Kolombiya dersi: Önce anlaşma, sonra silah bırakma..!

Dünya medyasında Kolombiya devleti ile FARC gerillaları arasında imzalanan barış anlaşması birinci haber olurken, Türkiye’de yandaş medya bu gelişmeye televizyon ekranlarında, gazete sayfalarında yer vermedi. Eğer verseydi AKP iktidarının reddettiği bir gerçek ortaya çıkacaktı; çatışan taraflar arasında bir anlaşma olmadan kimse silah bırakmaz.

Dünya medyası neredeyse yıkılıyor. Hepsinin birinci sayfasını süslüyor haber.

Fotoğraflarıyla, barış anlaşmasının simgesi olan mermi kovanından kalemin görselleriyle, anlaşmanın arka planına ilişkin bilgilerle, “bundan sonra ne olacak” sorusuna aranan yanıtlarla, çatışma sürecinin tarihsel geçmişiyle; mağdurlarla, yakınlarını yitiren insanlarla yapılan söyleşilerle batı dünyasında yaşayan herkes enine boyuna haberdar oluyor 50 yıllık savaşın ardından Kolombiya devleti ile FARC örgütü arasında imzalanan barış mutabakatından.

Bu anlaşma dünyanın başka bir ucunda da gerek yaşanılan süreç, gerekse de sonuçları açısından Türkiye açısından çok önemli. Hatta yaşadığımız kanlı, çatışmalı bir yıkım sürecinin nasıl çatışmasızlığa dönüştürülebileceğine ilişkin çok değerli bir örnek; tıpkı çeşitli tarihlerde dünyanın dört bir yanında yapılan diğer barış anlaşmaları gibi…

Ama o ne? Birkaç gazete ve çoğu Türksat’tan atılan televizyonlar dışında Türkiye medyasında, hele hele yandaş medyada “tık” yok. Sanki dünyada hiç böyle bir olay gerçekleşmemiş gibi ıslık çalıyorlar gökyüzüne baka baka.

Televizyonların ekranlarını, gazetelerinin birinci sayfalarını kapatıyorlar Kolombiya-FARC barışına.

Çünkü yandaş oldukları anlayış, doluştukları havuzun efendileri bugünlerde hiç de sevmiyor “barış” sözcüğünü, terörist ilan ediyor “barış” diyenleri. Emrine girdikleri Saray istiyor ki daha çok çalınsın savaş tamtamları, yetersiz buluyor “yurtta savaş”ı, “cihanda da savaş” deyip komşu bir ülkenin bataklığa dönüşen topraklarına sürüyor askerlerini.

Oysa, 2014’te Öcalan’ın Newroz mesajı okununca, 28 Şubat 2015’te Dolmabahçe’deki Başbakanlık Çalışma Ofisinde 10 maddelik mutabakat metni okununca nasıl da “barış güvercini” kesilmişlerdi. Sabah’ından Akşam’ına, Güneş’inden Takvim’ine, Yeni Şafak’ından Star’ına hepsinin manşetleri “beyaz güvercin” olmuş uçuyordu sanki; “Şimdi barış zamanı”, “Barış çok yakın”, “Barış baharı”, “Barış’a dev adım”, “Tarihi çağrı”, “Güzel şeyler oluyor…”

AKP iktidarı müzakere masasını devirinceye kadar müthiş bir yetenekle “barış güvercini” taklidi yaptılar. Tekrar başlayınca savaş tamtamları çalmaya, bunlar gerçek kimliklerine rücu ettiler. Anlaşıldı ki bunlar “barış güvercini” görünümlü “leş kargaları”ymış.

Şimdi televizyonlarının ekranlarını, gazetelerinin sayfalarını “hücum borusu” olarak kullanıyorlar.

