DEMOKRATİK LAİKLİK DEVLET VE DİNİ GERİCİLİĞE KARŞI MÜCADELE GÖREVLERİMİZ..!

Geçmişten bu yana dinci gericiler ılımlı göstermelik laikliğe bile tahammülleri olmadığını he fırsatta dile getirdiler. Bugün iktidarı elinde tutan AKP kadrolarının ezici çoğunluğu imam hatip okullarında şeriat amacıyla eğitim görmüş ve devletin kanatları altında adım adım örgütlenerek  devleti ele geçirmişler. Bu süreç adım adım halk alıştıra alıştıra uygulamaya sokulmuştur. 40 yıllık mücadele sonucu gelinen yerde dinci kadrolar ılımlı İslam çizgisinde buluşarak TC devletini ele girmişler. Kuşku yok ki buraya gelene kadar demokrasi ve özgürlükler yalanıyla emekçi yığınları aldatıp yedeklemişler.

Nitekim son olarak TBMM başkanı Erbakan’ın yakın çalışma arkadaşı ve kanlı pazarın tertipçilerinden İsmail Kahramanın, “Laiklik anayasada yer almamalı ve dinci bir anayasa hazırlamalıyız” yönlü açıklaması, AKP’nin her fırsatta şeriat hükümlerine uygun bir devlet düzeni amaçladığını gösteriyor.  Her ne kadar gelen tepkiler sonucu İsmail kahraman ben öyle demek istemedim vb. gevelemelerle  açıklamalarında geri adım atmış olsa da, AKP’nin  halkı şeriata hazırlama çabasından uzak durduğu anlamana gelmez  Aslında TBMM başkanının kafasının içindeki şeriat hedefini açıktan dillendirmesi ve AKP için önemli bir kesimin ve kitlenin buna sempatiyle bakması devrimcilerin  şeriata karşı gerçek demokratik ve laik bir rejim için mücadele nasıl bir sağlam hat örmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.

Laiklik olmadan ne demokrasi ne insan hak ve özgürlükleri ne din ve vicdan özgürlüğü olamaz. Buradan hareketle kolu kanadı kırk  laikliğin kazanımlarını savunmak ve buradan din ve devlet işlerini ayrıştıran ve din konusunda tüm halklara aynı mesafede yaklaşan demokratik laik bir halk iktidarı için mücadele etmeliyiz. Bunun içinde dinci gericiliğe karşı mücadelenin öneminin yeniden doğru olarak anlaşılmaz her şeyden önem taşıyor.

Laikliği Pro­le­tar­ya­nın as­ga­ri ve aza­mi amaçla­rın­dan ko­puk bir müca­de­le, dev­rim ve sos­ya­lizm müca­de­le­si­ne hiz­met et­mez. Tam­da bu­ra­da iki sap­ma­ya düş­me teh­li­ke­si var­dır.

Bi­rin­ci­si, “sol” sap­ma­dır. Bu sap­ma, di­ne kar­şı, di­ni ide­olo­ji ve akım­la­ra kar­şı mücade­le­yi sı­nıf müca­de­le­si te­me­lin­den, po­li­tik ik­ti­dar he­de­fin­den ko­pa­ra­rak ne olur­sa ol­sun, her du­rum­da, baş­lı ba­şı­na di­ne ide­olo­jik sal­dı­rı çiz­gi­si iz­le­me­de so­mut­la­şır.

İkinci “sağ” sap­ma­dır. Bu sap­ma, di­ne, din­ci ide­olo­ji­ye kar­şı müca­de­le ye­ri­ne uz­laş­ma, an­laş­ma, ge­çiş­tir­me, di­nin et­ki­sin­de­ki ge­niş yı­ğın­la­rı kır­ma­ma, et­ki­le­ye­bil­mek ve ka­zan­mak için on­la­rı in­cit­me­me, ür­küt­me­me çiz­gi­sin­de an­la­tı­mı­nı bu­lur. Mark­sist-Le­ninist­ler bu iki sap­may­la ken­di ara­la­rı­na ke­sin ve ka­lın bir sı­nır çe­ker­ler. Mark­sizm-Le­niniz­m’in fel­se­fi te­me­li di­ya­lek­tik ma­ter­ya­lizm­dir.

Ve do­ğa­sı ge­re­ği bağ­naz bir fel­se­fi idea­lizm te­me­lin­de yük­se­len di­ne, din­ci ide­olo­ji­ye kar­şı ke­sin, ka­rar­lı, il­ke­li bir tu­tum alm­a­yı, ide­olo­jik ve po­li­tik sal­dı­rı­da bu­lun­ma­yı, ge­rek­ti­rir. Fa­kat “di­ne kar­şı na­sıl müca­de­le ede­ce­ği­mi­zi bil­mek zo­run­da­yız ve bu­nu ya­pabil­mek için ise, yı­ğın­lar ara­sın­da ima­nın ve di­nin kay­na­ğı­nı ma­ter­ya­list bir yol­da açık­la­mak zo­run­da­yız. Din ile müca­de­le so­yut ide­olo­jik öğüt­le sı­nır­lan­dı­rı­la­maz ve bu müca­de­le böy­le­si­ne öğüt­le­re in­dir­gen­me­me­li­dir. Di­nin top­lum­sal kök­le­ri­ni ayık­la­ma­yı amaçla­yan müca­de­le sı­nıf ha­re­ke­ti­nin so­mut pra­ti­ği ile bağ­lan­ma­lı­dır.” (LE­NİN)

İş­çi yı­ğın­la­rı­nı, sömürülen kit­le­le­ri din­ci ide­olo­ji­nin et­ki­sin­den kur­tar­ma­nın yo­lu, on­la­rı sı­nıf müca­de­le­si­ne çek­mek­ten, an­ti-fa­şist, an­ti-em­per­ya­list, an­ti-ka­pi­ta­list müca­de­le­nin eği­tim­ci, de­ğiş­ti­ri­ci, sar­sı­cı, dev­rim­ci ko­num­lar­da mev­zi­len­di­ri­ci gir­da­bı­na çek­mekten ge­çer. Mark­sist-Le­ni­nist­le­rin “tan­rı ta­nı­maz pro­pa­gan­da­sı, onun te­mel göre­vi­ne, sömürülen yı­ğın­la­rın sömüren­le­re kar­şı sı­nıf müca­de­le­le­ri­nin ge­liş­me­si­ne bağ­lı ka­lın­malı­dır.” Pro­le­tar­ya, ya­rı-pro­le­tar­ya, ken­tin ve kı­rın küçük bur­ju­va emek­çi kit­le­le­ri fa­şizm ve ser­ma­ye­ye ka­pi­ta­lizm ve em­per­ya­liz­me kar­şı sa­vaş­ma­yı öğ­ren­di­ği, sa­vaş­tı­ğı, sos­ya­list ve dev­rim­ci po­li­tik bi­linçle po­li­tik müca­de­le­nin de­ne­yim­le­ri üze­rin­de eği­til­di­ği oran­da, di­nin et­ki­sin­den kur­tu­la­cak, ate­ist bi­linç­le ku­şa­na­cak­lar­dır.

