DARBENİN ARDINDAN OLMAYAN DEMOKRASİYİ KORUMADA CHP VE MHP SARAYIN PAYANDASI OLDULAR..!

Darbenin ardından acilen Sarayın önderliğinde bir araya gelen AKP, CHP, MHP “Milli Mutabakatta” ve olmayan “demokrasiyi koruma” konusunda anlaştılar. Özellikle CHP genel başkanı Kılıçtaroğlu’nun sarayı gayri meşru kaçak gören ve Erdoğan’ı diktatör olmakla suçladığı, Erdoğan’ın ayağına tıpış tıpış gitti. Hemde Erdoğan’ın köşeye sıkışmış olduğu bir zamanında .
Nitekim her fırsatta Kılıçtaroğlu’nu aşağılayan bir dil kullanan hatta muhatap almayan Erdoğan, Taksim’de “Cumhuriyet ve Demokrasi” mitingi yaparak klasik devlet reflekslerini sergileyen ve bununla hem “yanınızdayız”, “darbecilerle alakamız yok” mesajı veren hem de adeta yıkılan devlete kendi Kemalist-ulusalcı kadrolarını yerleştirme pazarlığında elini güçlendirmeyi hedefleyen Kılıctaroğluna methiyeler dizerek teşekkürler etti. böylece Saray darbe düzeneğini fırsatta dönüştürerek, CHP, MHP’yi yedekleyerek devleti koruma ve kollama adına milli mutabakat” demagojisiyle tek kişilik şeflik diktatörlüğünün sorunsuzca pratiğe sürmede, önemli bir politik iklim yakalamıştır.
Aslında Sarayın önderliğinde AKP,CHP ve MHP’nin hızla bir araya gelmelerinin esas nedeni, sayısız kriz, iç didişme ve çalkantılarla birlikte çürüdükçe dökülen ve dikiş tutmayan, burjva devleti bir arada tutan Kemalist mayanın parçalandığı ve yerine yenisinin konmadığı burjuva devletin uzlaşma ile hızla yenden yamanması, onarılması, tahkim edilmesi oluşturuyor.
Buradan hareket ettiğimizde Sarayın önderliğin bir araya gelen üç partinin genel başkanları bir yerde devleti koruyup-kollamada Milli mutabakatıdır. Keza Kılıçdaroğlu’nun Taksim’de mitinginde büyük gürültüyle açıklanan, T.C. devletinin yeniden inşa edilmesi, Kemalist ulusalcı kadrolar ve Ergenekoncuların bu sürecin öznesi yapılması amacının dillendirildiği 10 maddelik deklarasyon bu uzlaşmanın sınırlarını ve niteliğini zaten ele veriyordu.
Orada (sanki varmış gibi) döne döne “parlamenter demokrasiden” bahseden Kılıçdaroğlu, dün Kaçak Saray’da Erdoğan’ın huzuruna çıkarak aslında başkanlık sistemi denilen yeni tipte faşist merkezileşmeye destek sunacağının mesajını verdi. Yeter ki burjuva devlet şu ya da bu şekilde hal yoluna girsin, kendisini yamalayarak da olsa iş görür hale gelsin. Hem de Ergenekoncu-ulusalcı kadroların emeği ve hüneriyle…
Keza saray toplantısının ardından Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’ın AA’ya yaptığı açıklama da bu görüşmenin hedefi, yönelimi ve içeriği konusunda bilgilendirici bir özet oldu. Görüşmeyi allayıp pullayan Kalın, Erdoğan’ın CHP’nin Taksim mitingi için teşekkür ettiğini ederek, OHAL’in titizlikle uygulanması, FETÖ, PKK ve diğer güvenlik tehditlerine karşı mücadele etmekte, acil anayasal düzenlemede uzlaştıklarını açıklıyordu.
Kısacası, düne kadar “o saraya ölsem de gitmem” diyenler Tayyip Erdoğan’ın deyimiyle “o saraya tıpış tıpış gitmiş” hem darbecilerle bir alakalarının olmadığını kanıtlamak istemiş hemde her bakımdan çürümüş devleti ittifak içinde nasıl ayağa dikeriz hesapları yapmışlardır.
Dahası Erdoğan’ın önderliğindeki AKP iktidarı, darbeyle sarsılan ve yere serilen sistemini yeni tipte bir faşist merkezileşmeyle örgütlemeye çalışırken, burjuva siyasetinin tüm klikleri bu “ulvi amacın” birer parçası olmak için sıraya girmiş durumdalar.
Hatırlanacağı üzere 2002’den sonrasında Kemalist vesayet rejimine karşı Fethullahçılar ve değişik Cemaatlere ittifak içinde , Ergenekon-Balyoz-Kumpas operasyonlarıyla birlikte nasıl devasa bir kadrolaşmaya gittiler ve bu sonra nasıl büyük bir kapışmaya dönüştüyse, şimdi de aynı şey “yeni rejimin inşası” sürecinde yapılıyor. Daha ciddi kriz ve iç sürtünme unsurları, Kürtlere, emeğe ve tüm devrimci-ilerici toplumsal dinamiklere düşmanlık temelinde gelişeceği ilan edilen bu yeni faşist merkezileşmiş rejimin temellerine tohum olarak bırakılıyor. Önümüzdeki günlerde daha ciddi krizler-patlamalar bu sürecin içinden mayalanıp çıkacak.
