31.Yılında 12 Mart Gazi Katliamı Kanamaya Devsm Ediyor..!

1923 yılında kurulan TC Devleti Osmanlı’dan devralmış olduğu emekçi halklara ve azınlık milliyetlere yönelik katliam politikası günümüze değişmeyen bir politika olarak uygulanarak gelmiştir. Kuşkusuz tarihteki tüm Ermeni,Kürt ,Alevi ve emekten yana sola yönelik katliamları,hangi dönemde gerçekleşmiş olursa olsun, bir zincirin halkaları olarak, aynı mantık ve amaç ile yapılmıştır. Nitelim 1995 yılına geldiğimiz de 2 Temmuz 1993, Sivas madımak Oteli’nin yakılarak (katliamın) daha sönmemiş, yakılarak katledilen 32 Alevi devrimci demokratın canımızın acıları henüz tazeyken Alevi toplumu ve demokratik kamuoyu bir travmave acı yaşarken, devletin karanlık paramiliter kontgerilla grupları 12 Mart 1995 tarihinden İstanbul / Sultangazi – Gazi mahallesinde provokasyon yaratıp saldırı başlatarak, yaklaşık bir hafta sürecek olan faşist bir katliamı sahneye koyuyordu12 Mart 1995 akşamı devlete muhalif devrimci-demokrat ve Alevilerin yoğun olarak yaşadığı Gazi Mahallesi’nde üç kahvehane ve bir işyeri aynı anda “kimliği belirsiz” kişilerce bir taksiden otomatik silahlarla açılan ateşle tarandı. Saldırılar sonucu Halil Kaya adlı bir kişi yaşamını yitirirken 5’i ağır olmak üzere 20’nin üzerinde insan yaralandı. Saldırganların olay yerinden uzaklaştıktan sonra, gasp ettikleri taksinin şoförünü öldürdükleri ve taksiyi de ateşe vererek kaçtıkları sonradan öğrenildi. Gazi Mahallesi, ‘Alevilerin’ devrimci ve demokratların kısacası sisteme muhalif kesimlerin yoğun olarak yaşadığı, kendi inanç felsefe ve kültürlerini yaşatmak için hızlı bir şekilde örgütlendiği ve toplumsal dayanışmanın gelişkin olduğu bir bölgedir. ‘Aleviler’, 2 Temmuz 1993 Sivas katliamı sonrası hakları için demokratik alanda hızla mücadeleye yöneldiler. Bu yönelmeyle birlikte dernekleşip ‘örgütlenen’ ‘Aleviler’, uğradıkları haksızlığa, ayrımcılığa, yoksulluğa, hakaretlere, “faili meçhul” cinayetlere, kirli savaşa ve çeteleşmeye karşı daha duyarlı hale gelip, demokratik alanda hak, hukuk, adalet ve eşit yurttaşlık hakları için mücadeleye başladılar. Devlet Gazi’de faşist katliama neden kalkıştı.1) Bu saldırıyla bu bölgedeki ve genelde ülkenin dört bir yanındaki Alevilerin örgütlenmesinin önünü kesmek 2) Saldırıyı “organize edenler” ve “planlayanlar” Gazi’de yaratılan toplumsal dayanışmayı ve muhalif güçleri ezip dağıtmak yok etmek.3) Gazi Mahallesine yapılan bu faşist saldırıyla ve o dönemde ülke genelinde yaratılan şiddet ortamıyla toplum top-yekûn sindirmek.4) Gazi Mahallesi’ne yapılan faşist saldırıyla, Maraş’ta, Çorum’da ve Sivas’ta olduğu gibi faşist-gerici kesimlerin ‘Alevilere’ ve devrimcilere yönelik planlı ve programlı saldırıların sürdüğünü yenilemek.Alevilerin ve devrimci demokratların bilinçaltı zaten daha önceki katliamlarla doluydu. Koçgiri, Dersim, Sivas, Malatya, 1 Mayıs 1977, Maraş, Çorum ve Sivas vb. katliamlarını yaşamışlar, çok büyük acılar