Mark­sist-Le­ni­nist­ler, kit­le­le­rin, din­sel te­mel­ler üze­rin­de­ki bölün­me­si­ne kar­şı­dır­lar. Din­sel bölün­me­ye kar­şı sı­nıf­sal te­mel­ler üze­rin­de yük­se­len, şe­kil­le­nen bölün­me­sin­den yan­adır­lar. Emek­çi yı­ğın­la­rın ırk­sal, din­sel, mez­hep­sel, ulu­sal te­mel­ler üze­rin­de bölünme­sin­den ya­na olan­lar, sı­nıf­sal bölün­me­le­ri en­gel­le­mek, sı­nıf­lar kav­ga­sı­nı par­ça­la­mak, güç­ten düş­mek için bu tip bölün­me­le­ri kış­kır­tan­lar, hep ge­ri­ci ege­men sı­nıf­lar, fa­şizm, bur­ju­va­zi ve em­per­ya­lizm ol­muş­tur. Pro­le­tar­ya­yı st­ra­te­jik he­def­le­ri­ne ulaş­tı­ra­cak, as­ga­ri ve aza­mi prog­ra­mı­nın uy­gu­lan­ma­sı­nı ko­layl­aş­tı­ra­cak, ya­kın­laş­tı­ra­cak, ger­çek ha­li­ne ge­ti­re­cek olan sı­nıf­sal bölün­me­dir. Uz­laş­maz sı­nıf müca­de­le­si yo­lu, bur­ju­va­zi­nin böl-parça­la-yönet tak­ti­ği­ni bo­şa çı­kar­ma yo­lu, bu­na uy­gun po­li­tik tak­tik­le­rin iz­len­me­si yo­lu­dur.

Bi­lin­di­ği gi­bi bu­gün, pro­le­ter yı­ğın­la­rın ey­le­mi ya­sal, yarı-ya­sal, ya­sa dı­şı bi­çim­ler alarak iler­li­yor. Özel­lik­le pa­sif ey­lem­ler ola­rak ni­te­le­nen ey­lem bi­çim­le­ri yay­gın bir iş­çi kit­le­si­ni kap­sı­yor. Di­ni ide­olo­ji­nin et­ki­sin­de ol­mak­la bir­lik­te ile­ri­ci, an­ti-fa­şist saf­lar­da, devrim­ci saf­lar­da yer­le­ri­ni alan iş­çi kit­le­si­ni bir ta­ra­fa ko­ya­lım. Bu­gün müca­de­le eden on­binler­ce iş­çi, din­ci ide­olo­ji­nin güç­lü et­ki­si al­tın­da. Ama so­mut, gün­cel ya­kı­cı is­tem­le­ri için müca­de­le­ye atı­lı­yor­lar. Fa­şizm ve ser­ma­ye­nin ve sen­di­ka ağa­la­rı­nın, dev­le­tin tek bir kamp­ta pro­le­tar­ya­ya kar­şı bir­leş­tik­le­ri­ni görüyor­lar. Sı­nıf müca­de­le­si­nin eği­ti­ci, dönüş­türücü pra­ti­ğin­den öğ­re­ni­yor­lar. Öz­de­ney­le­ri, hak­la­rın ve­ril­me­ye­ce­ği­ni, kav­ga yo­luy­la alı­na­ca­ğı­nı gös­te­ri­yor on­la­ra, vb. Ve bu ko­nu­ma ge­len iş­çi ger­çek­te et­ki­sin­de ol­du­ğu din­le din­ci ide­olo­ji­nin pat­ro­na, dev­le­te, sömürül­me­ye, ezil­me­ye, hor­lan­ma­ya, bo­yun eğ­me­ye, se­ni so­yup so­ğa­na çe­vi­ren­le­re ita­at et, bu ka­de­rin­dir di­yen ka­rak­te­riy­le çe­liş­ki için­de­dir. İş­te iş­çi­yi eği­ten bu pra­tik­tir, sı­nıf müca­de­le­si­dir.

Pra­ti­ğin eği­ti­cili­ği ye­ri­ne, “ ben al­lah­sı­zım”, “ al­lah yok­tur ”, “ ena­yi­ce, ol­ma­yan şe­ye ina­nı­yor­sun” de­ni­lip, bu iş­çi­ye bu­radan yük­le­ni­lir­se, el­bet­te­ki bun­dan müca­de­le za­rar­lı çı­ka­cak­tır. Sı­nıf­sal bölün­me ye­ri­ne, din­sel bölün­me körük­le­nir, iş­çi kav­ga­dan uzak­laş­tı­rı­lır, za­ten son de­re­ce has­sas olan bir ko­nu­da, tan­rı ve din ko­nu­sun­da iş­çi­nin tu­tu­cu­lu­ğu de­rin­leş­ti­ri­lir, bur­ju­va­zi de bu­nu des­tekler, kış­kır­tır… Kı­sa­ca­sı di­ne kar­şı ide­olo­jik sal­dı­rı göre­vi­miz var­dır, sürek­li­dir. Asıl sorun bu işin na­sıl ve ha­ngi tak­tik­ler­le ye­ri­ne ge­ti­ri­le­ce­ği­ni kav­ra­mak­tır.

İş­te ta­ri­kat­lar bu he­def­le­ri­ne var­mak için, sa­de­ce ken­di­le­ri için öz­gür­lük is­ti­yor­lar. O hal­de böy­le ge­ri­ci akım­lar­la öz­gür­lük için dövüş­mek, bu akım­la­rı dost say­mak ola­nak­lı de­ğil­dir. Bu bağ­lam­da tek­ke­le­rin, za­vi­ye­le­rin açıl­ma­sı bi­zim so­ru­nu­muz, pro­le­tar­ya­nın, emek­çi yı­ğın­la­rın so­ru­nu de­ğil­dir. Göre­vi­miz, ge­ri­ci­li­ğin bu iç çe­liş­ki­le­rin­den yarar­lan­mak, ne­den­le­ri­ni, so­nuçla­rı­nı ay­dın­lık bir bi­linçle kit­le­le­re ser­gi­le­mek­tir.

An­ti-fa­şist, an­ti-em­per­ya­list İs­lam­cı akım­la­rın ol­ma­sı ko­şul­la­rın­da, bu akım­lar­la (somut ni­te­lik­le­ri­ne göre) an­laş­ma ve it­ti­fak­lar ise za­ten red­de­di­le­mez. Ama Tür­ki­ye’de mevcut halde devrimci Müslümanlar dışında – böy­le akım­lar yok­tur.

Evet, ta­ri­kat­la­ra, şe­ri­ata, düzen­le kay­naş­mış İs­lam­cı akım­la­ra kar­şı­yız. Ama bu­nun karşı­sın­da “ La­ik Türk Dev­le­ti­ni ” ko­ru­ma,-ki göstermelik laikliğin kazanımlarını korumak için mücadele farklı TC devletinin sulandırılmış laikliğini ve devlet dini olarak Sünni İslam dinini , zorunu din derslerini, Diyanet İşleri başkanlığını, İmam hatip okullarını, vb. savunmak başkadır- ,12 Ey­lül fa­şiz­mi­nin ele­baş­la­rı­nı la­ik­lik an­layış­lar­ın, po­li­ti­ka­la­rı­nı des­tek­le­mek bi­zim göre­vi­miz de­ğil­dir. Tür­ki­ye’de la­ik­lik, bur­juva demok­ra­tik dev­ri­min so­nu­cu yer­leş­me­miş­tir. Kit­le­ler böy­le bir dev­rim de­ne­yin­den, bi­lincin­den ge­çe­rek la­iklik kav­ra­ma­mış­tır.

