TÜRBANA SARILAN KILIÇDAROĞGLU CHP’Sİ DİNCİ AÇILIMLARLA NEYİ HEDEFLİYOR …!?

Hatırlanacağı üzere geçmiş dönemde Baykal’ın CHP’si kara çarşaflı kadınlara CHP rozeti takarak AKP ile “dini kimin daha iyi sahiplendiğine” ilişkin yarış içine girmişti. Baykal’ın partisi CHP, bu açılımını her mahalleye bir Kuran kursu ve tarikat şeyhlerine rozet takma adımıyla pekiştirerek ama CHP ne yaparsa yapsın, dini açılımlar CHP’ye yarar sağlamamıştır. Dahası “Türbana özgürlük” tutumları AKP’nin dini gericiliği toplum katında yayma ve devleti dini referanslara göre yönetmede önünü kesme bir yana daha pervasız hareket etmesini sağlamıştır. İşçi ve emekçi yığınların ekonomik, sosyal ve politik temel sorunlarına çözüm bulmaktan, gerçekten laik, demokratik ve yoksulluğun yenileceği taleplerini birinci gündem maddesi yapmaktan, acilen çözüm bekleyen Kürt, Alevi ve diğer sorunların çözümünden uzak kalan Kılıçtaroğlu, Türbanın yasal hale getirilmesi çıkışıyla Cumhurbaşkanlığı seçiminde aday olmasına tereddütlü yaklaşan faşist gerici parti, Cemaat ve tarikatlara kendisini kanıtlamak istiyor. Haliyle Kılıçdaroğlu emekten yana sol değerlere sarılarak buradan emekçilerin desteğini alma yerine, 12 eylül faşist darbesi ile önleri açılan faşist dinci referanslar topluma dayatılarak, dini gericilik alabildiğine topluma şırınga edildi. İktidar olmak için gerici faşist politikalara ve Türk İslam sentezine daha sıkı sarılarak toplumda yükselen milliyetçi ve dinsel değerlere yaslanmaya ve buradan beslenmeye çalışıldı. Baykal CHP’si döneminde bir dönem Türkçü ulusalcılık gemisine binmeye çalışan ve Kürt ve Alevi düşmanlığında sınır tanımayan CHP, bir dönem sonrasında bu politika toplum katında pek ilgi görmeyince bir yana itilerek seçimler döneminde oy almak ve iktidara yürümek adına “ halkın istemleridir” gerekçesiyle göstermelik laikliği daha fazla göstermelik hale getirerek, gerici islam dini ipine sıkıca sarılmaya yöneldiler.Sanki Türkiye’de Türban yasakmış, sanki Onbinleri bulan Kuran kursları yokmuş, sanki tüm okullar zorunlu din dersleri eğitimi yokmuş ve devlet okullarının önemli kısmı imam hatip olmamış, sanki her köyde ve mahallede cami minareleri yükselmemiş, gibi Kılıçdaroğlu dini gericilere kendini kanıtlamak ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oy desteği almak için Türbana yasal zemin yaratma adına, CHP yeni açılım adı altında oy için her yol mubah görülüyor. “Kadınların giyimine, kimsenin karışmaması” adına Türbana yasallık kazandırmaya çalışıyor. “Denize düşen yılana sarılır “ misali Kılıçtaroğlu’nun CHP’si Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlerde başarıyı garantilemek adına her yolu mubah görüyor. Dün “laiklik düşmanlığıdır ” diyerek eleştirip karşı çıktıkları şeyleri, bugün toplumun yüzde “99 Müslüman’dır” diyerek dini gericiliğin toplum nezdinde yaygınlaştırılması için Türbanın yasallaştırılması , Kuran kurslarına devletin önderlik yapması , zorunlu din derslerine devam edilmesi, diyanetin devlet denetiminde sürmesi ve her mahallede “ Mahalle evleri ” aracılığıyla İslam dininin yayılmasını ve mahallelerin