Deneyimli gazeteci ve medya eleştirmeni Ragıp Duran, dünya medyası ile Türkiye’deki medyanın Kolombiya barışına karşı takındığı farklı tutumu değerlendirirken ilginç bir tesbit yapıyor:

“Bu barış süreci ister istemez Türkiye’de yaşanan çatışmalı ortamı çağrıştırıyor. Birincisi bu çağrışımından çekindikleri için, ikincisi de savaştan yana oldukları için haberi vermekten çekindiler. Çünkü bu haberi verdiğin zaman Türkiye çağrışımını engelleyemiyorsun. Türkiye’de barış büyük bir özlem. O özlemi hatırlatmamak için bu haberi hiç girmemeyi tercih ettiler.”

Çünkü Kolombiya’da imzalanan barış anlaşmasının haberini verseler, boş bir mermi kovanının nasıl bir kaleme dönüştüğünü göstermek zorunda kalacaklar.

Eğer Kolombiya-FARC anlaşmasının ayrıntılarını aktarırlarsa görülecek ki , Türkiye’yi yönetenler barış değil; bu savaşın, çatışmalı ortamın sürmesini istiyor.

Kolombiya’daki anlaşmanın ortaya çıkardığı pek çok gerçek var ve bu gelişmenin bütün ayrıntılarını gözler önüne sermek Türkiye’de söylenen yalanları ortaya çıkartacak. Aslında bu ülkeyi yönetenlerin hiç de barıştan yana olmadığını deşifre edecek.

Birincisi, Venezuella’sından Küba’sına, BM’den Norveç’ine, dünyanın dört bir yanındaki sivil toplum örgütlerine kadar birçok ülke, kuruluş “üçüncü göz” olarak çeşitli dönemlerde etkin sorumluluk üstleniyorlar. Barış sürecine ciddi katkıları oluyor.

Oysa, masa devrildiğinden bu yana AKP iktidarının görüşü “Ne üçüncü gözü, ne ihtiyaç var üçüncü göze, biz milli ve yerli çözüm gerçekleştireceğiz” kıvamında.

İkincisi, Kolombiya’da barış anlaşması imzalandı ama FARC hala silahları bırakmadı. Geçenlerde, sivil toplum örgütlerinin sekretaryasında Kolombiya barış sürecine katılan Fransız Vicente Vallies’in Diyarbakır’daki yuvarlak masada aktardığına göre gerillaların tümüyle silah bırakması anlaşmanın imzalanmasından sonra geçecek altı ayı aşkın bir sürede tamamlanacak.

190 gün içinde önce gerillaların yüzde 40’ı, ardından yüzde 30’u, son olarak da diğer yüzde 30’u silahları bırakacak.

Bu sadece Kolombiya için geçerli bir durum değil, dünyanın dört bir yanında barışla sonuçlanan çatışmalı süreçlerin hemen hemen tümünde varılan anlaşmaların neredeyse en son maddesi olmuş isyancıların silah bırakması.

Kolombiya’da yaşanan bu gerçek de Türkiye’de iktidarın oynadığı savaş oyununu tümüyle teşhir ediyor.

İşte bu yüzden de yandaş medya ekranlarından ve sayfalarından uzak tutuyor Kolombiya-FARC barışını.

Yabancı gazeteler Kolombiya’da imzalanan barış anlaşmasından bir tek o ülkedeki uyuşturucu kartellerinin rahatsız olduğunu da yazdı.

Şimdi buradan bakınca görünen şu; Kolombiya devleti ile FARC arasında imzalanan barış anlaşmasından rahatsız olan iki kesim var; birincisi Kolombiya’daki uyuşturucu kartelleri, ikincisi de Türkiye’deki yandaş medya.

DÜNYA MERSİN’E, TÜRKİYE TERSİNE

Dünyanın çatışmalı bölgelerinde anlaşmayla sonuçlanın iç savaşların nasıl bitirildiğine şöyle bir göz atmak bile insanı kesin olarak şu sonuca götürüyor; Türkiye’nin uyguladığı politikalar, izlediği yöntemlerle bu ülkede silahlar susmaz.

