İçinde geçmekte olduğumuz süreçte belki de en çok tartışılan ve anlaşılmaya çalışılan sözlerden birsi biatçı olma, kimseye bit etme sözüydü. Burjuva düzen patilerinde ve devlette halkın iradesini hiçleştirerek gerek faşist baskı yasakla ve gerekse de sistemli yalan ve demagoji ile emekçilerin bilincini etkileyerek- bulandırarak devlete ve devletin yada bir partinin liderlerine gözü kapalı bağlandıklarını biliyor ve yaşıyoruz. Yoksulluğun, işsizliğin ve açlığın derinleşerek sürmesine, faşist anti-demokratik uygulamalar, gözaltı ve zindan terörü sınır tanımadan sürerken emekçilerin kendi cellatlarıı Erdoğan-Bahçeliye hala milyonların oy vermesi, hatta Erdoğan ve Bahçelinin her söylemiş olduğu sözlere inanarak onların peşinde gitmeleri toplumun nasıl feodal kültürün bir ifadesi olarak biatçı bir konuma çekildiğini gösteriyor. Burjuva düzen partilerindeki biatçılığın temel olmasını anladık ama kendilerine devrimci yada sosyalist sıfatını asanların bu aynı çizgide yürümeleri, demek ki bu örgütlerin kadro ve tabanlarını sorgulayıcı temelde yetiştirmediklerini gösteriyor. Çok uzağa gitmeden bir hafta öncesine kadar Duran Kalkan, Cemil Bayık, Bese Hozat ve PKK’nin diğer önder kadroları Medya TV’de her gün halk savaşının geliştirilip, güçlendirilmesinden ve faşist dinci Saray iktidarının çürümesinden, yozlaşıp çıkmazından bahsederken, bir gecede devletle İmralı da anlaşan ve devletin talimatları doğrultusunda hareket eden Öcalan almış olduğu kararla, hem PKK tasfiye edildi silahlı dinişe son verildi ve hem de Kürt direnişinin 41 yıllık direnişini somut elle tutulur kazanım elde edilmeden devletin iradesine teslim edildi. Öcalan’ın çağrısıyla PKK’nin bir gecede kendisini feshetmesi ve DEM Partililerin Barış ve demokratikleşme” planına sonuna kadar sahip çıkıyoruz demeleri, aslında, örgütün bağımsız sorgulayıcı bir kişilik, kadro ve taban yaratılamadığını, feodal değerler, kültür ve kişiye bağlılık olayın aşılmadığını, ” önderlik ne derse doğru der ” yaklaşımının gözü kapalı egemen kılındığını, bu yaklaşım da demokratik eleştirel ve yargılayıcı bağımsız düşünen bir tutum değil, gözü kapalı önüne konanı sorgulayıp yargılamadan olduğu gibi kabul eden biatçı bir eğilim içinde olunduğunu gösterir. Eğer Öcalan’ın kurduğu biatçı kültür, her şeyin en iyisini ben bilirim, herşeye ben karar veririm sistemi egemen olmamış olsaydı TC devleti İmralı Öcalan’a telekonferans hakkı tanırmıydı, her adımda İmralı ile kandil arasında direk bağlantı sağlarmıydı. Öcalan kendisi söylüyor, telekonferansla yani PKK’nin tasfiye edildiği 12.Kongresini yönettim ve yönetici kadrolarla görüştüm.” açıklaması yapıyor. Yani devlet zindanlarda devrimcilere kitap vermeyi, mektup yazmayı çok gören faşist Saray rejimi, Öcalan’a İmralı da tele konferans olanağı sağlayarak ikna olmada sorun yaşayan PKK yönetici kadrolarını ikna etmesi için her olanağı sağlıyor, PKK’nin ve Kürt direnişinin tasfiyesini devletin açtığı yolda yerine getirmesine sınırsız destek sunmaktan geri durmuyordu. Bu aynı durum 1953 yılında Stalin’in ölümünün ardında Kruşçev ve hempalarının korku yayarak ve kendileri için tehlikeli gördükleri Beria’yı kurşuna dizerek , SBKP önderliğini teslim alıp, kendilerine biat etmelerini sağlıyorlardı. Bu durum bir çok örgütün revizyonist hale gelmesinde yaşandı. Bu durumu en son devletin kanatları altında ve aktif desteğiyle Öcalan eliyle PKK’nin ve Kürt direnişinin tasfiyesinde yaşadık. Haliyle feodal aşiretçi politikanın uzantısı olan biatçılığa karşı, her cephede kararlı bir ideolojik-politik savaşım içinde olmak gerekiyor.Peki Biatçılıkta ne anlamalıyız? “Aç bırak itaat etsin, cahil bırak biat etsin.” Aziz Nesin önemli bir sözü Aslında, biat etmek bir kişinin yada küçük bir zümrenin egemenliğini tanımak olarak açıklamaktadır. Biat, arapça beya’at tan dönüşen bir kelimedir. Satmak ve satın almak, veya alış veriş anlamına gelmektedir. Siyasi alanda ise iradenin alış verişidir. İnansan da inanmasan da birine tabi olmayı da getirmektedir. Bir yerde özgür iradenin yok yok sayılmasıdır. Zihnin