gözetmeme, katılım ve yaşama gelişme hakkı başlıklı şemsiye haklar gözetilmelidir.”
‘SURİYELİ ÇOCUKLARIN EĞİTİME ERİŞİMLERİNİN ÖNÜNDE ÇOK SAYIDA ENGEL VAR’
Türkiye’de 3,6 milyondan fazla Suriyeli mülteciden yaklaşık 1.1 milyonunun okul çağında olduğunu söyleyen İsal, bu öğrencilerden yalnızca 730 bininin yani yüzde 65’inin eğitime eriştiğini belirtiyor. Tüm sığınmacılar arasında 1,25 milyon olan çağ nüfusunda eğitime erişen öğrenci sayısının 850 bin yani yüzde 67 civarında kaldığını söyleyen İsal, Suriyeli çocukların eğitime erişimlerinin önünde çok sayıda engel olduğunu ifade ediyor. Bunların arasında, dil bariyeri, akran zorbalığı, uzun süre okul dışı kalmanın olumsuz etkilerinin yanı sıra ekonomik güçlüklerin de başı çektiğini belirtiyor.
‘MÜLTECİ ÇOCUKLAR DA VATANDAŞ ÇOCUKLAR KADAR SEVİMLİDİR’
2011 yılında Suriye iç savaşının başladığı tarihten bu yana 700 binin üzerinde Suriyeli çocuğun Türkiye’de doğduğunu söyleyen Avukat Mahmut İsal, vatandaşlık hukuku uyarınca normal şartlar altında sadece Türkiye sınırları içerisinde doğmanın bir kişiye vatandaşlık hakkı vermediğini, Türk vatandaşlığına hak kazanabilmek için yine vatandaş olan en az bir ebeveynin olması gerektiğini, dolayısıyla bu 700 binin üzerindeki nüfusun yaygın kanının aksine vatandaşlık hakkını kazanamadığını belirtiyor.
MÜLTECİ ÇOCUKLAR DA İSTİSMARDAN PAYINI ALIYOR
“Çocuk istismarı maalesef eğitime erişimin COVİD-19 pandemisiyle sekteye uğramasını takip eden dönem de özellikle mülteci çocukları açısından bir risk olarak karşımıza daha sıklıkla çıkmaya başlamıştır. Okuldan uzak kalan kız çocuklarının geri okula dönüşleri zorlaşmakta ve bu çocuklar zorla evlendirilmektedir. Benzer bir risk çocuk işçiliği başlığında da karşımıza çıkmaktadır. Yine pandemi sebebiyle okuldan uzak kalan ve uzaktan eğitime koşullarından dolayı erişemeyen kız ve oğlan çocukları pandemi sonrası okula dönmek yerine tarım, sanayi başta olmak üzere çeşitli sektörlerde çalışmaya zorlanmaktadır. Ezcümle mülteci çocuklar haklarına erişmekte, gelişim hakkı, oyun hakkı, eğitime erişim, öz benliklerini koruma ve hatta kimliklendirme hakkına erişim de güçlük yaşıyorlar. Tüm çocukların haklara erişimde güçlük yaşadığı bugünler de en dezavantajlı grupların başında gelen mülteci çocukları unutmamak için yine de söylemek gerekir. “Mülteci çocuklar da vatandaş çocuklar kadar sevimlidir”
‘ÇOCUK HAKLARIYLA ÇOCUKTUR’
İnsan Hakları Derneği İstanbul Şube Başkanı Avukat Gülseren Yoleri, Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin öncelikle taraf devletlere ve çocuklarla iletişim halinde olan ailelere, topluluklara, gençlere, öğretmenlere, sağlık çalışanlarına, güvenlik görevlilerine çocuklarla ilgili asgari sorumluluklar yüklediğini, devletlere, çocukların ülkelerinin toplumsal ve siyasal yaşamında etkin ve yaratıcı bir yer alabilmelerine elverişli koşulları hazırlamaları çağrısında bulunduğunu ve bu sözleşmenin uygulanmasının takibi için Çocuk Hakları Komitesi kurulduğunu ifade ediyor.
“Çocuk Hakları Sözleşmesi çocukların “Yüksek Yararının” gözetilerek uygulanması görevini devlete verirken sivil topluma ve hükümet dışı kuruluşlara da uygulama ve alınan tedbirlerin çocukların yaşamında yol açtığı değişimleri izleme görevi vermektedir. Çocuk Haklarına Dair Sözleşmenin imzalanmasından sonra çocuk haklarını düzenleyen bütünlüklü bir “Çocuk Hakları Temel Yasası” çıkarılarak mevzuat karmaşasının giderilmesi beklenmiş ancak bu halen yapılamamıştır.”
Verilerin, yoksulluk ve savaş başta olmak üzere çeşitli nedenlerle çocukların yaşam haklarının dahi korunamadığını dile getiren Yoleri, emek sömürü ve istismara açık bir yaşam sürdüklerini, yaklaşık 2 milyon çocuğun eğitim, sağlık, beslenme, barınma gibi temel gereksinimlere erişebilmek için çalışmak zorunda kaldığını ifade ediyor.

HAPİSTE BÜYÜMEK ZORUNDA KALAN ÇOCUKLAR
Kız çocuklarının özellikle eğitim hakkına erişiminde sorunların devam ettiğini, erken yaşta evliliğe zorlanan ve erken yaşta anne olan kız çocuklarının sayısının özellikle mülteci nüfus içerisinde artış gösterdiğini söyleyen Yoleri cezaevinde olan çocuklara da değiniyor.
