DÜNDEN BU YANA TESLİM ALMA SİLAHI OLARAK İTİRAFÇILIK…!

15 Temmuz’dan beri bir “itirafçı sağanağı” aldı başını gidiyor. Kuşku yok ki devletin kendine karşı mücadele eden yada karşı çıkanları teslim almak amacıyla sistemli bir şekilde kullandığı itirafçılık yabancı olmadığımız bir konudur. Özellikle devrimci ve Kürt hareketinin devleti tehdit ettiği durumda, devlet itirafçılığı devrimci hareketi ezmek ve etkisiz hale getirmek amacıyla bir araç olarak sürekli ve sistemli olarak uygulaya gelmiştir. Geçmişten günümüze ünlü itirafçılar yaratılmış ama bunlar sınırlı kalmaktan öte gitmemesi ve kitlesel bir hal almamıştır.

Neki 15 Temmuz operasyonundan sonra kadar Gülen Cemaatine yönelik operasyonun ardında bir dönemler Gülen Cemaatinin saflarına önemli görev almış olanlar itirafçılık için sıraya girdiler. Devlet ve adliye koridorlarında “Muhterem Hocaefendi’nin Hizmet Hareketi” söylemi mutasyona uğrayıp “Fetullahçı Terör Örgütü”ne dönüşürken, bir vakitler cemaatin “as kadrosu”nda yer almış şimdinin itirafçıları da-Nurettin Veren, Latif Erdoğan, Said Alpsoy, Ferhat Sarıkaya, İlker Çınar vb., gündüzleri gazetelere demeç verip akşamları kanal kanal gezerek, “bu hain terör şebekesinin içinde neler neler gördüklerini” anlatıyorlar. Aralarında “örgütün iki numarası”, “örgüt gazetesinin şefi”, “kahraman savcı”, “kandırılmış abla” vb. var. Dayak, işkence, cinlerle temas, katalogla evlilik hikayeleri, hayaylleri zorlayan ne varsa hepsini anlatıyorlar. Kurdukları hukuk kumpaslarını, nasıl insanları düşkünleştirdiklerini bire beş katarak, devleti elinde bulunduran Erdoğan’ın önderliğindeki AKP iktidarına yaranmak için ifşa ediyorlar.

Ama aynı esnada da binlerce kişi bu anlatılan örgüte üyelik suçlamasıyla tutuklanmakta… Bir yandan AKP saflarından “cadı avı” uyarıları geliyor. Rivayet o ki bir süre Bank Asya’da hesap açıp parasını oraya yatıran hemen herkese, Gülene selam veren bile kovuşturuluyor.

Dahası, Fetullahcı ya da bir başkası herhangi bir cemaat-tarikatla ilgisinin kurulması abesle iştigal olan, solcu, sosyalist akademisyenler, doktorlar, gazeteciler, yargıçlar soruşturuluyor, ve darbeyi fırsatta çevirmek için her yol mubah görülüyor.

Yıllar boyu devleti ele geçirmek ve emperyalizmin küresel gereksinimine göre yeniden dizayn etme ittifakı içinde olan Erdoğan ve önderliğindeki AKP yöneticileri Gülenin elini-eteğini öpmek için sıraya girerek, ne istediğinizde vermedik” diyenler utanmadan “kandırıldık” yalanıyla, yeniden mağdur ve mağduru oynayarak,emekçileri aldatamaya devam ediyorlar.

Ve bu muhterem itirafçılar doyumsuz bir iştahla, bir zamanlar nasıl da Gülen örgütün içinde olduklarını ballandırarak anlatıyorlar. Üstelik savcılara değil, sunuculara, Hakimlere değil, seyircilere… İtirafçı savcı kurduğu tuzakları sıralıyor; itirafçı vezir falakayla işkence yaptığını anlatıyor. Gözlerini belerten sunucular “biraz daha biraz daha” diye tempo tutuyorlar. Böylece her türlü kirliliği yapmış olan “İtirafçı”, işlediği suç denkleminden kurtuluyor, kendi eyleminin sorumluluklarından her nasılsa sıyrılıyor ve anlattıkça kendinden geçiyor ve intikam duygusuyla anlatıyor.