kuşatılarak toplumun hızla İslam dininin etkisi altına çekilmesine onay veriyor. Mahallelerde açılan Kuran kursları, çocuklarını Kuran kursuna göndermeyen aileler ve aleviler üzerinde baskıyı güçlendirdiği bilindiği ve her yerde Cemaatlerin, Tarikatların etkinlik kurduğu, küçük çocukların dinsel eğitim yoluyla politik İslam’a militan devşirildiği Türkiye’de, Alevi ve Kürt kökenli Kılıçtaroğlu eliyle, İslam dininin her alanında gelişmesinin yolu döşeniyor. Böylece göstermelik hale gelmiş-getirilmiş laiklik tümüyle göstermelik hale getiriliyor.Kılıçtaroğlu önderliğindeki CHP ile AKP’siz, AKP dönemi hazırlığı yapılıyor. Bunun için AKP’nin elindeki din silahının alınması amaçlanıyor. 6 li masada yeterince güven alamayan Kılıçtaroğlu, bu durumu asmak için, kendi yönetimindeki bir iktidarda dine dokunulmayacağı ve AKP’yi aratmayacağı yönünde pratik duruş göstermek istiyor. Aslında AKP’nin 20 yıllık iktidarı politik İslam’ın bir çok bakımından toplumsal sorunlara yanıt olmadığını açığa çıkardığı koşullarda, Kılıçtaroğlu eliyle dinci gericiliğin yeniden parlatılmaya çalışılması, emekçilerin ve gençliğin dini gericilik yoluyla zehirlenerek, AKP’ siz altılı ittifakın iktidarı döneminde AKP’nin dini gerici politikalarının sürdürüleceği sözü veriliyor. Altılı Masa Kılıçtaroğlu eliyle, topluma gerici İslam dini devlet denetiminde zerk edilmeye ve laikliğin çimentosu olarak gösterilen Aleviler, bir Alevi olan Kılıçtaroğlu eliyle asimile edilme hedefleniyor. Doğalında din ve devlet işlerinin birbirinden ayrışması, tüm din ve inançlara eşit mesafede yaklaşması ve hiçbir din ve inanca destek olmaması gerekirken, T.C. Devleti Diyanet İşleri Başkanlığıyla İslam dini resmi devlet dini olarak görülmekte ve yüzbinleri bulan kadrosu ve milyarları bulan bütçesiyle toplum İslam dini doğrultusunda eğilip-bükülmeye çalışlıyor. Kılıçtaroğlu geçmiş dönemde yani İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı olduğu dönemde “İsmailağa cemaatini de ziyaret edip, bana neden oy vermediklerini soracağım” demişti.Kılıçtaroğlu ,”geçmişte bizde yanlış yaptık ” diyerek, hem laik demokratik bir devleti savunduğunu iddia ediyor, hem de laik demokratik bir devletle alakası olmayan devlet denetiminde dinin mahallelere kadar yayılmasını ,Türbanın yasal olmasını önererek devletin din işlerine karışmasını ve devletin resmi dininin olmasını savunuyor. Demek ki CHP, gerçekten de laikliği savunmuyor. Sahte laiklikle yığınları aldatan CHP aslında hiç bir zaman gerçek anlamda laik demokratik bir cumhuriyeti savunmamıştır. AKP’den tek farkı dinin devletin kanatları altında yapılmasıdır. Elbette bu yaklaşımla CHP’nin şeriatçılığa karşı çıkıp , mücadele ederek devlet işlerinin din işleriyle ayrışmasını savunması ve AKP’nin ılımlı İslam toplum modeli projesine karşı durmasını mümkün olamaz.Kılıçtaroğlunun Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde Türbana yasal zemin yaratarak hem yol arkadaşlarına güvence vermek ve hemde AKP-MHP’nin elindeki Türban silahını kendi denetimine almak istiyor. Kılıçtaroğlunun önderliğindeki CHP’nin Cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçiminde toplumun daha fazla dinsel etki altına çekilmesi projesi, aslında hükümette olan AKP-MHP varken, suretin sureti olan CHP şeriatçılar neden destek olsunlar ki? CHP’nin Türban ve her mahalleye bir Kuran kursu açılımı olsa olsa, şeriatçı güçlerin elini daha da güçlendirici ve CHP’nin geleneksel tabanını zorlayıcı laikçi Alevilerin sarsılmasına yol açacaktır. Buda aslında burjuva düzen partilerinin aslında birbirlerinden pekte farklı olmadıklarını görmek bakımından önemli bir veri olacaktır.20. yıllık AKP iktidarı Türban sorununu, bilinçli bir zamanlamayla gündeme getirmiş ve Türbanı adım adım önce üniversite ve ardında ilkokullara ve devlet dairelerine kadar yayılmasının önünü açıp, yığınları yedekleyerek, ılımlı İslamcı çizgide bir adım daha ileriye atmak da önemli bir mevzii kazanmıştır. Kuşku yok ki, Türban tartışması AKP ile Kemalist laikçi güçler arasında süren egemenlik mücadelesinde bir eşik olmuştu. Göstermelik laik Kemalist cumhuriyetin kanatları altında devrim ve sosyalizme karşı bir koç başı olarak koruyup kolladığı şeriatçı güçler,12 eylül faşist darbesi ve uzun yılları bulan dinci Özal iktidarı şeriatçıların güçlenmesinin yolunu döşedi ve 2002’de AKP’nin tek başına hükümet olmasıyla, Özal döneminde birikim yapan ve iktidara hazırlanan ekonomik gücüne bağlı olarak , ABD ve FETO’cuların aktif desteğiyle devlette daha fazla söz sahibi olmak ve politik eğilimlerini daha açıktan devlet kurumlarına ve topluma taşımayı başardılar . Tabi ki bunu yaparken de insan hak ve özgürlüklerini genişletme demagojisi arkasına gizlenerek, toplumun dinsel gericilik etkisi altına alınarak ve kadınlar türban, çarşaf vb. içine çekilerek, İslam dinini vecibelerine göre kadınların kapatılması ve Kuran’ın ve Hz. Muhammed’in kadınları erkeklere görünmeyecek bizimde örtünmesini emreden ve böylece kadınları, erkeklerin kölesi ve ikinci sınıf insan olmasını dayatan ayet ve hadislerine uyulmasını istedi. Bu bakımdan yüksek öğrenimden ile başlayıp kamuya taşınan ve burada ilkokullara kadar yayılan Türbanın serbestleşmesi kadınların özgürleşmesi mücadelesi bakımından geri bir adım olduğu gibi, aynı zamanda kadınları erkeğin kölesi gören yaklaşımın bir kez daha tescil edilmesi ve orta-çağcılık yaşamın topluma dayatılması anlamı taşıyordu. Bu bakımdan kadını köleştiren, orta-çağcıl yaşama dönüşün yolunu döşeyen ve tarikatlara örgütlenme özgürlüğü tanıyan Türbanın serbest bırakılması yanlıştı ve kadınlara özgürlük değil kölelik dayatıldı. Tarihsel bağlamda ele alındığında, din ve laiklik arasındaki çatışma, insanlığın ileriye doğru attığı adımlardan biridir. Akılcı düşüncenin, bilim ve teknolojinin, insanın düşünsel ve kültürel gelişiminin önünde engel oluşturan, kadını erkek karşısında sefil bir varlık olarak biçimlendiren, dün feodal bugün kapitalist burjuva sınıfların egemenlik araçlarından biri olarak dine karşı mücadele, bugün devrimci proletaryanın omuzlarında yükselen ve kilise-ilahiyat-imam hatip-medrese eğitimi ile laik eğitim arasında süren bir savaşım olarak kendisini ifade etmektedir. Devrimciler olarak laik