KP-İÖ’nün KURULUŞUNUN 27. YILINDA ÖRGÜT OLMA BILINCININ DERINDEN KAVRANMASI.!

MLKP-K’nın önderliğinin darbeci tarzda örgütün kolektif iradesini ortadan kaldırması ve örgütü küçük burjuva bir hatta konuşlanmasının ardından başta Leninist parti öğretisi, sosyalist demokrasi, kitle çizgisi, Kürt ulusal sorunu, geçmişin değerlendirmesi vb. gibi bir çok sorunda irade birliğinin işlemez hale gelmesi ve her eğilimin kendi doğrultusunda gelişmesinin ardından 21 Ağustos 1995 tarihinde TKP-ML Hareketinin görüşleri ve değerlerini kendine temel alan bir grup yoldaş. Komünist Parti-İnşa örgütü (KP-İÖ) kuruldu. KP-İÖ doğuşundan itibaren güç ve olanakları ölçüsünde sınıf savaşına müdahale etmeye çalıştı.Elbette KP-İÖ bir çok olanaksız ve olumsuz koşullarda kuruldu. Bir yandan düşmanın sistemli saldırıları öte yandan MLKP önderliğinin sürekli ve sistemlilik arz eden karşı-devrimci ve komplocu saldırıları hareketimizin, örgütlenmesi, sağlamlaştırılması, gelişip güçlendirilmesini ve ileriye doğru hamle yapmasını olumsuz yönde etkiledi. Erkence düşman tarafından vurulan ağır darbeler, bu darbelerin hızla aşılamaması, buna MLKP’nin sistemli saldırılarının sürmesini de eklediğimizde karşımıza olumsuz durumun çıktığını belirtmeliyiz. Yine MLKP-K da kopuş sürecinde MK korkusundan dolayı demokrasiyi yok sayarak örgütlü bir tartışma sürecini engellemesi nedeniyle bir çok kadroya ve tabana ulaşmak yakalanamadı. Aynı zamanda ayrılık sürecinde çok sınırlı sayıda kadro KP-İÖ çalışmalarına omuz verdi. Ayrılıkta KP-İÖ saflarında yeralanların ağırlıklı olarak taraftar kitlesinin olması, haliyle örgüt çalışmasının ete kemiğe bürünmesinin olumsuz yönde etkileyici bir durum yarattı. İdeolojik-politik alanda yakalanan olumlu adımlar maalesef yetişkin kadro sıkıntısı ve mali zorlukların aşılamaması, iki yönden süren karşı-devrimci saldırılar, örgütsel-pratik alanda istenilen başarının süreklilik arz etmesini engelledi. Buna daha sonraki süreçte kendilerini yenileyemeyerek savrulan örgütlü mücadele dışına düşen abbas yolcuları da eklediğimizde, örgütümüzün neden istenilen boyutta bir atılım yapıp gelişmeyi yakalayamadığı daha iyi anlaşılacaktır. Haliyle hata ve yetmezliklerimizi aşmak bakımından kendimize ayna tutmalı ve buradan eksiklik ve yetmezliklerimizle hesaplaşarak ilerlemeliyiz. Komünist hareketin gelişip güçlenmesi için sorunların doğru olarak bilince çıkarılması ve bu sorunların aşılması çabasının planlı bir çalışma dahilinde ele alınması gerekiyor. Bu bakımdan örgütsel alanda hata ve zaaflarımız, tutukluk ve içe kapanıklığın giderilerek gelişme ve ilerlemenin daha nitelikli ve istenen düzeyde olması için kendi tarihimizden öğrenerek ilerlemeliyiz.Kuşku yok ki bu sorunların başında kitle çalışmasında ısrarlı olma ve emekçileri örgütleyip onlara önderlik etmeyle ilişkili sorunlar gelmektedir.Onun ideolojik-politik alandaki düzeyimizin örgütsel-pratik alandaki zaaf ve yetmezliklerimizin aşılmasında başat rol oynayacak olan örgütsel önderliğe ilişkin konu üzerinde durmalıyız.Herşeyden önce birikmiş ve çözüm bekleyen sorunları çözmek için öncelik- hangi sorunlarla ve zorluklarla karşı karşıya olduğumuzun bilinmesi gerekiyor. Bu zorlukların üstesinden gelmek, bunlara karşı doğrudan bir mücadeleyi örgütlemek ve burada cesaretli ve kararlıca yürütmekle olanaklı olur. Örgütsel önderlikle İlgili sorunları çözme işi, “genel olarak önderlik’ten