42 Yılında 12 Eylül Faşist Darbesi ve Devrimin Yenilgisinin Nedenleri..!

” Devrim, kuvvetli ve birleşik bir karşı-devrim ya yaratarak ilerler. Yani devrim, karşı-devrimi, gitgide daha aşırı savunma tedbirlerine başvurmaya zorlar ve böylece çok daha güçlü saldırı vasıtalarını bulur.” (LENİN)
Yukarıdaki sözler, sınıf mücadelesinin gelişim yasasını çarpıcı bir şekilde dile getirmektedir. Bu yasa12 Eylül askeri faşist darbesi tarafından da bütün çıplaklığıyla doğrulanmıştır.12 Eylül askeri faşist darbesi, devrim ile karşı devrim çatışmasının bir ürünü olarak gündemleşmiştir. 12 Eylül askeri faşist darbesi ile, zincirlerinden boşanarak atağa kalkan faşist karşı- devriminin taktik üstünlüğü, proletarya ve emekçi yığınların bilinç, örgütlülük ve siyasal deneyim yetersizliğiyle birleşince devrim yenildi. Devrimci hareket ve yığınlar, göğüsleyemeyecekleri denli sert ve ileri bir saldırı biçimiyle karşı karşıya geldiler. Komünist ve devrimci örgütler, proletarya ve emekçi yığınlar, darbeye hazırlıksız yakalandılar. Bundan dolayıdır ki, şaha kalkmış faşist karşı devrim, umduğun dan daha kolay kelepir bir zafer elde etti. Böylece inisiyatifi ele almış olan askeri faşist diktatörlük, elinde intikam kılıcı, komünist ve devrimci örgütlere, proletarya ve emekçi yığınlara, Kürt ulusal hareketine karşı katmerli, ideolojik politik, kültürel ekonomik, vb. baskı ve saldırılara girişti. Darbeyle birlikte yeni bir döneme, azgın bir gericilik ve karşı-devrim dönemine girildi. Alınan yenilgi, direnişsiz ve moral bozucu bir yenilgi oldu. Her şey gibi bu yenilgide belli koşullar sonucu oluştu, yani bir rastlantı değildi. Alınan yenilginin nesnel nedenini, karşı-devrimin ezici taktik üstünlüğü, öznel nedenini ise, proletarya ve emekçi yığınların bilinç, örgütlülük ve politik deneyim düzeyinin geriliği, düşüklüğü ve komünist ve devrimci hareketin hazırlık ve yetersizliği, hata ve zaafları oluşturdu.

12 Eylül askeri faşist darbe öncesi, proletarya hareketi, genel demokratik halk hareketi, genel demokratik halk hareketinin bir parçası olarak, devrimci demokratik sistemler çerçevesinde gelişen Kürt ulusal hareketi, yeterli devrimci bir önderlikten yoksun olarak gelişiyordu. Proletarya hareketi ve genel demokratik halk hareketi üzerinde egemen olan ideolojiler revizyonizm, özellikle de refomizm di. Burjuva ideolojisinin bu değişik biçimleri, özellikle proletarya hareketinin devrimci bir çizgide gelişmesini engelliyor; savaşımı reformist bir çizgiye çekerek, düzenin sınırları içerisinde tutuyordu. Yığınların geniş bir tabakası, hala gerici ve faşist ideoloji ve politikaların etkisindeydi. Ama bütün bunlara karşın yine de devrim gelişiyordu. Savaşım, her geçen gün yığınların daha geniş kitlesini kendisine çekiyordu. Ancak anti-faşist kavgaya atılan kitlelerin politik bilinç ve örgütlenmesi, politik öz deneyimi henüz geriydi. Proletarya ve yığınlar ordu tarafından gerçekleştirilecek bir askeri faşist darbe ye karşı eğitilerek hazırlanmamıştı. Bundan dolayıdır ki, yığınlar, askeri faşist darbeye karşı kitlesel bir karşı koyuş ve direniş gösteremediler; yenilgiyi kabul ederek geri çekildiler. Darbe öncesi, revizyonist, reformist akımlar, ordu hakkında hayaller yaymış; ordunun politik karakterini ve sınıflar savaşımındaki rolünü çarpıtmış; orduyu sınıflar üstü bir kurum olarak göstermişti. Böylelikle yığınlar içerisinde ordu hakkındaki geleneksel gerici ütopyalar, bu burjuva politik akımlara karşı-devrimci çarpıtma, propaganda ve ajitasyon ile birleşince darbeyle birlikte politik iktidar tekelini kuran orduya karşı, yığınlar kitlesel bir karşı koyuş içerisine girmemiş, askeri faşist darbenin politik karakterini kavramamışlardı. Askeri faşizmin inisiyatifi kolayca ele almasında, bu olgu önemli nedenlerden birini oluşturmuştur. 12 Eylül öncesi gelişen sınıf savaşımı orduyu da etkilemişti. Ancak bu etki hala cılızdı, Devrimci örgütlerin askerler arasında çalışması yoktu. Darbeyle birlikte, ordu içerisinde ciddi herhangi karşı çıkış yaşanmamış, ordu, devrimi ezmede güçlü bir koç başı olarak kullanılmıştır. Darbe öncesi, bilimsel sosyalizm ile proletarya hareketi arasındaki yalıtıklık aşılamamıştı, komünist hareket proletarya hareketine bağlanamamış, komünist işçi hareketi yaratılamamıştı. Komünist hareketin proletarya üzerindeki etkisi de çok zayıftı. Proletaryanın savaşımı komünist bir önderlikten yoksundu. Çeşitli milliyetlerden Türkiye proletaryası henüz kendi partisine kavuşamamıştı. Proletarya hareketinin genişliği, komünist hareketi aşıyordu, Komünist hareket proletarya hareketinin gerisinde kalıyordu. Komünist hareketin proletarya içerisinde ,dolduramadığı boşluğu, revizyonist reformist ve oportünist akımlar doldurmuştu. Proletarya hareketi, bu burjuva ideolojilerinin değişik biçimleri tarafından yönlendiriliyordu. Proletaryanın siyasal ve sendikal eylem birliği sağlanamamıştı. Proletarya Hareketi, burjuva politik akımlar tarafından parçalanmıştı. Proletaryanın bilinç ve eylemi burjuva bilinç ve eyleminin çerçevesini yıkmış değildi. Proletarya hala kendisi için değil, başkası için bir sınıf konumundaydı. Revizyonist ve reformist akımlar, gerici faşist, reformist sendika ağaları proletaryanın savaşımının devrimci bir çizgide gelişmesini engelleyerek, düzenin sınırları içerisinde tutmaya çalışıyor, ordu hakkında yaydıkları gerici-burjuva hayal lerle proletaryayı silahsızlandırıyorlardı.  