THKO’nun Savaşçıları Sinan Cemgil, Alpaslan Özdoğan, Kadir Manganın Nurhak Dağlarında Yaktıkları İsyan Ateşi Devrime kadar yanmaya devam edecek..!

“dört bir yana haber salsam,

öldü desem inanır mı?

dağlar bana geri verin

kadir’imi, sinan’ımı…

jandarma kurşunu çaldı,

canımı tenimden aldı

nurhak’a abide kaldı

dağlar aldı selamımı…

nurhak sana güneş doğmaz,

uçan kuşlar yuva kurmaz

dökülen kan, yerde kalmaz

soracağız hesabını…

böyle kalır sanma devran,

yola devam eder kervan

öldü sinan, doğdu sinan

omuzladı silahını…

HASAN HÜSEYİN KORKMAZGİL”

Tarih yaprakları 31 Mayıs 19712i gösterirken THKO’nun savaşçıları Sinan Cemgil, Alpaslan Özdoğan ve Kadir Manga Kürecikte konuşlanmış olan Amerikan üssünü basmak için giderken bir ihbar sonucu İnekli köyünde kuşatılarak katledildiler.

31 Mayıs 1971 yılında Nurhak dağları 3 devrimcinin acısıyla yasa büründü. Bölge halkları, kendilerinin eşitliği ve özgürlüğü için dövüşen Sinan Cemgil, Alpaslan Özdoğan ve Kadir Mangayı kalplerine gömülürken, faşistlere karşı da kabaran bir kinle doldu.

Nurhakta bu üç yiğit devrimci korkusuzca ölümü kucaklarken, sayısız devrimcinin doğması için tohumlar ekiliyordu toprağa. O günlerde estirilen faşist terör kampanyası, mücadeleye olan bağlılığı ve alttan alta yeşeren kıvılcımları boğmaya yetmedi.

Nurhaka abid ekalan Sinan Cemgil, Alpaslan Özdoğan ve Kadir Manga katledilmenn 50.yılında kavgamızda yaşıyorlar.

SİPER YOLDAŞLIĞI KAYPAKKAYA VE SİNAN CEMGİL:

 ”İHBARCI MUHTARI CEZALANDIRMAYA BİZZAT KENDİM KARAR VERDİM“

İbrahim Kaypakkaya’nın ihbarcı muhtar Mustafa Mordeniz eylemiyle ilgili Dersim’de arkadaşlarına şunları anlattı.

“Faşistler şimdiye kadar ülkemizde 100’e yakın devrimci’yi yok etti. Bunların büyük çoğunluğu canlarını, kahramanca çarpışarak, halkın kurtuluş davasına bağışladılar. Halkımızın zulme karşı yükselen hıncı, evlatlarının dökülen kanlarıyla daha da arttı.

Bizler yaşadığımız sürece yoldaşlarımızın ve bütün yurtseverlerin faşizme karşı verdiği cesur ve kararlı mücadeleyi yürütmekle görevliyiz: Bugün, faşistlerin amacı halkımızın örgütlü gücünü kan ve ateşle boğmaktır. Faşistler bu amaca ulaşmak için bütün olanaklarını seferber ederler. Halkın sefaletini kullanarak, para vadetmek sureti ile vicdanını ve şerefini para ile satan geri unsurları muhbirciliğe teşvik ederler. Sinan Cemgil’in komutasındaki devrimci grubu bu tip muhbirlerin yardımı ile yoketmek istediler, fakat bütününü yok edemediler. Onlar Gölbaşı dağlarında faşist saldırganlara karşı az bir kuvvet ile kahramanca çarpıştı.

Faşistler onların cesetlerini, halka gözdağı vermek için, soyarak, Gölbaşı’nın içine getirdiler. Burjuva basını teşhir görevini resimlerle yürüttü. Birkaç gün sonra da muhbirlere ve saldırganlara paralar dağıtıldı. Ama faşistlerin ellerindeki silah ters tepti. O bölgenin köylüleri başta olmak üzere Türkiye’nin çileli halkı bu cinayeti lanetledi.Ben o bölgede çalıştığım için halkın tepkisini bizzat yakından gördüm. Halk zalimlerin ve onların politikasına alet olan hainlerin mutlaka cezalandırılmasını istiyordu.

Bunun üzerine, halkın bu isteğini yerine getirmek için katliama birinci derecede sebep olan ihbarcı muhtarı cezalandırmaya bizzat kendim karar verdim. Mayıs ayı ortalarında halk bizlere, ihbarcının bölgede otorite kurmaya çalıştığını, kiralık adamlar bulmaya heveslendiğini ve yeni yeni kirli oyunlar çevirdiğini haber verdi.


Buna göre ihbarcı muhtar:

1- İnancı için değil, sırf para almak için üç devrimcinin öldürülmesine birinci derecede sorumlu idi.

2- Özel kini olan (köylülerden İntikam almak için, onları devrimcilerle ilişki kuruyor diye gerçek dışı beyanlarda bulunmak sureti ile ihbar etmek yoluna sapmıştı.

