Tarihimizde Öğrenerek İlerleyeceğiz: “İzmir Ölüm Yürüyüşü” Bir Direnişinin Öğrettikleri “ ve Hareketimizin Önderliği..!

İşten atılan İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 280 işçisinin 7 Ocak 1992yılında  başlattıkları “Ölüm Yürüyüşü”, oldukça ağır koşullara rağmen tam 28 gün sürdükten sonra, sendika ağa ve bürokratlarının ihanetiyle istenmedik bir şekilde” sonuçlanmış”tı. Tam 600 km kilometre süren “ölüm yürüyüşü”, yalnızca komünist hareketimizin önderliğindeki bir direniş olması nedeniyle değil, aynı zamanda ve bununla birlikte özellikle siyasi kazanımları bakımından da büyük bir öneme sahiptir.  Elbette İzmir belediye işçilerin 93 Ocak ayında örgütlemiş oldukları ölüm orucu eylemiyle işçilerin talepleri genelde kabul edildi ve eylem yenilginin ardından başarıyla sonuçlandı.   Peki Ölüm yürüyüşüne nasıl gelindi.. “Ölüm yürüyüşü”nü 26 Ağustos 1991yenilgisi hazırladı. Yenilgi süreci ve sonrası, işçiler için bir okul oldu. Mücadele onları da eğitti. İlk komite ve İşkolu hareket grubu, bu süreci doğru değerlendirdi, çıkardığı dersleri daha başta öncü işçiler gelmek üzere işçilerin eğitiminde birer silah haline getirdi. Çok yönlü ve sistemli bir çalışma yürüttü. Alışıla gelmişin dışına çıkarak, pek çok aracı verimli bir tarzda kullandı. Burada özellikle işçilerdeki mücadele eğilimine ilişkin yerinde gözlemlerin varlığı, “Ölüm yürüyüşü”nü zamanında yakalayıp formüle edilmesini sağladığı gibi, kadro ve taraftarlarımızın duyarlılık ve girişkenliğini de sürekli kamçılayan bir öge oldu. Yaşam, mücadele etmenin ve diretmenin dışında hak almanın ve onları koruyup geliştirmenin bir başka yolu olmadığını işçilere gösterdi. Çoğunluğu siyasal bakımdan gericiliğin etkisinde olmasına rağmen, işçi kıyımına, işsizliğe ve sonuçlarına karşı mücadele bilinci onları direnişe çektiği gibi, öncü işçilerin etrafında birleşmelerini de sağladı Öncü işçilerin önemli bir deney ve bilinç birikimine sahip olması, özellikle öncü işçilerden oluşan örgütlüklere komünistlerin damgasını vurması harekette önemli bir sıçrama yarattı. İşçileri birliği ve kararlılığı sendika ağa ve bürokratlarına “ölüm yürüyüşü” kararı aldırdığı gibi, bu kararın yaşama geçirilmesini de sağladı. Direnişe TKP-ML Hareketinin önderlik etmesi, 28 gün başarıyla sürmesini de getirdi. Yürüyüşteki çok hassas dengesi vardı ve bu sürekli mücadele halindeydi. Biryandan sendika ağa ve bürokratlarının damgasını vurduğu reformcu uzlaşıcı cephe, bir yandan komünistlerin damgasını vurduğu direnişçi cephe. Birinci siyasal olan ve sendikaların damgasını vurduğu Tertip Komitesi’nde, Öteki de Yürüyüş Komitesi ve Devrimci İşçi Konseyi’nde ifadesini buluyordu. Bu başlıca iki güç arasında geniş ve duruma göre dalgalanan bir ara kesim vardı. Gerçekte yürüyüşü sürekli ileri götüren, işçilerin direnişçi çizgide birliğini sağlayan, sendika ağa ve bürokratlarının hile ve oyunlarını boşa çıkaran ve önderliği fiilen elinde tutan komünistlerin damgasını vurduğu Yürüyüş Komitesi ve daha geniş bileşimiyle de Devrimci İşçi Konseyi idi. İkincisi, direnişin ilerleyen günlerinde oluşturuldu. Bunda amaç, Yürüyüş Komitesi’nin konumunu daha da güçlendirmek, devrimci işçilerin birliğini sağlamak ve sendikacıların hile ve oyunlarını boşa çıkararak, etkisizleştirmekti. Konsey kendi basın sözcüsünü seçti. Yine legal devrimci basın platformunun harekete geçmesini sağlamak ve DKÖ’ni harekete geçirerek destek eylemlerini geliştirmek ve yürüyüşe özellikle Polatlı’dan itibaren katılımı güçlendirmek amacıyla temsilciler seçip