Komünist hareket, proletaryayı askeri faşist darbe karşısında eğiterek, hazırlayamamıştı. Proletarya bencil bir sınıf olmadığını, toplumun ezilen, sömürülen tüm sınıf ve tabakalarının çıkarlarına da sahip çıktığını belirli bir düzeyde göstermişti. Ama proletaryanın politik bilinç, örgütlenme ve siyasal deneyim düzeyi henüz geriydi. Bu hareket kendiliğinden, komünist bir önderlikten yoksun bir şekilde gelişiyordu. Tüm bu nedenlerden dolayıdır ki proletarya, askeri faşist darbeye karşı saldırıya geçer. Kitlesel bir karşı koyuş gerçekleştiremedi. Darbeyle birlikte DİSK’in sendika ağalarının bir kısmı yurtdışına kaçtı, bir kısmı da faşist cuntaya teslim bayrağını çekti. Türk-İş ağaları ise, faşist cuntayla birlikte proletaryaya karşı kol kola çalıştılar. Yenilgide de revizyonizm ve reformizm tarihsel işlevine bağlı olarak, proletarya içinde burjuvazinin ajanlığı  rolünü çarpıcı bir şekilde oynadı.

Askeri faşist darbe öncesi, komünist hareketin proletarya hareketine bağlanmamış olması; proletarya hareketinin komünist bir önderlikten yoksun oluşu; komünistlerin proletarya içindeki ideolojik, politik ve örgütsel etki ve çalışmasının zayıf oluşu, Lenin’in saptamasıyla birlikte ele alındığında görülecektir ki, devrimin yenilgisinin nedenlerinden birisi, proletaryanın darbeye karşı da eğitilerek hazırlanmamış ve komünist bir çizgide yönetilememiş oluşudur. Devrimci-demokrat örgütler ve komünist hareket askeri faşist darbeye hazırlıksız yakalandılar.

Örgütümüz ve devrimci-demokrat örgütlerin ezici çoğunluğunu politik gelişmelerin doğrultusunun askeri bir darbeye doğru yol aldığını saptamasına rağmen, gerekli siyasal, örgütsel ve teknik hazırlıkları yapamadılar, yanı sıra, askeri faşist darbe tehlikesini egemen sınıfların yeni tip faşist partisi MHP ‘den ( MHP yanlısı bir askeri darbe olarak ) beklediler. Pratik, bu tespitin önemli politik bir dar görüşlülüğü ifade ettiğini öngörür ve materyalist bir saptama olmadığını kanıtladı. Doğal olarak bu yanılgı yığınları, darbeye karşı hazırlama, ordunun politik karakterini ve sınıflar savaşımındaki rolünü teşhir ederek yığınların bilinç ve hazırlığının geliştirilmesini engelledi, zayıflattı.

12 Eylül öncesi gelişen yığın mücadelesi komünist ve devrimci hareketi aşıyordu. Bu politik güçler değişen ölçülerde savaşımın gerisinde seyrediyorlardı. Devrimci ve komünist önderliklerinin ideolojik geriliği, politik deneyim yetersizliği ve inisiyatif eksikliği, yığınsal mücadeleyi kucaklayarak peşlerinde sürüklemelerini engelliyordu. Devrimci örgütler geniş kitle bağlarına karşın, genel olarak kendi sınıf hareketlerini yeterince kucaklayamamışlardı. Marksizm-Leninizm ve sosyalizm adına demokratik fikirlerle, proletaryanın bilincini bulandırarak karartıyorlardı.

Sağ ve sol oportünist taktikleriyle, eylem çizgileriyle kendiliğinden hareketin pişinden sürükleniyorlardı.. Sağ oportünist taktik ve eylem çizgisi, proletarya ve yığınların geri kesimlerinin durumunu kendine temel alıyor, mücadele ve örgüt biçimleriyle, propaganda ve ajitasyonun karekteriyle yığınları geri çekiyor, kendiliğinden hareketin gerisine düşerek ardından  sürüklenmeyi getiriyordu. “Sol” taktiklerin ve küçük-burjuva maceracılığının devrimci harekette önemli etkisi vardı. “Sol” taktikler ve bireysel terörü kendisine temel eden maceracılık öncülük savaşçılık  adına yığınlardan kopuk, yığınların bilinç, örgütlülük ve politik deneyim derecesini hesaba katmayan, dolayısıyla yığın mücadelesini geliştirmeye hizmet etmeyen bir çizgi izleyerek, kendiliğinden harekete boyun eğiyor ve devrime zarar veriyordu. Küçük-burjuva maceracılığın eylem çizgisinin bir yansıması olan bireysel terör eylemleri yığınların dikkatini kitlesel militan mücadelelerden tek tek faşistlerin ve halk düşmanlarının öldürülmesine, bir avuç öfkeli ve umutsuz aydının, yarı-aydının devletle düellosuna çekiyordu. Sağ oportünist akımlar, sağ taktikleriyle ve eylem çizgileriyle; “sol” oportünist maceracı akımlar ise, sol taktik ve eylem çizgileriyle kendiliğinden harekete kölece boyun eğiyor; yığın mücadelesinin somut durumundan kopuk, yığınların bilinç, örgütlülük ve politik deneyimini doğru çizgiden geliştirmeyen bir çizgi izliyorlardı. Sağ oportünist akımlarla, onun tersyüz edilmiş şekli olan “sol” oportünist maceracı akımlar, farklı konumlarda hareket etseler de, ortak-bir nokta da buluşuyorlardı: Kendiliğinden harekete kölece boyun eğiş, onun gerisine düşme!