ziyade, somut olarak önderliği örgütlemekle olur. Çalışmalarda pek görülmeyen ama ifade edildiğinde tepkiyle karşılanan “genel olarak önderlik” ve doğmasına neden olan “bürokratik önderlik”, komünist harekette önemli bir tehlike olarak vardır. Burada “bürokratik önderlik”, “genel olarak önderlik” biçiminde yansımaktadır. Bu sorunlar yalnızca yazılı kararlarla, önergelerle ve raporlarla giderilemez. Daha ziyade, pratik çalışmanın sorunları üzerinde somut olarak örgütsel önderlik çalışmasının örgütlenmesinden, siyasal çizginin ihtiyaçlarını karşılayan örgütsel çalışmanın örgütlendirilmesinden geçer. Ve burada önderlik (yerel yönetimler dahil) ve genel olarak kadrolar sorunu çıkmaktadır. Ve irade, eylem birliği, siyasal çizgi ile örgütsel çizginin birliği sorunu çıkmaktadır. Bunlar komünist hareketin sorunlarıdır. Giderilmesi için, ameliyat masasına yatırılmış sorunlardır. Bunları tedavi etme görevi vardır. Bunları başarmaya komünist hareketin gücü yeter, bunun için kendine güveni de vardır. Burada amaçlanan,tüm mekanizmayı sorgulamak değildir. Yazı kapsamında sorgulanması gereken, ilişkilerin örgütlendirilmesi sorunudur. Komünist hareket, gücünü kitlelerden alır. Demekki, ilk elde insanların örgütlemesi gerekiyor, örgütlenme ise, somut pratik bir iştir. Bu “iş”i örgütleyen de insandır. Amaçlar doğrultusunda bir araya gelmiş insan topluluğudur, örgüt kadroları, örgüt çeperi içinde bulunan insanlardan çıkacağına göre, öncelikle çeperde bulunan insanların, örgüt faaliyetine çekilmesi/örgütlendirilmesi, örgütsel çalışmanın vazgeçilmez bir unsurudur. Örgütçünün görevi malzemeyi en iyi şekilde, verimli bir tarzda işlemektir. Burada örgütçüye düşen görevler var:a) Kitleleri örgüt çalışmasına doğru çekmek/yakınlaştırmak, b) örgüt çeperi içinde bulunan insanları, örgüt faaliyetine aktifçe katmak ve kadrolaştırmak. Açıktır ki, bu iki görev birbirini etkiler/tamamlar. Örgüt çeperi İçinde bulunan insanları parti faaliyetine çekmeyen örgütçü(ler), aynı zamanda genel olarak kitleleri devrime çekmeyi de yeterince başaramaz(lar). örgütleme çalışmasının bir yanı, siyasal çizgi doğrultusunda kitleleri mücadeleye çekmekse, diğer yanı da, örgüt çeperi içinde olan insanları partili yapma çalışmasıdır. Burada, partili kadroların tayin ediciliği, örgütsel çalışmanın sürekliliği karşımıza çıkmaktadır. Eldeki malzemeyi yerli yerine ve verimli bir tarzda kullanmada sorunlar var. Dünden bugüne uzanan süreçte tabandan yükselen sesler, azalarak da olsa çıkmaya devam ediyor. Yani bir rahatsızlık var. Bunu gidermek artık acil bir görevdir. Tabanın sesine kulak vermek gerekir, burada bir sorun çıkıyor, örgüt gücü ve kadro potansiyeli, örgüt çeperi içinde olduğuna ve buradan çıkacağına göre, öncelikle kolektif çalışmanın, örgüt çalışmasının vazgeçilmez temel bir görevidir. Denebilir ki, önderler sorunlara yukarıdan bakarlar. Ancak bu yukarıdan bakma işi, sorunları derinlemesine görmeyi ya da somut pek çok hatayı görmeyi engelleyebilir. Yığınlar ise,olaylara aşağıdan bakarlar. Bu bakımdan, yığınların da/ tabanın da görüş açısı bu anlamda sınırlıdır. Sorunların sağlıklı bir tarzda ele alınması/çözümlenmesi için, bu iki deneyimin canlı bir şekilde birleşmesi gerekiyor. Yani, yığınlara yol gösterilecek, ama onlardan da öğrenilecektir. Demek ki, bir örgütçü hem öğretmendir ve hem de kitlelerin öğrencisidir. Yığınların deneyimi ile, kadro deneyiminin birleştiği nokta, örgüt çalışmasının en verimli noktasıdır.Yığınlarla olan ilişkiler, yığınları parti çalışmasına çekmekle anlam kazanır, önderliğin gücü burada yatar. Kitleleri harekete geçirmek, harekete geçen kitleleri devrim rotasına ve örgüt çalışmasına çekmek bir örgütün asli görevleri arasındadır. Bir örgüt ve örgütçü her zaman “yığınlarla bağlantılı, bu bağlantıları güçlendirme, yığınların sesini dinlemeye hazır olmalıdır.”