Katledilmesinin 79. Yılında İşkencede direnişin Sembollerinde Julis Fuçiki Hatırlamak..!

“Beni hüzünle hatırlamayın” diyen Çeklerin komünist önderlerinden
işkencede direnişin sembollerinden Julius Fuçik, 23 Şubat 1903 tarihinde Prag’da doğdu. ve 8 eylül 1943 Naziler tarafından Almanya toplama kampında asılarak idam edildi.
faşist baskının, şiddetin ve ölümün rutin hale geldiği bu karanlık döneme ilişkin çok şeyler söylendi ve yazıldı. Onlardan biri de, Naziler tarafından yakalandığında öldürüleceğini bir an dahi unutmadan hayata , partisine ve devrim ve sosyalizme davasına sımsıkı bağlanan Julius Fuçik ve onu anlatan Darağacından Notlar kitabıdır.
Kitaplar vardır, adeta onlarla iç içe yaşar başucumuzda taşır ve her fırsatta yeniden yeniden okuruz. İşkencenin ve ölümün gölgesinde her satırı gizli gizli yazılan ve her sayfası ölüm pahasına değişik ellerde saklanan Darağacından Notlar kitabı da böylesi kitaplar birisidir.
Fuçik, günümüz gençleri arasında Prag’da işçilerin yoğun olduğu bir kenar mahallede dünyaya merhaba dedi. Daha 16 yaşındayken komünist çalışmalara katıldı. Fuçik’in içinde yer aldığı grup kısa bir süre sonra Çekoslovakya Komünist Partisi’nin kurulmasında öncü rolünü oynadı. Prag Üniversitesi’nde okudu. Komünist gençliğin önde gelen önderlerinden biri olarak ilk yazıları 1922’de Pilsner Zeitung ve Pravda’da yayınlanmaya başlandı. Her zaman bir işçi gibi yaşayan Fuçik kısa sürede partinin yönetici kademelerinde görevler aldı. Partinin kültürel-sanatsal yayını olan Tvorba’nın (Yaratıcı Sanat) genel yayın yönetmeni, daha sonraları ise partinin merkez yayını olan Rude Pravo’nun (Kızıl Haklar) çalışanı oldu.
O sıralar dünyanın en büyük ülkelerinden Sovyetler Birliğinde işçilerin oraklı-çekiçli kızıl bayrağı dalgalanıyordu. Çarlığın ve savaşın tahribatları sonrası işçi ve köylüler canla başla kurdukları Sovyet iktidarının başarısı için çaba sarfediyorlardı. Sosyalizme gönül vermiş herkesin dikkatini çeken bu çalışma ve emeğin başarısı Julius Fuçik’in de bir grup yoldaşıyla birlikte 1930’da illegal olarak Sovyetler’e gitmesine neden oldu.
1934’de ikinci kez Sovyetler’e gidip iki yıl orada kaldı. Özellikle Orta Asya’yı boydan boya dolaşarak Sosyalizmin gelişimini yerinde gözlemledi. Yıllardır asalaklar tarafından sömürülen işçilerin ilk kez kendileri için, çocukları için, neler yarattıklarına tanıklık etti. Daha sonra ülkesine döndüğünde izlenimlerini konferans ve toplantılarda anlattı. Çekoslovakya komünist partisinin yayın organlarında halkın gerçek kurtuluşu olan, sömürüden arındırılmış, ‘Yarının şimdiden tarih olduğu dünya’ hakkında makaleler yazdı.
Halkın eşitliği ve özgürlüğü davasına yürekten inanan ve bu uğurda hiçbir fedakarlıktan kaçınmayan her devrimci gibi Fuçik de defalarca tutuklanır. Zira devrimci çalışmaları egemen sınıfları ve Çek polisini rahatsız eder. Bu arada faşizmin ayak sesleri Prag’da da duyulmaya başlar. Almanya, Fransa, İtalya ve İngiltere Münih’te görüşme halindedirler. Kaderi çizilen ülkeler arasında Çekoslovakya da vardır. Münih Anlaşması, faşist Hitler’in 16 Mart 1939’da Çekoslovakya’yı işgal etmesine neden olur. Hitler, işgali o kadar ileri götürür ki ülkeyi Almanya’nın eyaleti olarak ilan ederek Çekoslovakya’yı yok sayar. Çekoslovakya Komünist Partisi ve ilericiler ise faşist işgale karşı seferber olurlar. Julius Fuçik tüm zamanını buişgale karşı direnişi örgütlemeye verir. Partinin yeraltı basınında birinci derecede merkezi görev alır. Faşizmi alaya alan mizah dergisinin yanı sıra başkaca yayınlar da çıkarır. Ve 24 Nisan 1942’nin ılık bir bahar akşamında bir partili yoldaşın evindeki buluşma… Bardağa doldurulan çayın dumanı tüterken o kahrolası sesler, yumruklanan, tekmelenen kapı: ‚Açın kapıyı, polis!‘ sesleriyle gözaltına alınır.
