Yoldaş Olmak Her Alanda Feda Ruhuyla Öne Atılmak Ve Önce Yoldaş Diyebilmektir…!

Müthiş bir yozlaşma ve çürüme süreci yaşıyoruz. devrimci hareketin toparlanmada zorlanması ve çekici bir konuma gelmemesi, devrimci saflarda, sahte yoldaşlığı geçer akçe kılıyor. Bir dergiyi alıp bir yere vermeyen bir bildiriyi çoğaltıp etrafına dağıtmayan, beş kuruş devrimci çalışmalara katkı yapmayan, bolca devrimci hareketi eleştiren, kırk yılda bir yürüyüş ve geceye gelmekten başka devrimcilik adına birşey yapmayan, özel mülkiyete karşı görünür olup özle mülkiyetin içinde ayağını çekmeyen yığınla insan müsveddesi devrimci hareketin etrafında dolaşıyor.Kuşku yok ki bütün bunlar insanın kendine yabancılaşmasıyla bağlıdır. dahası yabancılaşma kavramı, insan faaliyetini de kapsamak üzere oldukça genişlemiş durumdadır. Aşırı uzmanlaşma sınırına kadar götürülmüş bir iş bölümüne dayalı bu kapitalist toplumda insanların ufukları, son derece daralmıştır. Karşılıklı anlaşma ve iletişim kapasitelerinde bir yabancılaşma durumu ortaya çıkmıştır. Sonuçta, bireyler arasındaki sosyal ilişkiler “metalaşmış”. İnsanlar birbirini giderek iş ilişkisi ya da ekonomik ilişki olarak görmeye başlamıştır. Kısaca, insanı insan yapan en önemli özellik olan iletişim-dayanışma ve paylaşım, bir birine gelip gitme, acısını ve sevincini paylaşmada yetisi de en kötü biçimde yabancılaşmış ve yozlaşmıştır.Çünkü iletişim, örgütlü toplumdur. İletişim, düşünme ve dildir. Kapitalist toplum ulaştığı aşamada bu temel insan yeteneğini neredeyse tarumar etmiş ve bencilleştirmiştir. Günümüzde insanı daha ileri bir yaşam biçimine taşıması beklenen teknoloji, iletişim kapasitesini ve bildirişmeyi tüm insanlar bakımından daraltmıştır. Duyguların, sevgilerin ve ilişkileri tümden metalaşmasıdır bu. Ve bu durumun yarattığı aşırı bireycilik, aşırı yalnızlık ve içe kapanmaya yol açmaktadır. Günümüzde insanlar, giderek birbirlerini dinleyebilme niteliklerini bile yitirmekte, yalnızlık alanı sürekli genişlemektedir. Bu durum, insansızlaşmadan yani sürü haline gelmeden başka bir şey değildir.Bu noktada bizi ilgilendiren, yabancılaşma ve insansızlaşmadan devrimcilere düşen paydır. Çünkü şimdilerde devrimciler arasında “yoldaş” sözcüğünün bile kimi zaman bir resmiyeti çağrıştırarak yabancılaşma ögesi olarak kullanıldığı gözlenmektedir. Ama kuşkusuz en önemlisi birbirine “yoldaş” diyenler arasındaki mesafe ve iletişim eksikliğidir. Yoldaş olmak adı üstünde aynı yolda yürümek, aynı inancı aynı davayı ve kavgayı bölüşmektir. Her anlamda paylaşma ve dayanışmadır. Yoldaşlık hiçbir vakit basit bir politik ortaklık olarak görülmemelidir. Yoldaşlığı bu tür yaşamak; düşüncede, duyguda ve paylaşımda ortaklık olarak kolektivizmi pratiğe geçirememek, devrimciler arasında kapitalist yabancılaşmanın en belirgin göstergesidir.Herşeyden öncesi yoldaşlık Vartinik baskınında kom’a girerek yoldaşlarını baskından kurtarmak için önce onları uyarıp ardından bombayı düşmanın üzerine