8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Gününe Doğru; Bilimsel Sosyalizmin Işığında Kadın Sorunu ..!-2

Yeniden anımsayacağı üzere 8 Mart, Enternasyonal Emekçi Kadınlar Günü’nün başlangıcını simgeleyen, New York kadınlarının mücadelelerini anmak ve emekçi kadınların, bugünkü mücadelelerini sürdürdüklerine dikkat çekmek önem taşıyor. Her yıl emekçi kadınların sermayeye karşı mücadele günü olan 8 Mart yaklaşıyor. 8 Mart emekçi kadınların kısacası emeğin sermayeye karşı mücadele günü olarak yaşatıla geldi. 8 Mart emekçi kaıdnları gününe farklı anlamlar yüklenilmeye çalışıldığını biliyoruz. Bir yandan 8 Marttın devrimci içeriğini boşaltarak, sınıfsallıktan uzak soyut anlamda tüm kadınlar günü olarak ifade edilirken öte yandan 8 Marta kadınların eyleme geçmiş olmaları öne sürülerek cins ayrımına gidilerek, 8 Marttın emeğin sermayeye karşı bir direniş günü olduğu gerçekliği kabul edilmemektedir. Yani kadın sorununda hem burjuvazi ve hemde ulusal ve küçük burjuva feminist-reformist ve revizyonist akımlar kadınların gerçek kurtuluşunun onu köle yapan ve erkeğin arkasında hızalamaya iten düzen içi çözüm değil, kadınında erkeğinde yani toplumunda özgürleştimesinin yolunu açacak olan bilimsel sosyalizmdir. Buradan olarak, kadın sorununu çözme amacına yönelen ve farklı görüşler ve çözümler öne süren çok sayıda kitaplar, makaleler yazılmıştır. Biz bu yazımızdakadın sorunun bilimsel sosyalist çözümünü ele almayı ve sonra onu, Feminizm gibi “reformist” ideolojilerle karşılaştırmayı hedef almaktadır. Biz, Marksist-Leninistler Kadın sorununun ancak Marx ve Engels’in öğretileri ve onların takipçileri Lenin ve Stalin’in, bu soruna katkıda bulundukları eserlerini incelemekle çözümlenebileceğine, böylece “Kadın Sorunu”nun doğru bir perspektifle görülebileceğine inanıyoruz. Yani, onların öğretilerini öyle kavramalıyız ve özümlemeliyiz ki, düşünce ve yaşantı tarzımızı bu kavrayış etkileyebilmelidir-bu gerek kadınlar gerekse erkekler için geçerlidir. Dolayısıyla her iki cinsin katılımı olmaksızın işçi sınıfının kurtuluşu olası değildir.“İnsanlık tarihinde ezilenlerin hiçbir büyük hareketi emekçi kadınlar katılmaksızın olmamıştır” diyen Stalin’di. Aynı şekilde, işçi sınıfının zaferi ve sosyalizm gelmeksizin kadının kurtulamayacağını da kavramalıyız.Yine de, sosyalizmi beklemeye gerek yoktur diyenler vardır-Onlar, safça, liberal demokratik reformların kazanılmasıyla; oy hakkı gibi vb., ve bu küçük “kısmi” hakları elde etmekle, sonunda erkekle eşit konuma geleceklerine inanmaktadırlar!Kadın sorunun yukarıdaki yollardan hangisinin doğal ve mantıksal sonucu olduğunu bulabilmek için, onun varlık kökenini ortaya çıkarmak gerekir.Kadınların “aşağılığı” iddiası ve onların erkeklere boyun eğmişliği “doğal” bir durum değildir. Tersine, ilkel toplumda kadınlar erkeklere eşitti ve evde ve toplumda saygı değer bir pozisyonları vardı.Kadınlar nasıl “aşağılandı”? Engels, “Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni” eserinde, kadınların orijinal eşitliğini ve bağımsızlığını kaybettikleri ve eşitsizlik ve bağımlı bir duruma zorlandıkları gelişmenin aşamalarını anlatmaktadır.Engels, barbarlığın üst aşamasına kadar, gens olarak bilinen bir gurup insanın birlikte yaşadığı ve doğal cinsel işbölümünün var olduğu, erkeklerin ava giderken kadınların evi yönetmeye yöneldiği—bu, kadınların evde üstünlüğü demekti—bir komünist ev ekonomisinin varlığından söz eder. Engels, o zamanlarda (tüm vahşiler arasında, aşağı ve orta, hatta belirli bir dereceye kadar yukarı aşamalarda tüm barbarlar arasında), kadının sadece özgür değil, ayrıca çok değer verilen