Kürtlere Dair Eşitiz, Özgürüz ve Kardeşiz Yalanı Sürüyor.!

Kürt sorunu artık çözülmüş demagojisiyle devletin resmi inkar ve imhacı Kürt ulusunu ve haliyle haklarını yok sayan politikasını izlemeye çalışan faşist gerici Türk aydın ve AKP-MHP, CHP, İyi Parti vb gibi düzen partileri aralarında nüans farklılıkları olsa da aslında Kürt ulusu ve ulusal-demokratik hakları söz konusu olduğunda aynı kulvarda buluşmaktan geri kalmıyorlar. Aslında Kürtlerin istemleri çok somut, Fransız devriminde kabul edilmiş olan Eşitlik, özgürlük, kardeşlik. temel hakların kabul edilmesini, ayrımcılığı ,ötekileştirme ve ,yok sayma politikasının sona ermesidir. .

Örneğin çeşitli ulus ve ulusal azınlıklardan tüm emekçiler kardeş mi.?

Faşist kafatasçı faşistlerden sosyal-demokrat geçinenlere kadar geniş kesim yani Türk milliyetçilerinin Kürt sorunu gündeme geldiğinde “Kürt-Türk kardeştir, ayrım yapan kalleştir” sloganındaki abartılı sertlik, ortada bir kardeşliğin olmadığı apaçık gerçeğini örtmeye çalışmaktan başka bir anlam ifade etmiyor.! Ya “Kürtlerle et ve tırnak gibiyiz” önermesinde demagojiden başka bir anlam ifade etmiyor.ne . Onlarca kürdün Kürtçe konuştuğu ve Kürtçe türkü söylediği yada sırf Kürt oldukları için saldırıya uğrayıp linç edildikleri ve evlerinin yakılıp yıkıldığı ve göçerttirdikleri bir sır değil. Aslında TC devletinin resmi politikası ve onun savunucusu faşist gerici partilere göre en iyi Kürt biat eden, ses çıkarmayan , haklarını aramayan ve ölümü kabul eden Kürt’tü.

Hatırlanırsa IŞİD Kobaneyi işgale yöneldiğinde Erdoğan iktidarı “kardeş” denilen Kürtlere kapılar kapatıldı ve IŞİD’in Kürtleri katletmesine destek olunurken, başka yerlerde gelen Türklere ve şeriatçılara din kardeşlerimiz denerek kapılar sonuna kadar açıldı. ”Demek ki Türkiye de iktidarı elinde bulunduran ve muhalefet olan partilerde dahil burjuva düzen partilerinin “hepimiz kardeşiz” sözleri kocaman bir yalandır..

Yine Türkiye de anayasaya göre herkes eşitmidir?

faşist kontracı gelenekten gelen Asena olarak bilinen ve HDP ile bir araya gelmeyi bölücülüğe destek vermek olan gören, Yİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener Kürtler ve Kürt sorunu söz konusu olduğunda hep aynı cümleyi kuruyor: “Bu ülkenin eşit ve şerefli vatandaşları olan Kürtler…” Şeref bir yana olmaz ama eşitlik söz j konusu olduğunda bunun tümüyle yalan ve gerçekleri ters yüz etmek olduğu bilinmez bir durum değildir.. Zira faşist gerici Türkçü kesimlerin ve anayasanın da bunu onayladığı Türkiyede nüfus olarak sayıca çok olanlar bu ülkenin gerçek, ve tek sahibi olduklarını ileri sürebiliyorlar: Türk, Müslüman, Sünni, .

Buradan olarak tüm ulus ve ulusal azınlıklardan emekçilerin Kürtlerin Rumların, Ermenileri, Arapların, ,Çerkez’lerin Türkler ile eşit oldukları külliyen yalandır- Eşitlik iddiasının asılsız olduğunu saptamak için devlette bürokrasinin önemli yerlerinde, orduda, polis teşkilatında, mahkemler’de Kürtlerin (ve tabii ki Alevilerin, kadınların…) oranına bakmak yeterli. “Görevlendirmelerde kimseye etnik kimliğini, mezhebini vs. sormuyoruz” türü savunmaların hiçbir inandırıcılığı olmadığı da verilerle ortada durmaktadır.

Gelelim hepimiz özgürüz ve kimseye ayrımcılık yapılmıyor yalanına.

