AKP’nin Terörle Mücadelede Yeni Konsepti Savunma Değil Taarruz …!

Başbakan Binali Yıldırım, 4 Ağustosta   Diyarbakır’a gitti ve burada yeni bir “ekonomik destek paketi” açıkladı. Yıldırım tarafından açıklanan paket, kendisinden önce gelen başbakanlar tarafından açıklananlardan farksızdı. Ancak Yıldırım’ın, burada yaptığı konuşmada sarf ettiği bazı sözler gelecek açısından önümüzdeki süreç bakımından kaygı verici.

Yıldırım’ın, Diyarbakır’da HDP’yi hedef alarak söylediği “Vatandaşları sokağa çağırıyorlar, isyana çağırıyorlar. Vatandaş sokağa inerse siz kaçacak delik arayacaksınız. 15 Temmuz’da gördünüz, vatandaş sokağa inince ne olduğunu gördünüz.” sözleri, akıllara ‘AKP’nin planları arasında halkı karşı karşıya getirmek mi var?’ sorusunu getirdi. İlk olarak Gezi Direnişi döneminde Erdoğan tarafından dillendirilen bu konu, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından konuşmalarda muhalefete, özellikle Kürtlere karşı tehdit unsuru olarak kullanılmaya başlandı.

AKP’nin geçtiğimiz yıllarda bu tarz yöntemlere başvurduğu ve sonucunda ciddi çatışmaların yaşadığı biliniyor. Bu konuda akıllara gelen ilk örnek, IŞİD’in Kobane saldırılarını protesto etmek için sokağa çıkan kitlelere karşı, geçmişte birçok karanlık ilişki ve cinayetle anılan Hizbullah’ın sokağa çıkarılması ve yaşanan çatışmalar sonucu onlarca kişi hayatını kaybetmesi. 15 Temmuz’a kadar kendi kitlesini mobilize etmekte sıkıntı yaşayan AKP, Cizre’de yaşanan direnişi kırmak için yine Hizbullah’ı otobüsler ile Cizre’ye aktarmış ve burada halka karşı kullanmıştı. Aynı Hizbullah, her yıl Dicle Üniversitesi’nde solcu ve yurtsever öğrencilere saldırarak okul genelinde gerilim yaratmakta ve polisler tarafından korunmaktaydı. Son dönemlerde Kürt illerinde Hizbullah’ın yeniden yoğun biçimde örgütlendiği ve devlet tarafından buna göz yumulduğu yönündeki bilgiler de AKP’nin Hizbullah silahını sürekli olarak diri tutmak istediğinin bir göstergesi

24 Temmuz 2015 sonrası başlayan çatışmalı süreç ile halklar arasında ipler gerilmiş, AKP’ye bağlı faaliyet gösteren Osmanlı Ocakları sahaya sürülmüş ve Türkiye’nin birçok yerinde Kürtlere ait ev ve işyerleri yakılmıştı.

Geçtiğimiz dönem boyunca kendisine bağlı oluşturduğu güçleri sokağa süren ve bunun sonucunda kanlı süreçler yaşanmasına neden olan AKP, 15 Temmuz sonrasında bu durumu daha geniş kitlelere yaydı. Daha önce sokağa çıkmamış olan kitleleri, medya üzerinden yapılan çağrılarla mobilize eden AKP, ilerleyen süreçte bu gücü hem Türkiye siyasetini yönlendirmek için, hem de muhalif güçlere tehdit unsuru olarak kullanmaya başladı.

15 Temmuz öncesine kadar, Gülen Cemaati ile yaşadığı kavgalı süreçte, geçmişte cemaatle beraber savaş açtığı güçlerle işbirliği yapma yoluna giden AKP; 15 Temmuz gecesinden sonra elde ettiği mobilize kuvveti kullanarak bu güçlerle pazarlık yapmaya, hatta “ sizlere ihtiyacım kalmadı ” demeye başladı.

14 yıllık iktidarı boyunca kitlelerden yüksek miktarda oy almasına karşın, düzenlediği mitinglerde devlet imkanlarını kullanmadan alanları dolduramayan, kitleleri sandık dışında peşinden sürükleyemeyen AKP, elde ettiği gücü muhalefeti sindirmek ve tehdit etmek için de kullanmaya başladı. Bu kitlelerin ne kadarının yeni bir talimat ile harekete geçeceği bilinmese de, AKP’nin bunu bir tehdit unsuru olarak kullanması, kimlikler arasında derinleşmeye başlayan uçurum nedeni ile ülke açısından oldukça büyük risk taşıyor. Zira geçtiğimiz günlerde Bayburt’a yetenek sınavına giden Kürt öğrencilere karşı yaşanan saldırı, yine birkaç gün önce 3. Havalimanı inşaatında çalışan Kürt işçinin kimliği nedeniyle üzerine benzin dökülerek yakılması, doğabilecek daha büyük linç ve katliam furyalarının habercileri gibi.

Bilinçli olarak yükseltilen kutuplaşma ve gerginlik ortamında, Yıldırım’ın tehdidi, son derece tehlikeli bir kışkırtmadır. AKP, sonunda kitlelerini mobilize etmenin verdiği zafer sarhoşluğu içinde öteye beriye sorumsuzca tehditler savurup sopa sallarken göz ardı ettiği bir gerçek var: En küçük bir hadiseden çıkacak bir kıvılcımla, kontrolsüz kitleler ülkeyi bir anda yangın yerine çevirebilir ve o yangını söndürmeye kimsenin gücü yetmez.