Ana Dilde Eğitim Hakkını Doğru Anlamak..!

Ulusal sorun, çeşitli biçimlerde ortaya çıkar. Ancak, sorunun en önemli biçimi, tek ulusun egemenliğine dayanan ulusal devletlerde,-Türkiye de olduğu gibi. Türkiye de Türk ulusu dışında Kürtler ulus olma niteliklerini taşıyor ve Arap, Asuri, Arnavut, Laz, Çerkez vb. bir çok ulusal azınlıklar var. Bura bakımdan Türkiye çok uluslu bir ülkedir. – özellikleri ezilen ulusların veya ulusal toplulukların, ulusal yönden ezilmeleri, baskı altında tutulmaları, ulusal haklarının gaspıdır. İster sömürgelerde, ister ulus devlet içinde bağımlı uluslara yönelik baskı ve hak gaspı biçiminde olsun ulusal soruna ilişkin Marksizm-Leninizmin programatik ilkeleri aynıdır. Ulusal baskının yaygın, fakat ikincil önemde bir başka biçimi, emperyalizmin bağımlı ülkelere yönelik politik, ekonomik vb. baskısıdır. Burada siyasal yönden bağımsız bir devlet biçimi söz konusu olsa da, emperyalist baskı, başta politik, ekonomik ve askeri alan gelmek üzere çeşitli yönlerden kendisini ortaya koyar. Devlet bağımsızlığı ve ulusal onur zedelenir, emperyalizmin baskısı altındaki ülkede emperyalizme karşı ulusal tepkiler ve mücadele oluşur. Ele aldığımız konu yönünden, ilk biçimdeki ulusal sorunla ilgili ilkeler üzerinde durduğumuzu belirtelim.Ulusal sorunda, Marksizm-Leninizmin programatik ilkeleri iki biçimde özetlenebilir. Birincisi, ulusların ve dillerin tam eşitliği, tersinden söylersek her türlü ulusal ayrıcalığın reddi; bu ilkeye bağlı olarak ulusların kaderlerini tayin hakkının (UKTH) şartsız savunulması. İkincisi, bütün ulus ve ulusal topluluklardan işçi ve emekçilerin mücadele birliği, dayanışması, siyasi ve ekonomik alandaki işçi ve emekçilerin ortak sınıf örgütlerinde bir araya gelmeleri.Kuşkusuz komünist partisinin Marksizm-Leninizmin dayanan siyasal programında ulusal soruna ait çeşitli talepler yer alır. Ancak bütün talepler, yukarıda saydığımız ilkelerden yola çıkarak oluşturulur. Bu nedenle bu ilkelere -ayrıntılı olmasa da biraz daha yakından eğilmek gerekmektedir.Ulusların ve dillerin tam eşitliği konusuna girerken bir noktaya dikkat çekmek gereklidir. Burada söz konusu edilen uluslar ve diller konusunda ayrıcalıkların reddi, dolayısıyla hak eşitliğidir. Oysa, uluslar ve diller arasında hak eşitliği sağlansa bile pek çok durumda fiili bir eşitsizlik varlığını uzun bir süre koruyacaktır. Bunun nedeni, hem uluslaşma sürecine giriş zamanının farklılığı, hem de bu sürecin farklı yaşanmış oluşu nedeniyle uluslaşma ve dillerin gelişim sürecinin eşitsiz oluşudur. Ulusların tarihsel süreçte şekillenen, tarihsel olarak oluşmuş istikrarlı topluluklar oldukları, dolayısıyla bu sürecin koşullarının ulusun ve dilin gelişmesi üzerinde hızlandırıcı veya geciktirici çeşitli etkilerde bulunduğunu saptamak gerekir. Burada derinlemesine ele almamızın mümkün olmadığı bu konuda, ekonomik, siyasal, sosyal, kültürel, hatta coğrafi etkenlerin rol oynadığını belirtelim. Örnek olarak da kapitalist gelişmenin ivmesinin, ya da ulusal gelişmesini ulus-devlet olarak örgütlenmiş halde sürdürebilmiş olup