Tür­ki­ye’de la­ik­lik, ya­rım kal­mış bel­ki­ de ya­rım bi­le ol­ma­yan Ke­ma­list dev­ri­min bir ürünü ol­sa da, asıl ola­rak te­pe­den reform­lar­la zor­la yerleş­ti­ril­me­ye, kit­le­le­re be­nim­se­til­me­ye ça­lı­şıl­mış­tır. Bu ya­pı­lır­ken de la­isizm­le çe­liş­ki oluş­tu­ran, onu za­yıf­la­tan, kök­leş­me­si­ni en­gel­le­yen sos­yo-eko­no­mik te­mel ko­run­muş, ikti­dar da top­rak ağa­la­rıy­la bölüşül­müş­tür. Mark­sist-Le­ni­nist­ler, böy­le bir la­ik­li­ğe, la­ik­lik uy­gu­la­ma­sı­na kar­şı­dır­lar. Öze­lik­le 1950’ler­den baş­la­yan 12 Ey­lül fa­şiz­miy­le do­ru­ğa çıkan, din­ci ge­ri­ci­li­ği güç­len­di­ren, ba­tı ti­pi bur­ju­va la­isiz­min bi­le ko­lu ka­na­dı ke­sil­miş uy­gu­la­ma­sı olan Ke­ma­list la­ik­lik an­la­yı­şı ve uy­gu­la­ma­sı­na kar­şı­dır­lar.

Dev­let, em­per­ya­liz­min ül­ke­de­ki tem­sil­ci­si­dir. İş­bir­lik­çi te­kel­ci bur­ju­va ve büyük top­rak sa­hip­le­ri sı­nıf­la­rı­nın ege­men­lik ara­cı­dır. Sö­mürü ve zor­ba­lık üs­tüne ku­ru­lu düze­nin ko­ru­yu­cu­su ve kol­la­yı­cı­sı­dır. De­mok­ra­si­nin, vic­dan öz­gür­lüğünün; eko­no­mik, top­lum­sal ve si­ya­sal ya­şa­mın de­mok­ra­tik­leş­ti­ril­me­si­nin, ger­çek la­isizm uy­gu­la­ma­sı­nın aman­sız düş­ma­nı­dır. “ Hal­kın af­yo­nu ” olan di­nin, din­ci ge­ri­ci­li­ğin, ta­ri­kat­la­rın ar­ka­sın­da ege­men sı­nıf­la­rın, dev­le­tin des­te­ği var­dır. Fe­odal ide­olo­ji ve kül­türü bi­linçli­ce des­tek­le­yen çü­rümüş, yozlaş­mış düze­nin kud­ret­li güç­le­ri­dir, hol­ding­ler­dir, te­kel­ler­dir, ge­ne­ral­ler­dir. Em­per­ya­list­ler, iş­bir­lik­çi te­kel­ci bur­ju­va­zi, ge­ne­ral­ler, ta­ri­kat­la­rın de­ne­tim­le­rin­den çık­ması­na ta­ham­mül edemi­yor­lar. Tür­ki­ye’nin “ılım­lı” İs­lam­cı görün­tüsünü bo­za­cak çı­kışla­rı­na; ta­ri­kat­la­rın si­ya­si ya­şam­da da­ha faz­la et­kin­lik is­tem­le­ri­ne kar­şı tu­tum ta­kı­nıyor­lar. Ül­ke­de­ki ka­pi­ta­list ge­liş­me­nin düze­yi bir şe­ri­at yöne­ti­miy­le çe­li­şir. İş­te bur­ju­va­zi­nin ta­ri­kat­lar­la olan çeliş­ki­si bu­ra­da­dır. Bu çe­liş­ki, bir kav­ga­yı do­ğu­ru­yor. Ve bu kav­ga kar­şı-dev­ri­min ken­di iç kav­ga­sı­dır. Bu kav­ga­da ta­raf olu­na­maz.

Ta­ri­kat­lar ge­ri­ci­li­ğin mer­ke­zi­dir

Ül­ke­miz­de­ki şe­ri­at­çı İs­lam­cı akım ve ta­ri­kat­lar, ya­rı-sömür­ge, ge­ri ka­pi­ta­list soy­gun düze­nin de­va­mın­dan ya­na­dır­lar. Bu zor­ba düzen­le kay­naş­mış­lar­dır. Po­li­tik öz­gür­lük ve ko­münizm düş­man­lı­ğı, bağ­naz­lık, bu akım­la­rın ide­olo­jik ve po­li­tik ka­rak­ter­le­rin­de­dir. Bu akım­lar pro­le­tar­ya­nın dos­tu, bağ­la­şı­ğı de­ğil­dir. Stra­te­jik an­laş­ma ve bağ­laş­ma­lar yapıl­maz. Ta­ri­kat­la­rın ve der­gah­la­rın ka­pa­tıl­ma­sı sa­de­ce görünüş­te­dir. Çün­kü şe­ri­at­çı tari­kat­lar fi­ilen öz­gür­ce ça­lı­şı­yor­lar. Ege­men sı­nıf­lar­la, dev­let­le kay­naş­mış­lar. AKP, şe­ri­atçı­lığın sa­vun­cu­su­dur. Ta­ri­kat­lar dev­let ve si­ya­si par­ti­ler için­de önem­li güç­ler du­ru­mun­da. Polis-yargı ve devlet bürokrasisinde egemen olmuş durumdular.. Yüz­ler­ce ya­yın, TV-rad­yo ta­ri­kat yayın­la­rı du­ru­mun­da vb.

Biz halk için po­li­tik öz­gür­lük­ten ya­na­yız. Po­li­tik öz­gür­lük­le­rin bir par­ça­sı ola­rak vic­dan öz­gür­lüğün­den ya­na­yız. Vic­dan öz­gür­lüğü için sa­va­şı­rız, sa­va­şı­yo­ruz. Ama halk için ge­nel po­li­tik öz­gür­lük­le­rin ka­za­nıl­ma­sı pers­pek­ti­fi­ni, po­li­ti­ka­sı­nın kop­maz bir bileşe­ni, bir öğe­si ola­rak ta­ri­kat­lar, de­ği­şik şe­ri­at­çı akım­lar ise, po­li­tik öz­gür­lüğün ve vicdan özgür­lüğünün düş­ma­nı­dır­lar. On­lar yal­nız­ca ken­di­le­ri için öz­gür­lük is­ti­yor­lar, halk için de­ğil. Bir İran, bir Su­udi Ara­bis­tan ör­nek­le­ri or­ta­da­dır.Şe­ri­at­çı bir yöne­tim kan ve göz­ya­şın­dan baş­ka hiç bir şey ver­me­ye­cek­tir, sömürülen, ezi­len mil­yon­la­ra.

