Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Eğer bir hanede sahur sofrası kurulamıyor, tencere kaynamıyorsa bu vebali ne siz ne de biz taşıyabiliriz” sözleri, coğrafyamızdaki yoksulluğun tepeden dillendirilişidir. demişti.Bugün coğrafyamızdaki asgari ücretin 28 bin 75 TL olduğu; buna karşılık 4 kişilik bir ailenin açlık sınırının 35 bin TL’ye çıktığı gerçekliğin içindeyiz. Açıklanan 2026 Ocak ayı verisinde gıda fiyatları yüzde 6.6 arttı. TÜİK verileri ise 12 ayda meyve fiyatlarındaki artışın yüzde 41’e ulaştığını gösteriyor. Kırmızı etin kilosu bazı yerlerde 1000 TL’ye dayanmış durumdayken, yoksulluk nedeniyle ailesinin bakamadığı çocuk sayısı 183 bine, cezaevindeki çocuk sayısı ise 1 ayda 212 artarak 4 bin 505’e yükseldi.[4]Orta yerdeki sorun(umuz) çok açık: Egemen sömürünün eseri yoksulluk…Paul R. Ehrlich’in, “Aslında, dünyadaki sorun, çok fazla zengin insanın olmasıdır,” notunu düştüğü zenginlik ile başlayalım.Solon, “Birçok kötü insan zengin ve iyi insan fakirdir,” diye uyarır. Çünkü zenginler lüksünü yoksulların gözyaşları ile satın alır; çoğunluğa acı çektiren zenginlik, kötülüktür.Vicdan ile zenginlik asla yan yana olamaz. Çünkü zenginler, yoksulların gerçeğine sırt dönerler.Sahip olduğundan fazlasını istemeyen, sömürmeyen, açgözlü ol(a)mayan zenginlik yoktur. Zenginin zenginliği fakirin yoksulluğudur.Zenginler tesadüfen zengin değildir. Çünkü nasıl çalacaklarını gayet iyi bilirler.Malum: Zenginler, gerçeği kararttıkça sömürüyü yaygınlaştırır.Kapitalizm, zenginlerin açgözlülüğünü korumakla mükelleftir. Kolay mı? Devlet zenginler içindir; din de zenginleri korur. Üstelik, aslı sorursa zenginin dini paradır!Yoksulu daha yoksul, zengini daha zengin yapmak için ücretli kölelik zorbalığından daha yetkin bir mekanizma yoktur.Özel mülkiyet kutsal bir hak değildir. Onun meşru niteliğine dair tek bir sözcük bile söylemezsiniz.Zengin ile yoksul arasındaki uçurum mücadeleyi “olmazsa olmaz” kılar. (Mevcut dünya ikiye bölünmüştür: Sahip ol(a)mayanlar ya da çok fazla olanlar!)Öyleyse zenginlerin servetlerinin kaynağını sorgulayın. Don Marquis’nin, “Biri size alın teriyle zengin olduğunu söylerse, ona şunu sorun: Kimin alın teriyle?” uyarısını anımsayın!Unutulmasın: Yoksullar neye sahip olmadıklarını kavrayınca zenginlik biter.Zenginlerin emekçileri yoksullaştırması bir sınıf savaşıdır; bu hâlin kaçınılmaz kıldığı ise, mülksüzleştirenlerin mülksüzleştirmesidir. Yani yoksulların zenginlere savaşı, kurtuluşa giden tek yoldur.Bütün kapitalist ülkelerde bolluğun ortasında açlık, varlığın içinde kıtlık, zenginliğin göbeğinde yoksulluk bulunur; “Çok zengin bir insan için en az beş yüz fakir olmalı,” ifadesindeki üzere Adam Smith’in.Ya Paul Lafargue’a, “Lanet olsun sana yoksulluk!”; Aristofanes’e, “Yoksulluk, şimdiye kadar nefes alan en korkunç canavar”; Saint Just’e, “Nerede büyük mal mülk sahipleri varsa, orada yoksulluktan geçilmez”; Charles Dickens’e, “Hiçbir şey yoksulluk kadar ezici olamaz. Hiçbir şey de servet peşinde koşmak kadar aşağılanmamıştır”; John Berger’e, “Bu ülkede yoksulluk sorun falan değildir. Hayattır yoksulluk. Zengin olmanın bir yolu varsa yoksul olmanın binlerce yolu vardır”; Ursula K. Le Guin’e, “Hiçbirimiz zengin değiliz. Hiçbirimiz iktidar sahibi değiliz,” dedirten yoksulluk mu?Milyonlarca insan derin, akıllara durgunluk veren bir yoksulluk içinde doğarak yaşamakta ve ölmekte. Bu böyle mi olmalı? Altını tekrar çizelim: Bolluğun ortasında açlık, zenginliğin yanında yoksulluk vardır!Kapitalizmde rastladığımız her türlü hastalık yoksulluktan beslenir. Bunun diğer adı da köleliktir.Örneğin çürümeyi besleyen yoksulluk ve umutsuzluktur; cimriliği yaratan da yoksulluk değil, zenginlerin hırsızlığıdır.Evet, yoksulluk iktidarın emekçilere dayattığı bir zorbalıktır; “Paranın egemen olduğu bir toplumda, emekçilerin yoksulluk içinde kıvrandığı, bir avuç zenginin de onların sırtından asalaklık ettiği bir toplumda gerçek özgürlük olamaz,” vurgusundaki üzere V. İ. Lenin’in.Siz bakmayın post-Marksistlerin sınıf mücadelesini görmezden gelen “radikal demokrasi” zırvalarına!George Orwell, “Açıkça söylemekten korkmayalım: Şu kısa ömrümüz yoksulluk içinde, sabahtan akşama kadar uğraşıp didinmekle geçip gidiyor. Dünyaya geldikten sonra yaşamamıza yetecek kadar yiyecek verirler; ayakta kalanlarımızı canı çıkana kadar çalıştırırlar; işlerine yaramaz duruma geldiğimizde de korkunç bir acımasızlıkla boğazlarlar. Hayatımız sefillikten, kölelikten başka nedir ki? İşte, tüm çıplaklığıyla gerçek budur,” derken; iki sınıf arasında sürüp giden bir çatışma vardır. Kapitalist sınıf, işçi sınıfını sömürerek ödüllendirilir. İşçi sınıfı ise, yoksulluğun sefil hayatına mahkûm edilmiştir.Yoksulluk “kader” değildir. Yoksulluğun ve haksızlığın nedeni kapitalist sömürüdür.
Halkın Birliği Devrimci Halkın Birliği