Emekçi Halklarımızın Özgürlüğü ve Eşitliği Sorunu Faşist Diktatörlükle Uzlaşmak Değil Onu Devrimle Yıkmaktan Geçiyor .!

Emperyalizmin işbirlikçi Saray iktidarına yüklediği bölgesel liderlik rolü, işbirlikçi tekelci sermayenin bölgesel yayılmacı politikalarla bağlı yönelimi, orduyu değil zayıflatmak, yeni bir teknik temel ve doktrin üzerinde yeniden yapılandırarak politik iktidar ortaklığını güçlendirmektedir.Nitekim orta, özellikle de uzun vadede her daima olduğu gibi politika ordunun rolününnartacapı görülüyor. . Bu· ara, ordu politika ilişkisi, ordunun politikaya karışma tarzı, geleneksel biçimlerden daha modern, “yönetişimci yaklaşımın” gerekleriyle uyumlu hale getirilmeye çalışılıyor ve hatta bir bakımdan getirildi de. Geleneksel ilişki ve ilişkileniş biçimlerinin tasfiyesi ordunun tasfiyesi, ordunun sıradan bir devlet kurumuna dönüştürülmesi olmadığı da açıktır. Ordu, işbirlikçi sermaye temeli üzerinde yükselen militarizmin ve siyasal gericiliğin en temel ve en örgütlü kurumu olmaya devam ediyor. Çünkü Saray rejiminin elinde kullanılacak en güçlü araç ordu kaldı.Sözde demokrasinin bir göstergesi ve mabedi olarak lanse edilen burjuva parlamentosu, Türkiye siyasal tarihinin en biçimsel kurumu haline gelmiştir. Parlamento, her zaman için egemen sınıfların gerici ve faşist diktatörlüğüne demokratik bir görünüm vermek için kullanılan iğreti bir aksesuardan yani bir peçeden ibaret kalmıştır. Egemen sınıflar gerektiğinde bu iğreti maskeyi bir darbede çöpe atabilmekte, çıplak bir askeri diktatörlük kurabilmektedir.Özellikle 60’lı yıllardan bu yana gelişen sınıflar mücadelesinin ve 80’li yılların ikinci yarısında patlak verip gelişen ulusal kurtuluşçu Kürt ulusal mücadelesinin kanıtladığı gibi, politik özgürlük sorunu, Türkiye’ de devrimle karşı-devrim arasındaki kavganın en temel, en yakıcı tarihsel politik sorunudur. İşçi sınıfı· özgürlük istemekte, emekçi sınıf ve tabakalar özgürlük istemekte, ezilen cins özgürlük istemekte, Kürt Ulusu özgürlük istemekte, ulusal topluluklar özgürlük istemekte, ezilen inanç ve mezhepler özgürlük istemekte, gençler, aydınlar kısacası ezilen ve sömürülen halklar özgürlük istemektedir.Peki, sorunun çözümünü engelleyen ana sınıfları, siyasi özgürlüklerin kazanılmasının önündeki başlıca engelleri kimler oluşturmaktadır? Kuşkusuz ki bu engelleri emperyalist burjuvazi, işbirlikçi tekelci burjuvazi ve büyük toprak beyleri sınıfları ve bu sınıfların faşist diktatörlüğü oluşturmaktadır.Haliyle bazı aklı evvellerin iddia etmiş olduğu gibi Türkiye’ de politik özgürlüklerin kazanılması sorunu bir reform sorunu değil,-TC devleti ayakta kalarak devletin demokratikleştirilmesi hayalcilikten öte bir anlam ifade etmemektedir.- bir devrim sorunudur; proletaryanın hegemonyasında sömürülen milyonların, faşist baskı ve zulüm altında tutulan Kürt Ulus’unun devrimci başkaldırısı yoluyla birleşik mücadele ile faşist diktatörlük tasfiye edilmeksizin siyasal özgürlükler kazanılamaz. Bu, yalnızca bizim değil bir yerde tarihin kararıdır.Tarihin söylediği şey şudur: Tarihte ilk defa ve daima zora başvuranlar faşist gerici egemen sınıflar olmuştur. Tarihte temel politik sorunlar yalnızca zor yoluyla çözülmüştür. Zor, tarihte daima yeni toplumun ebesi olmuştur. Lenin’in dediği gibi, “Politik özgürlük ve sınıf mücadelesinin büyük sorunlarını son tahlilde zor çözer.” Yine konuya dair Marks ne de güzel söylemiş: “Devrimler tarihin. Lokomotifleridir.”. Gerisi emekçi yığınları yeni yanılsamalar içinde aldatmada ve düzen içinde tutmadan başka bir anlam ifade etmeyecektir.