Türk, Müslüman ve Sünni değilseniz devlet için potansiyel tehlike taşımaktasınız ve sizin için özgürlük devletin bekasını tehlikeye düşürmektir. Burjuva yazar çizer takımı ve politik partiler, belli yaşa gelmiş herkesin oy kullanma hakkını özgürlük olarak gösteriyor. Oy kullanıyorsanız ya daha ne istiyorsunuz diyerek özgürlüğü oy kullanma hakkıyla sınırlıyor. Örneğin devlete rağmen demokratik kitle örgütlerinin başına seçimle gelen yada Kürtlerin-devrimci-demokratların oylarıyla seçtiği milletvekilleri, belediye başkanları sudan bahanelerle görevden alınıp, hatta içeri atılıp yerlerine kayyum atanıyor. Kürtleri temsil etme iddiasındaki partiler peş peşe kapatılıyor, siyasetçiler tutuklanıyor, zindana kapatılıyor. sistem dışı faaliyet yürüten demokratik kurumlar kapatılıyor yada yöneticileri hayali gerekçelerle, “devletin bekası” demagojisiyle içeriye atılıyor.

Bütün bunları “terörle mücadele” üzerinden meşrulaştırma çabaları en azından devrimci, demokrat, Alevi ve Kürtler nezdinde karşılık bulmuyor. açıktan ayrımcı faşist ırkçı yasaların uygulamada olduğu ve Kürt ulusunun ve Alevilerin inkar edildiği bir ülkede özgürlüklerden bahsetmek, havanda su dövmek anlamına gelir.

Nitekim çözümü gündemde olan Kürt sorununun T.C devletin inkar ve imha politikasında ısrar etme nedeniyle nasıl çıkmaz içine ittiğini görmek için son günlerde yaşanan bazı olaylara bakmak yetiyor: Aysel Tuğluk yasalara uygun bir şekilde sağlık nedeniyle cezaevinden çıkarılıp ev hapsine alınıyor ama bu olay gündem oluyor, zira Tuğluk Kürt siyasi hareketinin önemli bir ismi. Tuğluk’tan daha önemli bir isim olan Selahattin Demirtaş’ın da, yine mevzuat gereği hasta olan babasını görmek için Edirne’den Diyarbakır’a götürülmesi “Yeni bir çözüm süreci mi başlıyor?” sorularına neden oluyor. İktidar partisi yetkililerinin TBMM’de grubu bulunan tüm partilere yaptıkları anayasa değişikliği önerisi ziyareti HDP’yi de kapsayınca adeta kıyamet kopuyor ya da kopması bekleniyor.

İktidar Altılı Masa’yı “masanın altında HDP var” diye kriminalize etmeye çalışırken masanın önde gelen partilerinden İYİ Parti de her vesileyle Erdoğan’ı HDP ile işbirliği yapmaya çalışmakla suçluyor. Ve herkes (tümü alenen itiraf etmese de) önümüzdeki cumhurbaşkanlığı seçimlerinin kaderinde HDP seçmeninin, yani Kürtlerin belirleyici olduğunda hemfikir.

İstiklal Caddesi’ndeki terör saldırısının hemen ardından Emniyet kaynakları ilk olarak Kürt bir kadın avukatın adını “bombacı” olarak sızdırıyor ve “muhalif” iddialı Zafer Partisi’nin üst düzey bir yöneticisi bu aleni iftirayı fütursuzca yayıyor. Ardından hızlı bir şekilde çok sayıda kişi gözaltına alınıyor. İçlerinde öne çıkan isimlerin hiçbiri Kürt değil ama çok emin bir şekilde saldırıdan PKK ve YPG sorumlu tutuluyor ve cezalandırma amacıyla her iki örgütün Irak ve Suriye’deki mevzileri havadan bombalanıyor ve Kürdistan’ın işgalinde bahane olarak kullanılıyor. Ve Suriye’de Kürdistan’ına yani Rojava’ya yeni bir kara harekatı hazırlığı yapılıyor.

Demek ki Kürt sorunu öncelikle Kürtlerin bir ulus oldukları, ulus olarak ulusal ve demokratik hakları olduğu. bununda Kürtlerin başta anadilde eğitim hakkı olmak üzere kendi kaderini kendi eline alması özerlik yada federasyon temelinde halkçı bir zeminde Kürtlerin eşit, özgür ve kardeşlik istemlerini koparıp alacaklarını gösteriyor.