İran Molalar Rejimini Kadın Direnişi Sallıyor Ama Yıkılması İçin Halkın Örgütlü Gücü Gerekiyor..!

İran’da Masha (Jina) Amini’nin ‘ahlak polisi’ tarafından işkence yapılarak katledilmesinin ardında başlayan yaygın ve kitlesel protestolar, -ağırlıklı olarak üniversite gençliği ve kadınlar katılıyor-toplumdaki 43.yıllk İslam Cumhuriyetine karşı derin hoşnutsuzluk ve tepkiyi bir kez daha açığa serdi. Bilindiği üzere çünkü İran’da öncesi bir yana 2017, 2019 ve 2021’de de aslında birbirinin devamı olarak değerlendirilebilecek kanlı bastırmalarla biten kitlesel protesto gösterileri gerçekleştirilmişti. Ama bu eylemlerin hemen tümüde,” dış güçler İslam cumhuriyetini yıkma amaçlı” eylemler olarak gösterilerek, güçlü anti-Amerikancılık ve batı düşmanlığına dayanan Mollalar rejimince acımasızca bastırıldı.
Başörtüsünü kurallara göre takmadığı gerekçesiyle 22 yaşındaki Kürt kadını Amini’nin öldürülmesi sonrasında patlak veren protesto eylemleri yeniden bir kitle hareketinin ateşini fitilledi. Bu eylemler özellikle kadınların öncülüğünde gerçekleştirilmeleri ve molla rejiminin kurumlarına doğrudan İslam Cumhuriyetine ölüm” sloganlarıyla meydan okuması bakımından mücadelenin yeni bir evreye doğru ilerlediğini gösteriyor.
Ülke geneline yayılan eylemlere saçlarını kesen, başörtülerini çıkaran kadınların cesaretle öncülük etmesi tesadüfi değil. Çünkü İran’daki molla rejimi de diğer İslamcı rejimler gibi kadınlara yönelik baskı ve dayatmaları kendi ideolojik dayanaklarından biri olarak görüyor. Kadınların başörtülerini kontrol adı altında 2006’dan sonra sokaklarda devriye görevine başlayan ve Amini’nin de ölümüne neden olan Gaşte Erşad (ahlak polisi’) da bu ideolojik dayatmaları baskı ve şiddet üzerinden kurumsallaştırmanın araçlarından biri olarak görev yapıyor.
İran’ın ABD ve Batılı emperyalistlerin ekonomik yaptırımları (ambargo) ile karşı karşıya olması ve yine ABD, İsrail ve körfezdeki Arap rejimlerinin hedefinde olması nedeniyle mollalar rejimi, ülke içinde halktan yükselen her demokratik talep ve tepkiyi “dış güçlerin oyunu/kışkırtması” olarak gösterip hedefe koyuyor.
Erdoğan yönetiminin S. Arabistan ve Katar’la birlikte öncülüğüne soyunduğu ve ABD ile Fransa tarafından desteklenen Suriye’ye müdahale politikasının hedeflerinden biri de İran’ın kuşatılması ve bölgesel gücünün sınırlanması idi. Ancak Suriye savaşı, bu hesap ve beklentilerin tersi biçimde İran’ın sadece Suriye’de değil; Irak, Lübnan, Yemen ve Bahreyn başta olmak üzere bölge genelinde güç ve etkisini arttırmasına neden oldu. Bu etkinin oluşmasında komutanı Kasım Süleymani 2020’de ABD tarafından suikast ile öldürülen İran Devrim Muhafızlarının Lübnan Hizbullah’ı, Irak’taki Haşdi Şabi, Suriye’deki Şii milisler ve Yemen’deki Husilerle kurduğu ilişkiler önemli bir rol oynadı. Mollalar rejimi, kendi bölgesel gücünü arttırmak amacıyla sürdürdüğü bu politikayı ‘devrim ihracı’ olarak tanımlıyor.
Ancak rejimin ‘devrim ihracı’ adı altında sürdürdüğü politikanın giderek ağır faturası, yaşam koşullarının giderek kötüleşen halktaki hoşnutsuzluğun ve tepkinin artmasına neden oluyor. Mollalar rejimi, halkın talep ve beklentilerini karşılamak yerine bu tepkileri hiçte yabancı olunmayan “dış güçler” demagojisiyle bu eylemleri bastırmak için daha fazla polis baskı ve şiddetine baş vuruyor.