Kuşku yok ki T.C. devleti tarihi boyunca itirafçılığı teslim alma ve muhalif güçleri etkisiz kılmak amacıyla önemli bir silah olarak kullanmıştır. Buradan hareket ettiğimizde Gülen Cemaatinin ünlü itirafçıları gibi geçmişte günümüzde ideallerini bir tas çorbaya satan itirafçılar çıkmıştır. “itirafçılık tarihine”, şeyle bir baktığımızda karşımıza bir çok ünlünün çıktığın görürüz.

Kuşku yok ki cumhuriyetin tarihinin ilk ünlü itirafçısı TKP’nin Merkez Komitesi Sekreteri olan Vedat Nedin Tör’dür Kuşku yok ki itirafçılık da tıpkı işkence ve infazlar gibi önce ve en çok devrimci-sosyalsit ve solculara yani devlet için tehlikeli olanlara dayatılmış. Cumhuriyet tarihinin ilk “resmi” itirafçısı da bir eski komünist. Hem de ne ‘komünist’; Komünist Fırka’nın ‘Katib-i Umumi’, yani dönemin TKP genel sekreteri Vedat Nedim Tördür.

Hatırlanacağı üzere, Vedat Nedir Tör, Komintern’in Mayıs 1926’daki Viyana Kongresi’nde Türkiye Komünist Partisi’nin genel sekreterliğine getiriliyor. Ama kısa bir süre sonra çok tuhaf gelişmeler yaşanıyor. “Asım” kod adlı Vedat Nedim Tör, Viyana Konferansının ardında Türkiye’ye dönüyor, korku ve paniğe kapılarak elindeki tüm parti evrakını koltuğunun altına alıp, tanıdığı siyasi şube başkomiserlerinden Şinasi Bey’e gidiyor ve “itirafçılığa” başlıyor. 1927’deki büyük komünist tevkifatı bu itiraflarla başlıyor. Ekonomi okuyan d Vedat Nedim, mahkemede, çalıştığı şirketin kapıcısını bile “komünist” diye ihbar edecek kadar düşkünleşiyor ve Hikmet Kıvılcımlı’nın tutuklanmasını sağlıyor. Nedir Tör, aslında milliyetçi olduğunu ve “ Komintern’in dayatmalarına başkaldırmak için” partiyi ihbar ettiğini söylüyor yıllarca.

Neki TKP yönetimi ve sosyalist tarihçiler onunla aynı fikirde değil. 1927’de Mustafa Kemal’e yönelik başarısız ‘İzmir Suikastı girişiminin” ardında birden sertleşen politik atmosferden korktuğunu ve itirafçılık yolunu seçtiğini söylüyor hapse attırdığı yoldaşları. Ancak o “başarısız suikast girişimi” de bugünkü “başarısız darbe girişimi” gibi kuzey komşusuyla yakınlaştırıyor Türkiye’yi. Suikastta İngiliz parmağı olduğunu düşünen yönetim, Sovyetler’le ilişkileri bozmamak için tevkif edilen komünistlere 4 ay gibi önemsiz cezalar veriyor. Vedat Nedim Töre ise milliyetçi burjuva kültür bürokrasisinin önü açılıyor ve Nedim Tör itirafçılığının karşılığında devlette düzenli iş buluyor -Önce Matbuat Umum Müdürlüğü (1933-1937), Turizm Müdürlüğü (1938), Ankara Radyosu Müdürlüğü (1938-1943), Ankara Elektrik Şirketi gibi çeşitli kurumlarda yönetici olarak çalıştı. Cumhuriyet ve Vatan gazetelerinde yazılar yazdı-ve Kemalist ideolojinin güçlenmesi için çalışıyor. İşin dahada önemlisi TKP MK üyesi olan Şevket Süreyya Aydemirle birlikte kadro dergisini çıkardı. İtirafçılıktan sonrası Nedim Tör yaşamının Kemalist Cumhuriyete hizmete ayırdı. .

Kuşku yok ki İtirafçılık yeni değil Türkiye’de, çok eski bir teslim alma aracıdır… Üstelik itirafçılar geçmişte de TV’lere çıkar “işlevli” konuşmalar yaparlardı. Ama bugünkü Gülen Cemaatinin itirafçılarının sahip olduğu “meşruiyete ve ilgiye ” sahip olmadılar hiç. İtirafçılık eski, ama bu bu kadar ilgi örüpve itibar haline gelmesi yeni olsa gerek.