So­ru­nun an­la­şıl­ma­sı için şu ol­gu­la­ra dik­kat çek­mek is­te­riz: İs­lam di­ni, bir “dev­let dini”, “din dev­le­ti” ola­rak doğ­muş­tur. Yal­nız bi­rey tan­rı iliş­ki­siy­le sı­nır­lı de­ğil­dir. Top­lumsal ya­şa­mın her ala­nı­nı (eko­no­mik, po­li­tik, ide­olo­jik, bi­rey­sel, cin­sel…) düzen­le­yen, mü­da­ha­le eden, ka­tı-fa­na­tik ku­ral­lar ko­yan bir din­dir. Ku­ran-ı Ke­rim, dev­le­tin ana­ya­sa­sı­dır. De­mok­ra­si­ye kar­şı­dır. Bi­rey­sel öz­gür­lük­le­re kar­şı­dır. Ka­dı­nı er­ke­ğin köle­si sa­yar. İs­lam Hu­ku­ku il­kel bir öç al­ma duy­gu­su, “ kı­sa­sa kı­sas ” il­ke­si üze­rin­de yük­se­lir.

Her­şeyiy­le or­ta-­çağ­cıl içe­rik­li­dir. Ko­yu­lan ku­ral­lar do­ku­nul­maz, kut­sal sa­yı­lır. Şe­ri­ata; şe­ri­at dev­le­ti­ne kar­şı tu­tum al­mak, Al­la­ha kar­şı tu­tum al­mak ola­rak görülür, il­kel­ce cezalandırı­lır. Sal­man Rüş­tü ve Aziz Ne­sin’in Ku­ran-ı Ke­ri­m’i eleş­tir­di di­ye İs­lam­cı­ların ölüm fet­va­la­rı çı­kar­ma­la­rı şe­ri­at­çı­la­rın ne ka­dar de­mok­rat ol­duk­la­rı­nı gös­te­ri­yor. Ta­ri­katçı­la­rın bu­gün demok­rat ve öz­gür­lük­çü görün­me­le­ri ta­ma­men gös­ter­me­lik­tir.

De­mok­ra­tik ve la­ik dev­let, dev­ri­min ürünü ola­cak­tır

Ger­çek­ten la­isiz­min yer­leş­me­si, la­ik ve de­mok­ra­tik bir dev­le­tin ola­bil­me­si için, ül­kemiz­de eko­no­mik, top­lum­sal ve po­li­tik ya­pı­sı­nın de­mok­ra­tik­leş­me­si ge­re­ki­yor. Bu de­mok­ra­tik­leş­me­nin ger­çek­le­şe­bil­me­si­nin tek, nes­nel bi­lim­sel yo­lu ise dev­rim­dir. Em­perya­list bo­yun­du­ru­ğun, iş­bir­lik­çi-te­kel­ci bur­ju­va­zi ve büyük top­rak sa­hip­le­ri­nin egemen­li­ği­nin an­ti-em­per­ya­list de­mok­ra­tik halk dev­ri­mi yo­luy­la tas­fi­ye­si­dir. Ya­ni ki­lit so­run de­mok­ra­tik-po­li­tik öz­gür­lük­le­rin ka­za­nıl­ma­sı, hal­kın, iş­çi sı­nı­fı ön­der­li­ğin­de kon­sey­ler tipin­de­ki de­mok­ra­tik halk­çı dev­le­ti kur­ma­sı­dır.

Bu­nu ger­çek­leş­ti­re­cek olan ise dev­rim­dir. Bu­nun dı­şın­da­ki se­çe­nek­ler, fa­şiz­min, burju­va­zi­nin, em­per­ya­liz­min ye­de­ğin­de­ki, elin­de­ki, hiz­me­tin­de­ki se­çe­nek­ler­dir. Ger­çek an­lam­da la­ik­lik de­mok­ra­tik dev­let­te ya­şam bu­la­cak­tır. Böy­le bir dev­let, fa­şist bi­çim­li bir dev­le­tin ya da ge­ri­ci an­ti-de­mok­ra­tik bir dev­le­tin ko­ru­na­rak, des­tek­le­ne­rek dönüş­türülme­sin­den doğ­maz. Tür­ki­ye’de, la­ik­li­ğin kap­sa­mın­da­ki en küçük hak­kın gasp­ı­na kar­şı­yız, kar­şı çı­ka­ca­ğız. La­ik­li­ğin öğe­le­ri­ni oluş­tu­ran ye­ni ka­za­nım­la­rın ya­ra­tıl­ma­sı için dövüşürüz. (Ör­ne­ğin imam ha­tip okul­la­rı­nın ka­pa­tıl­ma­sı, din der­si­nin zo­run­lu ders ve seçme­li ders ol­mak­tan çı­ka­rıl­ma­sı gi­bi) Fa­kat bun­lar, la­ik içe­rik­li re­form­lar­dır. Ger­çekleş­me­si de yı­ğın­la­rın ba­ğım­sız dev­rim­ci ey­lem­le­riy­le ola­cak­tır. Yok­sa ege­men sınıfla­rın, fa­şiz­min bur­ju­va­zi­nin ih­sanıy­la de­ğil. Ve bu re­form müca­de­le­le­ri dev­rim müca­dele­si­ne, po­li­tik ik­ti­da­rın fet­hi müca­de­le­si­ne bağ­lı­dır, bağ­lı ola­rak ele alın­ma­lı­dır. Re­form­lar dev­ri­min ya­rı-ikin­cil ürünüdür­ler.

De­mok­ra­tik, la­ik dev­let, di­ni özel bir iş ola­rak ilan ede­cek­tir. Ama di­ne kar­şı müca­de­le ta­nım­lan­maz pro­pa­gan­da ve aji­tas­yon ise, ki­şi­sel bir so­run de­ğil, top­lum­sal-si­ya­sal içe­rik­li bir görev­dir. Dev­rim­ci-de­mok­ra­tik dev­let­te, din ve dev­let iş­le­ri ke­sin bir şe­kil­de bir­bi­rin­den ay­rı­la­cak­tır. Hiç bir res­mi din ku­ru­mu ol­ma­ya­cak­tır. Eği­tim öğ­re­tim­den di­ni eği­tim kal­dı­rı­la­cak­tır. Dev­le­te bağ­lı okul­lar­da di­ni eği­tim ol­ma­ya­cak­tır.

Dev­let, din­sel ku­rum­la­ra tek ku­ruş ver­me­ye­cek­tir. Ta­ri­hi eser de­ğe­rin­de­ki ce­mi­le­rin ba­kı­mı, ko­run­ma­sı, ona­rı­mı dı­şın­da hiç­bir di­ni ku­ru­ma ma­li des­tek, dev­let des­te­ği veril­me­ye­cek­tir. Res­mi iş­lem­ler­de bi­rey­le­rin di­ni so­rul­ma­ya­cak, bi­re­yin di­ni­ni gös­te­ren hiç­bir iba­re, res­mi ev­rak­lar­da yer al­ma­ya­cak­tır. Dev­let, hiç bir di­ni des­tek­le­me­ye­cek­tir. İs­te­yen ate­ist, is­te­yen de her­han­gi bir di­ne ina­na­bi­le­cek­tir.

Ate­ist pro­pa­gan­da ve aji­tas­yon ser­best ola­cak­tır. Dev­rim­ci-de­mok­ra­tik dev­le­te kar­şı çık­ma­mak ko­şu­luy­la, di­ne inan­la­rın din­sel ça­lış­ma­la­rı en­gel­len­me­ye­cek­tir. Din­sel ve mez­hep­sel inanç­la­rı te­me­lin­de hiç­bir ay­rım ya­pıl­ma­ya­cak­tır.

De­mok­ra­tik dev­let­te­ki bu la­isizm, sos­ya­lizm­de da­ha kök­lü, da­ha güç­lü iş­le­yecek­tir.