(Örgütlenme Üzerine, s. 43, Stalin)Öncünün buradaki görevi, “an”ın öne sürdüğü görevleri, olanakları, ortaya çıkan güçleri, görevler doğrultusunda harekete geçirmektir. Yaratıcılık burada kendisini böyle ifade eder. Denebilirki, örgütçüler hazır olan kuvvetleri harekete geçiremez, elde hazır olan olanakları kullanamazsa, kitleleri de harekete geçiremez. Kitleleri harekete geçirme işi, bir örgütlenme görevi, öncelikle hazır halde bekleyen potansiyeli hakkıyla değerlendirmek, potansiyel yardımıyla kitleleri uyarmak, devrime ve giderek partiye doğru çekmek, eldeki malzemeyi yerli yerinde kullanmak-değerlendirmek işinin hakkıyla başarılmasına bağlıdır. Yani temel olan örgütlü gücü harekete geçirmektir. Yığın hareketinin genişliği İle örgüt çalışmasının kapsamı arasındaki çelişkiyi gidermek, örgütlü gücü İnatla,sabırla ve dinamik bir şekilde yığınlara doğru yönlendirmekle olanaklıdır.”Hareketin (işçi hareketi -bn-) kendiliğinden temelinin genişliğine kıyasla, devrimci çalışmanın kapsamı çok dardır- (Ne Yapmalı, Lenin, s. 138).Bu belirleme bugünkü gerçek duruma uygundur. Bugün yaygın bir yığın hareketi var. Bunun için de komünistler eldeki güçleri enerjik bir şekilde, örgütlü birşekilde harekete geçirmek sorunuyla karşı karşıyadır. İşte tam da sorun burada başlıyor .Ve zaten asıl sorun da, mevcut ilişkilerin ve gücün nasıl değerlendirileceği ve harekete geçirebileceği sorunudur. Ve buradaki sorun,”bütün güçlerin kullanılması olanağını sağlayan bir çalışma performansının nasıl gösterileceğidir.1-Fikir Oluşturma: Öncelikli mevcut ilişkilerin hazır bir tablosu elde tutulmalıdır. Mevcut güçleri yetenekleri, özellikleri, alanları, çalışma performansı dinamiği, devrimci çalışmaya yatkınlığı hangi alan ve çalışmada yararlı olacağı sorunu kafalarda açık olmalı. Böyle bir kafa açıklığı, bir satranç misali kimin nereye yaradığı/yarayacağı, nereye yerleştirileceği ve hangi göreve getirileceği olanağını açığa çıkarma için gerekli.2. Uygun görevlere Getirmek: Bir kadronun enerjisinden hakkıyla yararlanma ve kadroyu sürekli ileriye çekme işi, aynı zamanda kadronun yetenek ve özelliklerine uygun olarak görevlendirilmesidir. Hem çalışmanın başarısı ve hemde kadronun gelişmesi ve enerjinin heba olmaması için bu gerekli. Uygun olmayan görevler de bulunan kadro, görevlerin gerekleri bakımından başarılı bir çalışma temposu tutturamayacağın dan, kendi gücüne güvensizlik duyar ve giderek başarısız olur. Oysa burada kişi başarısız değil, onu başarısız kılan uygun olmayan görevlendirmelerdir. Ve kesinlikle bundan kaçınılmalıdır. Uygun görevlere getirmek, kadroyu görevlerin gereklerine göre yetiştirip,ihtisaslaşmasını sağlamak ve buna uygun örgütlerin yaratılması önemlidir.Kadroyu yeteneklerine göre görevlendirme işi, Leninist kadro politikasının bir gereğidir. Bunun doğru bir tarzda yapılması, kadronun çok yönlü ve bütünlüklü olarak tanınmasından geçer.3. Denetim: Kadroyu görevlendirmek yetmez. Dahası her