gönderdi. Böylece, hem yürüyüşteki güç ilişkisi ve hem de sendikacıların olası hile ve oyunları göz önünde tutularak, içteki devrimci örgütlülük daha da geliştirildi. Bu durum, Tertip Komitesi karşısında, Yürüyüş komitesinin konumunu daha da güçlendirdi. Nitekim zaman zaman güç denemeleri de oldu burada Yürüyüş Komitesi’nin ağırlığı açıktan görüldü. Yürüyüş Komitesi, ara güçlerin varlığını sürekli taktiklerinde hesaba kattı. Onlara sürekli güven vererek uzunca bir süre yanına çekmeyi başardı. Komünistlerin çok yönlü çalışmaları bunu daha da pekiştirdi. Kitlelerin durumu ve mevcut farklı eğilimler çok iyi biliniyordu. Yoldaşlarımız bu durumun bilinciyle,, hem yürüyüş boyunca ajitasyon çalışmasına büyük bir önem verdiler, direnişçileri ziyaret ederek dayanışmayı yükselttiler, hem de özellikle işçi ailelerini harekete geçirerek bu yolla da direnişçilerin moralini geliştirdiler. Destek eylemlerinin geliştirilmesi, özelliklede Polatlı’da kitle katılımının arttırılmasında da yoldaşlarımız çok önemli roller oynadılar. Komünistlerin önderliğinde direniş ancak 28 gün sürebildi. Bu, hemen her bakımdan çok zorlu bir süreçti. Bir yandan faşizm ve sermayenin yoğunlaşan saldırıları, bir yandan da sendika ağa ve bürokratlarının hile ve oyunları aşıla aşıla büyük bir kararlılık ve özveriyle örüldü 600 KM’lik ve 28 günlük direniş. Burada komünistlerin önderliği baş koşuldu. Ama ne zaman ki, komünistler önderliği 28. günde elden kaçırdı ve gelişmeler onların gücünü aştı, o zaman direniş de istenmedik bir şekilde “son” buldu. Kuşkusuz bunda güç ilişkileri belirleyici oldu. Komünistlerin ve ileri işçilerin gafil avlanmaları, en fazla duyarlı davranmaları gereken bir yer ve zamanda duyarlılığın zayıflaması, o anda somut bir saldırının beklenmemesi, Yürüyüş Komitesi ve Konsey’in gelişme ve duruma müdahale edebilecek konumda hazır beklemesi, direnişçi kitlelerin dağınık halde ve otobüslerde tecrit bir durumda olması vb. bütün bunlarda bu nesnel zemin üzerinde etkili oldu. Sendika ağa ve bürokratlarının Yürüyüş komitesini dışlayarak, birkaç kafadarıyla birlikte sözüm ona oluşturduğu “işçi temsilcileri”yle hükümetle işçi çıkarlarının aleyhine kötü bir anlaşma imzalamaları bu koşullarda ve silahların namlusu altında ekili oldu. Gerçekte “hükümet sözü”nün ötesinde hiçbir şey yoktu bu anlaşmada. Burada “an”ın şaşkınlığı ağır baskı ve kitlede hızla çözülme eğilimi egemen oldu. Yoldaşlarımız, önce direnme çağrıları yaptılar, etkili olamadıklarını gördüklerinde de bilinçli geri çekilme yolunu tutarak, Polatlı’da güçleri toparlayıp yeniden direnişi sürdürmeyi öngördülerse de, bunda başarılı olamadılar. Artık ok yaydan fırlamıştı. Direnişin bu şekilde sonuçlanması, sendika ağa ve bürokratlarının gerçek yüzünü bir kez daha gösterdi. Ne zaman ki onlar, inisiyatifi ele geçirdiler, gerçekte bu, direnişin de” sonu” oldu. Onlar, sınıfı bir kez daha satmışlardı. Eylemin başarı ve kazanımlarının korunup geliştirilmesinde devrimci/komünist önderliğin zorunluluğu bir kez daha görüldü. Sendika ağa ve bürokratları, faşizm ve sermayeyle uzlaşma ve işbirliği yolu nu tutarak, sınıfın saflarında başarısızlık ve yenilginin sorumlusu ve kaynağı olduklarını bir kez daha gösterdiler. Bu durumda sınıf sendikacılığının önemi daha da artıyor. Direniş, 28. gününde Ankara varoşlarına dayanmışken hükümet ve sendika ağalarının anlaşmalarıyla sonuçlandı. Hükümet, atılan işçilerin işe alınacağı ve 17. madde de gerekli değişikliğe giderek yeni bir yasanın yakında hazırlanıp Meclis’e sunulacağını