2 TEMMUZ SİVAS KATLİAMININ 23. YIL DÖNÜMÜNDE FAŞİST ZULME VE KATLİAMLARA DUR DEMEK VE KARANLIĞA MEŞALE OLMAK İÇİN ALANLARA ÇIKALIM…!

Biliyoruz ki Halkların tarihi nice kanlı katliamlarla doludur. Kuşku yok ki,bu en acı katliamlara tanıklık eden coğrafyanın başında Türkiye gelmektedir. Dünden bugüne halklar onlarca faşist- gerici katliamlara tanıklık etti. Ermeni, Rum, Ezidi, Kürt Alevi katliamları bir birine ardına gerçekleşti. Tarih 2 Temmuz 1993 Yer Sivas. Faşist ve şeriatçı cellatlar yine işbaşındaydı, Koçgiri de, Dersim de, 6-7 Eylül 1955’de, 1 Mayıs 1977, Maraş, Sivas, Çorum, Ankara-Balgat, İzmir-İnciraltı , Ulucanlar, Gazi Mahallesi, Roboski, Soma vb. gibi tanık olduğumuz devrimci-sosyalist ve Alevi emekçilere karşı uygulanan ve devletin çanak tutup destek olduğu faşist katliama bir yenisi daha ekleniyordu. Madımak otelinde simsiyah bir duman yükseliyordu her yana.

2 Temmuz 1993 yılında Sivas’ta bir an soluksuz kalıyor gökyüzü ve güneş. Soluksuz kalıyor onlarca insan, karanlığın orta yerinde. 35 can, 35 sanatçı-aydın-emekçi insan meşale olup bir bir saplandılar karanlığın bağrına. Süzerek direnci ateşten, göğe savurdular. Türkü oldular, şiir oldular, semah oldular. Soluklandı güneş, soluklandı gök, soluklandı insan. Ki; karanlığa meşale olanlar küllerinden yeniden doğarlar !

Onun içindir ki Sivas faşist şeriatçı katliam unutulmadı ve unutturulmayacaktır.

Evet tam 23 yıl önce emeğin ve kardeşliğin sesi, sözü ve sazı olan onlarca devrimci, demokrat ve ilerici aydın ve sanatçı Sivas’taydılar. Hep bir ağızdan türküler söyleyip yarin yanağından gayrı her yerde, her şeyi paylaşmak için yüreklerini yan yana getirdiler. Emekten yana özgür bir dünyanın düşünü Sivas’a taşıdılar.

Elbette özgürlüğün, paylaşımın ve kardeşliğin düşmanı, faşist gerici şeriatçı güçler çürümüşlüğü, geleceksizliği temsil edenler boş durmuyordu. Günlerce, haftalarca öncesinden hazırlanmış kanlı bir katliam için hummalı bir hazırlık içerisindeydiler. Yapmak istedikleri şey emekçileri ve onların yanında yer alan tüm devrimci demokrat ve ilerici sesleri susturmak ve karanlığa mahkum etmekti. Tıpkı Maraş’ta, Çorum’da olduğu gibi…

O gün Sivas’ta yaşanan faşist katliamları tüm dünya tanıklık etti. Faşist diktatörlük sömürü düzenlerini korumak ve süreklileştirmek için yeni bir vahşetin, yeni bir katliamın daha altına imza attılar. İlk defa bir katliamı canlı yayın üzerinden kitlelere izlettiler. Herşey gün gibi ortada duruyorken, olayı bir Alevi-Sünni çatışmasıymış gibi çarpıtarak katledilen insanları suçlu çıkarmaya çalıştılar. Provokasyon dediler, tahrik dediler ve kendilerini aklamaya çalıştılar. Olayı bir avuç tetikçi ayak takımının üzerine yıkmaya uğraştılar.