“Türkiye’de 4’ü çocuk eğitimevi ve 9’u çocuk kapalı cezaevi olmak üzere 13 cezaevi bulunmakta. 79’u kız çocuğu olmak üzere 18 yaş altı 2448 çocuk cezaevinde tutulmakta ayrıca 383 çocuk annesi ile hapiste büyümek zorunda kalmaktadır.
‘İSTİSMARA İMKAN VEREN YASAL DÜZENLEMELER HALEN YÜRÜRLÜKTE BULUNMAKTA’
Çocuk istismarı ve çocuğa yönelik şiddetin ciddi bir sorun olmaya devam ettiğini, istismara imkân veren yasal düzenlemelerin halen yürürlükte olduğunu söyleyen Yoleri, yetkililerin çocuk istismarını önlemek yerine istismar sonrası faile verilecek cezaları tartışmakla yetindiklerini ifade ediyor. Çocukların birer hak öznesi olarak kabul edilmesini, hayatlarına yön verecek kararların alınmasında söz sahibi olmaları gerektiğini söyleyen Yoleri son olarak,
“Şiddete ve istismara maruz bırakılan çocukların kolay erişebilecekleri destek ağlarının yaygınlaştırılması gerekmektedir. Yoksulluğun önlenmesi yoluyla çocuk yoksulluğunun ve çocuk işçiliğinin önlenmesi gerekmektedir. Çocuk istismarında cezasızlığın önlenmesi noktasında Türk Ceza Kanunu’nda değişiklik yapılması ve erken yaşta evliliğe izin veren Türk Medeni Kanunu’nda gerekli düzenlemeler yapılmalıdır çocukları da koruyan İstanbul Sözleşmesine geri dönülmelidir.
‘ÇOCUKLARIMIZ ÇOCUKLUKLARIYLA KAYBOLUYOR’
İSİG Meclisinden İş Güvenliği Uzmanı Gökhan Turan, AKP iktidarı döneminde TÜİK verilerine göre 2019 yılında yapılan Çocuk İşgücü Anketi Sonuçları’nda 146 bini 14 yaş altı, 574 bini 15-17 yaş aralığı olmak üzere 720 bin çocuk işçi olduğunu söylüyor. Çocuk işçilerin yüzde 30,8’inin tarımda, bu çocukların yüzde 64’ünün 5-14 yaş arasındaki çocuklardan oluştuğunu yüzde 23,7’sinin sanayi, yüzde 45,5’inin ise hizmet sektöründe çalıştığını söyleyen Turan, Türkiye’de çocuklar üzerinden kar sağlayan işverenlerin hızla büyüdüğünü, bununla övünen iktidar döneminde SGK kayıtlarına göre 2013-2021 yıllarını kapsayan 9 yılda 102 çocuğun çalışırken hayatını kaybettiğini belirtiyor.
“En son çocuk ölümü 2 kız çocuğu Hatay’da bu ay hayatını kaybetti. Eğitim Bakanlığı en son stajyer antlaşmaları ile çocuk işçiliğin önünü açmaya devam ediyor. ILO çocuk işçiliğinin yasaklanması sözleşmesini imza eden Türkiye sözünü yerine getirmemiştir. Halen ülkemizde yaygın olarak metal, mevsimlik tarım işlerinde, toplayıcılık ayırma işlerinde, tekstil, otelcilik vb. birçok sektörde çocuklar çalıştırılmaktadır. Yaş ve gelişim düzeyleri göz önünde tutularak ayrıcalıklı sınıf sayılan, sömürü düzeninde rahatça kandırılan, her sektörde taciz edilme riski olan, psikolojik olarak korunması gereken çocuklarımız çocukluklarıyla kayboluyor.”
‘ÇOCUK ÖLÜMLERİNDE YASAL OLARAK ÇOK ENDER DAVA AÇILIYOR’
Çocuk ölümlerinde yasal olarak çok ender dava açıldığını söyleyen Turan, ek olarak Bakanın mevsimlik çocuk işçilerle fotoğraf paylaşacak kadar bu işe sahip çıktığını, o bakanın da eğitimden sorumlu bakan olduğunun altını çiziyor. İSİG Meclisinin rakamlarına göre çocuk ölümlerinin azalmadığını, denetimin ve yasal denetimlerin çocuklar için çalışmadığını söyleyen Turan,
“Çocuk işçi şantiyede ölüyor. Ruhsat veren inceleme yapmıyor. İnşaatta, trafik, servis kazası nedeniyle 153 çocuk, zehirlenme, boğulma nedeniyle 97 çocuk, ezilme, göçük nedeniyle 68 çocuk, yüksekten düşme nedeniyle 52 çocuk, şiddet nedeniyle 47 çocuk, elektrik çarpması nedeniyle 39 çocuk, yıldırım düşmesi nedeniyle 35 çocuk, patlama, yanma nedeniyle 20 çocuk, kalp krizi, beyin kanaması nedeniyle 12 çocuk, kesilme, kopma nedeniyle 11 çocuk, nesne çarpması, düşmesi nedeniyle 6 çocuk, intihar nedeniyle 6 çocuk, diğer nedenlerden dolayı 10 çocuk işçi çalışırken hayatını kaybetti”
Turan son olarak, herkesin çocukları ayrım yapmadan sahip çıkma zorunda olduğunu, devletin verdiği sözü yerine getirmesini, imzasının arkasında durmasını, gerekirse eğitimi kesintisiz 12 yıl yapmasını söylüyor.