Din, ya­sak­la­na­rak, zor yo­luy­la or­ta­dan kal­dı­rıl­maz. Bir çır­pı­da da or­ta­dan kal­dı­rı­la­maz. Di­nin de­rin top­lum­sal, ta­rih­sel kök­le­ri var­dır. Uzun bir ta­rih­sel dö­nem­den be­ri on­lar­ca asır­dır ege­men sömürücü sı­nıf­la­rın elin­de hal­kı uyut­ma­nın ara­cı ola­rak kul­la­nı­la­gel­miş­tir. Ve da­ha uzun yıl­lar kul­la­nı­la­cak­tır. Di­ne kar­şı müca­de­le, sı­nıf müca­de­le­si­nin te­me­lin­de, de­mok­ra­tik dev­rim, de­mok­ra­tik dev­ri­min ke­sik­siz­ce sos­ya­list dev­ri­me dönüş­türül­me­si, ka­pi­ta­lizm­den sı­nıf­sız top­lu­ma ge­çiş döne­min­de, tüm bu uzun ta­rih­sel süreç bo­yun­ca, sı­nıf müca­de­le­si­nin, dev­ri­min sı­nıf­sız top­lu­ma dek sürek­li­li­ğiy­le, bi­limsel, sı­nıf­sal, mater­ya­list eği­ti­miy­le, ce­ha­le­te ve top­lum­sal ol­gu­lar kar­şı­sın­da­ki güç­süz­lüğe kar­şı, özel mül­ki­yet­çi dün­ya görüşünün bes­le­di­ği tüm din­ci ide­olo­ji ve po­li­ti­ka­la­rı, fel­se­fi ide­aliz­me kar­şı, top­lum­sal ya­şamın her ke­si­ti­ni kap­sa­yan, ken­di ken­di­ni, ken­di top­lu­mu­nu yöne­ten bi­lim­sel ma­ter­ya­list bil­giy­le si­lah­lan­mış, ger­çe­ği, ge­le­ce­ği tem­sil eden, bütün er­dem­le­ri bağ­rın­da top­la­mış, ye­te­nek­li kül­tür­lü bir in­san ti­pi­nin ya­ratıl­ma­sıy­la sı­nıf­sız top­lu­ma ve­ril­me­siy­le, zo­run­lu­luk­lar ale­min­de çı­kıp öz­gür­lük­ler alemi­ne va­rıl­ma­sıy­la ar­tık din­de bir da­ha ge­ri gel­me­mek üze­re ta­ri­hin çöp­lük­le­ri­ne atı­lacak­tır.

Şe­ri­at­çı­lar Al­lah ve Kuran’ın eleş­ti­ri­si­ne ta­ham­mül­süz­dür­ler

Di­nin or­ta­ya çı­kı­şı ve top­lum üze­rin­de yap­tı­ğı et­ki üze­ri­ne tar­tış­mak, ne­den ni­çin soru­la­rı­na bi­lim­sel ya­nıt­lar ara­mak dev­let­çe ve şe­ri­at­çı­lar­ca ya­sak­lan­mış­tır. Hal­kın inan­cı­na küf­re­di­li­yor de­ma­goji­siy­le kit­le­le­ri ge­ri­ci­li­ğin ağ­la­rı­na ta­kan ve in­san­la­rın ak­lı­nın, bey­ni­nin, dü­şün­me ye­ti­si­ni kul­la­na­bil­me be­ce­ri­si ve ye­te­ne­ği­ni bir ba­kı­ma ge­rek­siz ha­le ge­ti­ren İs­lam di­ni­nin kay­na­ğı ve ana­ya­sa­sı olan Al­la­hın ke­la­mı Ku­ran-ı Ke­rim’i eleştir­mek ve bi­lim­sel ve­ri­ler­le ile­ri sürülen id­di­ala­rı or­ta­ya koy­mak, ölüm­den ölüm be­ğen­mek için ye­ter­li ne­den olu­yor.Şe­ri­at­çı çev­re­ler her ağız­la­rı­nı aç­tık­la­rın­da de­mok­rat­lık­tan, hoş­gö­rü­den bah­se­di­yor­lar. Fa­kat bun­la­rın de­mok­rat­lı­ğı ken­di­le­ri için ya­zıp-ko­nuş­mak­la sı­nır­lan­dı­rıl­mış­tır. Ku­ran’ın ve Hz. Mu­ham­med’in ha­dis­le­ri­ne do­ku­nul­ma­sı im­kan­sız ve eleş­ti­ril­mez ta­bu­lar ola­rak ilan edil­di­ği bir or­tam­da şe­ri­at­çı çev­re­le­rin hoş­görü ve de­mok­rat­lık­tan dem vurma­la­rı iki yüz­lülüğün ta ken­di­si­dir. Şe­ri­at­çı­lar bu­gün görün­tü iti­ba­rıy­la de­mok­ra­si­den bah­set­se­ler ­de ger­çek böy­le ol­ma­dı­ğı gi­bi İs­lam di­ni­nin ana­ya­sa­sı Ku­ran’da de­mok­ra­si­nin ‘d’­si­ne bi­le rast­lan­maz. Bu ba­kım­dan İran bu­na açık bir ör­nek­tir. İran’da dev­rim­den ön­ce Hu­mey­ni dev­rim­ci ve de­mok­rat güç­ler­le iş­bir­li­ği için­de fa­şist Şah dik­ta­tör­lüğünün yı­kıl­ma­sı için müca­de­le et­ti­ği dönem­de en de­mok­rat ge­çi­ni­yor ve ik­ti­dar­da or­tak yer al­mak­tan bah­se­di­yor­du. Fa­kat bu­nun ta­ma­men iki yüz­lü bir po­li­ti­ka ol­du­ğu devrim­den bir yıl son­ra adım adım açı­ğa çık­tı. Hu­mey­ni ge­ri­ci­li­ği ik­ti­da­rı­nı sağ­lam­laş­tır­dık­ça dost ola­rak gör­düğü ve it­ti­fak için­de dav­ran­dı­ğı dev­rim­ci ve ile­ri­ci güç­le­ri yasak­la­ma­ya ve ar­dın­dan tas­fi­ye­ye yönel­di.

On­bin­ler­ce dev­rim­ci ve emek­çi İran şe­ri­at reji­mi­nin kur­ba­nı ol­du. Ve bu­gün İran şe­ri­at­çı­la­rın fark­lı ton­la­rı dı­şın­da bütün mu­ha­le­fe­ti ez­di, da­ğıt­tı ve ya­sak­la­dı. İn­sanlaş­ma­nın bir ko­şu­lu olan ne­den, ni­çin so­ru­la­rı­nın basit­çe açı­ğa çı­ka­rıl­ma­sı ge­re­kir­ken bütün bun­lar Al­lah’ın ke­la­mı Ku­ran’da söy­le­nen herşey doğ­ru­dur di­ye­rek da­ha işin ba­şın­da in­san­la­rın düşün­me­si­ni ve man­tı­ğı­nı kul­lan­ma­sı­nı ya­sak­lı­yor. Du­rum böy­le olun­ca doğ­ru so­nuçla­ra ulaş­mak, ta­bu­la­rın aşıl­ma­sı ve top­lu­mun ken­di yöne­ti­mi ko­nu­sun­da söz hak­kı ya­ka­la­mak ola­nak­sız­la­şı­yor.