çekmişlerdi. “Sivas’ta, Madımak Oteli’nde 32 kişinin yakılarak katledilmesinin üzerinden daha 2 yıl geçmişti ve Sivas katliamının acısı tazeydi. Faşistlerce kahvehaneye ve işyerine yapılan saldırı duyulur duyulmaz, Gazi halkı hemen tepki verdi ve binlerce insan sokaklara dökülerek protesto eylemi başlattı ve karakola yürüdü. Polis, karakola yürüyen insanların üzerine direkt olarak ateş açar. Polisin açtığı ateş sonucu, Mehmet Gündüz adlı bir kişi yaşamını yitirirken, çok sayıda kişi de yaralanır. O gece kimse uyumaz! Halk 13 Mart sabahı tekrar toplanır. İstanbul’un farklı semtlerinden, mahallelerinden Aleviler ve devrimci ve sosyalistler Gazi halkına destek vermek için Gazi mahallesine akın ederler.13 Mart günü, İstanbul’un dört bir yanından gelen Aleviler ,devrimci ve sosyalistlerle birlikte yaklaşık 15 bin kişi polis karakoluna yürüyüşe geçer Çevik kuvvet ve özel timlerle desteklenen polis yürüyüş yapan halkın üzerine ateş açar.Öğleden önce 12 kişi polis kurşunlarıyla öldürülür. İnsanlar cenazelerini almak için yürümeye devam ettikçe, polis de ateş açmayı sürdürür ve polis saldırısında 5 kişi daha öldürülür. Böylece Gazi Mahallesi’nde toplam 27 kişi polis kurşunlarıyla katledildi.Hedef gözetmeden kalabalığa uzun namlulu silahlarla ateş açılan ateş sonucu 17 kişi katledilirken 1000 yakın kişi yaralanır.Aynı gün İstanbul Valisi Hayri Kozakçıoğlu, Gazi Mahallesi ile birlikte iki mahalle de (Zübeyde Hanım ile Esentepe) daha sokağa çıkma yasağı ilan eder. Gazi Mahallesi’ne giriş ve çıkışlar polis kontrolüne alınır. 14 Mart günü, Gazi Mahallesi’nde ilan edilen sokağa çıkma yasağına rağmen olayların bir türlü yatıştırılamaması üzerine bölgeye askeri birlikler sevk edilir. Daha sonra Gazi Mahallesi Cemevi önünde toplanan kitlenin kendi arasından çıkardığı komite 4 maddelik bir istek listesi hazırlar ve 4 maddelik istekleri yerine gelmezse protestoları sürdüreceklerini açıkladılar. Komite’nin istekler şu şekilde: 1-Cenazelerin verilmesi 2- Sokağa çıkma yasağının kaldırılması 3- Gözaltına alınanların serbest bırakılması 4-Asker ve polisin bölgeden çekilmesi! Komitenin istekleri yetkililer tarafından reddedildi ve aynı gün içinde polis kurşunlarıyla 15 kişi yaşamını yitirir.Elbette faşist katliama karşı direniş Gazi’yle sınırlı kalmadı. Gazi direnişiyle dayanışma amacıyla direniş İstanbul’da Nurtepe ve Ümraniye bölgelerine sıçradı. Buralarda da protesto gösterileri oldu. Ümraniye ilçesinin 1 Mayıs Mahallesi’nde 15 Mart sabahı E-5’e yürümek isteyen yaklaşık 10 bin kişilik kitleye polisin ateş açmasıyla 5 kişi katledildi, 20’den fazla kişi de yaralandı. Beş kişinin katledilmesi ve yirmiden fazla kişinin yaralanması üzerine bu bölgede de sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Anı gün Ankara’da Kızılay meydanında binlerce kişinin katıldığı bir yürüyüş gerçekleşti, burada da polis, gösterilere vahşice saldırdı. Bu saldırıda da 36 kişi yaralandı. Sonuç olarak Gazi Mallesi’nde girişilen kanlı provokasyona karşı başlayan demokratik tepkiler ve protestolar şiddetle ve kanla bastırıldı.