TKP’nin Kuruluşu ve M.Suphi ve Yoldaşlarının Katli.!

TKP 1. Kongresi

Gerek ülke içindeki komünist grupların ve gerekse yurt-dışı komünist örgütün, bir merkez tarafından toplanması için, kongre toplanmasını kaçınılmaz olarak gören komünistler, kongrenin Ankara’da yapılması için Ankara hükümetinden izin ister. ( İşte TKP’nin ve M. Suphi’nin en büyük hatalarından birisi. Bir yandan Kemalist hükümeti işçi düşmanı ilan ederken diğer yandan bu işçi düşmanı hükumetten izin istemesidir.

Yani legal mücadele ağırlıkta, (yani legalizm ağırlıklı) Ancak Ankara hükümeti buna izin vermek. Böylece Kongre’nin Bakü’de yapılması kararlaştırılır. Kongre yapılır. Kongre’ye İstanbul, Anadolu ve yurtdışı komünist örgütlerinden 75 delege katılır.

Kongre 10 eylül 1920’de M. Suphi’nin açılış konuşmasıyla başladı. Kongrede Rus Devrimi’nin önemi, Türkiye’deki etkilerine değinildi. Ve Türkiye’nin de Rusya’nın yolundan gitmesi gerektiği belirtildi:

“İşte bu devrim (Rus devrimi -biz ekledik), şimdi demir ellerini Doğu’ya uzatıyor.

Biz Türk komünistleri bu hareketin kıymetini bilmeliyiz. Bizde kendi memleketimizde, Avrupa emperyalizmine, iç ve dış düşmanlara hadlerini bildirmeilyiz … TKP, Rusya’dan uzanan bu demir elleri tutarak kuvvetle sıkar ve partimiz, Türkiye’de devrimin bayraktarı olacaktır.

Yaşasın TKP, yaşasın bütün komünist partilerinin sıcak kucağında toplanan 3. Enternasyonal.” (Age, s. 99-100)

Bu kongre, aynı zamanda Türkiye’deki bir çok komünist örgütü bünyesinin altında toplayarak, onları tek parti çatısı altında bir araya getirmiştir. Bu yüzden bu kongreye TKP’nin gerçek kuruluş kongresi dersek yanlış söylemiş olmayız. Kaldıki, kongreden sonra Lenin ve 3. Enternasyonale gönderilen telgraftanda bu anlaşılmaktadır.

“Türkiye komünist teşkilatlarının, 1.Kongresi, Türkiye işçileri ve köylülerinin teşkilatlı bir kuvvet olarak bütün dünya proletaryası ailesine katıldıkları, Doğu’da sosyal devrimler için gerçek olanaklı, yeni bir yol açıldığını gösterir.

“3. Enternasyonalin şanlı bayrağı altında yetişen Türkiye Komünist Teşkilatları, Türkiye’de ezilen yığınların bundan böyle güçlü bir partisi haline geliyor. Komünistler, komünist partisi, sosyal devrim yolunda üstün gelmek için en büyük fedakarlıklara hazırdır. işçi sınıfının öncüsü, savaşçı partisi, görevini şerefle yerine getirecektir.” (Age, s. 101)

Kongre’de ayrıca, ulusal burjuvazinin tüm iki yüzlülüğe rağmen, emperyalist işgalcilere karşı yürütülen savaşta, ulusal burjuvazinin kuyruğuna takılmadan, onun yedeğine düşmeden desteklenmesi gerektiği belirtilmiş ve bu savaşın gerek işgalci emperyalistleri gerekse de onların ülke içindeki işbirlikçilerine karşı, çeşitli milliyetlerden Türkiye halkının birlikte mücadele ederek yürütülmesi gerektiği vurgulanmıştır.

Ayrıca kongre, ulusal kurtuluş savaşını toplumsal savaşa dönüştürme konusunda da karar alır; ” TKP, memlekette emperyalizme karşı yürütülen milli kurtuluş savaşını destelemekle beraber, işçi sınıfının gerçek ve nihai amacı olan emekçilerin egemenliğini kurmak için gereken şartları ve zemini hazırlamaya çalışacaktır.” Ve Kongre de merkez komitede seçilir.

Parti genel başkanlığına M. Suphi, genel sekreterliğine Ethem Nejat getirilir. Ve parti bütün komünist örgüt ve grupları kendi bünyesinin altında toplamak için ayrıca bir kararda alır,

Tarihi gerçekleri öğrenmek ve doğru çıkarsamalarda bulunmak için komünist örgütlerin ve TKP’nin kuruluşu ve gelişimini anlatmak gerekiyor Aslında bu bahsettiklerimiz başlı başına inceleme yapılması gereken bir konudur.