Julius Fuçik hemen işkenceye alınır. İşkencede ölüm ile yaşamın arasındaki o hassas anı defalarca yaşar. Yoldaşlarını, partisini ve halkını düşünmekten bir an dahi vazgeçmez. En ağır işkencelerde, en akıl almaz yöntemlerde sınanır. O hepsini alnının akıyla geçer. Yedi adımlık bir hücrede kalan üç kişi ve dillerden düşmeyen türkü söylemeler, devrimci marşlar okumalar… Hani söylenir ya, ‚türküsü olanın korkusu olmaz’, Julius Fuçik de kimi zaman türkü söyler arkadaşlarıyla, kimi zaman sevgilisini düşünür ve kimi zaman da işkencecilere meydan okur.
Prag/Panktras cezaevinde geçen 411 günün ardından Alman faşistleri 9 Haziran 1943’te Fuçik’i Berlin’e götürürler. Buradaki göstermelik mahkemenin sonunda 8 Eylül 1943’te işkencede militanca direnişi yaratan komünist idam edilir.
Hayatın kısa mı, uzun mu olduğunu kim bilecek?‘ diyebiliriz. Darağacından Notlar’ın yazarı Fuçik, idam edildiğinde 40 yaşında idi. Onu idam edenler bugün dünyanın dört bir yanında lanetlenirken, o işkencecileri ininde yenen komünist önder ise devrim ve sosyalizm için savaşan yüreklerde taht kuran isimlerden biridir. Yani onun şahsında bir kez daha görülmüştür ki, ne için yaşadığını bilerek, insanlığa dair bir iz bırakarak yaşanan kısa bir ömür, onursuzca geçen uzun bir hayattan daha kalıcı, daha anlamlıdır.
Fuçik’in hayatı, bu dünyadan yine önemli izler bırakarak geçen bir başka devrimci ozanın, Pablo Neruda’nın yüreğinden damıttığı şu dizelere de yansımıştır:
‘Kışın ben Prag sokaklarında her sabah
İçinde Julius Fuçik’in işkence çektiği
O taş evin duvarlarını arşınladım durdum.
Evin ağzını bıçak açmaz, taş buz gibi,
Demir parmaklıklar, pencereler sağır.’
Tarihten ve hayattan öğrenerek yürümek
-Fuçik’in anılarını bu gün okuyabiliyorsak, ona hücresinde kağıt
kalem sağlayan ve pek çoğunu sigara kağıtlarına yazdığı notları
gizlece dışarıya çıkaran iki çek gardiyana borçluyuz. Yine toplama
kampından sağ çıkmayı başaran karısı Augustina Fuçik’in farklı
kişilere dağıtmış olduğu notları bir araya getirenlere de borçluyuz.
-Julius Fuçik; yalnızca komünist bir önder ve direnişçi değil o aynı
zamanda bir gazeteci bir edebiyat eleştirmenidir. Bunu nereden
anlıyoruz. Fuçik’in her gün ağır sorgulamalar ve işkencelere uğradığı
her an idam edilmeyi beklediği günlerde bile zaman zaman düş
gücünün uçsuz bucaksızlığına yelken açabilmesinden anlıyoruz.
Ülkemizde de çok okunan (Darağacından Notlar) kitabı ve değişik
yazarlar tarafından arada bir tekrar çevirisi yapılarak yayınlanan
kitabı herkes tarafından okunması gereken bir yapıttır. Bu kitap
insanın hayatına benzersiz edebi tatlar katıyor, bu ölüm güncesini
sıradan bir siyasal manifesto olmaktan çıkarıp ölümsüz kılıyor. Tıpki 3.5 ay Diyarbakır işkencehanesin de Julis Fuçik gibi direnerek ölümsüzleşen İbrahim Kaypakkay yoldaş gibi.
Julis Fuçikin Gestapo zindanının işkenceli koşullarında kaleme aldığı, direniş güncesi, bizlere bıraktığı çok değerli bir eserdir. Bu eser umudun ve direnişin ifadesidir.
Fuçik’in Darağacından Notlar kitabından şöyle diyordu: ” Hayatı çok sevdim ve onun güzelliği uğruna mücadeleye atıldım. Sizleri çok sevdim, insanlar; Sevgime karşılık bulduğumda dünyalar benim oldu. Beni yanlış anladığınız zamanlar kahroldum.
Kime haksızlık ettiysem, bağışlasın beni; kimin hatırını hoş ettiysem,
unutsun gitsin. Kimse hüzünle anmasın beni. Babacığım, anneciğim,
kız kardeşlerim, sevgili gusta’m, yoldaşlar , tüm sevdiklerim , son
dileğim bu sizlerden. Gözyaşlarının kederin, hüzünlü yıkıntılarını
alıp götüreceğini umuyorsanız, bir süre ağlayın. Ama sakın ola,
yerinmeyin , sevinç uğruna yaşadım. Sevinç uğruna ölüyorum;
Mezarımın üstüne bir hüzün meleği kondurursanız haksızlık edersiniz.”
Darağacından Notlar yayınladıktan sonra Çekoslovakya’da
çok büyük bir ilgi görmüştür. Nazilerle savaşan diğer ülkelerin dillerini de çevrilmiştir. Darağacından Notlar kitabı Çekoslovakya lıları ve tüm umutları sönmüş bir komünist önderin son ana kadar mücadelesini sürdürmesi, en umutsuz koşullarda bile gerçekleşen dayanışma ve direnişin simgesidir Julius Fuçik.
Faşist Naziler tarafından katledilmesinin 79.yılında Julis Fuçik’i saygıyla anıyoruz