Günümüze ka­dar Ku­ran’a eleş­ti­rel yak­laş­mak ve hat­ta hak­kın­da ko­nuş­mak bü­yük bir ta­bu idi top­lu­mu­muz­da ve ha­la­da bu ay­nı du­rum sür­mek­te­dir. Ku­ran’ı eleş­tir­mek, tep­kiy­le kar­şı­laş­mak, kı­nan­mak, küfür et­mek ve teh­dit­le kar­şı­laş­mak için ye­ter­li ne­den olu­yor.Şe­ri­atın eleş­ti­ril­me­si kar­şı­sın­da gös­te­ri­len bu ge­ri­ci ta­vır ka­dar ve ha­tta da­ha bü­yük teh­li­ke bu ko­nu­da gös­te­ri­len uz­la­şı­cı, tes­li­mi­yet­çi ve fay­da­cı ta­vır ve tu­tum­lar­dır. Hal­kı­mı­zın di­ni duy­gu­la­rı­nı ren­ci­de et­me­mek ge­rek­ti­ği gi­bi ma­su­ma­ne bir ge­rek­çe­ye sı­ğı­na­rak di­nin uyuş­tu­ru­cu et­ki­si­ne kar­şı uz­la­şı­cı dav­ra­nı­lır­sa di­nin uyuş­tu­ru­cu et­ki­si­nin güç­len­me­si­ne do­la­ylı ya da doğ­ru­dan des­tek olu­nur.

Geçmiş­ten bu­ ya­na çe­şit­li ke­sim­le­rin din kar­şı­sın­da­ki tu­tum­la­rı şe­ri­atın da­ha hız­lı ge­liş­me­si­ne ça­nak tut­muş­tur. Bun­lar bir yan­dan “ Din Al­lah’la kul ara­sın­da­ki bir olay­dır ” de­ni­le­rek in­san­la­rın inançla­rı­na say­gı gös­ter­me­yi, on­la­rın za­rar­lı, ha­ta­lı, düşün­ce ve inançla­rıy­la uz­laş­ma de­re­ce­si­ne in­dir­mek, di­nin za­rar­lı, uyuş­tu­ru­cu et­ki­le­ri­ne kar­şı ‘taraf­sız’ adı al­tın­da uz­laş­mak ya da fün­demalist­ler­de an­ti em­per­ya­list yön ara­ma­ya kal­kış­mak “Müs­lüman ma­hal­le­sin­de sal­yan­goz sa­tıl­maz” sözüne sa­hip çı­ka­rak mev­cut du­ru­ma uyum sağ­la­ma­ya ça­lı­şa­rak, bo­yun eğ­mek da­ha­sı so­ru­nun gün­de­me gel­di­ği her du­rum­da “ Hal­kı­mı­zın yüz­de dok­san do­ku­zu Müs­lüman­dır ve bu ger­çek göz önü­ne alın­ma­lı­dır” di­ye söze baş­la­ya­rak din­ci ge­ri­ci­li­ğe mü­sa­ma­ha­kar dav­ran­mak, hoş­görü göster­mek, bu yol­la di­ni ge­ri­ci­li­ğin tep­ki ve kış­kırt­ma­la­rı­na kar­şı ken­di­ni si­gor­ta et­tir­me ih­tiya­cı duy­mak yönün­de­ki ta­vır ve dav­ra­nış­lar, di­ni ge­ri­ci­li­ğin bu­gün gel­di­ği nok­ta açısın­dan önem­li­dir. Di­ni ge­ri­ci­li­ğe kar­şı bi­lim­sel ve yürek­li ses­le­rin yük­sel­me­si şe­ri­at­çı­lar ta­ra­fın­dan sus­tu­rul­ma­ya ça­lı­şıl­mış­tır. Tu­ran Dur­sun­la­rın, Bah­ri­ye Üçok­la­rın, Mu­am­mer Aksoy­la­rın, Uğur Mum­cu­la­rın su­ikast­le öl­dür­me­le­ri ve Aziz Ne­sin’in Si­vas ma­dı­mak ote­lin­de ya­kı­larak öl­dürül­me­si için şe­ri­at­çı kat­li­amın ger­çek­leş­ti­ri­le­rek 35 ay­dın ve sa­nat­çı­nın öl­dürül­me­si, Ku­ran-ı Ke­rim’i eleş­ti­ren ki­tap ev­le­ri­nin kun­dak­lan­ma­sı ve bu yön­lü ki­tap­la­rın ay­nı ge­rek­çey­le ya­sak­lan­ma­sı şe­ri­at­çı güç­le­rin ne ka­dar ta­ham­mül­süz ve an­ti-de­mok­ra­tik ol­duk­la­rı­nı gös­te­ri­yor.

Biz­ler kim­le­rin ne­ye inan­ma­sı ge­rek­ti­ği­ni öne­rir ama so­nuçta her bi­rey ne­ye ina­na­ca­ğı­na ken­di­si karar ve­rir. Şe­ri­at­çı güç­ler için Al­lah ve Ku­ran ne ka­dar de­ğer­li ve kut­sal­sa, ko­münist­ler açı­sın­da da M-L bir o ka­dar kut­sal­dır. Şe­ri­at­çı­la­rın ya da bur­ju­va li­be­ral­le­ri­nin M-L’i eleş­ti­ri­yor­lar di­ye­rek siz bi­zim inan­cı­mı­za na­sıl eleş­ti­ri­de bu­lu­nur­su­nuz di­yerek zor­ba yön­tem­le­re baş­vur­mak ko­münist­le­ri hak­lı çı­ka­rır mı? Biz­ce ha­yır. Ko­münist­ler ken­di­le­ri­ne yöne­lik ne ka­dar ya­lan yan­lış do­lu eleş­ti­ri­ler ol­sa­ da bun­la­rı ideolo­jik sağ­lam­lık­la kar­şı­la­ya­bi­le­cek du­rum­da­dır­lar. Onun için ko­münist­ler eleş­ti­ri­den kor­ka­rak şe­ri­at­çı­lar gi­bi ölüm ve zu­lüm fet­va­la­rı ya­yın­la­maz­lar.

El­bet­te in­sa­nın sa­hip ol­du­ğu bir şe­yi eli­nden al­mak ki­şi­yi üze­bi­lir. Ama önem­li olan in­sa­nın elin­den alı­nan o şe­yin ger­çek­te sa­hip ol­ma­ma­sı ge­re­ken, tu­tup bir ke­na­ra fır­lat­ma­sı ge­re­ken bir şeyse, ge­ri ge­le­nek, ön yar­gı­lar, din­sel ta­bu­lar vb. gi­bi bu du­rum­da ça­tış­ma­ya gir­mek­ten kor­kul­ma­ma­lı­dır. Yüz­yıl­la­rın kök­leş­miş ta­bu­la­rı­nı bir­den ter­si­ne çe­vir­mek el­bet­te ol­duk­ça zor ve güç ola­cak­tır. Hat­ta yıl­la­rın ge­ri­ci et­ki­le­ri­ni ve ge­le­nek­le­ri­ni el­den bı­rak­ma­mak için halk bu­na da­ha sı­kı­ca sa­rı­la­cak, elin­de­ki­ni kay­bet­me­mek için sal­dır­gan­lı­ğa bi­le baş­vur­mak­tan ge­ri kal­ma­ya­cak­tır.