Doğru taktikler, her dönem yığınları ve proletaryayı eğitmenin, örgütlemenin, ulusal ve toplumsal mücadele mevzilerine çekmenin biricik araçlarıdır. Faşist askeri darbe öncesi, devrimci örgütlerin taktikleri, kendiliğinden harekete boyun eğişi yığınlardan sağ, ya da “Sol” yönde kopuşu ya da yığınları sağ ve “Sol” yönde geriye çekişi ifade ediyordu. Onların doğru bir temelde devrimci bilinç ve örgütlenmesinin gelişimini, politik deneyim kazanmasını geriletiyordu. Maceracı akımların bir yıl terör eylemleri, faşist diktatörlüğün eline demagoji imkanı verdiği gibi resmi ve sivil faşist terörle de daha fazla yoğunlaştırılmasının araçları oluyordu. 12 Mart faşist darbesi, maceracılığa ağır bir darbe indirmişti. Ancak yeni devrimci önderliklerin bir kesimi büyük ölçüde bu deneyden öğrenme yeteneğini gösterememişti. Tarih adeta tekerrür etti, onları Eylül askeri faşist darbesi koşullarında da maceracı eylem çizgilerini ve taktiklerini büyük ölçüde devam ettirdiler. Darbeye hazırlıksız yakalanan bu örgütler, ideolojik ve sınıfsal konularının yansıması olan maceracı eylem çizgileri ve “Sol” taktikleri, Menşevik örgütlenme ve çalışma tarzları sonucu, nispeten kısa bir süre diliminde ağır darbeler alarak ya dağıtıldılar ya da merkezi olarak işlemez duruma getirildiler. Darbeyle birlikte ya da kısa bir süre sonra, geri çekilme taktiğini benimseyen bir kısım küçük burjuva oportünist  akımlar ise, geri çekilme taktiği adına mücadeleyi tatil ettiler, örgütlü çalışmayı durdurdular vb. Darbe öncesi proletarya önderliğinde, devrimden çıkarı olan sınıf ve tabaların devrimci-demokratik, anti-faşist birleşik cephesi kurulamamıştı. Devrimin gelişimi ve devrimci hareketin olgunluğu henüz bu dereceye varmamıştı. Yanı sıra, devrimci- demokrak akımlar ile komünist hareket arasında geçici merkezi eylem birliği, az çok sürekli olan anti-faşist bir eylem birliği, dayanışma ve ittifak yaratmamıştı. Dağınıklık ve grupçuluk bu alanda devrimci hareketin karakteristik özelliklerinden biriydi. Küçük-burjuva devrimci örgütler dar grup çıkarları uğruna, sürekli bir şekilde devrimci taban içerisinde grupçuluğu, düşmanlığı körüklüyorlardı. Henüz çocukluk evresinden geçen devrimci hareket, küçük-burjuva sınıfsal karakterine bağlı olarak grupçuluğu, sektarizmi üreterek besliyordu. Devrimci saflarda bu dağınıklık ve grupçuluk hastalığı, yürütülen savaşımı zayıflattığı gibi, yığınların devrimci ve komünist örgütlere karşı güven eksikliğini de kuvvetle geliştiren bir neden oluyordu. Vurgulayarak belirtmek gerekir ki, 12 Eylüle gelindiğinde, yığınlarda devrimci harekete karşı kuvvetli bir güven eksikliği doğmuştu. Devrimci örgütler arası eylem birliklerinin güçlükle yapılması ya da yapılamaması devrimci örgütler arası çıkan ve devrimci kanının akmasma yol açan silahlı çatışmalar vb. söz konusu güven eksikliklerinin üremesinde, her başta gelen nedenlenden biri olmuştur. Anti-faşist, anti-emperyalist cephenin yaratılamamış oluşu (ki, devrimci mücadelenin olgunluğu henüz bu düzeye varmamıştı) bunu biryana bırakalım, devrimci hareketler arası sürekliliği olan eylem birliklerinin ve ittifakların biçimlendirilmemiş olması, devrimin yenilgi almasının ve zincirlerinden boşanan faşist karşı-devrimin umduğundan daha kolay zaferkazanmasının önemli nedenlerinden birisini oluşturmuştur. Komünist örgütümüze gelince. 1975-1980 arası süreci kapsayan devrimci yükseliş döneminde, ağır teorik, politik ve örgütsel-pratik hatalar işledi. Kuvvetli yetersizliklerine ve bazı önemli hatalarına karşın, 1.Nisan Konferansı’nca onaylanan ve PDPY sayı 5’te yayınlanan belgelerde örgütümüzün hata ve yetersizlikleri incelenmiş ve özeleştirisi de yapılmıştı. Söz konusu belgelerde sadece ’75 sonrası ele alınmıyor; aksine örgütümüzün doğuşundan sonraki süreç iç bütünlüklü bir tarzda ele alınarak irdeleniyor. Yanı sıra 1986 eylül-Ekim ayında gerçekleştirilen 1.OGK’da onaylanan ve PY 9’dayayınlanan belgelerde “Mao Zedung Düşüncesi” diye anılan revizyonist