açıkladı. Bu, önemli bir geri adımdı. Hükümet ve sendika ağaları, Ankara’da büyük kitle sel gösterilerin olacağından, yeni bir işçi dalgasının patlak vereceğinden özellikle korkuyorlardı. Direnişin gücü, sorunu hükümetin gündemine soktu ve geri adım atmasını sağladı. Özellikle siyasal kazanımları gözönünde tutulursa, direniş esasen hedefine varmış bulunuyor. Direniş, işçi kıyımına, işsizliğe ve sonuçlarına karşı mücadele yolunu gösterdi ve yeni güçleri mücadeleye çekti. Yeni bir işçi dalgasının fitilini ateşledi. Ama sınıf hareketinin durumu yeni bir dalganın patlak vermesine elvermedi. Burada en büyük engelin sendika ağa ve bürokratlarının pasifikasyonu ve etkisizleştirmesi olduğu bir kez daha görüldü. Bununla birlikte sınıfın saflarında dayanışma, bilinç ve kararlılığı da hala çok zayıf. Direnişin en büyük dezavantajının bu olduğu da söylenebilir. bu da, komünistlere sürekli artan yeni ve daha geniş çaplı görev ve sorumluluklar yüklüyor. Direniş, komünist Hareketimiz’e de çok şey kazandırdı. İşçiler ve aileleriyle somut ve oldukça yoğun bağlar kurduk. Siyasal etkimiz ve devrimci güçler arasındaki prestijimiz daha da büyüdü. Direniş öncesi ve sırasında İl komitesi ve İşkolu Hareket Grubumuz yoğun sistemli bir çalışma içerisine girdi, çalışmalarda her adım birbirini tamamladı,. Bu öncü çalışma  rolümüzü arttırdığı gibi, atılan adımla parçada kalmamasını ve daha etkili olmasını da sağladı. Bu çalışmalar, Hareketimizi, direnişin ve direnişçi aile destek eylemlerinin öncüsü konumu yükseltti. Direniş süresince On binlerce bildiri, özel sayı gazete dağıtıldı, yaygın bir pullama Kuşlama yapıldı. İşçi ailelerine yöne çok sayıda toplantı oldu, yoldaşların tarafından oluşturulan İşçi Aileleri Dayanışma Komitesi, ailelerin destek eylemini bizzat organize etti ve yönettiği geçiş süresi boyunca pek çok yoldaş, birer ajitatör gibi çalıştı, yoğun bir ajitasyon yapıldı. Yetenekli ajitatörlere ihtiyaç, bütün bir direniş boyunca hissedildi. Harekete sistemli müdahale bakımından yetenekli ajitatörlerin oynayacağı pratikte daha iyi görüldü. Yoldaşlarımızın her düzeyde birleştirici olmaları da direnişteki işçilere ve devrimcilere örnek oldular, birliğin mücadele içerisinde nasıl sağlanacağının yolunu gösterdiler. Ayrıca yurtdışındaki yoldaşlarımızın toplayıp gönderdikleri 15 milyon TL’lik yardım da, çalışmalarımızı güçlendiren ek bir öğe oldu. Bu paranın5 milyonu işçi ailelerine dağıtılırken geri kalanıyla da aileleri Polatlı’ya götürmek için otobüsler tutuldu. Sendika ağa ve bürokratlarının bir engeli de bu şekilde aşıldı. Başarılı bir direnişin ardından, işçileri ve komünist Hareketimiz’i şimdi yeni görevler bekliyor. Hükümet “sözü”nü tutmazsa, işçiler ve aileler yeni eylemler geliştirmenin hazırlığını yapıyorlar. Örgütümüz de, burada üzerine düşeni yapmaya çalışıyor şüphesiz. Bu yeni durumda, kurduğumuz ilişkilerin, artan ve yaygınlaşan siyasal etkimizin örgütlü bir güce dönüştürülmesi, ki nitekim 93 Ocak başında işten atılan işçilerin ölüm orucu eylemini başlatmalarında hareketimiz öncü rolünü oynadı ve ölüm orucu Ankara’ya taşınarak  yarım kalmış olan ölüm yürüyüşünün talepleri esas olarak kabul ettirildi.  