gün önderlik etmek ve çalışmaların sonuçlarından yola çıkarak denetlemek,çalışmaların artan bir tempoda yürümesi için bu gerekli. “Görevlerinin yapılıp yapılmadığını sınamak, bunları sadece yazı hanede ve sadece resmi raporlara göre değil de, ilkin ve her şeyden önce pratiğin gerçek sonuçlarına göre çalışma yerinde sınamak demektir.” (Örgütlenme Üzerine, s. 35-36,Stalin)Yalnızca yukarıdan bakılarak ve sadece sonuçlara bakılarak yapılan denetim çalışması yeterli değildir, elbette bu da gerekli, ama daha ziyade ve en önemlisi, aşağıdan denetim ve yerinde denetim en etkili denetim çalışmasıdır. Bu bakımdan denetim çok /yönlü olmalı. Hem olumluluklar ve hem de olumsuzluklar üzerinde bir eğitim ve denetim çalışması sürekli kılınarak devamlı bir motivasyon sağlanmalıdır. Bu denetim, periyodik olarak raporlar üzerinde olabileceği gibi, günlük alışmaların sorunları üzerinde de olmalıdır. Ancak genel olarak yapılan denetim, kişinin beceri, inisiyatif ve yeteneklerinin gelişmesine hizmet edici şekilde olmalıdır. Çalışmaların başarısı için, bağımsız inisiyatif ve yaratıcılığın gelişmesi devamlı gözetilmelidir. Önderlik ve denetim, kadronun her işini yapmak anlamına gelmemeli. Dahası yol gösterici olunmalı, ancak iş söz konusu olduğunda kadro kesinlikle inisiyatifli davranmalı ve bu yönde teşvik edilmelidir. Kadrolar belli bir sistem içinde bağlı bulunduğu çalışma içinde gözlemlemek, denetlemek, pratik Maliyetinincsonuçlarından hareketle değerlendirmelere gitmek, denetim çalışmasının vazgeçilmez bir unsurudur. Böyle bir tarz çinde, kadroların yetenekleri daha iyi açığa çıkacak ve doğru bir çizgide yönlendirilecektir. Kadrolar ve ilişkiler, örgüte güven temelinde örgütlendirilmeli, örgütü kendi varlık nedeni olarak görmesi sağlanmalı, bağımsız inisiyatif ve yaratıcılıkları geliştirilmeli ve örgütü sahiplenme bilinci geliştirilmelidir. Kendi gücüne güven ve örgüte güven başarının bir anahtarıdır. Burada örgütçüye düşen görevler vardır. Ancak örgütçünün iyi bir örgütçü olması için, öncelikle kendi kendisini örgütleme işinden yola koyulmalıdır. Bu ne anlama geliyor? Örgütçünün kendi kendini örgütlemesi, devrimin kendisine yüklediği görevleri başarıyla yerine getirme bilinci ve yararlılığına sahip olmak demektir. Bütün dikkatleri,devrimin önderliğine soyunması noktasında yoğunlaştırması demektir. Kendisini sürekli denetlemesi , dönüştürmesi, görevlerine sıkı sıkıya bağlı olması demektir. Onun toparlayıcılığı ve önderliği burada da somutlaşır. Şüphesiz değişik kategoride örgütçüler vardır. Burada kastedilen örgütçü, yönetim alanında bulunan, çalışma gruplarını, hücre örgütlerini ve taban kadrolarını,yöneten örgütçü akla gelmelidir. Burada örgütçünün görevi; kadroları örgüt çalışmasına hakkıyla seferber etmek ve taban kadrolarını yeni ilişkiler içinden kadro çıkarma çalışmasına önderlik etmek ve hazır olan potansiyeli yerli yerine seferber etmek anlamına gelmektedir. İşte, ilişkilerin örgütlendirilmesi bu anlama gelmektedir. Ancak bunun başarısının, örgütçünün kendi rol ve işlevini kavramasından geçeceğini asla unutmamalıdır. Burada örgütçü derken, yalnızca birey üzerinde yoğunlaşmıyoruz. Dahası, yalnızca bu anlama da gelmemelidir.Burada anlaşılması gereken, örgütçünün kendi yeteneklerini kolektif çalışmanın hizmetine sunarak, bireysel üretimin kolektifleştirilmesi ve bir kolektif organ çalışması düzeyine yükseltilmesidir. Ve