Bu­ra­dan ola­rak şe­ri­at­çı güç­le­re kar­şı ide­olo­jik mü­ca­de­le­yi ke­sin­ti­siz­ce sür­dür­mek, hal­kın di­ni duy­gu­la­rı­nı ren­ci­de et­me kay­gu­su ta­şı­ma­yan­lar ta­ra­fın­dan yü­rü­tü­le­cek­tir. Ve an­cak sı­nıf mü­ca­de­le­si pra­ti­ği­ne bağ­lan­mış böy­le bir mü­ca­de­le so­nu­cu şe­ri­at­çı güç­le­rin ve ılım­lı İs­lam­cı dev­le­tin ger­çek yü­zü açı­ğa se­ri­le­rek di­nin edil­gen, bo­yun eğen tu­tu­cu özü açı­ğa se­ri­le­rek yı­ğın­la­r ay­dın­la­tı­la­rak, şe­ri­at­çı­la­rın de­mok­ra­si ve öz­gür­lük düş­ma­nı yüz­le­ri açı­ğa çı­ka­rıl­mış olur. Bu­gün ege­men sı­nıf­lar ve bur­ju­va par­ti­ler ara­sın­da ılım­lı İs­lam şe­ri­at tar­tış­ma­la­rı ta­ri­kat­la­rın po­li­tik are­na­da da­ha faz­la söz sa­hi­bi ol­ma is­te­mi ar­ta­rak sürüyor. Ilım­lı İs­lam ile şe­ri­at­çı­lar ara­sın­da­ki süren müca­de­le bir nok­ta­da ka­pi­ta­liz­min ge­liş­me dü­ze­yiy­le de bağ­lı bir bi­çim alı­yor. ABD ve Av­ru­pa em­per­ya­liz­mi Or­ta­do­ğu’da İs­lam ül­ke­le­ri üze­rin­de et­kin­li­ği­ni kur­mak için TC dev­le­ti­nin mev­cut ha­liy­le sür­me­si­ni is­ti­yor. Din te­me­li üze­rin­de yük­se­le­cek olan Or­ta­do­ğu’da ikin­ci ve hat­ta üçün­cü bir şe­ri­at dev­le­ti­ni ge­rek­li bul­mu­yor.

Bu­ra­dan ola­rak da em­per­ya­lizm fun­de­ma­list bir TC dev­le­ti is­te­mi­yor. İran’la olan prob­lem­ler or­ta­da dur­du­ğu ko­şul­lar­da TC’nin ya­ni Ku­ran-ı Ke­ri­m’in ya­sa­la­rıy­la yöne­ti­le­cek bir din dev­le­ti­nin ku­rul­ma­sı­nı sa­vun­mak em­per­ya­liz­min çı­kar­la­rıy­la şim­di­lik ör­tüş­mü­yor. Ya­rın fark­lı ge­liş­me­ler ya­şa­nır. -Ör­ne­ğin dev­rim ha­re­ke­ti­nin yük­se­lip dev­ri­min ka­pı­yı çalış­ma­sı gi­bi. Bu­gün o ko­şul­lar­da din dev­le­ti da­hil baş­ka çö­züm­le­rin tar­tı­şıl­ma­sı ola­nak­lı­dır- İş­bir­lik­çi te­kel­ci bur­ju­va­zi şe­ri­at dev­le­ti­ni bu­gün is­te­mi­yor.

Din te­me­lin­de yük­se­len TC dev­le­ti ba­tı­dan da­ha çok, yü­zü­nü do­ğu­ya çe­vi­re­ce­ği için iş­bir­lik­çi te­kel­ci bur­ju­va­zi­nin em­per­ya­list te­kel­ler­le iliş­ki­le­ri­ni da­ha ra­hat bir or­tam­da sür­dür­me­le­rin­de çe­şit­li zor­luk­lar gün­de­me ge­le­cek, bu du­rum iş­bir­lik­çi te­kel­ci bur­ju­va­zi­nin sömürüsünü et­ki­le­yici ola­cak­tır. Ya­ni dev­le­tin şe­ri­at­çı­lık­la or­ta çağ­cı­lı­ğa ge­ri dönüşü, tüke­ti­mi de sı­nır­lan­dı­rı­cı ve ge­ri­le­ti­ci ola­ca­ğın­dan do­la­yı, böy­le bir ge­ri­le­meye iş­bir­lik­çi te­kel­ci bur­ju­va­zi­de onay ver­me­ye­cek­tir. Yi­ne Ke­ma­list ide­olo­ji ile şe­kil­len­di­ril­miş ve ye­tiş­ti­ril­miş olan TC or­du­su ılım­lı İs­la­mın her za­man si­gor­ta­sı ol­muş­tur. TC dev­le­ti ger­çek an­lam­da la­ik bir dev­let de­ğil­di ve ol­ma­dı da. Çün­kü TC dev­le­ti din iş­le­ri­ne bütünüy­le müda­ha­le et­mek­te ve dev­le­tin res­mi di­ni ola­rak İs­lam di­ni­ni be­lir­le­miş­tir. Ay­nı za­man­da di­ya­net iş­le­ri ade­ta bel­li baş­lı ba­kan­lık­lar­dan da­ha büyük büt­çe ve ola­nak­la­ra, yak­la­şık 100 bin­lik kad­ro­ya sa­hip­tir.

Dev­let ca­mi ya­pı­mı, Ku­ran kur­su ve imam ha­tip okul­la­rı, ila­hi­yat fa­kül­te­le­ri­nin ku­rul­ma­sı­na biz­zat ön­der­lik yap­tı­ğı gi­bi teş­vik de et­miş­tir. Bu­gün la­ik ilan edi­len Tür­ki­ye’de her beş sa­at­te bir ca­mi te­me­li atı­lır­ken bu hız­la ya­pı­mı de­vam eden ca­mi­le­rin sa­yı­sı 2 bin­li yıl­lar­da okul sa­yı­sı­nı aşa­cak­tır. Ku­ran kur­su sa­yı­la­rı 8 bi­ne ulaş­mış, her ca­mi bir ta­ri­ka­tın ör­güt­len­me ve kad­ro­laş­ma mer­ke­zi ola­rak kul­la­nıl­mak­ta­ ve Gülen cemaati devletin kilit noktalarını eline geçiriri hale gelmiştir