olmamanın, büyük etkisine dikkat çekmekle yetinelim…Uluslar arasındaki ayrıcalıkların reddi, uluslara eşitlik tanınmasının, politik yönden en anlamlı ve önemli sonucu, ulusların kendi kaderlerini tayin hakkının şartsız kabulü ve savunulmasıdır. Bir devlette uluslardan birisinin devlet kurma hakkı ayrıcalığına sahip olması, -Türkiyede bu hak yalnızca Türk ulusuna tanınmıştır- diğer ulusların -Kürtlerin- bu haktan yoksun kılınması kabul edilemez. Diğer uluslar için de ayrılarak kendi devletini kurma hakkı hiçbir önşart olmaksızın teslim edilmelidir. Bu hakkın kabul edilmesi, mutlaka ayrı bir devlet kurulmasının savunulması gerektiği anlamına gelmez. Tersine M-L’ler tüm koşulların eşit ve devlet içinde yer alan uluslardaki sınıf mücadelesindeki genel gelişim doğrultusunun birbirine yakın olması koşuluyla, büyük devletlerden yanadırlar. Bu konuda emperyalist devletlerin veya diğer sömürgeci devletlerin sömürgeleri ayrı tutulmalıdır. Daha önce sözünü ettiğimiz uluslar ve diller arasındaki fiili eşitsizliğin giderilmesi konusunda ise reddettiğimiz ayrıcalıkların, ezilen uluslar, ulusal topluluklar ve dillere gelişimlerini hızlandırmaları amacıyla bu anlamda kısmen tanınması; kısacası bu alanda daha çok, imkân yaratılması, kaynak ayrılması yoluyla destek olunması gereklidir.Ulusların kaderlerini tayin hakkının şartsız kabulü, bu hakkın kullanılması isteği gündeme geldiğinde emperyalistlerin sömürgeleri veya diğer devletlerin denizaşırı, ortak sınırı bulunmayan sömürgeleri dışında M-L’lerin mutlaka ayrılmadan yana tavır almalarını gerektirmez. Komünistler ayrı devlet kurma hakkının şartsız savunulmasından yanadırlar ve bu hakkı kullanmak isteyen ulusa karşı zor kullanılmasına karşı dururlar. Ulusların ayrılma taleplerini ise, ülke, bölge ve bir bütün olarak dünya proleter devriminin çıkarları açısından değerlendirerek sonuçlandırırlar. Dünya devrimi yönünden, emperyalizme darbe vurup vurmaması bakımından ele alıp devrimi geliştirip güçlendirmesiyle bağı içinde ayrılma talebini destekleyip, buna yönelik propaganda yaparlarken, devrimin gelişimi yönünden olumsuz ayrılma isteğine karşı, gönüllü birliğin sürdürülmesi yönünde propaganda yaparlar. Bu durumda dahi, ayrılma talep eden ulusun sosyalistlerinin, birlik ve ortak mücadeleye vurguda bulunmaları gerekirken, ayrılma talep edilen ulusun (çoğu kez ezen ulusun) sosyalistlerinin ayrı devlet kurma hakkına saygıya vurguda bulunmaları gerekir.Marksizmin ulusların ve dillerin tam eşitliğini savunduğunu ve bu eşitliğin hak eşitliği anlamına geldiğini belirtmiştik. Bu anlayışın en önemli somut sonuçlarından birisi resmi devlet dilinin reddi, en azından devlette yer alan tüm uluslara ait dillerin ayrıcalık gözetilmeksizin resmi dil olarak kabulü ve kullanılmasıdır. Ekonomik ve toplumsal yaşamın koşulları, diğer dillerin öğrenilmesi ihtiyacını -bazı diller için çok fazla, diğerleri için çok daha az- gerekli kılar. Ancak bu devletin resmi kurumlarında herhangi bir dile ayrıcalık tanınmasını haklı çıkarmaz. Devlet, kurumlarında bütün dillerin kullanılabilmesi için gerekli önlemi almak zorundadır. Devlet bu önlemleri aldığında, toplumsal ve ekonomik yaşamın gerekleri nedeniyle, çok az sorunun ortaya çıkacağı ve sorunun bunu gerçekleştirmemenin yol açtığı sorunların yanında çok küçük kalacağı görülecektir.