ÜÇ ÖNDER VE ÖĞRENMEMIZ GEREKEN DERSLER: KAYPAKKAYA, İRFAN VE MÜNİR YOLDAŞLAR.!

Onlar iki ayrı devrimci atılım döneminde komünist hareketin önderleri olarak mücadele yürüttüler.

İçinde yer aldıkları mücadeleler ve mücadelenin ihtiyaç gösterdiği öncü görevler, bu üç komünist önderin özelliklerini şekillendirme de çok önemli rol oynadığı gibi, her biri kendi belirgin özellikleriyle önderlik konumunda yer aldıkları TKP/ML Hareketi’nin oluşması ve gelişmesinde rol oynadılar.

İbrahim Kaypakkaya , TKP/ML Hareketi’nin kurucusu olarak, teorik, politik ve örgütsel önderlik yeteneklerini şahsında birleştirmiş bir önderdi. Bu özellikleriyle TKP/ML Hareketi’nin kuruluşunda belirleyici roller oynadı.

’71 devrimci hareketinin ortak temel özelliği, sol hareketteki reformcu parlamenterizme karşı militan devrimci mücadele ve örgütlenme çizgisiydi. İbrahim Kaypakkaya yoldaşın ve TKP/ML Hareketi’nin başlıca özelliklerinden birisi buydu.

İbrahim KAYPAKKAYA yoldaşın teorik önderlik yeteneği, diğer iki devrimci örgütten farklı olarak, TKP/ML Hareketine’ine, ülkemiz solunda güçlü bir şekilde var olan ideolojik alandaki Kemalizm kuyrukçuluğu ve Kürt ulusal orunundaki sosyal-şovenizme karşı kararlı Marksist-Leninist görüşler ve donanım sağladı. Aynı zamanda yakın politik tarihi M.Suphi sonrası TKP’nin oportünist çizgisini açığa serdi. Böylece başta bu konular olmak üzere, tabulara vurarak Türkiye Kuzey Kürdistan devrimci hareketinin sonraki gelişmesinde belirleyici rol oynadı. Aynı şekilde anti-faşist mücadele perspektifine, onlarca yıllık sağ oportünist geleneğinin reformcu burjuvaziye ( parlamentarist ve sol askeri darbeci) bel bağlama çizgisine karşı, teoride ve pratikte bağımsız proleter politika izleme çizgisini kazandırdı. Proletaryanın tarihsel rolü, komünizm, proletarya diktatörlüğü ve sosyalizm konularında, devrimci iktidar sorununda, karşı-devrimci modern revizyonizme ve sosyal-emperyalizme karşı tutumda vb. İbrahim Kaypakkaya’nın ülkemiz komünist hareketi ve kurucusu olduğu örgüte kazandırdıkları, O’nun Marksizm-Leninizm’i kavrama, ülkemiz koşullarıyla birleştirme ve politik mücadeleye indirgeme yeteneğinin ifadesi ve göstergesiydi.

İbrahim Kaypakkaya yoldaş’ın başlıca özelliklerinden bir diğeri, teorisiyle pratiği arasında tam bir birliğe sahip olmasıydı ki bu, kurucusu olduğu örgütün ilk yılarının karakteristik özelliği oldu. O, gençliğin militan ve ateşli mücadelesi içinde, işçi direnişlerinde, toprak işgallerinde kazandığı bu özelliği, yalnızca kişisel devrimci bir özellik olarak bırakmadı, başarılı bir önder olarak örgütüne de kazandırdı.

İbrahim Kaypakkaya’nın teorik, siyasal ve örgütsel alanlarda bir önder olması rastlantısal değil, O’nun devrimci mücadelede tükenmez bir enerjiyle çalışmasının ve yüksek bir inancın da kazandırdığı bir sonuçtu. Bu, örgüt ve pratik eylem adamı olarak yaptığı çalışmada görüldüğü gibi, faşizmin işkencehanelerinde ki baş eğmez direnişi ve direnişini ideolojik saldırı konumuna yükseltilmesiyle de görüldü. Bu niteliğiyle devrimci hareketin, komünist bir geleneğin simgesi oldu.

İbrahim Kaypakkaya’nın, teorik-siyasal-örgütsel önderlik yeteneklerini şahsında birleştirmiş tipte ileri bir önder olması, kadro kitlesi ve önderliği içinde, bilinci, yetenekleri ve mücadeleciliğine dayanan yüksek devrimci bir otorite haline gelmesine yol açtı. O, uzlaşmaz eleştiricilikle kolektif uyumluluğu birleştiren kişisel özellikleriyle de örnek bir komünist önderdi. Ama kuşkusuz kolektif önderlik çalışması geleneği yerleştirdiği söylenemez.

Teorik-siyasi- örgütsel önder olarak, tükenmez bir enerji ve dinamizmiyle, uzlaşmaz devrimci eleştiriciliğiyle İbrahim Kaypakkaya, Maocu revizyonizminden etkilenmesiyle ve taktiksel alanda “sol” hatalarıyla da kurucusu olduğu komünist örgütte belirleyici rol oynadı. Sonraki süreçte, komünist hareket İbrahim Kaypakkaya’nın hatalarını aşarak Onun çizgisini hatalardan arındırarak derinleştirdi. Pratik mücadele ve örgütçü yetenekleriyle İbrahim Kaypakkaya yoldaşa yetişebilen ölümsüz komünist önderler de yetişti. Ama sonraki sürecin uzun deneyim yıllarını dikkate aldığımızda ve daha önemlisi de teorik-siyasal-örgütçü önderlik yeteneklerini şahsında birleştirmiş çapta çok yönlü önderler yetiştirme açısından başarılı olduğu söylenemez.