Türkiye de 40’lı yaşlarda olanlar Güntaç Aktan tarafından devletin desteğiyle “Anadolu’dan Görünüm” programında konuşturulan PKK itirafçılarını hatırlar. Bunlar daha sonra JİTEM içinde infaz timleri, “faili meçhul” tetikçileri olarak da kullanıldılar. İtirafçılarda infazcı timler oluşturuldu. Bunların ünlülerini hatırlayalım: Diyarbakır zindanında genç Kemalistler” dı altında itirafçılığın başını çekenler PKK’nin MK üyeleri olan ve sonrasında itirafçılar kervanına katılan Şahin dönmez ve Yıldırım Merkit ilk ünlü itirafçılardı. Ardından PKK’de Hıdır Akbalık, Hüseyin Tilki, Recep Tirli, İbrahim Babat, Mustaf Deniz, Abdülkadir Aygan, Ali Ozonsoy, Fethi Çetin, Adil Timurtaş, Alaattin Kanat, Abdulhekim Güven ve en son Şemdin Sakıktı.

Hatta “itirafçılık günlerinde yaptıklarını itiraf eden” bir türev versiyon da doğdu buradan: Pişman itirafçılar! Musa Anter’in katledilmesindeki rolünü itiraf ederek, cinayetin üzerindeki sır perdesini büyük oranda aralayan ve bugün İsveç’te sığınmacı olarak yaşayan eski PKK itirafçısı Abdülkadir Aygan onlardan biriydi.

PKK’nın kurucularından ve ilk MK üyelerinden Şahin Dönmez, 1979’un Mayısından itibaren PKK’ya yönelik operasyonlarda Elazığ da yakalanan yöneticilerden biridir.. Dönmez, yakalanmasıyla beraber yapılan sorgulamasında, çözülmüş, verdiği bilgiler doğrultusunda birçok PKK militanının yakalanmasına sebep olmuştur. Meşhur “Elazığ tutuklamaları” Dönmez’le beraber başlamıştır. Dönmez’in ifadeleriyle PKK’da çözülmeler ve kaçışlar başlamıştır. Diyarbakır zindanında ise Şahin dönmez itirafçı olmuş ve 12 Eylül sonrası cezaevlerinde “Genç Kemalistler Birliği” adıyla kendisiyle birlikte hareket eden PKK itirafçılarıyla yeni bir yapılanmaya gitmiş, geçmişini kökten reddederek günahlarından arınmaya çalışmıştır. Başta Elazığ Cezaevi olmak üzere birçok cezaevlerine cezaevi idaresi vasıtasıyla bildiriler göndererek PKK’dan bir çok militanı kopararak cezevidne itirafçılar koğuşu oluşturmuştur. İtirafçılığının karşılığında 90’lı yıllarda tahliye edilen Şahin Dönmez Şahin Dönmez 3 Nisan 1990 yılında İstanbul, Küçükçekmeçe’deki nalburiye dükkanında PKK tarafından tarafından öldürüldü. Yine aynı dönemde PKK MK üyesi olan Yıldırm Merkitte, Şahin Dönmez gibi itirafçı olmuş ve bir çok PKK militanı ve sempatizanının itirafçılaşmasına önderlik etmiştir. Yıldırm Mekit itirafçı olması nedeniyle 1994 yılında Romanya’da PKK tarafından cezalandırıldı.

Yine PKK’nin ünlü itirafçılarından biriside KDP’nin Güney Kürdistanda TC devletine teslim etmiş olduğu bir dönem PKK’nin MK üyesi olan Şemdin Sakık’tı. Şemdin Sakık en bilinenleri belki. Önce “28 Şubatçılar” için itirafçılık yaptı. Devletin önüne konanların altına imza atarak, Gazetecileri, gazeteleri, insan hakları savunucularını hedef haline getirecek iftiraları itiraf diye söylettiler ona. İHD Başkanı Akın Birdal onun “itiraflarının” gazetelerde faş edilmesinden birkaç hafta sonra vuruldu, ölümden döndü. Aynı Sakık, daha sonra, kendisine “itiraf ettirenleri” suçlamak üzere ve “gizli tanık” statüsüyle “Ergenekon” davasının itirafçısı oldu. Sahte itiraflarını itiraf etti! Kim bilir, her an yine ortaya çıkıp güncel duruma uygun olarak “bildiklerini” anlatmaya başlayabilir.

