Burjuva Medyanın Hızlı Tüketim Çılgınlığı ve Devrimci tutum.!

Günümüzde “iletişim toplumu” kabulü yaşamın abecesi haline gelmiştir neredeyse. Neo-liberal ideologlar, iletişimin yaygınlığına, kitleleri etkileme gücüne, toplumları ve ulusları kaynaştıran, birbirine tanıtan, kültürleri birbirine yaklaştıran özelliğine vurgu yapmaktadırlar. Ancak gelişim, daima ilerleme anlamına gelmemektedir. Medyalar aracılığı ile kültürel yakınlaşma sağlandığı doğrudur. Ama bu yakınlaşmanın egemen düşüncenin egemen kültürün yaygınlaşmasına yol açtığı da bir başka gerçektir. Kitle iletişiminin, toplumun kültür ve beğeni düzeyini alabildiğine basite indirgeyen, benzeştiren, aynılaştıran ve basitleştiren, hazır bilginin ve yüzeyselliğin alıcısı haline getiren bir yönü vardır.Özellikle eğitici ve bilgilendirici olduğu iddia edilen medyaların yapısı, geliştirmekten çok eğlendirmeye yöneliktir. Medyada tüm sunumlar gelip geçici ve uçucudur. Hayat eğlence olarak algılanmakta, haber, politika, kültür-sanat faaliyetleri ve aklınıza gelebilecek her türlü edim, eğlence ve gösteri olarak sunulmaktadır. Medya marifetiyle yürütülen eğitim programlarının vardığı nokta da aynıdır. Çünkü, sunum bakmaya dayalıdır.Yazılı sözün yerini görüntünün, yazma eyleminin yerini bakmanın aldığı bir işleyiş söz konusudur. Oysa bakarak öğrenmek gelip geçici iken, okumak insan zekâsını örgütlemeye hizmet etmektedir. İnsan imgelerle düşünme, soyutlama yeteneği ve işaretlerden oluşan, gerçeğin özgürce üretilmesi demek olan okuma-yazma edimi sayesinde aklın işleyişini olduğu kadar, kendini de gerçekleştirme fırsatı bulmakta, eylemde seyirci değil katılımcı olmaktadır.Bireyin yalnızca tüketiciler olarak görüldüğü bir toplumda, sanatın, öğrenmenin bilmenin de tüketimin bir parçası olması kaçınılmazdır. Neo-liberal ekonomistlerce “bireysel tüketim” ediminin günümüzde büyümek isteyen bir liberal ekonomi için en önemli araç olduğu söylenmektedir.Bireysel tüketim edimi ve bu edimde eğlence ve sanat sektörünün rolü dikkat çekicidir. Yaşam büyük ölçüde bilişim teknolojisi temelli medyaya bağlı eğlence sektörü tarafından etkilenmektedir. Birey haz almak için tüketen biri haline getirilmektedir. Tüketim, eğlence ve haz arasında kopmaz bağlar kurulmuştur. Bilmenin ve değiştirmenin yollarından biri olan sanat da bu durumdan payına düşeni almıştır. Tüketme en temel insan edimi haline gelmiştir. İnsan artık tükettiği kadar insan sayılmaktadır. Sanatın da tüketimin etkin bir unsuru haline gelmesi eğlenceleşmesi hayatı gelip geçicileştiren, insanı yüzeyselleştiren bir yaşama biçiminin tipik belirtileridir.Her şeyin alınıp satılır olmasının doğal bir sonucudur bu. Ve bunu yaratan sistemin ta kendisidir. Eğlencenin sanatla eşleştirilmesi cahilleşmenin en tipik belirtisidir. Ve kendini öğrenme konusundaki edimlerimizde dışa vurmaktadır. Öğrenme, sonuç çıkarma, karşılaştırma önemini yitirmektedir. Bakmak ve körleşmek… Şimdi olan budur. Devrimciler de kendilerini bu tüketen yaşamın içinde bulmaktadır. Tüketim için hayat, hayatı tüketmeye dönüşmektedir tedricen. Amaç da budur. Kontrol edilebilir, rıza gösteren tüketicilere dönüştürmek.Gündeliğin akışı içinde hayatı tüketmeye duran ve gösteriye alışan bir devrimci birey de gösteri ve tüketim toplumunun unsurlarına göre şekillenir. Yazılı sözün anlamı zayıflarken görüntü merkezli bakışın