Cihangir’de faşist dayatıcılık mı provokasyon mu?

20 kişilik bir grup, “biz Tophaneliyiz” deyip Cihangir’de bir plakçıyı basıyor. “Nasıl içersiniz?” diye sorgudan geçiriyor ve darbediyorlar Radiohead dinleyenleri. “Hepinizi yakarız” tehdidi savurup, ortalığı dağıttıktan sonra çekip gidiyorlar. Koreli işletmeci de, pılısını pırtısını toplayıp dükkanını kapatmak zorunda bırakılıyor. Cihangir’in adı çıkmış ya, akıllarınca gözdağı veriyorlar.

“Mahalle baskısı” mı? Yeni çıktı bu argüman. Ancak on sene oluyor. Hani “millet iradesi” diyorlar ya, ona gönderme yapıyor. Bal gibi örgütlü şiddet oysa. Belki resmi giysilerini çıkarıp tebdili kıyafet edenler, belki faşizmin sivil çeteleşmeleri…

Ramazan’da nasıl oruç yenirmiş! Bir profesör de “namaz kılmayan hayvandır” demiş, Binali Beyden bile “saçmalamış” yanıtı almış; çünkü aşırı gitmiş, belki gelecek yıl söylemesi gerekeni, zamanlama hatasıyla erken söylemişti.

Baksanıza Beyoğlu Belediye Bşk. ile Star gazetesine. Allem kullem, Cihangir baskınını punduna getirip savunuyorlar. Savunmuyor gibi yaparak tabii. Belediye Bşk. Demircan, maşallah saldırganları kınamaya eğilim göstermiyor, ama saldırıya uğrayanları “tahrik ettiler” diye suçluyor. “Tahrik, mekandan yapılan kayıt, olayın oruçla ilişkilendirilmesi ve servisi toplumsal barışa planlı suikasttır”! Allah Allah!

Yahu Bşk., diyelim ki tahrik, kapalı bir mekanda Ramazan’da oruç tutmayıp plak dinleyenler tahrik ettiler, peki saldırı hak mı? Adalet bu mu? Eli sopalı saldırganlar oruç tutmayanlardan tahrik olup ceza kesecekler öyle mi? Namaz kılmayan “hayvan” değil, ama oruç tutma zorunluluğu mu var? İsteyen tutar isteyen tutmaz –öyle mi değil mi? Bundan sonra oruç tutmayanlar sopalanacak mı, yani? Bunun adı dinci faşizm olur!

Mekanda kayıt yapılmış! Star da böyle diyor ve ekliyor, “28 Şubat sürecinde iktidarı devirmek için kurulan irtica kumpaslarına benzer provokasyon yapıldı.” Sürdürüyor: “İçki içilen mekanı önce ‘sözde muhafazakar’ bir grup bastı. Kameralar da tam yerine konulmuştu.” Nerede mobese kameraları yok ki bu devirde? O bile provokasyon belirtisi sayılıyor! Aslında “baskın” da yokmuş! “Muhafazakar grup” bile “sözde”ymiş! Kumpasmış yani!

17-25 Aralık olur, yolsuzluk ve rüşvet fezlekeleri kaplar ortalığı, kumpas ve darbe denir! Gezi zaten tezgahtır, darbedir! Göbels’i kıskandırırlar, gerçeğe hep takla attırır, tam tersini iddia ederler. Şimdi de Star’ın, bir baskıncıların gözlerinin morardığını iddia etmediği kaldı!

Memleketin geldiği yer “korku imparatorluğu” değildir yalnızca. Oradan nefes almanın yasaklandığı imparatorluğa varılmıştır. Her şey dayatmadır! “Millet iradesi” denip millete dayatılmaktadır keyifler!

En son Sn. C.Bşk. “Cesur olmazsan bu işi başaramayız. Taksim’deki Gezi Parkı’na o tarihi eseri inşa edeceğiz. Diğeri, Taksim Meydanı’nın ihtiyacı var, bir selatin cami yerleşmesi lazım. Bir diğeri AKM. Dev bir opera binasını oraya yerleştirmek suretiyle bizim sanat anlayışımız bu demek lazım.” dedi. Kısasa kısas gibi bir şey. İnsanlar ayağa kalkmış, kaç kişi ölmüştü. Şimdi, Sn. C.Bşk. yine dayatmada. Rövanşı almak ister gibi.

Belki yapılır. Ama bu ilerlenecek yol mudur? Bir C.Bşk. halkıyla bunca iddialaşırsa iyi mi etmiş olur? Memleketin yarısı “hayır” diyor. Kendisine de Topçu Kışlası’na da. Yapar belki. Ama iyi yapmaz!

Mursi, “ben sandıktan çıktım” diye düşünüp herhalde, hiç kimseyi dinlememişti. Şimdi Sn. C.Bşk. dahil onu hatırlayan kaldı mı? Artık “kırk katır kırk satır” beğenmelerde! En son Katar casusluğundan müebbetle suçlandı. Ne Rabia kaldı ne destekçileri. Halk karşıydı ve kendisini Amerika’ya da beğendirememişti!

Sn. C.Bşk. hala halkın yarısına yakınının desteğini alıyor. Ama, o da, iç politika üzerinden olsa bile, Amerika ve Rusya’yla ve Almanya ve Avrupa’yla arasını bozmada sakınca görmüyor!

Mustafa Yalçıner

Evrensel