ideolojinin örgütümüzün teorik ve pratik çalışmalarındaki kuvvetli etkileri bilince çıkarılmış ve özeleştirisi de yapılmıştır. Bu durumu göz önünde tutarak, biz sorunu, 75-80 arası dönemde, genel hatlarıyla konumuz açısından öne çıkarılması gereken yönleriyle ele almakla kendimizi sınırlandıracağız: Örgütümüz, tüm bir yükseliş dönemi boyunca (75-80) anlayış olarak, doğru bir taktik çizgiye sahiptir. Ancak, doğru bir taktik çizgi -saldırı taktiktiği öngörmesine karşın-ağır hatalar da işledi. Bir keresaldırı taktiği yüzeysel kavranıyor, yığınsal politik mücadelenin gereksinimlerini yanıtlayacak militanlıkta uygulanmıyordu. Üç Dünya’ teorisi ve Mao Zedung  revizyonizminin üzerimizde kuvvetli etkileri, siyasal ve örgütsel çalışmada ağır hatalar işlememizi koşullandırıyordu. 1978’lere dek, sınıf mücadelesinin gereksinimlerine yanıt verecek küçük grupların şiddet eylemleri ya reddediliyor, ya da son derece küçümseniyordu, soruna sağdan yaklaşılıyordu. Yanı sıra faşist devlet tarafından yönlendirilen resmi faşist terör ile organik ilişki içerisinde geliştirilen, yaygınlaştırılan sivil faşist harekete karşı gerektiği gibi militan ve sistemli bir savaşım pratiği sergilenemedi. Bu alandaki politik mücadelemiz yetersiz kaldı. Ayrıca sivil faşist hareketin ideolojik kimliğini yöntemli bir şekilde, geniş kitlelere açıklama, deşifre etme savaşımında da zayıf kaldık. Oysa sivil faşist hareketin ideolojik saldırıları, resmi faşist ideolojiye karşı ideolojik politik mücadelenin bir parçası olarak ele alınmalı, ülke çapında teşhir edilmeliydi. Faşist diktatörlük tarafından devrimci dalgaya, devrim ve sosyalizm kavgasına karşı vurucu militan bir güç olarak kullanılan sivil faşist harekete karşı , yığınların savaşımını militanca örgütleyip geliştirmek; bu doğrultuda uygun örgüt ve mücadele biçimlerinin zamanında genelleştirip, yığın savaşımına önderlik etmek gerekliydi, zorunluydu. Örgütümüz, bu alanda, görevlerini hakkıyla yerine getiremedi,  kuvvetli sağ ve pasifist hatalara düştü. Özellikle ’79’dan itibaren gelişen militanlığımız ise, bu alandaki mücadelenin gereksinimlerine yanıt vermekten henüz uzaktı. Gelişen yığınsal mücadele örgütümüzü aşıyordu. Örgütümüz, siyasal ve örgütsel savaşımıyla mücadelenin gereksinimlerine yanıt veremiyordu. Teori alanındaki kuvvetli sağ oportünist ideolojik etkilenmeler, siyasal ve örgütsel-pratik çalışmada da sürüyordu. Bu olgu, örgütümüzün var olan potansiyelini ve birikimini yeterince seferber edememe hatasıyla birleşince, gelişen devrimci dalganın gereksinimlerine yanıt veremememizi  koşullandırıyordu.

Örgütümüz, siyasal gelişmeleri zamanında yakalayarak, siyasal teşhir kampanyalarını sistemli yürütemiyor, bu doğrultuda yürütülen devrimci çalışmalarımızda legal ve illegal araçları yaratıcı bir tarzda .kullanamıyordu Oysa, siyasal gelişmelerin anında yakalanması; siyasal ajitasyonun militanca, etkili bir tarzda yaygınca örgütlenmesi, siyasal teşhir kampanyalarının yöntemli kılınması, gelişen kitle hareketinin gereksinimlerine yanıt vermek bakımından can alıcı bir rol oynar. Örgütümüz, olumlu çabalarına ve olumlu yönelimine karşın politikalar üretme de, politik taktikler geliştirmede, güncel politik mücadelenin gereksinimlerine yanıt verecek talepleri formüle etmede, ürettiği politikaları yöntemli bir tarzda geliştirmede zayıf kaldı. Politik duyarlılık, yaratıcılık ve inisiyatif yetersizliği örgütümüzün ve kadrolarımızın belirgin bir hastalığıydı.

Yığın savaşımının yarattığı mücadele biçimlerini zamanında yakalayarak genelleştirip yığınlara götürmede, mal etmede yetersiz kaldık; bu alanda politik duyarlılıkta kuvvetli zaaflarımız vardı. Aynı şekilde proletarya ve yığınların bilinç ve örgütlenmesini geliştirecek, politik deneyim kazanmasına yardımcı olacak, geniş yığınları mücadeleye seferber edecek legal mücadele ve örgüt biçimlerinden yeterince yararlanmak. Halbuki en ufak legal imkanlar, illegal çalışmayla ustaca birleştirilip, aktifçe kullanmalıydı.