bunda anlaşılması gereken kolektif organ çalışmasıdır.Burada, çalışma tarzında hatalar, performansta düşüklük,yönetme sanatındaki eksiklikler ortaya çıkıyor, örgütçü(ler) dar pratiğin sorunları içinde boğulma ‘ tehlikesine karşı, işlerin planlanması, çalışma tarzındaki hataların giderilmesi ve kolektiflerin, örgüt ilişkilerini sistemli ve planlı bir tarzda örgüt çalışmasına çekme asli görevleri vardır. Çalışmayı, görevlerin gereklerine göre düzenleme sorunu ciddiyetle ele alınmalıdır. Öncelikle,örgütçünün elinde çalışmaların düzenlenmesi ve bir bütün olarak örgütçalışmasının bir bütününü oluşturan bir planın bulunması, kafalarda netleşmesi gerekir. Programatik ve stratejik hedeflere bağlı olarak, siyasal koşulların öne sürdüğü görevler ve çalışmanın gerekleri ve bu gereklere uygun olarak eldeki . mevcut güçlerin tasnifi, yerleştirilmesi büyük bir önem kazanmaktadır.Eğer güçler örgütlü çalışmaya yeterince çekilemiyor ve aktfleştiremiyorsa,burada önderlikten kaynaklanan sorunlar var demektir. Demek kİ, kolektif düşünce, kolektif organ çalışması ve kolektiflerin kendi çalışmalarının sonuçlarından kendi kendisini denetleme sorunları var. Kolektif organ çalışması-yani kolektif örgütçülük-her taşın yerli yerine oturtulması ve binanın istikrarlı bir temele oturtulması anlamına gelir. Eğer kolektif, koordineli ve denetime açık bir çalışmada bir zayıflık varsa, kimi ilişkilerin çalışmanın dışında kalması olasıdır. Böylesi bir sonuç, organların kendi asli görevleri üzerinde yetkin-kılınmadıklarının sonuçlarıdır. Demek ki, örgütçüler malzemeyi yerli yerinde kullanamıyor ve malzemenin, kullanım dışı kalmasına neden oluyor Burada, mücadelenin öne sürdüğü görevler bütününde, işlevli olan bir örgütlenme ve ilişki sistemi kurulamıyorsa, burada başarılı bir çalışmadan bahsedilemez.Bütün dikkat ve enerji, mücadelenin sorunları üzerinde yoğunlaşmıyor ve örgütler işlevselleştirilemiyorsa, yönetim alanında sorunlar var demektir. Kolektiflerin başarı yolu bütün dikkat ve enerjinin, asli görevler üzerinde toplanmasından geçer. İlkin burada, örgütçüler, eldeki bütün olanakları hakkıyla kullanmak, yeni olanakları bulup yaratmak ve oradan da olanakları en iyi şekilde değerlendirmek, buna uygun bir çalışma tarzı yaratmak zorundadırlar. Bunun ‘başarılması için de, öncelikle sorunlara kuşbakışı bakmayı öğrenmek, yani çalışmalara bir bütün olarak hakimiyet gerekiyor. Eğer güçler, çalışmanın bütününe yeterince hakim değillerse, böyle bir perspektif derinliğine sahip değillerse ve buna uygun çalışma tarzı oturtmamışlarsa, haliyle dar pratikçi çalışma tarzından kurtulamazlar.Bir örgütçü için en büyük zaaf ve kayıp, kendi enerjisini kullanmama sorunudur. Eğer burada ciddi bir durum varsa, bir örgütçü sonun başlangıcını yaşıyor demektir. Bir örgütçüyü besleyen, onun enerji ve potansiyelini hakkıyla değerlendirme olgusudur. Yani balık nasıl ki suyun dışında yaşayamıyorsa, örgütçü de söz konusu bu durum dışında yaşayamaz. Ama, eğer örgütçü kendini en verimli bir tarzda değerlendiryorsa, genel olarak bir örgütsel sistemden oluşan mekanizmalara, ilişkilere,olanaklara sahipse/ hakimse, başarı elde etmemek için bir neden kalmamış demektir. Örgütsel çalışmada çalışma tarzının tayin edici bir yeri var.Dahası, kendisini oluşturma tarzı anlamına da gelen Leninist çalışma tarzı,çalışmanın vazgeçilmez bir unsurudur. Bu çalışma tarzının temel özellikleri