21 Mart Aynı Zamanda Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılması Günü Ama Irkçılık Hala Geniş Kesimlerce Alıcı buluyor ..!

Uluslararası Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılması yani ırkçılığa karşı mücadele günü her yıl 21 Mart’ta kutlanıyor. 1960’ta aynı gün polis Güney Afrika’nın Saharpville kentinde ırk ayrımcı yasaların kaldırılması için barışçı gösteriler yapan halkın üzerine ateş açarak 69 kişiyi öldürmüştü. BM Genel Kurulu, 1966’da 21 Mart’ı ırk ayrımcılığının önlenmesi günü ilan ederek uluslararası camiayı her tür ırk ayrımcılığının ortadan kaldırılması için çabalarını iki katına çıkarmaya çağırmıştı.O tarihten bu yana Güney Afrika’daki ırk ayrımcılığı sistemi son buldu. Birçok ülkede ırkçı yasa ve uygulamalar ortadan kaldırıldı ve Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılması Uluslararası Antlaşması’nın yol göstericiliğinde uluslararası bir çerçeve oluşturuldu. Antlaşma neredeyse bütün ülkeler tarafından onaylanmanın eşiğinde olsa da hemen hemen her yerde çok sayıda insan, topluluk ve toplum adaletsizlik ve faşist ırkçılk ve ötekileştirme, nefretin getirdiği yaftalamalardan acı çekiyor.İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin birinci maddesi “bütün insanlar özgür ve hak ve onur açısından eşit olarak doğar” der. Uluslararası Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılması Günü bu idealin ilerletilmesi ve korunmasındaki kolektif sorumlukların anımsatılmasını amaçlıyor.Aradan yıllar geçmesine, tarih boyunca bu konuda büyük trajediler yaşanmasına rağmen yeterince ders alınmadı. Türkiyede burjuva partileri milliyetçilikte adeta yarış içindeler. Sadece partiler değil parti tabanları gibi faşist gerici milliyetçi damarlarını kabartmış vatanseverlik yarışındalar. Kürt,ermeni,rum vb. düşmanlığı revaçta. Buna vatansever(!) münevverler de dahil, yalaka kalemşorlar, medya ahkamcıları da dahil.Kavramlara herkes kendince bir anlam yüklemeye çalışıyor ama bu gerçeği yok etmeye yetmiyor. Tarihsel gelişim olarak uluslaşma sürecinde misyonunu tamamlayan milliyetçilik dönem sonrasında kulvar değiştirerek artık gerici bir karaktere bürünmüştür. Milliyetçilik toplumda ‘kendiliğinden’ oluşan bir dalga değil. Devlet politikaları sonucunda oluşturulup örgütlenen bir ihtiyaçtan çok ihtiyaç haline getirilmiş bir olgu. Uluslaşma sürecindeki işlevinin akabinde hızla şovenizme ve üstünlük taslayan bir ırkçılığa evrilmiş, ötekileştirme ve ayrıştırma siyasetinin bir aracı haline getirilmiştir. Milliyetçilik yerine kendini ulusalcılık adı altında ifade eden tayfa da bundan muaf değildir. İktidar her tür baskıyı vatan elden gidiyor argümanıyla oluşturduğu bu yapı sayesinde ve desteğinde uygular. Bu anlamıyla milliyetçilik ve faşizm birbirini besleyen yapılardır. Milliyetçilik kendi ırkının dışında kalanları dışlıyor, ötekileştiriyor ve baskı uyguluyorsa faşizme evrilmiş demektir.Herhangi bir ulusa, ırka mensup olmak insana artı bir meziyet yüklemez. Herhangi bir etnisite ye sahip olmak, başkalarından ne eksik ne fazla olma duygusunun ötesinde üstünlük taslamak ya da benzeri anlamlar yüklemek ırkçılıktır.Günümüz sorunlarının birçoğu bu zehrin şırınga edilmesiyle ilgilidir. Günümüzde iyice ırkçı bir karaktere bürünen, faşist lümpenliği de yedeğine alıp kendini vatansever (!) maskesiyle bu ülkenin biricik sahibi olarak gören, kendi gibi olmayanı yok sayan, farklı olanı dışlayan hain olarak gören bir yapıya, vahim bir hastalığa dönüşmüştür. İşin acı yanı bu yapıdan insanlar birer ırkçı olduklarının da farkında değillerdir.“Irkçılık ideolojik bir düşünce değil, aksine psikolojik bir hastalıktır.” der Malcom X. Bu hastalıkla mücadele etmek kendini bu hastalıklardan uzak tutabilmiş herkesin görevi olmalıdır.