kazanımların korunup ileri taşınmasında nerede duracağız? Sorun bir nokta da burada düğümleniyor.Haliyle Türbanın CHP eliyle yasal hale getirilmesi çabası ve tartışmalar, dini gericiliğe ve dini ideolojiye karşı mücadelenin güncel bir görev olduğunu bir kez daha açığa serdi. Bu işin nasıl, niçin, hangi araçlarla yapılacağının bilinmesi, bu doğrultuda kitlelerin eğitilmesi ve kadınları erkeklerin gereksinimine göre, giyinme-kapanma dayatmasının bir göstergesi olan Türban kadınlara özgürlük getirdiği yalanını elimizin tersiyle iterek gerçekten kadınlara özgürlük getirecek işçilerin ve emekçilerin devrimci laik-demokratik bir iktidarı için mücadele yürütmeliyiz. Hatırlanacağı üzere geçmiş dönemde Baykal’ın CHP’si kara çarşaflı kadınlara CHP rozeti takarak AKP ile “dini kimin daha iyi sahiplendiğine” ilişkin yarış içine girmişti. Dahası “Türbana özgürlük” tutumları AKP’nin dini gericiliği toplum katında yayma ve devleti dini referanslara göre yönetmede önünü kesme yığınların ekonomik, sosyal ve politik temel sorunlarına çözüm bulmaktan, gerçekten laik, demokratik ve yoksulluğun yenileceği talepleri birinci gündem maddesi yapmaktan, acilen çözüm bekleyen Kürt, Alevi ve diğer sorunların çözümünde uzak kalan Kılıçtaroğlu, Türbanın yasal hale getirilmesi çıkışıyla Cumhurbaşkanlığı seçiminde aday olmasına tereddütlü yaklaşan faşist gerici parti, Cemaat ve tarikatlara kendisini tanıtlamak istiyor. Haliyle Kılıçdaroğlu emekten yana sol değerlere sarılarak buradan emekçilerin desteğini alma yerine, 12 eylül faşist darbesi ile önleri açılan faşist dinci referanslar topluma dayatılarak, dini gericilik alabildiğine topluma şırınga edildi. İktidar olmak için gerici faşist politikalara ve Türk İslam sentezine daha sıkı sarılarak toplumda yükselen milliyetçi ve dinsel değerlere yaslanmaya ve buradan beslenmeye çalışıldı. Baykal CHP’si döneminde bir dönem Türkçü ulusalcılık gemisine binmeye çalışan ve Kürt ve Alevi düşmanlığında sınır tanımayan CHP, bir dönem sonrasında bu politika toplum katında pek ilgi görmeyince bir yana itilerek seçimler döneminde oy almak ve iktidara yürümek adına “ halkın istemleridir” gerekçesiyle göstermelik laikliği daha fazla göstermelik hale getirerek, gerici İslam dini ipine sıkıca sarılmaya yöneldiler. Sanki Türkiye’de Türban yasakmış, sanki Onbinleri bulan Kuran kursları yokmuş, sanki tüm okullar zorunlu din dersleri eğitimi yokmuş ve devlet okullarının önemli kısmı imam hatip olmamış , sanki her köyde ve mahallede cami minareleri yükselmemiş, gibi Kılıçdaroğlu dini gericilere kendini kanıtlamak ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oy desteği almak için Türbana yasal zemin yaratma adına, CHP yeni açılım adı altında oy için her yol mubah görülüyor. “Kadınların giyimine, kimsenin karışmaması” adına Türbana yasallık kazandırmaya çalışıyor. “Denize düşen yılana sarılır “ misali Kılıçtaroğlu’nun CHP’si Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlerde başarıyı garantilemek adına her yolu mubah görüyor. Dün “laiklik düşmanlığıdır ” diyerek eleştirip karşı çıktıkları şeyleri, bugün toplumun