tembelleşmesidir. Bu yaklaşım kaçınılmaz olarak liderin yada yöneticinin koşulsuz sahiplenilmesini beraberinde getirmektir. Tabi olma uymak bu yapı da yer alır . Bir noktada biatçılık boyun eğmedir. Eğilirsin olur biteri de söyletir. Bana inat etmene gerek yok da yer bulur. Rahat etmenin adı olur. Bilimselliği de dışlar, daha çok dinsel, geleneksel feodal kültür eğitime ağırlık veren bir ortam yaratır. Lider, partinin sözcüsü yerine karar merciyi olarak yer alır. Otoritenin haklılığı sorgulanmadan kabul etmeyi getirir. Bu kültürde birey yerine lider, özgür düşünce yerine itaat, eleştiri yerine verileni kabul yer alır. Haliyle bu yaklaşım kaçınılmaz olarak lidere kayıtsız, koşulsuz bağlı insanları yaratır. İtiraz edememektir, sorgulama itirazın hoş karşılanmamasıdır. Liderlerin de yanlış yapmış olabileceği düşünülmez. Nasıl isterseniz öyle olsun demek de yetmez. Bunun sizden istenmesini beklemeden istendiğin de ikiletmeden yerine getirmeyi gerektirir. Yanlışa yanlış demeyerek yanlışları görmezden gelme de yer bulur. Biat kültüründe lidere kayıtsız, koşulsuz bağlı insanlar yetiştirmek yer alır. Bu tutum beraberinde sahte özgüven kalıbı da oluşturur. “Sen büyüksün, güçlüsün” söylemini de içine alır. Sorgusuz sualsiz teslim oluşu beraberinde getirir. Hiç bir ilerlemeden söz edilemez. Robotlaşmaya benzeyen bir durum söz konusudur. Mantıktan, vicdandan, sorgulamadan uzaklaşılır. İnsanın ezikleşmesi gün yüzüne çıkar. Liyakatın geri planda kalmasıdır. Şartsız bağlılık yeminini içine alır. Haklılıkta önem arz etmez. Bu çerçevede siyasi liderler veya otorite sahibi iktidarlar, mutlak birer koruyucu konumundadırlar ve koruma isteğini kabul edenler ona sıklıkla şükran duyarak saygı gösterirler. Lider ne diyorsa o olur. Muhalefet edenler gruptan cezalandırılıp uzaklaştırılır yada korkutulup sindirilerek teslim alınır . Biat ın ilk örneklerine Roma İmparatorluğu’nda Commendatio olarak adlandırılan bu sistemde bir vatandaşın kendisinden mevkice yüksek bir kişinin yükümlülüğü altına girmesi ve ona hizmet etmesi biçiminde bir biati öngörmektedir. Commendatio adı verilen bu sistemde başka bir kişinin yükümlülüğü altına girmeyi kabul edenlere sığıntı yükümlülüğü kabul edenlere ise koruyucu adı verilmişti. İslâm hukuk tarihinde de , hükümdarın saltanatının sabit olması ve hükmünün geçmesiydi. Osmanlının gücünün de temel taşlarından biriydi. İnsan gücüne dayalı fetih çağlarında lidere biat eden askerler, savaşlarda üstünlük getiriyor Rönesans ve reformun getirdiği aydınlanmaya giremediğinden biat kültüründen çıkamadı. Eğitimi de ona göre inşa edemeyince sanayi devrimi içinde yer alamadı. Türkiye’yi biat kültüründen çıkaracak adımlar Cumhuriyetle dönemi de bilimsellikten uzak tekçilik egemen kılındı ve her şey üniter devletinin güçlendirilmesine bağlandı ve Atatürk’e bağlılık her şeyin merkezine oturtuldu. Ne yazık ki, Türkiye’de kollektif emekçilerin söz ve karar verdikleri demokratik bir cumhuriyet kurulmadı. Her şeye karar veren tek kişinin egemenliğinde faşist gerici halka üsten bakan ve onun iradesi yok sayan bir halk düşman cumhuriyet kuruldu ve üst yapıda feodal toprak ağaları ile ittifakın ifadesi olan kültürel değerler halkı kolayca yönetmek adına kullanıldı. Avrupa da ise egemen olan feodal düzende otoriteye bağlılık usulünde geçerliydi. Bu bağlılık, rönesans ve reform sonrasında 16 ve 17. yüzyıllarda etkisini yitirmeye başladı. Fransız devrimi ve ardından gelen sanayi devrimi batıda biat kültürünün kabul görmemesini ve demokrasi kültürünün yayılmasına yol açtı. Biat kültüründen kurtuluşun yolu sürü kültünden uzaklaşarak yurtta olma yani bağımsız kişi olmayı başarma, demokrasi ve özgürlük bilincini kuşanarak kolektif örgütlenme ve kolektif kara alma, kararları sorgulama ve denetleme bilincini kuşanmayla bağlıdır. Demokrasinin söz ve yetkinin emekçilerde olmadığı, emekçilerin ürettikleri gibi yönetime çekilmedikleri, onların adına kurtarıcı liderlerin karar verici olmaya devam ettiği sürece, biatçılıktan kurtulmanı güç olduğunu belirtmeliyiz
Halkın Birliği Devrimci Halkın Birliği