Burjuva devletin devlet kurumlarının,MİT’inden Genelkurmayı’na; yargısından devletin diğer bürokratik kademelerine kadar her kesimin paralize olduğu ve klikler arası güven bunalımın dipten seyrettiği , o nedenle de yandaşları sokakta tutmak için yapılmayanın kalmadığı böyle bir zeminde yeni ve daha güçlü bir devletin yeniden inşa edileceği güçtür.
Aslında devletin her bakımdan güçsüzleştiği bir durumda sürece müdahale ederek, işçi ve emekçi yığınları,demokrasi ve özgürlük zemininde ileriye taşıyacak ,devrimci ve demokrat güçler açısından önemli bir fırsat doğmuştur. yine devletin ve egemen sınıf kliklerinin bir birlerinin boğazına yapıştı koşullar, devrimciler için önemli bir fırsattır. Süreç tüm devrimci ve demokrat güçlerin demokrasinin devrimle kazanılması yaklaşımına bağlı olarak güç ve eylem birliğini örerek zaman geçirmeden harekete geçmeye ve mili mutabakat cephesi gibi gerici ittifakların oluşumuna izin vermemesi gerekiyor.
Nitekim devrimci ve demokratik hareketin dağınık ve çok parçalı hali, güçsüzlüğü mecalsizliği Haziran Hareketi, Halkevleri,EMEP vb. gibi kesimlerin devleti korumak ve kollamak görevini üstelenmiş ve AKP’nin kuyudan çıkarılmasını kendisine görev edinmiş olan CHP’nin mitinginden medet umup, onun arkasında saf tutarak, Ona güç taşıdılar. Bu durumun aşılması ve ortaya çıkan fırsatın devrimci olanağa dönüştürülmesi için , devrimci-demokrat ve ilerici güçlerin, ” ordu güdümlü darbeye de şeriatta hayır temelinde güç ve eylem birliğini örmeleri ve pratiğe geçirmeleri gerekiyor.
Bu eleştiriler karşısında bu kesimlerin söylediği tek şey “siz ne diyorsunuz?” ya da “var mı gücümüz?” ya da “orada kitleler vardı biz o nedenle oradaydık, onlara sloganlarımızı ve taleplerimizi taşıdık” oluyor. Sanki diğer sokağa çıkanlar kitle değil ya da CHP sanki diğer adreslerden farklı bir sistem dışı alternatifmiş gibi… Ya da slogan ve taleplerini CHP’nin açtığı zemin dışında kanallar açarak dillendiremeyeceklermiş gibi…
Kuşku yok ki ordu güdümlü faşist darbeye karşı çıkmak, tüm devrimciler ve komünistler açısından ilkesel bir tutum olmak zorundadır. O gece sokaklara çıkmak da içinde olmak üzere bu konuda gerek politik gerekse pratik net bir duruş sergilenmesi tarihsel önemdedir. Bu konuda aksi bir yaklaşım ve tartışma düşünülemez!..
Fakat bu karşı çıkışın hangi içerikte, kimlerle ve nasıl olduğu da bir o kadar önemli ve ilkeseldir. Sol, bu ölü toprağını, bu özgüven yıkımını, tatlı su solculuğu alışkanlıklarını böylesi bir süreçte de aşamayıp sistemin farklı biçimdeki can simitleriyle kendisini oyalamayı sürdürürse bu fasit çemberde dönüp durmaya devam edilecek ve AKP faşizmi darbeyi fırsata çevirerek, işçi ve emekçi yığınların ensesinde boza pişirmeye ve şef diktatörlüğünü adım adım inşa etmeye devam edecektir.
Dahası, devrimci ve sosyalistler,ordu güdümlü darbe ile sivil şeriatçı darbeden yani iki faşist gerici çözümden birisinin payandası olmak zorunda değildir. devrimci ve sosyalistlerin kendi bağımsız bayrakları vardır; bu bayrağın üzerinde işçi ve emekçi yığınların kendi kaderini kendi elline alacak,eşitlik,özgürlük ve demokrasi yazıyor. yani devrimci ve sosyalistler hiç kimsenin yedeği olmadan ve tuzaklara düşmeden kendi bağımsız birleşik devrimci yolumuzda yürüyerek bu kuşatmayı yarabiliriz.. Kuşku yok ki buda başta işçi sınıfı ve emekçi yığınlara yönelik aydınlatma-örgütleme çalışmasına sıkıca sarılarak, olası gelişmelere karşı devrimci taktiklerle, hazırlık yapmak ve zaaflarımıza ve yetmezliklerimize karşı, inatla ve ısrarla savaşım içinde olmak gerekiyor.