Ölüm Yürüyüşü Kazanımla Sonuçlandı..!92 Martında başlayan “Ölüm Yürüyüşçüleri”nin “Ölüm Orucu” direnişi yeniden başladı. İşten atılan işçiler 14. Gün devam eden ölüm orucu eylemi işverene geri adım attırarak  başarıyla sonuçlandı. İşten atılan İzmir Büyük Belediyesi işçileri, çevre belediyelerinde işe alındı. Bu, “ölüm yürüyüşçüleri”nin ve başından itibaren bu eyleme damgasını vuran, önderlik eden komünist Hareketimiz’in önemli bir başarısıdır, Demirel’in önderliğindeki faşist koalisyon hükümeti, “ Ölüm Yürüyüşü” direnişi Ankara varoşlarına dayanmışken, sendika ağa ve bürokratlarının da yardımıyla eylemin önüne geçerek daha fazla büyümesini önlemişlerdi. Dahası işçilere verilen sözlere bağlı kalınmayarak belediye işçileri oyalandı. Ama bunda da başarılı olamadılar ” İl Komite’miz ve Belediye İşkolu Hareket grubumuz bu süreci de iyi değerlendirdi. “Ölüm Yürüyüşü”nün dersleri ve kazanımlarını sistemli işleyerek, işçileri siyasi bakımdan canlı tutmaya ve sorunu gündemleştirmeye çalıştı ve bunda başarılı da oldu. “Ölüm Orucu” direnişi öncesi ve sonrasında geliştirilen eylemliliklere ve örgütlenmelere de damgasını vurdu. Hükümetin taktiğini sürekli olarak teşhir eden yoldaşlarımız, sendika ağa ve bürokratlarının etkisizleştirme çabalarını da boşa çıkardılar. 10 Mart 1992 yılında Ankara Belediye-İş sendika binasında başlatılan açlık grevi direnişi, İzmir’de de başlatıldı. İşten atılan ve “ ölüm yürüyüşü ” deneyimi taşıyan direnişçi işçileri yeniden eyleme çekmede bu daha da uyarıcı oldu. Yoldaşlarımız “açlık grevi” direnişleri içerisinde de canlı ve etkili bir ajitasyon çalışması yürüttüler. “İşçi Aileleri Dayanışma Komitesi”de çabalarıyla eyleme önemli bir destek örgütledi. Ailelerin “açlık grevine  katıl”masın da belirleyici bir rol oynadı. Bu kitleyi İzmir’den Ankara’ya götürmeyi de sağladı. Komite, sendika ağa ve bürokratlarının engelleme çabalarını burada birkez daha mahkum etti. “Açlık Grevi” direnişinin kitlesel geçmesinde de çabalarımız belirleyici bir rol oldu. Sendika ağa ve bürokratları “ölüm yürüyüşü”n de olduğu gibi bu kezde olduğu kadar az bir kitleyle ve etkisiz bir açlık grevi işi kotarmaya çalıştılar sendikanın olanaklarını işçilerinden İzmirden Ankaraya giderek ” ölüm orucu” direnişe katılmaları içi kullandırmalar. Ama yoldaşlarımız çabalarıyla bu da boşa çıkarıldı. Yurtdışındaki yoldaşlarımızın toplayıp gönderdikleri yardımlarla işçilerin kafileler halinde Ankara’ya taşınmaları sağlandı. Bu gelişme karşısında sendika ağa bürokratları geri adım atarak, geride kalan işçilerin yol parasını karşılamak zorunda kaldılar. Böylece direnişin kitlesel boyutu daha da geliştirildi. “Ölüm Orucu” direnişine katılım sürekli arttı. Direnişe 150 kişilik bir işçi ve işçi ailesi kitlesi katıldı. Direnişin canlı bir havada ve kararlılıkla götürülmesinde de yoldaşlarımızın önemli bir rolü oldu. Ayrıca “açlık grevi” direnişi değişik eylem biçimleriyle destekle me ve daha etkili kılma yönünde de örgütümüzün ciddi hazırlıkları vardı. İşten atılan Izmir Büyük Şehir Belediyesi işçileri, “ ölüm yürüyüşü ” ve zorunda kaldılar. Böylece direnişin kitlesel boyutu daha da geliştirildi. “Ölüm Orucu” direnişine katılım sürekli arttı. Direnişe 150 kişilik bir işçi ve işçi ailesi kitlesi katıldı. Direnişin canlı bir havada ve kararlılıkla götürülmesinde de yoldaşlarımızın önemli bir rolü oldu. Ayrıca “açlık grevi” direnişini, değişik eylem biçimleriyle destekleme ve daha etkili kılma yönünde de örgütümüzün ciddi hazırlıkları vardı. İşten atılan İzmir Büyük Şehir Belediyesi işçileri, “ ölüm yürüyüşü ” ve “ölüm orucu” direnişi yolundan zafere ulaştılar. Direndiler ve kazandılar. Bir kez daha tutulacak yolu gösterdiler. Başarıya ulaşmada, komünist önderliğin zorunluluğu, birbirinin devamcısı ve tamamlayıcısı bu iki eylemin şahsında bir kez daha yaşayarak görüldü.

Yaşasın “ Ölüm Yürüyüşü ” Direnişimiz!