Yüksek enflasyon ve zamlar, elektrik kesintileri, kuraklık ve halkın temel ihtiyaçlarının karşılanmasındaki 43. yıllık kötü yönetim, artan yolsuzluklar halkın hoşnutsuzluğunu giderek büyütüyor. İran İslam devleti bu hoşnutsuzluğu bastırmak amacıyla daha fazla şiddet aygıtını devreye sokması, beş kadını daha katletmesi ,yüzlercesini yaralaması, işkenceleri yoğunlaştırması halkın tepki ve öfkesini daha da büyütüyor ve 2017’den bu yana her fırsatta bu tepki ve öfkenin sokak eylemlerine, ülke geneline yayılan kitlesel gösterilere dönüşmesine yol açıyor. Bu eylemlerin dikkat çekici noktalarından biri de mollalar rejiminin kaleleri olarak bilinen Şii kentlerine de yayılması, başka bir deyişle rejimin bu eylemlere karşı kullandığı ideolojik söylemlerinin halk kitleleri içindeki etkisini gittikçe kaybetmeye başlaması.
Burada zaman zaman ilerici güçler arasında tartışma konusu olduğu için şu noktaya da dikkat çekmek gerekiyor: İran’a yönelik ekonomik ambargoya ve ABD emperyalizminin başını çektiği kuşatmaya karşı çıkmakla Mollala rejimini desteklemek aynı şey değildir. Başka bir deyişle emperyalizme karşı çıkmak adına halkın demokrasi ve insanca yaşam taleplerini “Dış güçlerin kışkırtması” olarak gösterip şiddet yoluyla bastırmaya çalışan mollalar rejiminin desteklenmesi savunulamaz. İran’da 1951’de başbakanlık görevine geldikten sonra antiemperyalist bir politika izleyip bu nedenle 1953’te CİA destekli bir darbe ile devrilen Musaddık ve 1979 İslam Devrimi öncesinde ciddi bir halk desteğine sahip olan ama Humeyni rejimi tarafından ezilen devrimci-sosyalist güçler, halkın talep ve özlemleri savunularak emperyalizme karşı çıkılabileceğinin İran yakın tarihindeki somut örnekleridir.
Amini’nin öldürülmesi sonrasında kadınların öncülük ettiği eylemlere Kürt, Fars, Azeri farklı milliyetlerden ve mezheplerden halk kesimlerinin katılması ve bu eylemlerin işçi sendikaları tarafından da desteklenmesi, İran’ın yeni bir yola girdiğinin işaretleri olarak okunabilir. Emperyalistlerin ve bölgesel gericiliklerin etnik ve dinsel-mezhepsel ayrımlar üzerine inşa ettikleri ve halklara bir kader gibi dayattıkları ‘müesses nizam’, en önemli kalelerinden birinde ciddi bir sarsıntı yaşıyor. Bu sarsıntının eşit, onurlu, insanca yaşam ve özgürlük talepleri etrafında çeşitli ulus ve mezheplerden halk güçlerinin mücadelesiyle mollalar rejiminde yaratacağı kırılma, bölge ülkelerindeki halk mücadelelerinin de yeni bir hatta ilerlemesi bakımından ön açıcı olacaktır.
Ama İran da en güçlü sınıfı oluşturan işçiler eylemlere aktif destek vermede sorun yaşıyorlar. Üniversite gençliği ve kadınların direnişiyle 43.yıllık kan ve zulümle, kitle katliamlarıyla ayakta kalan İran İslam Cumhuriyetinin yıkılacağı boş beklentisi içerisine girmeden, kadınların ve gençlerin direnişini işçi ve emekçilerin örgütlü savaşımıyla birleştirecek ve laik demokratik halk cumhuriyeti için mücadele edecek devrimci önderliğin yaratılması herşeyden acil bir görev olarak devrimcilerin önünde duruyor. Bu yaratılmadan İran da köklü değişimlerin önünü açılması güç olacaktır.