3- Kahvelerde, meydanlarda, devrime ve devrim şehitlerine açıkça küfrediyor; bu konuda kendisini ikaz eden köylüleri ise ihbar etmek tehdidi ile korkutuyordu…» ( TKP (M-L) Davası Tutanakları)

KAYPAKKAYA’NIN Sinan Cemgil grubu hakkında yazdıkları…

Bölgede, halkın en yakından tanıdığı ve etkilendiği hareket THKO’dur, özellikle de Sinan Cemgil grubudur. 1971 ilkbaharında bölgenin dağlarına gelip, kendi deyimleriyle “kır gerillası”nı başlatmaları, dağlarda aç kalmaları, soğukta yatmaları, hatta bu yolda üç ölü vermeleri, silahlı mücadeleye büyük bir özlem duyan halkı derinden etkilemiştir ve kedere boğmuştur. Köylüler Cemgil ve arkadaşlarının hareketini silahlı mücadeleye duydukları özlemin somut bir ifadesi olarak görmüştür. Halkın çoğunluğu Cemgil ve arkadaşlarının kendileri için öldüğünü düşünmektedir. Bu yaz, bir ihtiyarın ölümü üzerine toplanan köy kadınları, ölüyü fırsat bilerek, akşama kadar Sinan, Niyazi, Battal ve Cevahir üzerine ağıt yakıp gözyaşı döktüler. Şimdiye kadar çocukların birçoğuna Sinan ismi konmuştur. Bununla beraber THKO’nun da halk üzerindeki etkisi uzak bir sempatiden oluşmaktadır ve bu sempati örgütlü ve kalıcı bir hale getirilmiş değildir. THKO’nun örgütlenmesi zaten belirli ve disiplinli bir örgütlenme değil, anarşist bir örgütlenmedir. Ne tüzüğü, ne programı vardır, ne de saflarına katılanlardan ideolojik bir birlik istemektedirler. Gruplarına katılan herkesi kendilerinden ve örgüt üyesi saymaktadırlar. Böyle bir örgütlenme, böyle bir birlik elbette kalıcı olmaz ve olamamıştır. Halkın çoğunluğunun Deniz- Sinan grubuna duyduğu sempati, bunların örgütüne ve siyasi çizgisine duyulan bir sempati değil, genel olarak devrime ve silahlı mücadeleye duyulan sempatidir. Onların örgütüne ve siyasi çizgisine bağlılık gösterenler, üç-beş köylüyü geçmez. Ayrıca THKO hareketinin kesin yenilgisi birçok köylünün kafasına, bunların tuttuğu yolun yanlış olduğu bilincini yerleştirmiştir. Gençlik içindeki taraftarlarının çoğu kararsızlığa düşmüş ve başka saflara geçmiştir.

Bölgenin ileri durumdaki köylü devrimcileri, Sinan’ların halkın düşüncesini almadan işe giriştiğini, halktan gizlendiğini, böyle davranmakla hata ettiklerini söylüyor. Halkın çoğunluğu şu düşüncede birleşiyor: Dağda mağaralarda değil, köylerde kalacaklardı. Köylere yerleşip, gizlice çalışarak halka fikir vereceklerdi. Halk da silahlı mücadeleye hazır duruma geldikten sonra başlanacaktı. Köylülerin bazıları, “yardım edelim, gerekirse biz de katılalım” düşüncesiyle kendilerini günlerce aramış, bulamamışlar, bulanlara ise Sinan ve arkadaşları “bizimle görüşmeyin, daha iyi olur” diye uyarıda (!) bulunmuşlar. Köylüler, onların bu tutumlarını da doğru bulmamaktadırlar. Köylülerin eleştirileri tamamen doğrudur. Sinan ve arkadaşları, gerçekten de halktan kaçmışlardır. Kitleler içinde en ufak bir faaliyetleri, onları mücadeleye katmak için en ufak çabaları olmamıştır. Sadece birkaç eve ekmek sağlamak ve yatmak için uğramışlardır. Köylülerden sağlanan yardım, tamamen köylülerin kendi çabalarıyla gerçekleşmiştir. Bunun nedeni nedir? Bunun nedeni Sinan ve arkadaşlarının ideolojik ve siyasi çizgilerindeki sakatlıktır; onların burjuva subaylarının darbesine ve burjuva reformculuğuna bel bağlamalarıdır. Bunlar, köylülerin ve işçilerin silahlı mücadelesiyle değil, subayların darbesiyle devrimin (!) başarıya ulaşacağını düşünüyorlardı. Kendileri de sadece böyle bir darbeye ortam hazırlayacaklardı. Bu yüzden de köylüleri örgütlemeye ne gerek görüyorlardı, ne de gereksinim duyuyorlardı. Yine bunların örgütsel bakımdan bağlılıkları olmasa bile, ideolojik bakımdan en çok beğendikleri ve benimsedikleri çizgi M. Belli’nin revizyonist, reformcu çizgisiydi. 


Birçok olay, bunların pratik faaliyetlerden tutun da 12 Mart Muhtırası üzerine silah bırakma tartışmalarına ve mahkemelerdeki ifadelerine kadar herşey bu söylediklerimizi doğrulamaktadır. 
Şu noktayı kavramakta da yarar vardır: Bu derece kitlelerden kopuk bir hareket bile, egemen sınıfların zorba güçlerine karşı silaha sarılmış olduğu için, halkı etkileyebiliyor, onun sevgisini kazanabiliyor. (İbrahim Kaypakkaya-Kürecik raporu’ndan)