Endonezya’da silahlar mesala nasıl susturulmuş, bir bakalım.

Açe bölgesinin bağımsızlığı için savaşan Özgür Açe Ordusu (GAM) ile Endonezya devleti arasında 26 yıl sürmüş çatışma. 15 bin kişi yaşamını yitirmiş.

2002’de devletle GAM arasında ‘Düşmanlıkları Durdurma Anlaşması’ imzalanır. Bu uzlaşmaya göre Endenozya ordusu Açe bölgesinde saldırı pozisyonundan savunma pozisyonuna geçmeyi, GAM da “barış bölgeleri” olarak tanımlanan alanlarda silahlarını depolara bırakmayı kabul eder.

Önce çatışmalar düşüşe geçer, sonra yeniden başlar. Sonra Tsunami felaketinin ardından 2004 Aralık’ında görüşmeler yeniden başlar. GAM bağımsızlık talebinden vazgeçtiğini açıklar, hükümet de ilk adım olarak Açe bölgesindeki olağanüstü hal uygulamasını kaldırır.

Beşinci görüşmede varılan anlaşmaya göre Endonezya hükümeti Açe dışından gönderilmiş tüm askeri birlikleri geri çekecek, GAM da silahlarını bırakacaktı. Hükümet GAM üyelerine af getirdi, tutukluları da serbest bıraktı. AB öncülüğündeki Açe Gözlem Misyonu’nun denetiminde GAM’ın silahları alındı ve “organik olmayan askeri güçler” de bölgeden çıkarıldı.

BBC Türkçe’den Mahmut Hamsici yaptığı “Dünyadaki barış süreçlerinde silahsızlanma hangi aşamada geliyor?” başlıklı çalışmada sürecin gelişimini Endonezyalı gazeteci Mohamad Susilo’ya dayanarak aktarıyor:

“Devlet Başkan Yardımcısı Jusus Kala GAM’ın silahları bırakması için parlak bir fikir ortaya koydu. Formül, ‘cash and carry’ (ver parayı, götür ürünü) adını taşıyordu. Bu, GAM’ın bırakacağı silah sayısına paralel olarak Endonezya’nın bölgeden askeri birliklerini çekmesine dayanıyordu. GAM’ın yaklaşık 840 silahı vardı. GAM 300 silahını bıraktığında 100 asker birliğini çekecekti. Bu plan kapsamında GAM tüm silahlarını teslim ederken Endonezya ordusu da Açe bölgesinden 24 bin askerini geri çekti.”

Endonezya’nın Açe bölgesinde sonuç şu:

“GAM üyelerine af, Hakikat ve Uzlaşma Komisyonu, Açe bölgesinde siyasi parti kuruluşlarına izin ve özerkliği içeren anlaşma maddelerinin hayata geçirilmesinin ardından Açe’de özerklik ilan edildi, GAM üyelerinin kurduğu siyasi parti seçimleri kazandı ve yerel yönetim bu partiye geçti.”

El Salvador’da 12 yıl sürer savaş ve binlerce insan yaşamını yitirir. 1990-1992 arasında hükümet ile Farabundo Marti Ulusal Kurtuluş Cephesi (FMLN) arasında gerçekleşen barış görüşmelerinde silahsızlanma son gündem maddesi olur. Müzakere sürecinin sonlarında silahsızlanma aşamasından önce, genel af çıkarılır ardından anlaşma imzalanır. Bu anlaşmanın imzalanmasından sonra da silahların imhasına başlanır.

En bilinen örnek bu konuda IRA. Örgütün en yoğun silahlı eylemlerini gerçekleştirdiği 1980’li yıllarda İngiltere Başbakanı Margaret Thatcher devletin İRA’yla görüşmesi için silahların susması önkoşulunu koyar. Elbette sonuç olarak silahlar susmaz.

Kuzey İrlanda sorunu ancak İşçi Partisi lideri Tony Blair’in İngiltere Başbakanı olmasından sonra çözülür.