yüzde “99 Müslüman’dır” diyerek dini gericiliğin toplum nezdinden yaygınlaştırılması için Türbanın yasallaştırılması , Kuran kurslarına devletin önderlik yapması , zorunlu din derslerine devam edilmesi, diyanetin devlet denetiminde sürmesi ve her mahallede “ Mahalle evleri ” aracılığıyla İslam dininin yayılmasını ve mahallerin kuşatılarak toplumun hızla İslam dininin etkisi altına çekilmesine onay veriyor. Mahallelerde açılan Kuran kursları, çocuklarını Kuran kursuna göndermeyen aileler ve aleviler üzerinde baskıyı güçlendirdiği bilindiği ve her yerde Cemaatlerin, Tarikatların etkinlik kurduğu, küçük çocukların dinsel eğitim yoluyla politik İslam’a militan devşirildiği Türkiye’de, Alevi ve Kürt kökenli Kılıçtaroğlu eliyle, İslam dininin her alanında gelişmesinin yolu döşeniyor. Böylece göstermelik hale gelmiş-getirilmiş laiklik tümüyle göstermelik hale getiriliyor. Kılıçtaroğlu önderliğindeki CHP ile AKP’siz, AKP dönemi hazırlığı yapılıyor. Bunun için AKP’nin elindeki din silahının alınması amaçlanıyor. 6. masada yeterince güven alamayan Kılıçtaroğlu, bu durumu açmak için, kendisi yönetimindeki bir iktidarda dine dokunulmayacağı ve AKP’yi aratmayacağı yönünde pratik duruş göstermek istiyor. Aslında AKP’nin 20.yıllık iktidarı politik İslam’ın bir çok bakımından toplumsal sorunlara yanıt olmadığını açığa çıkardığı koşullarda, Kılıçtaroğlu eliyle dinci gericiliğin yeniden parlatılmaya çalışılması, emekçilerin ve gençliğin dini gericilik yoluyla zehirlenerek,AKP’ siz 6. ittifakın iktidar döneminde AKP’nin dini gerici politikaların sürdürüleceği sözü veriliyor. Hatırlanırsa Kılıçdaroğlu’nun Türbana yasal zemin-sanki yokmuş gibi- yaratma çıkışı geçmişte CHPli belediye başkanlarını ‘her mahalleye Kuran kursu’ projesini hatırlatıyor. Peki geçmişte CHP’ nin ‘Mahalle Evleri’ kapsamında Kuran kursları açma projesi kime yaramıştır? Aslın sanki zorunlu din dersi yokmuş gibi , Kuran’ın doğru bir biçimde, yasalara uygun olarak öğretilmesinin herkesin önceliği olması gerektiğini savunan CHP, Kuran’ın ‘yaşı uygun olan çocuklara yasalara uygun olarak Diyanet İşleri Başkanlığı’nın işbirliğiyle doğru bir biçimde Anayasa’ya ve devletin temel değerlerine karşı olmayan bir şekilde’ öğretilmesini savunuyordu. Peki gerçekten de CHP uzun yıllardan bu yana, devletin denetimin Diyanet İşleri Başkanlığı önderliğinde adeta toplumu bir ahtapot gibi saran dini eğitim ve propagandanın yetersiz kaldığını, kadınlara özgürlüğü değil köleliği ve erkeklerin gereksinimlerine göre dayatılan Türban özgürlüğün ifadesi olarak gösteriliyor. Yani Kılıçtaroğlu Kürt ve Alevi birisi olarak “Kuran’ın ruhunu“ yaşatmaya çalıştığını tanıtlamaya çalışıyor. Hemde yanı başımızda İran’da kadınların zorla Türbana sokma dayatmasına karşı direniş bayrağının açıldığı bir zamanda kadınların Türbana sokulması için yasal zorunluluk gündeme getiriliyor. Peki ne adına ? AKP’nin elindeki Türban aracını alma ve AKP’siz AKP’nin yola devam etmesi adına. Altılı Masa Kılıçtaroğlu eliyle, topluma gerici İslam dini devlet denetiminde zerk edilmeye ve laikliğin çimentosu olarak gösterilen Aleviler, bir