şunlardır;a) Rus devrimci atılımı, b) Amerikan pratikçiliği”Rus devrimci atılımı, eylemsizliğe, yerleşmiş verimsiz alışkanlıklara, tutuculuğa, zihin durgunluğuna, eski geleneklere kölece bağlılığa karşı panzehirdir. Rus devrimci atılımı, öyle canlandırıcı bir güçtür ki, zihni açar, ileriye doğru iter,eskiyi parçalar, perspektifler açar. Bu atılım olmadan, hiç bir ilerici hareket mümkün değildir. Ama pratikte, Amerikan pratiği anlayışı ile birleşmezse bu atılım boş, ‘devrimci’ Manivolizme dönüşmesi çok olasıdır…””Amerikan pratiği anlayışı, tersine, ‘devrimci’Manivolizme ve işgüzarlığa karşı panzehirdir. Amerikan pratiği, anlayışı, engelleri tanımayan, her cins ve her türlü engeli verimli çalışmayla çeviren, önemsiz de olsa başladığı işi mutlaka bitiren ve ciddi bir kuruluş çalışmasında mutlaka edinilmesi zorunlu olan yılmaz bir güçtür.”. “Rus devrimci atılımı ile Amerikan pratiği anlayışının birleştirilmesi, işte parti içinde ve devlet aygıtında çalışmada Leninizm’in özü budur.” .”Ancak bu ikisinin birleştirilmesi bize, tam Leninist militan tipini ve çalışmada Leninist tarzı verir.” (Leninizm’in Sorunları, s. 99-100, Stalin) Rus devrimci atılımı düşünsel bir atılımdır/değişimdir, düşünme tarzıdır. Leninist özel kadro-tipinin yaratılmasının yolu buradan geçer. Amerikan pratiği ise, düşünsel planda pratiğe dönüşümdür, düşüncenin pratikleştirilmesidir. Teori ile pratiğin canlı birliğidir. Böyle bir çalışma tarzı, bir militan kadronun her gün yenilenme, geliştirme ve dönüştürme tarzıdır. ve bu tarz genel olarak çalışmaların sürekli ileriye doğru gelişmesinin de bir biçimidir. Örgüt kadrosu, kendisini bu çalışma tarzı içinde şekillendirdiği ve bunu gerçekleştirdiği oranda, çalışma dinamizmi yakalar, kendisini bir öncü gibi yetiştirir. Leninlst çalışma tarzı, boş gevezeliğe karşı da bir mücadeledir.Lenin, bir hastalık anlamına gelen, çalışma tarzında kendisini bulamayan kadro tiplerine, “Daha az tumturaklı sözler ve daha çok günlük İş… Daha az gevezelik, komünizm kuruluşunun en basit ama canlı olgularına daha büyük dikkat” (aktaran Leninizm’in Sorunları, s. 99) diyerek, kişiyi devrimci çalışmanın canlı pratiğine doğru yöneltiyordu.Dar pratikçi çalışma tarzını aşmak, bütün enerji ve dikkatini çalışmanın sorunları üzerinde yoğunlaştırmak. Rus devrimci atılımıyla Amerikan pratiği anlayışını yaratıcı bir şekilde birleştirmekten geçer. Canlı ve yaratıcı bir çalışma ortamında yoğrulmak , sorunların ve ihtiyaçların bilincinden olarak bir kadro, hergün kendisini yenilediği durumlarda ancak gerçek anlamda bir – kadro özelliğine kavuşacaktır.Dinamik bir kadro olabilmek, ileriye dönük olarak çalışmaların sorunları üzerinde kafa yorarak, sorunları öncelikle kafalarda netleştirerek ve pratikte aşmakla olanaklıdır. Örgütsel çalışmada durağanlık, ivmede eksiklik, başlanılan pratik çalışmanın sonuçlara götürülmemesi en büyük tehlike olarak hala komünistlerin önünde duruyor. Bunu aşmanın kaçınılmazlığı ortada. Bu, aynı zamanda çalışmalarda süreklilik anlamına da gelir. Yani bir işi sonuna kadar götürmedeki kararlılık, çalışmalarda sürekliliği sağlama işi, çalışmaların başarısı için temel anahtar rolü oynayacaktır. Tartışmaya geldiğimiz sorunun daha iyi anlaşılabilmesi bakımından bir örnekle yola çıkmayı yararlı görüyoruz.Bir örnek; Bir sempatizan aktif, çalışkan ve militan bir tip, örgüte sonsuz derecede bağlı ve örgüte güven