Blair 1998’de hiçbir ön şart koymadan, 25 yıllık çatışmayı sonlandırmak amacıyla İRA’nın yasal kolu olan Sinn Fein’le görüşmeye başlar. Aynı yıl anlaşma imzalanır. IRA silah bırakacaktır, İngiltere de, IRA mahkumlarını serbest bırakmayı, askerlerinin bir bölümünü çekmeyi, Kuzey İrlanda’ya yerinden yönetim hakkı vermeyi kabul eder.

Ancak IRA’nın silah bırakması 2005’te sonuçlanır ve bugün IRA diye silahlı bir örgüt yoktur.

Bu konuda verilecek örnek çok ama ne yazık ki bu örnekler arasında henüz Türkiye yok.

MERMİLER KALEME DÖNÜŞENE DEK SAVAŞLAR SÜRECEK

Müzakere masasının daha kurulmadan dağılmasının ardından Türkiye’yi yönetenler öyle bir politika izlemeye başladı ki, bu yaklaşım biraz da AKP’nin “barış”a yaklaşımının bile bile olmayacak duaya “Amin” demesine benziyordu.

Örneğin Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, 13 Şubat 2016’da Antalya’da konuşuyor:

“Terör örgütü ya silah bırakacak ya da sonuna kadar temizleyeceğiz.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan 19 Ağustos 2015’te 9. Muhtarlar Toplantısı yapıyor:

“Terörist silah bırakacak, sadece bırakmayacak, betona gömecek.”

28 Mayıs 2016’da gittiği Diyarbakır’da aynı çizgisini koruyordu Erdoğan:

“Silahı, bombayı gömerler, koordinatlarını verirler. Gelirler parlamentoda siyaset yaparlar.”

Oysa bu ülkede bırakın eline silah alanların gömüp siyaset yapmasını, eline silah almamış HDP’lerin bile siyaset yapma olanakları giderek imkansız hale geliyordu.

Hiçbir müzakere, anlaşma olmadan silahların betona gömülmesi talebinde bulunan Erdoğan’a bir inşaat mühendisi hassaslığıyla yanıt veriyordu HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş:

“Yani ‘Hadi silahlarınızı betona gömün’ diye Kandil’e seslendiğinde, oradakiler de ‘Hadi getirelim gömelim’ demezler, demiyorlar. Bu iş için bile bir yasa çıkarması lazım parlamentonun. Silahlarını nereye bırakacaklar? Hangi betona gömecekler? Bu betonun çimentosunu, kumunu nereden alacak? Bunun için bile bir yasanın olması lazım.”

Bütün dünya örneklerinin gösterdiği gibi, müzakere masasına “silahları bırakın” ön şartı olmadan oturulunca ancak o ülkeye “barış” geliyor.

Sorunu çözmeye, çatışmaları sonlandırmaya niyeti olmayan devletler hep “önce silahları bırakın” şartını öne sürmüşler.

Tıpkı, Türkiye’de yaşanan “çözüm” daha doğrusu şu anda yaşadığımız “çözümsüzlük” sürecindeki gibi.

İşte bu yüzden de yandaş medya, emrinde olduğu iktidarın günahını halının altına süpürmek, “savaşçı” tutumunu gizlemek için Kolombiya’da FARC gerillalarıyla yapılan barış anlaşmasının haberini veremedi.

Çünkü diğer örneklerde olduğu gibi Kolombiya’da devletin gerillalarla vardığı uzlaşma da gösteriyordu ki, önce anlaşma imzalanacak, silahlar sonra bırakılacak.

Kolombiya’daki tarihi anlaşmanın ortaya çıkardığı bir gerçek var.

Bu çağda, üzerinde “mermiler geçmişi yazdı, eğitim geleceğimizi yazacak” şiarı bulunan bir kaleme dönüşmeden boş kovanlar, bu savaşlar sürecek.

Celal Başlangıç