bir duruma sahip olduğunu anlatır.Engels, iki-başlı-ailenin (pairing family) doğal seçmeden dolayı bu sıralarda geliştiğini göstermektedir: “İki-başlı-aile içinde, topluluk daha o zamandan son birimine, iki atomlu molekülüne indirgenmiş bulunuyordu: bir erkek ve bir kadın. Doğal seçme görevini tamamlamıştı: artık ona bu yönde yapacak hiçbir şey kalmamıştı.” Ama Engels’in açıklamasının özü, yani kadının baskı altına alınmasının kökeni. gerçekte onun tarafından oldukça mantıksal bir şekilde yapılan açıklamasında yatar: “Eğer YENİ TOPLUMSAL GÜÇLER gündeme gelmeseydi, iki-başlı-aileden yeni bir aile biçimi çıkması için hiç bir neden mevcut değildi.”Ama bu güçler gündeme geldi: Bu nasıl görülebilir? Nasıl ortaya çıktı? Engels, hayvanların evcilleştirilmesinin ve sürülerin yetiştirilmesinin ve “insan sürüsü”nün—kölelerin—ve onların yetiştirilmesinin (hayvanlar gibi), o zamana kadar görülmemiş bir zenginlik kaynağını geliştirdiğini ve yepyeni toplumsal ilişkileri (yeni bir üretim biçimi)-ki daha önce yiyecek elde etmekte kullanılan bütün araçlar geri plana geçti: avcılık, bir zorunluluk olmaktan çıkarak, bir lüks haline geldi-yarattığını anlatır.Engels, bu yeni zenginliğin kime ait olduğunu sorarak şöyle cevaplamaktadır: “Başlangıçta, bir bütün olarak gens’lere aitti”. Fakat zenginliğin kaynakları ev halkı dışında ortaya çıktığı için, erkekler sürüleri (diğer yeni bulunan “metalarla” birlikte-örneğin köleler) kendilerine mal ettiler: bütün yaşam için gerekli maddelerin elde edilmesi, şimdi, erkeğe düşüyordu. Kadın, onun zevkini paylaşıyordu ama onun mülkiyetinde hak sahibi değildi.Engels, devamla, bir defa ailelerin özel mülkiyetine geçip, orada hızla arttıktan sonra, bu türlü servetlerin, iki-başlı-evlilik ve analık hukuklu gens üzerine kurulmuş olan topluma büyük bir darbe vurduğunu belirtir. Daha önce analık hukukuna göre, yani soy-zinciri sadece kadın tarafından hesaplanırken; şimdi ise, erkek, yeni bulunmuş olan servetini kendi çocuklarına devretmek istiyordu. Bunu güvenceye almak için, onun daha iyi bir miras düzenine sahip olması gerekiyordu. Servet arttıkça, erkeğin pozisyonu daha önem kazanmaya ve kadınınki ise daha da zayıflamaya başladı. Bunun için, analık hukuku alaşağı edilmeliydi-ve edildi de.Engels, bunun-analık-hukukunun alaşağı edilmesinin-insanlığın tanımış olduğu en köklü devrimlerden biri olduğunu belirtir: yani, kadın tarafından hesaplanan soy zinciri ve analık miras hukuku kaldırılmış, yerine erkek tarafından hesaplanan soy zinciri ve babalık miras hukuku, -zorlukla karşılaşmadan-kurulmuştu. Bu konuda hayretini gizlemeyen Marx ise şöyle eklemişti: “İnsanı, isimlerini değiştirerek, şeyleri değiştirmeye götüren ezeli kurnazlık! Ve, dolaysız, bir çıkarla dürtülünce, gelenek içinde kalarak geleneği yıkmak için bulunan dolambaçlı yol!”“Analık hukukunun alaşağı edilişi, dişi cinsinin dünya tarihsel yenilgisi oldu”. (Engels). Evde bile, idareyi elde tutan erkek oldu: kadın aşağılandı, köleleşti ve erkeğin zevk ve çocuk doğurma aleti haline geldi” Bu aile biçimi, iki-başlı aileden monogami’ye (tek-eşlilik) geçişi belirler. Böylelikle kadının sadakatini, yani çocukların babalığını sağlama bağlamak için, kadın, erkeğin insafına bırakılmıştır. Bundan dolayı kadın, erkeğin şartız idaresi altındadır ve erkek açıkça, diğer kadınlarla olabilmektedir. Bu, monogami ile yanyana köleliğin varlığını gösterir: monogami, başlangıçtan beri sadece kadın için vardı ve erkek için değil!Bu monogami (tek-eşlilik), daha öncekinden (iki-başlı-evlilikten) artık taraflardan ikisinin de istedikleri zaman çözemeyecekleri bir sağlam evlilik