Di­ni ge­ri­ci­lik TC dev­le­tin­ce bu­güne ka­dar ko­münizm ve Kürt teh­li­ke­si­ne kar­şı bir en­gel­le­me un­su­ru ola­rak dev­re­ye so­kul­du. Cum­hur­baş­kan­la­rı­nın, baş­ba­kan­la­rın ve ba­kan­la­rın bi­rer ta­ri­kat müri­di ol­du­ğu bir ül­ke­de la­ik dev­let­ten bah­setmek gülünç ol­mak­ta­dır. Tür­ki­ye’de TC dev­le­ti İs­lam di­ni üze­rin­de hiç bir dönem­de bas­kı­da bu­lun­ma­mış­tır. Di­ni bü­tün alan­lar­da dev­let yöne­ti­mi­nin en üst ka­tı­na ka­dar çık­mış­lar ve bu ko­nu­da din­ci ol­duk­la­rı için her­ han­gi bir en­gel­le­ de kar­şı­laş­ma­mış­lar­dır. Aksine göstermelik laiklik bile darbelenip geride bırakılmıştır. Ca­mi­ler­de ezan ses­le­ri, di­ni pro­pa­gan­da ve eği­tim amaçlı ko­nuş­ma­lar hiç bir za­man bit­me­di. Din­ci kad­ro­la­rın ya­ra­tıl­ma­sı için dev­let biz­zat ola­nak ya­ra­tıp teş­vik et­miş­tir. Okul­lar­da din der­si­ni zo­run­lu ha­le ge­ti­ren yi­ne dev­let ol­du. Tür­ki­ye top­lu­mu­nun %99’nun Müs­lüman ol­du­ğu pro­pa­gan­da­sı­nı ya­pan dev­le­tin ken­di­si ol­muş­tur. Bu­gün dev­le­tin ko­ru­yup, kol­la­dı­ğı ve ye­tiş­tir­di­ği şe­ri­at yı­la­nı büyüye­rek sa­hi­bi­ni so­kar bir du­ru­ma gel­miş­tir. Bir yan­dan la­ik­lik çığ­lık­la­rı di­ğer yan­dan he­pi­miz Müs­lü­ma­nız, hal­kın de­ğer­le­ri­dir vb. yön­lü söz­le­rin bir­bi­ri­ne kar­şı­ma­sı, ege­men sı­nıf par­ti­le­ri ve söz­cü­le­ri­nin el­le­ri ve ayak­la­rıy­la ılım­lı İs­lam üze­rin­de otur­duk­la­rı­nı gös­te­ri­yor. Dün­ya öl­çe­ğin­de yük­se­len din­ci ve mil­liyet­çi dal­ga Tür­ki­ye’yi de vur­muş ve Özal’dan başlayarak adım adım şeriatçıların önü açılmış ve gelinen durumda AKP-Gülen eliyle ılımlı İslamcı iktidar olmuştur.

Sov­yet re­viz­yo­niz­mi­nin da­ğı­lı­şı ve or­ta­ya çı­kan uy­du­ruk Tür­ki Cum­hu­ri­yet­le­rin­de ABD ve ba­tı em­per­ya­liz­mi dam­ga­lı şe­ri­at­çı İs­la­m’ın ge­ti­ril­me­si Af­ga­nis­tan’a ABD’nin eliy­le Ta­li­ban­la­rın iş­ba­şı­na ge­tir­me­si, Pa­kis­tan’da şe­ri­at ya­sa­la­rı­nın Bira­der Zi­ya Ül­hak ta­ra­fın­dan uy­gu­la­ma­ya so­kul­ma­sı, Ta­ci­kis­tan’da, Azer­bay­can’da, Çe­çe­nis­tan’da şe­ri­at­çı güç­le­rin ge­liş­ti­ril­me­si ve Çe­çe­nis­tan’da ol­du­ğu gi­bi iş­ba­şı­na ge­ti­ril­me­si, İran’ın böl­ge­de da­ha ak­tif rol oy­na­ya­rak Fi­lis­tin’de, Lüb­nan’da şe­ri­at­çı güç­ler si­ya­si ve ma­li ola­rak des­tek sağ­la­ma­sı, Tür­ki­ye’de İB­DA-C İs­la­mi ha­re­ket vb. gi­bi şe­ri­at­çı güç­le­ri de­ne­ti­mi al­tın­da ör­güt­le­yip, ey­lem­le­re sür­me­si, IŞİD gibi çetelerin AKP ile ya­kın iliş­ki için­de olup açık­tan şe­ri­at çağ­rı­la­rı ya­pa­rak pro­pa­gan­da ça­lış­ma­la­rı­nı yo­ğun­laş­tır­ma­sı, Tür­ki­ye’de İs­la­m’ın da­ha hız­la po­li­tik­leş­me­si­ni ve şe­ri­at­çı­lı­ğın hız­la ge­li­şip, yay­gın­laş­ma­sı­na iti­lim sağ­lan­mış­tır. DYP’den ANAP’a, AKP’ye DYP’den  MHP’ye ve CHP’den AKP’ye ka­dar uza­nan bur­ju­va düzen par­ti­le­rin­den hemen hep­si en iyi ken­di­si­nin di­ni bütün par­ti ol­duklarını söy­le­ye­rek, din­ci-mil­li­yet­çi dal­ga­ya yas­lan­mışlar ve halkı dinle etkilemeye çalışmışlardır..TC dev­le­tin­de din­ci­ler ra­hat­ça ör­güt­le­nip, ey­lem ya­par­lar­ken dev­let­ten bas­kı gör­me­yi bı­ra­kın biz­zat des­tek gör­müş­ler­dir. O hal­de din­ci ge­ri­ci­ler mev­cut hal­de dev­let­ten da­ha faz­la söz sa­hi­bi ol­mak ve din te­me­li üze­rin­de yük­se­len bir TC dev­le­ti kur­ma amaç­la­rı­na adım adım yürümekte ve bu alanda önemli mesafede kat etmişlerdir. Şe­ri­atın ana ya­ta­ğa ulaş­mak ya da ana ya­ta­ğa gi­den yol an­la­mın­da İs­lam ya­sa­la­rı­na ya­ni Ku­ran’ı Ke­rim’ce dev­le­tin yöne­ti­lip, yön­len­dir­me­si or­ta­da olduğu hal­de ” şe­ri­at İs­lam­dır “de­ne­rek, şe­ri­at is­tem­le­ri­nin din dev­le­ti kur­mak amaçlı oldu­ğu giz­len­me­ye ya da üze­ri ör­tül­me­ye ça­lı­şı­lı­yor.

Dev­let yöne­ti­ci­le­ri ve bur­ju­va düzen par­ti­le­ri­nin he­men her­ke­sin da­ha çok İs­lam­cı ol­du­ğu Tür­ki­ye’de la­ik­lik­ten bah­se­di­le­me­ye­ce­ği gi­bi şe­ri­at­a kar­şı müca­de­le de görün­tüden öte­ye geçme­mek­te­dir. Ke­lin köre di­ye­cek bir şe­yi ol­ma­dı­ğı gi­bi, ılım­lı İs­lam­cı-şe­ri­at­çı­ya söy­le­ye­cek faz­la bir şe­yi kal­mı­yor. Şe­ri­atçı­lı­ğın kar­şı­sın­da ılım­lı İs­lam­cı­lık al­tın­da TC or­du­su di­ki­le­rek cun­ta teh­dit­le­riy­le din dev­le­ti için müca­de­le eden şe­ri­at­çı­la­ra kar­şı müca­de­le edi­le­mez. Yı­ğın­lar kırk ka­tır mı, kırk sa­tır mı? iki­le­min­de ne fa­şist gerici sahte ‘laikçilerin’ nede şe­ri­at­çı­la­rın ya­nın­da yer ala­cak­tır. Her iki düzen­de halk için sömürü ve zu­lüm­den baş­ka bir şey getirmedi- ge­tir­me­ye­cek­tir. O hal­de her iki ge­ri­ci kli­ğe kar­şı­da öz­gür Tür­ki­ye’nin dev­rim bay­ra­ğı­nı yükselterek, yığınları ortaçağ karanlığına götürecek şeriatçılarında faşist gerici sahte laikçilerinde önünü kesmiş ve gerçek laik demokratik halk iktidarı koşullarını yakalamış oluruz.