Üçüncü günün sonunda, 16 Mart’ta cenazeler teslim edildi, sokağa çıkma yasağı ilan edilen bölgelerde, sokağa çıkma yasağı kaldırıldı. Saldırılar esnasında Emniyet Genel Müdürü’nün Mehmet Ağar olması herhalde kimseyi şaşırtmadı. Katliamın sorumlusu olarak sadece Gaziosmanpaşa Emniyet Müdürü işkenceciliğiyle ünlü Mehmet Han Tokuş ilan edildi ve açığa alındı. Dönemin İstanbul Valisi Hayri Kozakçıoğlu’nun, Emniyet Amiri Necdet Menzir’in, Mehmet Ağar’ın ve İçişleri Bakanı Nahit Menteşe’nin istifaları istendi. Fakat hiçbiri sorumluluk yüklenip istifa etmedi. Hiçbir şey olmamış gibi görevlerine devam ettiler.Gazi katliamında yaşamını yitirenlerin Adli Tıp Kurumu’nda otopsileri yapıldı. Otopsi raporları, yaşamını yitiren 17 kişiden 7’sinin doğrudan polis kurşunuyla öldürüldüğünü ortaya koydu. Gaziosmanpaşa Savcılığı’nın olayla ilgili fezlekesiyle, Eyüp Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, 20 polis hakkında “müdafaa ve zaruret sınırını aşarak faili belli olmayacak şekilde adam öldürmek” iddiasıyla Eyüp 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı. İstanbul Eyüp Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Eyüp 2. Ağır Ceza Mahkemesi’ne açılan dava “kamu güvenliğinin” sağlanamayacağı gerekçesiyle Trabzon Ağır Ceza Mahkemesi’ne taşındı, yani gönderildi. İstanbul’da yaşanan bu katliamın Trabzon adliyesine gönderilmesinin sebebi ve gerekçesi kamu güvenliğinin sağlanamayacağı endişe değildi Mağdurların güvenliğini İstanbul’da sağlayamayan devlet Trabzon’da mı sağlayacaktı? Aslında devlet Gazi katliam davasını Trabzon’a taşımakla davayı unutturmak ve katliamda yakınlarını yitirmiş insanlara 5 yıl boyunca maddi, manevi eziyet etmek istedi. Otobüsler şehre alınmayarak yollarda adeta insanlara işkence yapıldı. Gazi’de yakınlarını kaybeden aileler ve duyarlı kitle örgütleri temsilcilerinin duruşmalara alınmaması için engeller çıkarıldı, her türlü faşist oyunlar tezgâhlandı.Trabzon’da yapılan yargılamada 20 polis memurundan Âdem Albayrak dört kişiyi öldürmekten 6 yıl 8 ay, Mehmet Gündoğan iki kişiyi öldürmekten 3 yıl 9 ay hapse mahkûm edildi fakat 4616 sayılı İnfaz Yasası’na göre cezaları ertelendi. Diğer on sekiz sanık polisin ise beraatına karar verildi. Ancak Yargıtay, Albayrak ve Gündoğan hakkında verilen kararı, “haklarında adam öldürme ile ilgili net bir açıklığın olmadığı” gerekçesiyle bozdu ve sanıkların Türk Ceza Kanunu 49. Maddesine göre yargılanmasını istedi. Bunun üzerine dava Trabzon Ağır Ceza Mahkemesi’nde tekrar görülmeye başladı. Ancak aileler ve avukatlar Yargıtay kararı ile devletin bir kere daha kendini aklayacağı gerekçesiyle davadan çekildiklerini bildirdiler. 