HAYIR; O gün devlete rağmen değil bizzat devletin gözetiminde bir katliam yaşandı. Günlerce öncesinden başlayan hazırlık aşamasından katliamın yaşandığı ana kadar devlet polisiyle, askeriyle, valisiyle, resmi ve sivil güçleriyle oradaydı. Katliam sonrası yılları geride bırakan süreçte vahşetin arkasında katliamcı faşist devletin olduğunu tüm yalınlığı ile gördük. Birbiri ardına yapılan açıklamalar, göstermelik yargılamalarla tetikçiler desteklendi korundu.

23. yıl değil 100 yıl geçse de Sivas katliamı unutulmayacaktır. Katiller elini kolunu sallayarak gezdikçe bu acılar asla dinmez. Şeriatçı katilleri savunanlar AKP’de milletvekili ve görevli olarak oldular. Faşist şeriatçı katilleri yakalamak bir yana Roboski de olduğu gibi yeni katliamların sorumlusu oldular. Hatırlanacağı üzere, Sivas katliamının sanıklarından Cafer Erçakmak karakola 300 metre uzaklıkta evinde öldükten sonra bulundu. Çünkü devlet katilleri koruyordu. Şimdi aynı devlet Ali İsmail Korkmaz’ın, Ethem Sarısülük’ün katillerini koruyor. Başbakan katilleri kahraman ilan etti,” haykırışları eşliğinde aradan yıllar geçmiş olsa da Sivas Katliamı yangının külleri hala orta yerdedir ! Katliamın failleri hiçbir biçimde cezalandırılmazken; “Zaman Aşımı” denilerek dava kapatıldı, firari sanıklar da cezalandırılmaktan kurtuldu.

Politik hayatına katliamcıların avukatlığıyla başlayanlar artık AKP vasıtasıyla iktidardaydı. Katillerin serbest bırakılması dönemin başbakanı Erdoğan tarafından “hayırlı olsun” denilerek kutlandı. Sivas Katliamı’yla başlayan süreç bütün hızıyla devam etti. Yavuz Sultan Selim’in köprü ismi olması, sokağa dökülmekle tehdit edilen yüzde elliler, Gezi Parkı’nda, 6-8 Ekim, Diyarbakır da, Suruçta, Ankara da, Sur da, Cizre de, Yüksekova da, Hakkari de peş peşe yaşanan vahşi katliamlarda ve bütün Türkiye’de halka yönelik faşist saldırılar hep bu zihniyetin ürünü olarak sürüp geldi. Kısacası Sivas’ta harlanan ateş tütmeye günümüzde de devam etmektedir

Artık yeter; evet bunca acı ve vahşet yetmedi mi? Daha kaç insanımızın gözlerimizin önünde diri diri yakılmasını seyredeceğiz? Oysa ki tüm bu olanları engelleyecek ve katliamların hesabını soracak tek güç işçiler ve emekçilerin örgütlü güçleridir. Faşist katliamların hesabını sormak ve tüm demokrasi ve özgürlük sorunlarımızı kalıcı bir şekilde çözebilmek için yan yana gelmeli ve örgütlenmeliyiz. Bu en başta yitirdiğimiz 35 sanatçı, aydın ve emekçinin karşısında bir sorumluluktur. İnsan olmanın bir gereğidir. Sadece anma günlerinde değil her gün saflarımızı sıklaştırmalı ve bu zorba burjuva kapitalist sistemi tarihten silmek için mücadele etmeliyiz. İşte bu açıdan günümüz Pir Sultanlarına çok büyük sorumluluklar düşmektedir. Gezi direnişinin devrimci ruhunu yeni katliamcıların başı AKP ve yandaşları şeriatçılara karşı mücadeleyi geliştirip ileriye taşımak ve 2 Temmuz’da göğe kuş olup kanatlanan şehitleri güçlü bir şekilde selamlamak için karanlığa meşale olup mücadele alanlarında yerimizi alalım.

2 Temmuz Sivas Katliamını Unutmadık Unutturmayacağız..!

Faşizmi devrimle ezeceğiz..!

Yaşasın Halkların Kardeşliği..!

Yaşasın Devrim ve Sosyalizm mücadelemiz.

 

28.Haziran-2016

  HALKIN BİRLİĞİ