etkinliğine girilir. Bunun uzun vadeli sonucu devrimci hayat tarzının erozyona uğraması ise kısa vadeli sonucu öğrenme ve bilgi biriktirme kapasitesindeki düşüklüktür. Derinlik eksikliği, entelektüel yetersizlik ilk sonuçlar olarak ortaya çıkar.Olumsuzlukların tüm sonuçları devrimci bireyin omuzlarına yüklenmemelidir kuşkusuz. Gelenekler, yaşama alışkanlıkları ve bireyin şekillenmesinde önemli payı olan resmi eğitim politikalarını da göz önüne almak gerekir. Sadece okuryazar olmaya yönelik bir eğitim, ders kitapları dışında kitaba tavır alınması başlangıçtan öğrenmeye ilgiyi zayıflatmaktadır. Eğer okuma ilköğrenim çağlarında yaşamın doğal bir parçası haline getirilmemişse daha sonra iyi bir okura dönüşmek zordur. Bakmanın okuma karşısında önde gitmesinin bir politika olduğu düşünüldüğünde donanımlı ve sorgulayan devrimci kişilikler yetiştirme konusundaki handikaplarımız daha da çoğalmaktadır.Kapitalizmin, yurttaşı tüketici bireye dönüştüren, sanatın, edebiyatın hatta tümüyle hayatın tüketilmesine yönelik politikalarının boşa çıkarılması, onun ideolojik, politik ve felsefi söylemlerinin çürütülmesini gerektirmektedir. Bu ise birikimle mümkündür. Ancak eğitimin ve kültürün piyasanın çıplak kontrolünde olduğu koşullarda birikime sahip olmak da oldukça zordur. Bu durumda devrimci bireyin kendini eğitmesi daha da önem kazanmaktadır. Bu durum öğrenmenin önündeki sanal engelleri kaldırmasıyla yakından ilgilidir. Artık hayatın utangaç tüketicileri olmayı bir yana bırakarak öğrenmek için yazı merkezli kültürün öne çıkarılması gerekmektedir. Lenin Ne yapmalı adlı çalışmasında şöyle der; “Şu nokta da yalnızca öncü savaşçı rolünün ancak en ileri teorinin öncülük ettiği parti ile yerine getirilebileceğini belirtmek istiyoruz. Bunun ne demek olduğunu anlamak için okur; Herzen Belinski, Çernişevski gibi Rus Sosyal Demokrasisinin öncülerini ve yetmişlerin parlak devrimci yıldızlarını anımsasın. Rus yazınının şimdi kazandığı ve kazanmakta olduğu başarı üzerine kafa yorsun”. Bizim kafa yormamız gereken benzer sorunlardır. Üstelik Herzen, Belinski ve Çernişevski gibi yazarların temsil ettiği bir devrimci-demokrat bilinç değil, antiemperyalizm sosuna bürünmüş bir olumsuz milliyetçi bilinç ve bir sözlü kültür geleneği vardır çoğumuzun ardında. İşimizin daha zor olduğunu göstermektedir bu. Kendimiz ve çevremizle kavgamız çok yönlü olmak durumundadır. Devrimci yaşamın bireylerinden beklenen, hem tüketim kültürüne hem de resmi ideolojinin gericileştirici birikimine karşı mücadele ederken entelektüel olarak öncü sıfatına layık olmaktır.Bunun için öğrenmeyi bir özgürlük alanı olarak görmek ve yaşama sevinci ve hoş zaman geçirme yöntemi saymak gerekmektedir. O zaman, eğlence ve boş zaman anlayışımızı da sorgulama fırsatımız olacaktır. Bilmemeye sığınmak teslim olmayı baştan kabul etmektir. Zamansızlık ise tembelliğin en tutarlı gerekçesidir. Teorisiz eylem, birikimsiz teori mümkün değildir. Devrimci tanımı hayatı tüketmeyi değil üretenler olmayı gerektirmektedir. Öğrenme olmadan bilinç taşıyıcıları olmak mümkün değildir. Öte yandan, hayatı örgütlemekle yükümlü olanlarınsa sıkı bilinç taşıyıcıları olması başlı başına bir görevdir. Bireyselliklerimizi de bu görev bilinciyle geliştirilmek zorunluluğumuz vardır. İşimiz; üretken devrimciliktir. Şiarımız; devrim için yaşamlarımızda devrim olmalıdır.