atıp elindeki tüfekle düşmanı oyalayarak, kendi bedenini yoldaşları için feda etmekten geri kalmayan Ali Haydar Yıldızın yaptığıdır yoldaşlık, ya da bir ölüm orucu direnişinde “ilk ben olmalıyım” diyen Ali Ekber Barışın adanmışlığıdır yoldaşlık. Yarışmacılığın yerini alan ortak üretebilme yetisi ya da… Dürüst, çalışkan, yetenekli ve güven verici olmak, söylediği sözün arkasında durmak, bir yoldaş devrimci için olmazsa olmaz özelliklerdir kuşkusuz.Hep söyleye geldiğimiz gibi, aynı ekmeği bölüşmek ve ortaklaşmak anlamına gelen “yoldaş” sözcüğünün birleştirdiği insanlar kendini yalnız hissediyorsa, anlaşılmadığını varsayıyorsa, dayanışma-paylaşım eksikliği, içe dönme, sevgide ısrar, ilgide inat yokluğu söz konusuysa, durup düşünmek gerekir. İnanç bir ortak paydadır. Ama yoldaş devrimcileri birbirine bağlayan ortak irade yanında ortak duygulardır önemlidir. Dahası, ortaklaşan duygular devrimci kimliğin harcıdır.Devrimci kimlik başkalarının yanında, kapitalist dünyanın yol açtığı metalaşmaya bir karşı duruş, nerede olunursa olsun o yalnız olmayış duygusudur. Tek başına/Zindanda yatarken bile, asla yalnız kalmama dedirten, çoğalma duygusudur yoldaş devrimciliği. Devrimciyi güçlü kılan tam da bu değilmidir?Devrimcinin işi, bulunduğu verili duruma hücum etmek olduğunu söyleriz hep, eğer böyleyse mızrağın sivri ucunu önce kendine yöneltmeliyiz. Yabancılaşmış devrimcilik hücum potansiyelini tümüyle yok eder. Çünkü bu tipler için devrimci kimlik yalnızca bir alışkanlık ve bir koruyucu zırh, bir kaçış aracıdır. Bu durumda, değişim değil başkalaşım söz konusudur. Başkalaşımın son durağı ise çürümedir ve insanı değerleri geminin bordosun da deniz atmaktır. Yabancılaşmış devrimcilik, önlem alınmazsa hem bireyi hem de ortamı çürütür kokuşturur. Böylesi tiplerin oldukça fazla etrafta olduğunu görüyoruz.Yabancılaşmış devrimciliğin bir başka işareti, kuşkusuz başta genç devrimciler olmak üzere rastlanan “hafızasızlık ve erken unutkanlık ” durumudur. Yani belleksizleştirme, kapitalizmin varlığını sürdürmek için kullandığı temel ideolojik silahlardan biridir. Söz ve görüntü bu amaçla kullanılır. Geçmiş unutturulur ya da çarpıtılır. İdam sehpasına “Yaşasın Marksizm-Leninizm”, diye çıkan adamın muhalifliği sıradanlaştırılır ve “Susun artık konuşmacılar/ siz sıranızı savdınız/ söz sırası mavzer yoldaşta” diyen kavga kararlılığının üstü örtülmeye çalışılır. Oysa, Türkiyeli devrimcilerin devraldığı geçmiş budur. Buraya basarak geleceğe yürüyeceğiz.Genç devrimcilerin öncülleri; dayanışmayı, kavgayı bölüşmeyi, ölümün yüzüne gülerek bakmayı miras bırakmışlardır onlara. Mahir 11 arkadaşıyla birlikte, THKO’lu Deniz ve iki yoldaşı için Kızıldere’de ölümün üstüne yürümüştür. İbrahim Kaypakkaya, Nurhak dağlarında Sinan Cemgil ve yoldaşlarını ihbar eden muhtarı bizzat kendisinin cezalandırmasıdır siper yoldaşlığı. Türkiyeli devrimci ve komünistler için miras, işte bu ortaklaşmacı zihniyettir. Devrimci geçmişimiz üzerine