Çok uluslu bir devletin örgütlenmesinde, nüfusun ulusal bileşimine bağlı olarak bölgelerin tespiti ve bu bileşimi dikkate alan bir yönetim yapısının oluşturulması önemlidir. İster özerk bölgeler, ister devletler federasyonu biçiminde örgütlensin ya da her ikisinin bileşiminden oluşan bir devlet yapısı söz konusu olsun, ulusal bölgelerin tespitinde devletin o andaki idari yapısı esas alınamaz. Nüfusun ulusal bileşimini dikkate alan ve bölgede yapılacak oylamayla sonuçlandırılacak olan, bölgelerin tespiti sonrasında yerel yönetimin şekillendirilmesi, yetkilerin, görevlerin ayrıştırılması mümkün olabilir.Konumuz açısından, bizi dil ve dille ilgili eğitim sorunu ilgilendirmektedir. Resmi dil uygulaması özerk bölgedeki yerel yönetimler yönünden de söz konusu değildir. Asıl ilgilendiğimiz eğitim dili sorunu yönünden ise, başlangıçta bir kavram kargaşasına son vermek zorunludur. Anadilde eğitim, yani bütün eğitim müfredatının anadilde yapılması ile anadil eğitimi arasındaki farka işaret edilmelidir. Marksizm, ulusal yanı bulunan edebiyat, tarih, dil eğitimi gibi farklılıklar dışında bütün okullarda eğitim müfredatının ortak olmasını savunur. Ortak eğitim müfredatının savunulması, bu müfredatın demokratik, laik ve bilimsel içeriğe sahip kılınması mücadelesiyle el ele gider. Müfredatın ulusal ya da dini farklılıkları esas alması kabul edilemez.Aynı biçimde okulların uluslara göre bölünmesi de Marksizm yönünden savunulamaz. Ülkenin çeşitli bölgelerinde, eğitimde hangi dilin esas alınacağını bölge halkı belirleyecektir. Belirlenen dilde gerçekleştirilecek eğitim, ayrı anadile sahip olan ve isteyen her öğrencinin kendi dil eğitimini, tarih ve edebiyat gibi ulusal aidiyet ve dille ilgili yanı bulunan dersleri ayrıca görmesini mümkün kılacak bir düzenlemeyi gerçekleştirebilecek tarzda organize edilir. Devlet, eğitime ayrılan fonlardan, bu öğrenciler için öğretmen, derslik, ders kitap araç ve gereçleri gibi ihtiyaçlara yeterli bir fon ayırmak zorundadır. Bir okulda bu talebi bir öğrenci dile getirse bile, bunun koşulları yaratılabilir, yaratılmalıdır. Elbette okullar dışında ulusal dilleri öğreten kurumların varlığını, ulusal dilde yayın dahil her türlü yayın olanağını savunmak tartışmayı bile gerektirmeyen görevdir. Sonuç olarak, Marksistler-Leninistler yönünden anadilde eğitim nüfusun ulusal bileşimi ve bölge halkının talepleri dikkate alınarak belirlenecek eğitim dilinin anadille çakışması halinde mümkündür. Anadil eğitimi ve ulusal aidiyetle ilgili yanı bulunan derslerdeki eğitim ise devlet sınırları içinde nerede olursa olsun her öğrenciye tanınan bir hak olarak kavranmak ve uygulanmak durumundadır. Uluslara ve dillerim tam hak eşitliği için başta Kürt ulusu olmak üzere ulusal azınlıklara anadilde eğitim hakkın tanınmalı ve ayrımcılık, ve inkar politikası terk edilmelidir.