Yığın savaşımının yarattığı mücadele ve örgüt biçimleri zamanında yakalanıp geniş kitlelere taşınmalıydı. Kitle mücadelesini geliştirecek yol ve yöntemler aktifçe kullanılmalıydı, 1978 de sıkıyönetimin ilanıyla birlikte genel demokratik halk hareketindeki geçici ve göreceli yavaşlamayı, “geri çekilme” olarak değerlendirmiş olmamız subjektif ve politik açıdan sağ oportünist bir hatayı ifade ediyordu. Örgütümüz, proletarya ve yığınları, askeri faşist darbeye karşı hazırlayamamış darbeye, siyasi ve örgütsel açıdan hazırlıksız yakalanmıştır. Örgütümüzde darbeyi, askeri faşist bir darbenin ayak seslerinin varlığında bahsedilse de  bu durum ve  ordunun sınıflar savaşımındaki yerini, politik karakterini yöntemli bir tarzda açığa çıkararak, geniş yığınlara mal edemedi. Kuşkusuz ki tüm bunlar, yığınları askeri faşist darbeye karşı hazırlama çalışmalarını zayıflatmıştır. Yükseliş döneminde gecikmeli bir şekilde 1978’deçıkarılan teorik yayın organımız PY düzenli çıkarılamadı. Bu ciddi bir hataydı. İşin gereklerinden hareket edilebilse ve olanaklarımız, potansiyelimiz iyi planlı kullanılsaydı , teorik dergimizi düzenli olarak çıkarmak hiçte güç olmazdı. Ancak bu başarılamadı. Oysa politik çalışmalarımızın önünü aydınlatmak, örgütü ve kadroları ideolojik olarak eğitmek-donatmak; Marksizm-Leninizm adına ortaya çıkan, devrimci kadroların ve proletaryanın bilincini bulandıran anti-Leninist akımların teori ve programlarının oportünist anti-proleter karakterini açığa çıkarmak için düzenli bir tarzda teorik bir yayın organının çıkarılması ivedi bir zorunluluktu. Ne yazık ki, bu görev yeterince kavranamadı. Diğer yandan, politik çalışmalarımızın yönetim merkezi olan politik gazetemizin de periyodu hızlandırılmalı, haftalık çıkarılmalıydı: İçerik ve biçimi sürekli geliştirilip, yetkinleştirilmeliydi. Yayınlandığı kadarıyla HB örgütümüzün geliştirilmesinde politik yol göstericilikte önemli rol oynadı. Ama diyebiliriz ki gazete siyasal çalışmalarıınızdaki yeri yeterince kavranmamış olduğu gibi, amatör bir çalışma tavrı ve örgütlenmeyle çıkarıldı. Yanı sıra gazetenin basıldığı merkezlerde sıkıyönetimin ilanıyla, gazetemiz düzensiz çıkmaya başladı. Bu birleşik merkezi politik çalışmalarımızın zayıflığının kanıtıydı. Oysa sınıf savaşımının giderek sertleştiği, askeri faşist darbe ihtimalinin giderek güçlendiği saptanıyordu. Gazetenin legal çıkışının giderek olanaksızlaştığı görülüyordu. O halde yapılması gereken güçlü bir illegal basın ve dağıtım ağını örgütleyerek daha o zamandan gazeteyi illegal çıkartmaktı. Ne yazık ki bu politik duyarlılık gösterilmedi, adeta kaderci davranıldı bu doğrultuda atılan bazı olumlu adımlar ise, siyasal polisin darbeleriyle kesintiye uğradı. Askeri faşist darbeyle birlikte, gazetenin yayınına son verildi… Örgütümüz, sanayi proletaryası içinde, belli-başlı sanayi merkezlerinde yoğunlaşma anlayışına1978’de vardı; bu anlayış 1979 1. Nisan Konferans’ıyla geliştirildi. Uzunca bir süre sanayi proletaryası içinde çalışamamamız, doğru anlayışlara varamamamız, Maocu revizyonizmin etkileriyle bağlıydı. Nisan Konferansında benimsenen kararla bu konudaki etki aşıldı. MK, Konferans’ın verdiği direktife bağlı olarak, güçlerimizi, çalışmalarımızı, sanayi proletaryası içinde yoğunlaştırmaya, biçimlendirmeye daha fazla yöneldi. Yönelim olumluydu. Ancak, eski alışkanlıklar programatik hatalar bu yönelimi zayıflatıyordu. Dolayısıyla darbeye kadar geçen süreç diliminde, örgütümüz, sanayi merkezlerinde merkezileşmede gerekli atılganlığı ve aktiviteyi gösteremedi. Örgütümüz proletaryaya geç yöneldi, proletarya hareketiyle birleşemedi, örgütsel yapısını sanayi proletaryasına dayandıramadı. Örgütümüzün, proletarya içerisinde çalışma perspektifi, sendikal çalışma taktikleri genel hatlarıyla doğru olmasına karşın, geliştirilemedi. Proletarya hareketinin güncel taleplerini zamanında formüle etmede de yetersiz kaldı. Başlıca iki sendikal merkez olan DİSK ve TÜRK-İŞ ‘in faşizm ve sermayeye, sendika ağalığına karşı mücadele temelinde sendikal birliği şiarını bilince çıkararak yükseltemedi. Yükseliş döneminde, örgütümüz, örgütsel açıdan da görece gelişti, büyüdü. Ancak, sağlam ve istikrarlı, proletaryaya bağlanmış bir örgütsel yapı biçimlendiremedi. Örgütlenmesi, askeri faşist darbe gibi ileri bir saldırı biçimini göğüsleyebilecek sağlamlıkta değildi. Uzmanlaşma gelişiyor olmasına karşın geriydi. İllegalite ve polise karşı mücadele sanatında henüz profesyonelleşebilmiş değildi. İllegal çekirdeklerimiz zayıftı. İllegal çalışma legal çalışmayla ustaca birleştirilememişti, çalışma tarzımız ise ilkeldi, amatördü. Yönelim giderek nitelikli bir çalışmaya doğru olmasına karşın, nitelikli gelişim zayıftı. Örgütlenmesi kuvvetli bürokratik hatalarla, zaaflarla
iç içeydi. Kadro politikasında istikrarlı çizgi oluşturulamamıştı. ’79 dan itibaren söz konusu hatalar azalmaya, gerilemeye başlamış olmasına karşın sürüyordu. Yukarıdaki genel tablosunu verdiğimiz örgütsel yapımızın, söz konusu hata ve zaafları, yetersizlikleri, askeri faşist darbeyle birlikte girdiğimiz kudurmuş gericilik döneminde,
ağır politik koşullar altında, daha belirgin bir şekilde kendisini gösterdi. Kısacası, örgütsel alanda da darbeye hazırlıksız yakalandık ve bunun faturasını da ağır bir şekilde ödedik.