bağının olmasıyla ayrılır. Şimdi ise, bu bağı yalnızca erkek çözebilir ve karısını boşayabilir.Bundan sonra Engels, monogami’nin kökeninin bireysel cinsel ‘aşk’ sonucu olmadığını, doğal şartlar üzerinde değil de, EKONOMİK ŞARTLAR üzerinde—özel mülkiyetin ilkel doğal ortaklaşa mülkiyet üzerindeki zaferi üzerinde—kurulan ilk aile biçimi olduğunu ve karı-koca evliliğinin (monogamous) bir cinsin öbürü tarafından hüküm altına alınması olarak ortaya çıktığını-cinsler arasında, tarih-öncesi dönemde görülmemiş bir mücadele başladığını—belirtir.Marx, “ilk işbölümü, erkekle kadın arasında, çocukların üremesi bakımından yapılan işbölümüdür.” der. Engels, buna şunu ekler: “Tarihte kendini gösteren ilk sınıf çatışması, erkekle kadın arasındaki gelişmenin (antagonizmanın) karı-koca evliliği içindeki gelişmesiyle; ve ilk sınıf baskısı da, dişi cinsin erkek cins tarafından baskı altına alınmasıyla aynı zamana rastlar.” Bu, Marx’ın “sonraları toplum ve devlet içinde geniş ölçüde gelişen bütün çelişmeler, minyatür halinde, modern ailenin içinde mevcuttur” düşüncesiyle uyum içindedir.Böylelikle, kadınların erkeklerle eşit olma durumundan, bugün içinde bulundukları aşağı duruma nasıl düşürüldüklerinin nedeni olan olguyu açığa çıkaran Engels;, şu soruyu yöneltir: “Ekonomik nedenlerden doğmuş olan monogami, bu nedenler ortadan kalkınca kaybolacak mı?” Ve şöyle cevap verir:”Kaybolması bir yana, monogami, asıl bu andan sonra tam anlamıyla gerçekleşecektir”, yani “gerçekten, üretim araçlarının toplumsal mülkiyete dönüşümüyle birlikte, ücretli çalışma da, proletarya da ortadan kalkacaktır: öyleyse, aynı zamanda, belirli bir sayıda kadın için—statistik olarak hesaplanabilir), para karşılığı kendini satma zorunluluğu da ortadan kalkacak”, “monogami—ayrıca erkekler için de—gerçek haline gelecektir.” Böylece Engels, erkeklerin durumunun da gerçekten çok değişeceğini de belirtir.Ayrıca Engels, kadınların durumunun da büyük bir değişikliğe uğrayacağını ortaya koyar. Üretim araçlarının kamusal mülkiyete dönüştürülmesiyle karı-koca ailesi, toplumun ekonomik biçimi olmaktan çıkacaktır. Özel ev ekonomisi. toplumsal bir sanayi haline dönüştürülebilecektir. Çocukların bakım ve eğitimi bir kamu işi olacak; toplum, meşru ya da gayri meşru, bütün çocukların bakımını üzerine alarak böylesi çocuklara karşı ayırımcı yasaları ve namus lekesini ortadan kaldıracaktır. Özel ev ekonomisi (ev işleri gibi—Lenin’in vurguladığı gibi, “ev köleliği kadını ezmekte, boğmakta, şaşkına döndürüp aşağılaştırmaktadır. Kadın bu nedenle mutfağa ve çocuklarını beslemeye bağlanıp emeğini barbarlık örneği verimsiz, küçük, sinir bozucu, şaşkına döndürüp alçaltıcı bir iş uğruna yitirmektedir. Kadınların gerçek kurtuluşu, gerçek sosyalizm ancak bu küçük ev işlerine karşı (devletin gücünü kullanan proletaryanın önderliğinde) herkesin katılacağı bir savaş başladığı yer ve zamanda, daha doğrusu bu geniş çaplı bir sosyalist ekonomiye tamamıyla, dönüştürülmeye başladığı zaman gerçekleşecektir.”) küçük bir ev işleri ekonomisinden büyük çaplı bir sosyalist ekonomiye dönüştürülecektir.Böylece, toplumun ekonomik temelinin sosyalizmle değişimiyle, cinsel ilişkilerin yargılanmasında yeni bir moral düzey de doğacaktır. Engels’in sözleriyle, monogami (tek-eşlilik) gelişirken tohum olarak var olan “yeni bir unsur gündeme gelebilecektir: bireysel cinsel aşk-bir erkek ve bir kadın istedikleri için birleşeceklerdir ve ekonomik nedenler için değil!Böylece, görülecektir ki, kadın sorunu yalnızca toplumun ekonomik temelinin-kapitalist üretim biçiminden sosyalizmin üst evresi komünizme-dönüşümüyle çözülebilir.