Alevi olan Kılıçtaroğlu eliyle asimile edilme hedefleniyor. Doğalında din ve devlet işlerinin birbirinden ayrışması, tüm din ve inançlara eşit mesafede yaklaşması ve hiçbir din ve inanca destek olmaması gerekirken, T.C. Devleti Diyanet İşleri Başkanlığıyla İslam dini resmi devlet dini olarak görülmekte ve yüz binleri bulan kadrosu ve milyarları bulan bütçesiyle toplum İslam dini doğrultusunda eğilip-bükülmeye çalışlıyor. Kılıçtaroğlu geçmiş dönemde yani İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı olduğu dönemde “İsmailağa cemaatini de ziyaret edip, bana neden oy vermediklerini soracağım” demişti.Kılıçtaroğlu ,”geçmişte bizde yanlış yaptık ” diyerek, hem laik demokratik bir devleti savunduğunu iddia ediyor, hem de laik demokratik bir devletle alakası olmayan devlet denetiminde dinin mahallelere kadar yayılmasını ,Türbanın yasal olmasını önererek devletin din işlerine karışmasını ve devletin resmi dininin olmasını savunuyor. Demek ki CHP, gerçekten de laikliği savunmuyor. Sahte laiklikle yığınları aldatan CHP aslında hiç bir zaman gerçek anlamda laik demokratik bir cumhuriyeti savunmamıştır. AKP’den tek farkı dinin devletin kanatları altında yapılmasıdır. Elbette bu yaklaşımla CHP’nin şeriatçılığa karşı çıkıp , mücadele ederek devlet işlerinin din işleriyle ayrışmasını savunması ve AKP’nin ılımlı İslam toplum modeli projesine karşı durması mümkün olamaz.20 yıllık AKP iktidarı Türban sorunu, bilinçli bir zamanlamayla gündeme getirmiş ve Türbanı adım adım önce üniversite ve ardında ilkokullara ve devlet dairelerine kadar yayılmasının önünü açıp, yığınları yedekleyerek, ılımlı İslamcı çizgide bir adım daha ileriye atmak da önemli bir mevzii kazanmıştır. Kuşku yok ki, Türban tartışması AKP ile Kemalist laikçi güçler arasında süren egemenlik mücadelesinde bir eşik olmuştu. Tarihsel bağlamda ele alındığında, din ve laiklik arasındaki çatışma, insanlığın ileriye doğru attığı adımlardan biridir. Akılcı düşüncenin, bilim ve teknolojinin, insanın düşünsel ve kültürel gelişiminin önünde engel oluşturan, kadını erkek karşısında sefil bir varlık olarak biçimlendiren, dün feodal bugün Kapitalist burjuva sınıfların egemenlik araçlarından biri olarak dine karşı mücadele, bugün devrimci proletaryanın omuzlarında yükselen ve kilise-ilahiyat-imam hatip-medrese eğitimi ile laik eğitim arasında süren bir savaşım olarak kendisini ifade etmektedir. Devrimciler olarak laik kazanımların korunup ileri taşınmasında nerede duracağız? Sorun bir nokta da burada da düğümleniyor. Haliyle Türbanın CHP eliyle yasal hale getirilmesi çabası ve tartışmalar, dini gericiliğe ve dini ideolojiye karşı mücadelenin güncel bir görev olduğunu bir kez daha açığa serdi. Bu işin nasıl, niçin, hangi araçlarla yapılacağının bilinmesi, bu doğrultuda kitlelerin eğitilmesi ve kadınları erkeklerin gereksinimine göre, giyinme-kapanma dayatmasının bir göstergesi olan Türban kadınlara özgürlük getirdiği yalanını elimizin tersiyle iterek gerçekten kadınlara özgürlük getirecek işçilerin ve emekçilerin devrimci laik-demokratik bir iktidarı için mücadele yürütmeliyiz.