Kuvvetle vurgulamak gerekir ki, örgütümüzün yalpalamalarında, sınıf mücadelesinin gereksinimlerine teorik, politik ve örgütsel-pratik alanda yanıt verememesinde, istikrarlı, uyumlu kuvvetli bir önderlik yaratamamış olması başta gelen nedenlerden biri olmuştur. Özellikle örgütümüzün kurucusu ve önderi İbrahim KAYPAKKAYA yoldaşın kaybından sonra örgütümüzde güçlü bir önderlik boşluğu yaşanmış, önderliğin bileşimi sıkça değişmiş, istikrarlı, deneyimli, kuvvetli bir önderlik yaratılamamıştır. 79’ 1. Nisan Konferansı, bu olguyu tespit etmiştir. Ne var ki pratikte anlayışların geriliği nedeniyle, bu zaafın üstüne yöntemli ve etkili bir tarzda da gidilememiştir. Örgütümüz anti-faşist eylem birliklerinin geliştirilmesi konusunda sorumlu ve devrimci bir tutum takındı. Devrimci harekette egemen olan grupçuluk hastalığından azade kaldı. Fakat daha da önemlisi, grupçuluk hastalığına karşı mücadelemiz zayıf kaldı.

Yukarıda tablosunu verdiğimiz hata ve yetersizliklerimiz (ve değinemediğimiz vb. hatalar ve yetersizliklerimiz ) yükseliş koşullarında proletarya ve yığınları devrim ve sosyalizm kavgasına seferber etme ve yönetmede; askeri faşist darbeye karşı hazırlamada yetersiz kalmamızda belli başlı olumsuzluklarımızdı. Genel çizgileriyle anlata geldiğimiz bütün bu olgular, devrimin yenilgisinin öznel alandaki başlıca nedenlerini oluşturmuştur. Yenilgi nedenleri ve çıkarılacak dersler sorunu, 12 Eylül öncesi ve sonrası, 12 Mart öncesi ve sonrasını kapsayacak şekilde daha geniş ve daha somut bir çalışmayı gerekli kılmaktadır. Kadroların, devrimci hareketin, proletarya ve yığınların yenilginin deneyleri üzerinde sistemli eğitimi görevi, güncel görevlerimizden birisidir. Yenilmiş ordular, daha iyi, daha hızlı öğrenirler. Ama öğrenmesini bilmek koşuluyla! Yenilgiden gerekli dersleri çıkarmayı bilenler, bu deneyleri sınıf mücadelesinde etkili politik silahlara çevirmesini başaranlar, bu görevi de yerine getirmiş olacaktır. Yenilgilerden geçme den zafere erişen bir devrim düşünülemez. Yenilgi yenilmiş orduları eğitmenin, zafer günlerine hazırlanmanın da bir aracıdır. Değerli Öğretmenimiz Lenin şöyle der: “Halklar iç savaş okulundan boşuna geçmiyorlar. Bu zorlu bir okuldur ve bütün programında kaçınılmaz olarak karşı-devrimin zaferleri, faşizmin saldırganlıkları  ve eski iktidarların isyancılara intikam duygularıyla verdikleri vahşi cezalar vb. vardı. Fakat halkların bu çetin okula girmelerinde olsa olsa ukalalar ve eli ayağı tutmaz bunaklar sızlanabilir. Bu okul ezilen ve sömürülen emekçi sınıflara iç savaşı nasıl yürüteceklerini öğretir. Bu okul, modem köle kitlelerinde ezilmiş uyuşuk ve cahil kölelerin ezelden beri içlerinde taşıdıkları ve köleliklerinin zilletini kavradıklarında onları tarihin
en büyük kahramanlıklarına ilerleten nefreti yoğunlaştırır.” (Lenin’den aktaran G. Dimitrov, Savaşa ve Faşizme Karşı Birleşik Cephe, s.85-86, Aydınlık Yay.) Yenilgilerden geçmeden nasıl zafer kazanılacağıda öğrenilmez. Eğer ders çıkarılırsa yenilgi iyi bir okuldur. Komünistler faşizm ve sermayenin çılgınca terörüne, küçük-burjuva dönek geçici yol arkadaşlarının ağlayıp sızlamasına, yenilginin her şeyin sonu olduğu çirkin feryatlarına aldırmaksızın, yenilgi okulunda okuyan proletarya ve yığınları, zafer günlerine hazırlayacaktır. Evet, devrimci dalganın yükseldiği ya da devrimci fırtına dönemlerinde, modaya uymak için, kariyer, gösteriş ve macera uğruna saflara katılanlar; proletaryanın demokrasi ve sosyalizm kavgasından etkilenerek erken bir devrim hayaliyle öncünün saflarında yerini alanlar, devrimin yenilgi aldığı dolu dizgin gericilik yıllarında kudurmuş gericiliğini deolojik ve siyasi baskılarına göğüs germeyerek partiyi, örgütü terk ederler. Bunlar, öncünün saflarında tasfiyeci oportünizmin üretici ve taşıyıcıları; partinin en az istikrarlı kesimleri, proletaryanın geçici yol arkadaşlarıdırlar.12 Eylül yenilgisine bağlı olarak, açılan dolu dizgin gericilik yıllarında benzer çizgilerdeki gelişmeler ülkemizde de yaşandı. 12 Eylül’le, egemen sınıflar, umduklarından da kolay bir politik zafer kazandılar. Devrim ağır, direnişsiz, ve moral bozucu bir yenilgi aldı. Proletarya ve yığınlar, devrimci örgütler 12 Eylül’e hazırlıksız yakalandılar. Kitleler, mevcut durumlarıyla göğüsleyemeyecekleri denli ileri ve sert saldırı biçimiyle karşı karşıya kaldılar. Egemen sınıfların umduklarından da kolay bir zafer kazanmaları onların daha sert saldırılara girmelerine yolu açtı, cesaretlendirdi. inisiyatifi kolayca ele almış olan faşist cunta önceden planlanmış olan ekonomik, siyasi, ideolojik saldırılara dizginsizce girişti. Devrimci örgütlerin ezici çoğunluğu kısa aralıklarla ya çökertildiler ya da merkezi olarak işlemez konuma getirildiler. Karşı-devrim sistemli beyaz terör ve devrimcileri, ilericileri, yığınları teslimiyete, dönekliğe, kölece boyun eğişe zorladı. Yoğun sömürü, dizginsiz terör altında olan proletarya ve yığınlar hızla sağa savruldu, anti faşist bilinçleri güçlü bir erozyona uğradı. Yenilginin pençesine düşen proletarya ve yığınlarda, özellikle de kentin ve kırın küçük burjuva katmanlarında hızla devrimcilerden yüz çeviriş baş gösterdi. Korku, teslimiyet, yarınlara güvensizlik, boyun eğiş egemen hale geldi. Devrimin direnişsiz yenilgisi, faşizm ve sermayenin sistemli ve dolu dizgin terörü, ideolojik baskı ve saldırıları devrimci politik yoğunlukları da derinden etkiledi.