11. Eylül 1995 tarihinde Trabzon Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlayan yargılama süreci, 5 yıl içinde 31 duruşma yapılarak, 3 Mart 2000 tarihinde karara bağlandı. Tüm yargılama süreçlerinin sonunda 20 polis memurundan Âdem Albayrak ve Mehmet Gündoğdu’ya toplam 4 yıl 2 ay hapis cezası verildi. Yine bu davalarda Gazi’de öldürülmeye karşı meşru savunma hakkını kullanan 100’e yakın insan sanki suçluymuş gibi yargılandı.Verilen kararın 11 Temmuz 2002 tarihinde Yargıtay tarafından onanması üzerine yakınlarını kaybeden 22 kişi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvurdu. AİHM’de yapılan yargılama sonuçlandı ve mahkeme 27 Temmuz 2005 tarihinde kararını açıkladı. Mahkeme tarafından açıklanan kararda; “Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 2. maddesinde düzenlenen, “yaşama hakkı” ve 13. maddesinde düzenlenen, “milli makamlara başvuru yollarının kapatılması” hükümlerine aykırı davrandığı sonucuna vardı. Ve Gazi Mahallesi’nde hayatını kaybeden on iki kişi (can) ile Ümraniye’de hayatını kaybeden beş kişinin (can’ın) ailelerine tazminat ödenmesine karar verdi. Katliamda yaşamını yitiren on yedi kişi (can) için ayrı ayrı otuz bin avro tazminat verilmesine hükmeden mahkeme, böylece Türkiye’yi toplam 510 bin euro tazminat ödemeye mahkûm etti.AİHM’in yıllar sonra verdiği tazminat cezaları, devletin suç işlediğinin açık bir ispatıdır. Kirli ve karanlık ellerin gerçekleştirmiş olduğu Gazi katliam döneminde: Süleyman Demirel, Cumhurbaşkanı, Hükümet. DYP-SHP Koalisyonu; Başbakan: Tansu Çiller, Başbakan Yardımcısı: Murat Karayalçın, İçişleri Bakanı: Nahit Menteşe, İstanbul Valisi: Hayri Kozakçıoğlu, İstanbul Emniyet Müdürü: Necdet Menzir, Emniyet Genel Müdürü ise Mehmet Ağar’dı! Katliamın yaşadığı sırada sorumluluk yüklenip istifa etmeyen ve hiçbir şey olmamış gibi görevlerine devam eden Ağar, Kozakçıoğlu ve Menzir, bir sonraki dönemde, 24 Aralık 1995 tarihinde yapılan genel seçimlerde DYP’den milletvekili oldular. Mehmet Ağar, 6 Mart 1996’da kurulan ANAP – DYP’nin (Anayol) hükümetinde Adalet Bakanı, 28 Haziran 1996’da kurulan RP – DYP (Refahyol) hükümetinde de İçişleri Bakanı oldu ve sonrasında da DYP’nin genel başkanı oldu. DYP, 2007 yılında adının değiştirilmesiyle Demokrat Parti adını aldı ve Mehmet Ağar Genel Başkanlığa bu Parti’de de devam etti.Gazi katliamını yapan, yaptıran, katliamcılığıyla ünlü Türk devletiydi. Gazi katliamı aydınlatılamadığı ve devlet temize çıkarıldığı için Suruçta,Ankara’da,İstanbul’da katliamlar devam etti. 31. Yılında Gazi katliamı yapan ve göz yuman TC devletimi birkez daha lanetliyoruz.Gazi katliamı’nda yaşamını yitiren tüm şehitleri saygıyla anıyoruz. 12 Mart 1995 tarihinde faşist devletin kirli ve karanlık elleri tarafından gerçekleştirilen Gazi Katliamı’nı Unutmadık, Unutturmayacağız.Faşist Gazi Katliamının hesabı sorulacaktır..!Mehmet Ağar, 6 Mart 1996’da kurulan ANAP – DYP’nin (Anayol) hükümetinde Adalet Bakanı, 28 Haziran 1996’da kurulan RP – DYP (Refahyol) hükümetinde de İçişleri Bakanı oldu ve sonrasında da DYP’nin genel başkanı oldu.