17 Yaşında Yaşı Büyütülerek İdam edilişinin 36.yılında Erdal Eren Ölümsüzdür..!

 

Haram olsun / gerilla yüreğimi alıp elime / mavzerlerime sürüp yağlı kurşunları / ölüp dirilip binlerce kez / öpmezsem alnını ölümün / haram olsun / on sekiz yaş gençliğime.

Erdal Eren, 12 Eylül Darbesi öncesinde bir askeri inzibat erini öldürdüğü iddiasıyla tutuklanmış ve 13 Aralık 1980 tarihinde asılarak idam edilmiş olan bir devrimcidir.18 yaşını doldurmayanlar reşit sayılmadığından, dönemin hükümeti yaşını büyüterek idam edilmesine karar verdi.

13 Aralık 1980 gecesi hücresinin kapısı açıldığında devrimci Erdal Eren, yanında kısacık yaşamının son yolculuğu taşıdı ipe. Erdal kısa ömrünün dört yılını devrimci olarak geçirmişti. Erdal siyasete doğduğu yer olan Giresun’un Şebinkarahisar Halkevinde daha küçük yaşlarda ilgi duymaya başladı. Babasının öğretmen olması nedeniyle 197’lerde Ankara’ya yerleşti ve burada Ankara Yapı Meslek Lisesinde HALKIN KURTULUŞU taraftarlarıyla tanıştı ve sempati duymaya başladı .Aynı zamanda YURTSEVER DEVRİMCİ GENÇLİK DERNEĞİ ne gidip gelerek, faaliyetlerine katıldı.

HK saflarında liseli gençlik içerisin deki çalışmasında aktif yerini aldı. O artık bir devrimci militandı. Bu onun yaşamını değiştiren ve vücudundaki hayat kaynağı oldu. Burjuva düzene, sermayenin uşaklarına karşı alacağı tavrın ve duruşunda belirleyicisi oldu. Onun genç yaşına rağmen düşman karşısında almış olduğu devrimci duruşun temelleri burada atıldı. Çünkü devrimcilerin düşman karşısında alacağı tavır, düşmanın ele geçmeden, kişinin devrimci mücadelesi içerisinde ortaya çıkar onun canlı pratiğinde şekillenerek, çelikleşir.Bu nedenledir ki devrimcilerin günlük yaşamı, devrimci pratiği ve mücadele içerisinde ki tutumu düşman eline geçtiğindeki alacağı tavrın aynasıdır. Örgütlü mücadele içerisinde yer almayan ve gerçek anlamda proletaryanın dünya görüşünü özümseyip onu günlük yaşamında pratik hayata geçiremeyen, düşünce olarak Devrim ve Sosyalizme inanan ve bunu savunanlar günlük yaşamı içerisinde buna uygun hareket edip,onu hayata geçiremediği sürece gerçek anlamda bir dönüşüm sağlayamadıkları gibi mücadelenin zor koşullarında ve yenilgi yıllarında soluğu burjuvaziye sığınmakta, ona ricat etmekte bulurlar.

Bu konunun başlı başına ele alınıp detaylıca değerlendirilmesi gerekir- Ve o gece bu dört yıllık devrimci yaşamında, bir devrimci olarak son görevi yerine getirecekti. Görev açık ve netti. Celladın karşısında devrimi ve devrimci örgütü savunmak. Ve birçok devrimci gibi işi cellada bırakmamak…

Erdal Eren o gece celladından tez davranamadı; sehpada «Kahrolsun Faşist Diktatörlük! Yaşasın TDKP!» diyebildi ancak.

Sehpayı cellat çekti ama cellatlar bile o tablo karşısında dayanamadılar.

Benimsediği örgütlü duruş Erdal’ın yaşamında ve düşmana karşı alacağı tavırda belirleyici oldu. Erdal kısacık devrimci yaşamında büyük bir fedakarlıkla koşarcasına kavga etti.

«Bir çekirge gibi hareketli idi.» Kısa olan tutukluluk süresince olmadık işkenceler gördü. Bunları Erdal şöyle anlatıyor: “O kadar aşağılık, o kadar canice şeyler gördüm ki bu günlerde yaşamak bir işkence haline dönüştü. …….

Ancak ben bu durumda irademi kullanarak ne pahasına olursa olsun yaşamımı sürdürdüm.” Birçoklarının sandığının aksine bir devrimcinin düşmanın karşısında alacağı tutum, düşmanın eline geçtiğinde, orada, o anda ortaya çıkmaz. Düşmanın karşısında alınan bu tutum düşmanın eline geçmeden yaşamda, tezgah başında, sırada, sokakta alınmıştır zaten. Bu anlamda devrimcinin tutsak düşmeden önceki yaşamı, düşmanın karşısında alacağı tutumda birinci dereceden belirleyen etken olur.

Bunun için Erdal’ın «ellerinin küçücük» olmasına rağmen «yüreğini kocaman» yapan şey onun burjuvaziye karşı örgütlü bir tarzda mücadele vermeyi seçmesi ve hiçbir zaman bu mücadeleden vazgeçmemesidir. Erdal, yoldaşı Sinan Suner’in polis tarafından öldürülmesinin protesto edildiği bir gösteride elinde silahla yakalandı. O eylem sırasında vurulan bir er’i öldürmek suçundan yargılanıp mahkum oldu.