Öncelikle devrimci yükseliş koşullarında modaya uymak için, kariyer, gösteriş ve macera uğruna, erken devrim hayaliyle küçük burjuva ve proleter sosyalist örgütlerin saflarına katılmış olanlar kitlesel kaçışlarla hareketi terk ettiler. Bunların bir kısmı kendi köşelerine çekildi, bir kısmı faşizmin ajan-provakatörleri haline geldi, bir kısmı umutsuzluğun pençesinde gelecek aydınlık ve güzel günlere olan  inançlarını tümden yitirerek gerici bir çizgide konakladılar, bir kısmı ise mücadelenin zorlukları karşısında yorgun düşerek örgütlü safları terk ettiler. 12 Eylül askeri faşist  darbeyle birlikte açılan faşist gerici dönemde umutsuzluk, karamsarlık, kadercilik, yarınlara güvensizlik, teslimiyet, dini gericilik, ahlaki ve manevi yozluk, toplumsal ve kültürel yabancılaşma, bireycilik bilinçlice pompalandı. Felsefi idealizm bin bir biçimde şaha kalktı.

Bilimsel sosyalizm, devrimi, örgütlenmeyi, politikayla ilgilenmeyi eleştirmek dönemin bir modası haline geldi. Depolitizasyon, demoralizasyon dönemin karakteristik bir özelliği oldu ? Faşizmin pekiştirilmesi, devrime, sosyalizme, geçmişin devrimci geleneklerine yönelik alçakça saldırıları; devrimci saflarda çıkan dönek tasfiyeci oportünizmin teorik, siyasal, örgütsel-politik saldırılarıyla iç içe gelişti. Faşizmin, reformizmin ve revizyonizmin, tasfiyeci oportünizmin birbirini tamamlayan kalleşçe saldırıları devrim ve sosyalizm davasına, fikirlerine ve kavgasına karşı inançsızlığı körükledi, egemen hale getirdi. Sosyalizm adına anti sosyalist teori ve pratikler revizyonist, reformist, tasfiyeci; oportünistler tarafından olabildiğince yaygınlaştırıldı.

Yenilgi koşulları revizyonizmi, reformizmi güçlendirdi. Bilimsel sosyalizmin devrimci içeriğinin boşaltılması; revizyondan geçirilmesi dönemin karakteristiği oldu. Legal basında, kültür ve sanat dergilerinde, devrime, devrimci mücadeleye, karşı, örgütsüzlük, politikadan uzak durma, mücadeleci örgütlenmenin belalı görülmesi, politik mücadelenin yadsınması, “sivil toplumculuk”, “toplumsal barış”, “tarihsel uzlaşma”, ” Özeleştiri” adı altında inkarcılık, teori ve pratikleri ortaklığı sardı. Tasfiyeci, akım, “Özeleştiri”, “geçmişten gelecek için dersler çıkarmak”; “yenilgiden öğrenmek” adına bilimsel sosyalizmin “eskidiği”, “yeni tarihsel koşullara” yanıt vermediği türünden demagojik yaklaşımlarla açıkça bilimsel sosyalizmi yadsıdı ya da temel ilkelerini geçersiz saydı.     Politik alanda, devrimci mücadele yerine, uzlaşma ve ihanet perspektifi getirildi. Devrime karşı reformist seçenek geliştirildi. Temel politik şiarlar, sosyalist proletaryanın asgari ve azami politik programı, hedefleri açıkça yadsındı. Politik mücadele reddedildi. Pratikten kopuk, teorik çalışma perspektifi şekillendirilerek devrimci pratik çalışmaları tasfiye etmenin teorisi yapıldı. Örgütsel alanda, M.L örgütlenmenin teorisi, ilke ve kuralları açıkça yadsındı. Örgütlü politik mücadele reddedildi ya da küçümsendi. Devrimci savaşımcı örgütlenme top ateşine tutuldu. Gevşek, şekilsiz, proleter disiplinden yoksun bir avuç aydın’ın, yarı-aydının etrafında kümelendiği bir dernek örgütlenmesi, bir yazı kurulu çevresi teorisi ve pratiği yüceltildi. Terör kasırgası, ağır politik koşullar gerekçe gösterilerek devrimci örgenlikler tasfiye edildi. “Güvenlik”, “kadroların korunması”, vb. kalıpları altında ülkedeki çalışmalar tasfiye edilerek, Batı Avrupa ülkeleri mekan seçildi. Mültecilik dönemin tipik bir özelliği haline geldi. Soluğu Avrupa’da alan tasfiyeci dönekler, burjuva demokratik ortamın büyüsü altında tasfiyeci ihanetlerini , revizyonist inkarcı teori ve pratiklerini daha da yetkinleştirmeye başladılar. Tasfiyeci oportünizm, maddi kaynağını yenilgi döneminde buldu. Tasfiyecilik, karşı devrimin dinmek bilmeyen ideolojik, siyasi ve fiziki baskı ve saldırılarının bir ürünüydü. Tasfiyeci oportünizm, ihanete varan bir çözülme ve dönekliktir. Böyle olduğu içindir ki, tasfiyeci oportünizm, devrim ve sosyalizmden bütünlüklü bir kopuştur. Tasfiyeci akım, iliklerine kadar çürümüş, yozlaşmış burjuva bir akımdır. Böyle olmasına rağmen, tasfiyeci oportünistler, hareketin “en proleter”, ” tek proleter “güçleri olduklarını çekinmeden ileri sürerler.