duyan biri. Genç ve dinamik, gelişmek isteyen biri. Yani cıvıl cıvıl bir genç. Bu genç şöyle diyor:” Yakın bir ilgi göremiyorum. Yönlendirilemiyorum. Bana, kendime ilişki geliştir diyorlar. Evet bir anlamda doğru, bunu yapmaya çalışıyorum. Ancak, ne yazık ki,yönlendirilemiyorum, yönlendirilmeye ihtiyaç duyuyorum. Örgütle ilişkim sürekli kesintiye uğruyor. Bu durum beni geliştirmediği gibi, doğrudan çalışmalarımın ilerlemesini de etkiliyor. Kazandığım ilişkiler de, canlı bir örgüt çalışmasına çekilemediği için, bir süre sonra güvensizlik duyup, kopuyorlar. Adeta tek başınayım ve bu duruma oldukça üzülüyorum Bir çok örgüt kazanmak için aylardır, yıllardır benim peşimde koşturuyor. Ancak ben Komünist Hareketin görüşlerine inandığım için, başka bir örgüte gitmeyi düşünmediğim için, söz konusu olan örgütlere de tavrımı açıkladım. Ancak benim sorunlarımı çözmüyor. Örgütlü bir faaliyet içinde olmak istiyorum.” Örnekler çoğaltılabilir. Sorun sadece bu örnekten ibaret değildir. Daha da ötesine giderek, hala işlevi olmayan ve aylarca boş bekleyen, görev için didinen kadrolara rastlanmaktadır. Bu böyle olmasına karşın hala, çoğu kez örgütsel çalışmada çalıştırıla bilecek insan yokluğundan ve aktif insan yokluğundan bahsedilir. Ancak her zaman da bunun gerçek olmadığı, asıl sorunun örgütsel önderlikten kaynaklandığı açığa çıkar. Burada asıl sorun ve gerçek durum, “insanlardan en iyi biçimde yararlanma yeteneği”ni (Örgüt Üzerine, s.58, Stalin) gösterip göstermeme sorunudur .Öncelikle, “… bütün güçlerin kullanılması olanağını sağlayan bir çalışmayı” (Ne Yapmalı, s.138, Lenin) organize etmek olmalıdır. Hem çalışmanın başarısı açısından olsun ve hem de .ilişkilere güven verme bakımından olsun, çalışma içinde bulunan sempatizan ve kadroların somut bir işle görevlendirilmesi, istikrarlı bir ilişki ağının yaratılması zorunludur. Şu noktanın altı çizilmelidir. Komünist hareket kitlelere, yakın çeperinde bulunan ilişkilerine güven vermezse bir gün gelir, onlar da güvensizliklerini yüksek bir sesle söyleyeceklerdir.Stalin şöyle diyor:, “… doğru bir siyasal çizgi uygulamak için kadrolara, partinin siyasal çizgisini kavrayan bunu kendi çizgisi olarak benimseyen, bu çizgiyi uygulamaya hazır, aramak bunu pratiğe geçirebilecek ve onun için savaşabilecek kişilere sahip olmalıyız” (Örgütlenme Üzerine,s.27, Stalin)Böyle bir kadro tipini yaratmak öncelikle, çeperinde bulunan insanları örgütlemekten geçer. Kadro adayları komünist örgütlenmenin çeperi içinde saklıdır. Olması gereken, çeperdeki kadro olabilecek ilişkileri, özellikle genç insanları Öne çıkararak, örgütü genç kadrolara dayandırmak olmalıdır. “…yeni ve genç kadroların cesaretle ve zamanında terfi ettirilmeleri…”(Stalin) komünist örgüte taze kan akışını hızlandıracak ve dinamizmi yükseltecektir.Çoğu kez yeterli kadro çıkarılmadığı bir gerçek. Oysa, parti çalışmasının canlandırılması, parti yaşamının iyileştirilmesi için, bu tip kadrolara ihtiyaç var. Örgütçünün görevi, yalnızca insan kazanmak değildir. Dahası yaratacağı örgütler sistemi içinde kişiyi örgütleyip örgüt çalışmasına kazanmaktır. Eğer, öncelikle, kazandığı insanları hangi çalışma alanında görevlendireceğine dair, kafasında bir örgüt planı varsa, sorunun üstesinden gelmemek için bir nedenyok. Ama, eğer bu komünist örgütçüler ve organlar, bir kez daha anlatılan vesık sık tekrarlanan bu temel perspektiflerle hareket etmeyi başarabilirlerse,‘’insan deniziyle ve yükselen kendiliğinden işçi ve emekçi hareketiylebirleşme, tamamen olanaklıdır. Kendiliğinden yığın hareketi, komünist öncünün devrimci çabalarına devrimci müdahalesine bu kadar açıkken, mazeret aramak yada gerilerde kalmak, komünist öncü sıfatıyla bağdaşmaz. Öncülerin bunu başarmaki çin gücü de mevcuttur.