İrfan Çelik, gençliğin devrimci mücadele deneyimlerinden sonra, İbrahim Kaypakkaya döneminin militanı olarak yetişti. 12 Mart faşizmi döneminden sonra şehit düşünceye değin TKP/ML Hareketi’nin önderi olarak mücadele etti.

İrfan yoldaşın komünist hareketteki önderliği, O’nun karakteristik özellikleri olan azimli çalışkanlığı, düşman karşısında boyun eğmez kararlılığı, militan mücadeleciliği ve örgütçü yeteneklerinin doğal bir sonucuydu. Bu temel komünist devrimci özellikleriyle, Marksizm-Leninizme bilimsel inancıyla, İrfan Çelik yoldaş TKP/ML Hareketi’nin Kaypakkaya yoldaştan sonraki gelişmesinin en önemli dönemecinde örgütte de, önderlik içinde de güçlü bir otorite haline geldi, belirleyici roller oynadı. Teorik yetenekleri açısından Kaypakkaya yoldaş gibi yüksek tipte bir önder düzeyine çıkmadı- bu onun bireysel bir eksikliği olarak görülse de, aynı zamanda içinde yer aldığı komünist hareketin çalışma tarzı, politik mücadele tarzındaki zaaflarında yol açtığı bir sonuçtu- ama komünist hareketin teorik ve politik dönemeç noktalarında hep belirleyici ve sürükleyici roller oynadı. Örneği 12 mart 1971 sonrası alınan yenilgiye neden olan  “ sol” hatalara karşı ve sonraki dönemin sağcı hataların aşılmasında ve Maocu revizyonizmin ret ve mahkum edilmesinde belirleyici ve sürükleyici rol oynadı. Ancak İrfan yoldaşın önderlik otoritesi sayesinde bu zoru dönemeçler örgütümüzde az sarsıntıyla aşılabildi.

Komünist bir önder olarak İrfan çelik yoldaşın diğer bir karakteristik özelliği, devrimci alçak gönüllüğü, engin bir kolektif çalışma ruhu ve uyumluluğudur. Bu özellikler, bir önder olarak bireysel inisiyatifinin gelişkinliğinde eksikliklere yol açmış olsa da, otoritesinin güçlü olmasında rol oynamıştır.

İrfan Çelik yoldaş, pratik mücadele ve devrimci eylem adamı olarak cesaret ve kararlılığını, faşizmin işkence hanelerinde gösterdi. Ser verip sır vermeyen direniş geleneğini gerek 12 mart döneminde gerekse bir önder olarak 12 eylül döneminde bayraklaştırdı. Yalnızca sır vermem direnişiyle yetinmeyerek, düşmana karşı işkencehaneler de ideolojik-politik bakımdan saldırı ataklığını gösterdi. Onun 14 Eylül 1980 de işkencede sır vermeme direnişçiliğini sürdürürken hep örgütünü ve yoldaşlarını düşündü. Yaşamını devrim ve sosyalizmin zaferi için ortaya koymaktan geri kalmayan bir komünist önder olarak feda erdemliği içinde olmaktan geri kalmadı.

Münir Dışkaya yoldaş,1970’li yılların devrim sempatizanı olarak TKP/ML Hareketinin saflarında mücadeleye atıldı. Gözüpek militanlığı, pratik ve örgütsel sorunlardaki yetenekleriyle, özgüveni ve çalışkanlığıyla İ. Kaypakkaya ve İ.Çelik yoldaşların izinde yürüyen yoldaş, önderlik sorunlarına duyduğu ilgi nedeniyle de, örgüt içinde hızla gelişerek 1979 Nisan konferansında hareketin önderlik kadrosunda genç bir komünist olarak yerini aldı. Malatya da okuduğu yıllarda, gençliğin anti-faşist mücadelesinin seçkin bir önderi, faşistlerin ve faşist okul yönetiminin korkulu rüyası olan Münir yoldaş, okuldaki faşistlere karşı mücadelede yalnız başına kaldığı durumlarda da bir kavga adamı olduğunu ispatladı. Okul müdürünün “ ya ben bu okulda giderim , yada Münir gidecek” demesi aslında Münir yoldaşın faşizme karşı mücadelede kararlı ve militan bir savaşçı olduğunun açık bir teyididir. Düşman bile onun kararlılığını, gözü pekliğini inkar edecek durumda değildi.

Önderlik içinde en genç ve deneyimsiz olmasına karşın, sorunların üstesinde gelme, kendi gücüne güven ve istikrarlı hızlı gelişimi ile, önderliğe layık bir komünist olarak görevlerinin üstesinde gelme başarı grafiğini sürekli yükseltti. Görevi başındayken adana da elim bile kaza sonucu 30 Temmuz 1979’da Adana su kanalında  yaşamını yitiren Münir Dışkaya yoldaş, bugün en çok ihtiyaç duyulan, militan , savaşkan, inisiyatifli ve yaratıcı bir kadro tipi olarak, özellikleriyle örnek olmaya devam ediyor.

Komünist Önderler Ölümsüzdür..!