Erdal’a ölüm cezası vermesi için burjuvazinin «bağımsız mahkemelerine» sadece dört gün yeterli olmuştu. Duruşmalar 15 Mart’ta başlayıp, 19 Mart’ta sona erdi.

Erdal, 17 yaşındaydı… Oysa burjuvazi için, önemli olan, bir insanın yaşı değil ona karşı örgütlü mücadeleye girmesidir. Bunun yakın zamandan zihinlerde canlılığını koruyan bir örneği Filistinli çocuklardır. Bu günlerde Filistin’de Kürdistanlı çocuklar katlediliyor. Bu çocuk ölümleri ile ilgili TC ve n İsrail Tetkilileri «o çocukların bize karşı nasıl kin tuttuklarını biliyorsunuz ama» diyerek onların öldürülüşünü, işkence edilişini savunuyor. Burjuvazi bir o kadar tok ve bir o kadar «pişkin.» İsrail ve TC devleti yetkilileri o insanların çocuk olup olmaması ile değil, İsrail askerlerine taş atması ile ilgileniyor. Burjuva her yerde aynı. Bu topraklardaki burjuvalar da Erdalların yaşıyla değil onların taş atmasıyla, yani örgütlü bir mücadeleye girmesi ile ilgileniyor. Bizlerin sahiplendiği, savunduğu ve örnek aldığı yer de bu noktadır; burjuvaziye karşı örgütlü bir mücadeleye girmesidir…

Eren, Zekeriya Önge’yi öldürmek suçundan tutuklandı. 2 Şubat’ta gözaltına alınan Erdal Eren, hızlı bir yargılama sürecinin ardından, 19 Mart 1980’de (gözaltına alındıktan 46 gün sonra) idama mahkum edildi. Erdal Eren’in henüz 16 yaşında olması, avukatlarının sundukları deliller ve tanıkların ifadeleri kararın uygulanmasını engelleyemedi.

Dava sürecinde olay yerinde keşif yapılmadığını, Erdal’ın yaşının belirlenmesi için kemik incelemesi istediklerini ancak yerine getirilmediğini belirten Avukat Nihat Toktay; ayrıca Erdal Eren’le birlikte olay yerinde tutuklanan 24 sanığın da tanık olarak dinlenmediğini, ölen askerin üzerinden çıkan elbiselerin Adli Tıp’a gönderilmediğini de söyledi.

Çünkü Erdal Eren ; idam sehpasına çıktığında son sözlerinde; “Kahrolsun Faşist Diktatörlük, Yaşasın TDKP!” diye haykıran bir devrimciydi. Tıpkı THKO kurucularından DENİZ, YUSUF ve HÜSEYİN yoldaşların idam sehpasında ki “ YAŞASIN M-L” diye haykıran, yürekleri sonuna kadar devrim için atan birer devrimci militan oldukları gibi. Erdal Eren’in her devrimcinin sahip olması gereken bu tutumu bugün pek çok devrimci değer gibi müzeye kaldırılmak istenen başlıca manevi mevzilerimizdendir. Uzun zamandır «ter dökmek, emek sarf etmek, hayatını ortaya koymak, sadece canını vermek değil bütün ömrünü bu amaca adamak, bunlar şimdi modası geçmiş görünen, nostaljik bir iç çekmeyle karşılanan kavramlar. Yine de bunlar komünistlerin ideolojik ve manevi mevzileri arasında önemli v bir yer tutuyorlar.

Erdal’ı anmakla yetinmeyip onu ve onun gibi nicelerini yaşatmak ve çoğaltmak ancak bu değerli yeri daha sıkıca korumakla olacaktır. Varsın hafıza kaybını bir erdem olarak benimseyen liberaller reformistler bizi sekterlikle suçlasınlar. Erdal Eren bizim aklımızda 17 yaşında devletin kirli kurumlarında yaşamını yitirmiş bir genç olarak kalmayacak; örgütlü bir militanın mahkemede, cezaevinde ve en sonunda sehpada gösterdiği devrimci tutumun bir örneği olarak kalacak. Zaten Erdal da bunu ümit edip buna güveniyordu. İdam sehpasına kadar sağlam duruşu bu inancı sayesindeydi.

Erdal bir devrimci ve komünist olarak ne yazık ki çok az yaşadı. Ama ölüme giderken örnek aldığı Denizlerin örneğini yaşatacak kadar dolu dolu yaşadı. Onu devrim ve komünizm davasına kazananların pek çoğu ondan uzun yaşadılar ama hayatlarını onun gibi sonlandırma onurunu da çoktan yitirmiş oldular. Bu nedenle Erdal’ın kısa yaşamı sadece genç devrimcilere örnek olmakla kalmamalı, aynı zamanda onun yaşamı ve ölümü tasfiyeciliğe ve dönekliğe karşı mücadeleye ışık tutan bir silah olarak kuşanılmalıdır