Dev-Sol Sabancı suikastının tetikçisi Mustafa Duyar Suriye de TC konsolosluğuna giderek teslim olup, itirafçılık yolunu seçti. Yalan yanlış önüne konuları gecikmiş gibi anlattı. Cezaevinde bir başka itirafçı kadınla evlendi ve zindanda bir çocuk sahibi oldu. Bütün itirafçılar gibi “çok konuşuyor”du. Her fırsatta konuşuyordu. 5 Şubat 1999 tarihinde Afyon E Tipi Kapalı Cezaevindeki koğuşunda, mafya suçlamasıyla yatan Veli Küçükle hilşki içinde olduğu iddia edilen Karagümrük çetesi bir grubun silahlı saldırısıyla öldürüldü. Yine Dev-Sol önder kadroları arasında yer alan Semih Genç, yurt-dışına çıkarken yakalanmış ve çözülmüşü. 1993 yılında tutuklu bulunduğu Bayrampaşa Cezaevi’nden DHKP-C tarafından kaçırılmış, DHKP/C’nin üst düzey yöneticisi olduğu iddiasıyla aranırken Romanya’da teslim olmuş ve Türkiye’ye getirilerek itirafçılık yapmıştır. Yine Semih Genç, “ İsmet ” kod adıyla mahkeme de gizli tanıklık yapmıştı.

Yine ünlü itirafçılardan biriside MLSBP Merkez Komite üyesi Şemsi Özkandır. MLSBP’nin kuruluş döneminden itibaren önder kadroları arasında yer alan ve bir çok eylemin uygulayıcısı olarak aranan Şemdi Özkan, bir eylem için araba kaldırırken Kanaryada bekçi tarafından yakalanır ve karakola alınır. Hızla İstanbul 1-Şubeye götürülür. Sahte kimlik kullanması nedeniyle ilk dönem durumu açığa çıkmaz. Neki kendisini yanınen tanıyanların zorlaması ve işkenceye dayanamaması nedeniyle üç beş saat içinde işkencecileri teslim olarak itirafçılığı seçti. 12 eylül döneminin en ünlü MLSPB itirafçısı Şemsi Özkan’ın verdiği bilgiler doğrultusunda düşman 6 Haziran 1981 yılında Maltepe de MLSPB’nin öncü kadrolarının kaldığı örgüt evi kuşatıldı. Polisin “Teslim olun” çağrısına silahla yanıt veren MLSBP miltanlarından Doğan Özzümrüt, Ercan Yurtbilir, katledilirken Ayşe Hülya Özümrüt yaralı yakalandı. Şemsi Özkanın ihanetin devam etti. Özkan’ın verdiği bilgiler sonucu polis . MLSPB’nin önder kadrolarından Atilla Ermutlu’yu Yeşilköy yolunda infaz ederken, Tamer ardayı Sefaköyde katletti. Şemsi Özkan Haziran 1981 yılından sonrası polisin denetimine girip, yüzünü değiştirerek, devlete akıl hocalığına devam etti.

Faşist ülkücüler içinde çok miktarda itirafçı çıktı. 12 Eylül sonrası idam edilen ülkücü Mustafa Pehlivanoğlu bunlardan biriydi. Faşist tetikçi Pehlivanoğlu Balgat katliamından hüküm giymişti. Darbe olduğunda idam hükümlüsüydü. “İtirafçı olursan Milli Güvenlik Konseyi cezanı müebbet’e çevirir” dediler. İdamı durdurulacak umuduyla bildiği her şeyi bir bir anlattı. Muhsin Yazıcıoğlu ve Abdullah Çatlı’nın kendisini cezaevinden kaçırdıklarını, 10 Ağustos 1978’de Ankara Balgat’ta kahvehaneleri tarayarak 5 kişiyi öldürdükleri katliamı İsa Armağan ve İsmail isimli bir ülkücüyle birlikte ve Abdullah Çatlı’nın emriyle yaptıklarını itiraf etti. 7 Ekim günü öğleden sonra, cezaevindeki savcıya ek bir ifadeyle vermişti bu bilgileri. Ölüm hücresinden çıkmayı ümit ediyordu. 8 Ekim’in ilk saatlerinde Mamak Cezaevi’nin avlusunda asıldı! Bir başka MHP’li, Ülkü Ocakları yöneticisi Ali Yurtaslan, 17 yıl sonra aynı olaylara ilişkin aynı itirafları yapacaktı.