Demek ki, yenilgi, politik durgunluk ve gericilik yıllarında tasfiyeciliği üretenler, teorileştirenler, devrimci fırtına dönemlerinde sosyalist proletaryanın demokrasi kavgasından etkilenerek sosyalist öncünün saflarına katılmış, fakat sosyalist platformu özümseyememiş, faşist saldırılara  göğüs geremeyecek denli zayıf unsurlardır.  Her dönem kendi tipini yaratır. Bunlar, yükseliş ve bayram günlerinin tipleridirler. Bunlar, sosyalist öncünün en zayıf, en istikrarsız ögeleridir; proletaryanın geçici yol arkadaşlarıdır. Bu kesimler, politik öncünün çürümüş kesimleridir. Bunların politik öncüden kopup gitmesi öncünün zararlı ögelerden arınması, sağlamlaşması demektir. Devrimin bayram günleri olan devrimci dönemlerde proleter sosyalist öncüye katılmaları kaçınılmaz olan bu öğelerin eğitilerek, yeniden biçimlendirilmesi, politik öncünün görevidir. Bu görev, başarılı bir tarzda yerine getirildiği oranda, bu tiplerin devrimin zor ve karanlık dönemleri olan gericilik yıllarında devrimci  örgütlere verecekleri zararlarda o denli sınırlı olacaktır. Yukarıdaki aktardığımız olgular,12 eylül yenilgisi sonrası ülkemizde de bütün çıplaklığıyla yaşandı.  Tasfiyeci oportünizm, komünist öncüde egemenliğini kurdu. Ama öncüye egemen olan tasfiyecilik Özümsenmişti. Giderek öncü içerisinde tasfiyeci oportünizme karşı bir başkaldırı başladı. Tasfiyeci akım ideolojik olarak her alanda ağır bir yenilgiye uğratıldı. Kazanan devrimci sosyalizm oldu. Zafer, ilkeli yolun, devrimci yolun zaferi oldu. Değişen zamanlarda, değişen derinlik ve genişlikte de olsa, tasfiyeci oportünizm, genellikle, devrimci demokrat yoğunluklarda pençesine aldı. 12 Eylül’e hazırlıksız yakalanan bu kesimlerin ezici çoğunluğu hızla çökertildi ya da merkezi olarak işlemez hale getirildi. Ağır, direnişsiz ve moral bozucu yenilgi koşullarında, bu akımlar, hızla tasfiyeci teori ve pratiklerle tanıştılar. Bir yandan aşırı gericiliğin ağır saldırıları ve darbeleri, Öte yandan, tasfiyeci oportünizmin içten çürütme ve tasfiye eylemi, bu yoğunlukları alabildiğine atıl ve işlemez konuma götürdü; güçlü bir şekilde sağa savurdu. Kuşkusuz ki, bu örgütler içinde çıkan ve küçük burjuva devrimci-demokratik programın yadsınmasına tekabül eden tasfiyeci dönekliğe karşı mücadele edildi. Kimileri, bu mücadele sürecinden başarıyla çıktı, Fakat, bazıları hala yenilginin etkilerini köklü bir tarzda aşamamış; etkin bir toplarlanma dönemine girememiş durumdadırlar. Gelişim doğrultusu, etkin toparlanmaya doğrudur. Fakat, bu süreç yanı zamanda bölünmeler, parçalanmalar süreci özelliğini de taşımaya devam edecektir. Gelinen aşamada da söz konusu akımların birçoğu bir iç bunalım sürecini yaşıyor. Bu bunalım sürecinden çıkış, öncelikle tasfiyeciliğe karşı mücadeleden geçer. Bugüne kadar proleter sosyalist ve devrimci-demokratik yoğunluklardaki ideolojik ve örgütsel bunalımların ‘ve parçalanmaların temel nedeni tasfiyeci oportünizmdir. Yanı sıra, nesnel nedeni yenilgi ve politik durgunluk koşulları olan ve 12 Eylül sonrası devrimci hareketin içerisine yuvarlandığı politik bunalıma yöntemli bir tarzda müdahalede bulunamamasının da başta gelen nedeni tasfiyeci oportünizmdi. Tasfiyeci oportinizmle hesaplaşmadan, devrimci hareket bunalım sürecini sağlıklı tarzda atlatamaz, etkin bir toparlanma dönemine giremez, yenilginin etkilerini köklüce aşamaz. Bu bakımdan, tasfiyeci akım karşı, teorik, siyasal ve örgütsel pratik cephede bütünlüklü ve atak bir mücadele verilmesi zorunludur. Bu mücadelede, geride kalan sürecin sunduğu deneyimleri titizlikle irdelemek, yararlanmak gereklidir. Tasfiyeci ihanete karşı mücadele görevi, hala güncel bir görevdir. Tasfiyeci ihanet, ‘bugün daha farklı biçimlerde sürmektedir.  Devrimde iddiada uzaklaşma ve legalizmi hastalığı ve  örgütsüzlükten uzak durma  biçiminde devrimci saflarda ağır tahribatlar yaratmaya devam ediyor. Hiç kimseyi beğenmeme, hep kurtuluşu başka yerde arama ve umudu godotoya bağlama    vb. biçimindeki yaklaşımlar devrimci sayfaları kötürüm bırakmaktadır.  y Faşist 1980 askeri faşist darbenin üzerinde 42. yıl geçmiş olsa da devrimci ve komünist hareket hala faşist darbenin ideolojik-politik-kültürel ve  örgütsel saldırılarını ortadan kaldırmış ve  yenilgi küllerinden yeniden doğmayı başaramamıştır. Toparlanma ve devrimci yükselişin uzaması devrimci saflarda umutsuzluk ve güvensizliği daha da  derinleştirici olmuştur. Tasfiyeci  ihanetin özellikle yenilgi koşullarında ve sonrasında daha tahrip edici olduğunu ve bunu ters yüz etmede başarılı bir sürecin yaşanamaması çürüme ve yozlaşmanın bugüne dek yaşamasının nedeni olmuştur.