düşünürken anımsamamız gerekenler işte bu kolektif dayanışmacı hafızadır. Kuşkusuz devrimcilik sürekli donanım yenilemeyi gerektiren bir durumdur. Ve yenilenme, bir karşılıklı öğrenme ve öğretme, deney ve tecrübe edinme sürecidir. Yoldaş olmanın anlamı, deneyimli ve yeni devrimciliğin bu ortak paydalar üstünden birlikte gelişmeyi bilmesidir.Sonuçta, yoldaş devrimci denildiği zaman akla soyut bir kavram olarak daima gelişmiş bir kimlik gelmelidir. Kararlı, kültürlü, savaşçı, adanmış ve paylaşımcı. Ancak bulaşık ve yabancılaşmış bir toplumda yaşadığımız da unutulmamalıdır. Giyimiyle kuşamıyla, yeme ve içme alışkanlıklarıyla devrimci yaşama eklemlenen popüler kültür ürünleri de aramızdadır. Sonuçta, devrimci iş gelişmiş somuttan zengin bir soyutlamaya ulaşabilmek demektir. Bu da suni ayrımlardan değil, yeniyi deneyimle harmanlama yeteneğinden, hafızasızlığa karşı öğrenme ve merakı geliştirmekten geçmektedir. Devrimci geleneğin bize bıraktığı miras, en elverişsiz koşullarda kavgaya girebilme iradesi ve inadıdır. Yoldaşlığı mükemmelleştirmek yine yoldaş devrimcilere düşmektedir. İnatsızlık, ısrarsızlık, gelip geçicilik, vurdumduymazlık, hafızasızlık, hazcılık ve bireycilik düzenin insana dayattığı niteliklerdir. Devrimci saflara bulaşması, yabancılaşmış devrimciliğe yol açmaktadır. Gelip geçicilik, kolektif ve bireysel sorunlar karşısında ilgi azlığı, bireysel hazların öne çıkması olarak kendini dışa vurmaktadır. Yabancılaşma yüzeye bakma ve derini görememe eğilimlerini ve ayrıntılara takılıp kalmayı besleyebilmektedir. Bu yüzden, devrimci bireyin kendisiyle kararlı bir ideolojik ve pratik kavga yürütmesi gerekmektedir. Devrimci inatçılık işte budur. Umursamazlık, ilgisizlik, bananecilik, risk sizlik ve günü kurtarmacı tarz, henüz yarım ve bulaşık devrimciliğe denk düşmektedir.Haliyle, sevgisizliği, aldırmazlığı beslemekte ve değişme iradesini zayıflatmaktadır. Bu durumda, devrimci yaşama ilgisizlik umut eksikliğine neden olan bir sonuçtur. Oysa isyancı baharlarda yitirdiğimiz bir kuşağın devrimcilerini gökyüzünü fethe çıkaran o vazgeçilmez inançlı umuttu. Genç devrimcilere işte bu inatçı umudu inançla büyütmek düşmektedir.Bu, yoldaşça gelişmedir. Ve başkalaşma değil değişim demektir. İnatsa deneyimle harmanlanıp gençleşerek sürecektir. Aylar, yıllar akıp gidiyor. Ve yolumuz yeni kavgalara açılmaktadır. Tıpkı şiirdeki gibi: “Düşmanlarımız diyor ki: Mücadele bitti. Biz diyoruz ki fakat: O yeni başladı.Tüm yoldaşla, kendilerini yargılamalı ve ne kadar yoldaş olduklarını değerlendirmeye yönelmelidirler. Yoldaşlık lafta değil, pratiğin kendisinde ifadesini bulmaktadır. Gerçekten de örgütümüz bu kadar zorluklarla boğuşurken ve olanaksızlık içinde devrim ve sosyalizm davasını ileriye taşımaya çalışırken seyirci kalan ve kendisini düşünmekten başka birşey yapmayan birisi sizce yoldaş olabilir mi?Gerçek yoldaşlığı örmek dileğiyle tüm yoldaşlara ortak devrim ve sosyalizm kavgamızda başarılar diliyoruz.