Örgüt planı kafalarda net değilse, kendiliğindenci çalışma içinde boğulup kalınır. Burada sorun, insanı değiştirmek/ dönüştürmek eylemidir/ çalışmasıdır. Hiç kimse durup durduğu yerde militan olamayacağına göre, öncelikle, hazır elde tutulan malzemeyi yerli yerinde kullanarak, örgüte/partiye yeni savaşçılar yetiştirmektir. Bunu başarmanın yolu da, başka yanlış anlayışlar ve mükemmeliyetçi anlayıştan uzak durmaktır.Çok açıktır ki, kadrolaştırılacak en yakın alan sempatizan kitlesidir. Kadro rezervi buradadır. Böyle olduğu içindir ki, sempatizan çevresi içinde kadrolaşabilecek insanları bulup çıkarmak, gözlemlemek ve bunları örgütsel çalışma içinde sürekli ileriye çekerek kadrolaştırmak ve bunların eğitimine önem vermek, kadrolaşmak için zorunludur. Çalışmalar içinde bu somut gözlemler sonucu kadro olabilme özelliği taşıyanları tespit ederek, çalışmalarda görev ve sorumluluk vererek, inisiyatif tanıyarak bunları özellikle bu bakımdan da yetiştirmek ve öne çıkarmak oldukça önemlidir. Bir örgütün kadro yönünden kendini yenilemesi ve beslemesi buna bağlıdır.Bir örgütçü, devrimci çalışma içinde, görevleri parçalara ayırarak, çoğaltarak, yeni görev alanları açarak, her insanı bu görevler zinciri içinde bir yere koyma başarısını mutlaka göstermelidir. Eğer bu başarılamazsa, sonuçta örgütçü, dar bir örgütçü olmaktan kurtulamaz ve eldeki hazır güçleri de kullanamaz duruma düşer. Bir örgüt, çalışmada yeni alanlar yaratamaz, görevleri çeşitlendirip çoğaltamazsa, sonuçta kendi kendisiyle uğraşmaktan, darlığa düşmekten kurtulamaz.Bugünkü mevcut koşullarda tüm örgütçüler, bu sorunları bir kez daha kendi kafalarında tartışarak, pratik çalışmalarını yargılayarak elde ettikleri sonuçları doğru bir şekilde tahlil ettikten sonra eldeki mevcut güç ve olanakları değerlendirerek, büyük bir azim ve tutkuyla, bütün ilişkilerin örgütlendiği, herkese yeteneğine göre bir işin bulunduğu, bir örgütler sistemi yaratmakla kendilerini görevli kılmalıdırlar.Eğer komünist örgütçüler ve organlar, bir kez daha anlatılan ve sık sık tekrarlanan bu temel perspektiflerle hareket etmeyi başarabilirlerse,”insan denizi”yle ve yükselen kendiliğinden işçi ve emekçi hareketliliğiyle birleşme, tamamen olanaklıdır. Kendiliğinden yığın hareketi, komünist öncünün devrimci çabalarına devrimci müdahalesine bu kadar açıkken, mazeret aramak ya da gerilerde kalmak, komünist öncü sıfatıyla bağdaşmaz. Öncülerin bunu başarmak için gücü de mevcuttur. Bunun için güçleri hakkıyla değerlendirmek ve sefer etmek gerekir. Bu ise bir satranç oyununda olduğu gibi, güçlerin nasıl mevzilendirileceği sorununu kavramak ve bu işi başarmak, örgütsel çalışmanın üç temel kuralını uygulamaktan geçer.Başarmamak için bir neden yoktur. Devrimci çalışmada kararlılık, yüksek bir sorumluluk bilinci, yüksek bir tutku, işlerin başarılması için temel bir anahtardır. Şimdi görev başına koşalım ve kitle çalışmasını geliştirerek örgüt olma bilincini pratiğe geçirelim.

12Sen, İrfan Çelik, Mahmut Turhal ve 9 diğer kişi1 Yorum4 PaylaşımBeğenYorum YapPaylaş