Sahte Komünist Partisi’nin Kurulmasının Nedenleri:

Başından beri komünizme ve komünistlere karşı olan Kemalistlerin komünist hareketi kontrol altına almak ve de SB ile Komünist Enternasyonale şirin gözükmek amacıyla sahte bir komünist partisini kurduklarını biliyoruz. Kemalistlerin kurdukları bu sahte komünist partisinin merkez komitesi şu “komünistler” (!) ‘den oluşuyordu: Fevzi Çakmak, Ali Fuat Cebesoy, Kazım Karabekir, İsmet İnönü, Refat Bele. Bunlar bu partinin ” gizli üyeleri ” ve esas yöneticileriydiler. Partinin görünüşteki başkanı ise Hakkı Behiç Bey idi. Bu parti kurulduktan sonra, evvele Yeşil Ordu’da kontrolü sağlamak için dağıttığı bildirilerde,

Yeşil Ordu’nun komünist partileriyle. birleştiğini, Yeşil Ordu’da yer alan savaşçıların, ileri aydınlar ve diğer emekçilerin partilerine katmalarının gerektiğini” yarar. Ancak Yeşil Ordu’nun devrimci kesimi daha önce belirttiğimiz gibi bu sahtekarlığa aldanmamıştır.

Şunu da belirtelim, bu sahte TKP’nin bir kolu da Bakü’de kurulmuştur. Ancak M. Suphi, kısa sürede burada denetimi eline almış ve bu örgütü “Kemalist komünistlerin” etkinliğinden kurtarmıştır.

Ali Fuat Cebesoy hatıralarında, bu sahte komünist partisinin amacını, “ülkede yayılan komünist hareketi Kemalistlerin çıkarlarına yön vermek ve hareketi Kemalist hareketin ellerinde bir oyuncak haline sokmak olduğunu söylemektedir.” (Age, s. 81)

Ve bu doğrultuda, Eskişehir’de Yeşil Ordu’nun denetiminde basılan Yeni Dünya gazetesinin idarehanesi de Ankara’ya getirildi.

“Parti programı da (belirttiğimiz sahte parti -HB-) Komünist Parti’sinin önümüzdeki genel kongresinde sunulacaktır. Gizli Yeşil Ordu teşkilatı da fırkaya katılmış olduğuna göre artık Bolşevizm, komünizm düşünce ve temelleri üzerinde hiç bir cemiyetin, heyetin faaliyette bulunması .. doğru değildir.” ( Lord Kinross, Age, s.382 )         

Evet Kemalistlerin ‘komünist” faaliyetleri böyleydi ye Kemalistlerin böyle “komünist” olarak gelişen komünist hareketi kontrolleri altına almak istemelerinin en önemli nedeni şu olmuştur. Kemalistler, başından beri Yeşil Ordu, Halk İştirakiyyum Fırkası (Anadolu komünist teşkilatlarının birleşmesiyle kurulan ve daha sonra komünist partinin 1. Kongresinde yurt-dışı ve İstanbul örgütleriyle birlikte partiyi oluşturan komünist teşkilat) ve M Suphi önderliğindeki örgütün birleşerek, ulusal kurtuluş savaşında önderliği ele geçirmelerinden  korkmuşlardır.

Ve bu sahte partinin Komünist Enternasyonale sokulan girişiminin hikayesini de ‘bu partinin, temsilcisi’ olarak. Moskova’ya gönderilen Atatürk döneminin Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras şöyle anlatmakladir;     ,

” O zamanlar Kastamonu İstiklal Mahkemesi azasıydım. Yusuf Kemal. Tengirşek’in başkalığındaki heyet Moskova’ya gidecekti. Şu izahatı verdi; ‘Bir komünist  partisi kurulmasını emrettim. İsmet Paşa, Ali Fuat ve Fevzi Paşa dahildirler. Kurtuluş harbinin başlangıcında zayıftık. Halife taraftarlarıyla Envercilerde bize karşıydılar.

Batılı devletler bize hayat hakkı tanımıyorlardı. Atatürk şöyle diyordu; “Eski dünya bizi tanımazsa, bizde komünistlerle birleşir, kurulmakta olan yeni dünyada yerimizi alırız … .’ Bundan sonra Atatürk şu talimatı verdi; “ Komünist Partisine istersen gir, istersen girme. Fakat git ve görüş.” Moskova yolunda M. Suphi ve arkadaşları ile görüştüm. Dedim ki: ‘Kars’ta kalın, dönüşümü bekleyin. Sizi Ankara’ya kabul etmeyecekler. Çünkü Ankara’da komünist biziz. Moskova’da bir ay kaldım. Komünternle müzakerelerde bulundum. Fakat Komüntern, Mustafa Suphi’yi tercih etti. Orada çetin bir mücadele yaptım. Suphi Bey’in grubu aleyhinde gazetelerde yazılar yazdım. Fakat bize, gerçek komünist partisi olmadığımızı söylediler. Komüntern’e kabul edilmedik. Bu yüzden Atatürk, geri dönmemi emretti, bende döndüm.” (Şişmanov, Age. s.82)

Ve Kemalistler bir yandan bu faaliyetleri yürütürlerken diğer yandan da gerçek komünistleri katletmekle meşguldüler.

Mustafa Suphi ve yoldaşlarının katli:

M.Suphi ve yoldaşları, 1. Kongre’de alınan Türkiye Komünist Partisi, memlekette emperyalizme karşı yürütülen ulusal kurtuluş savaşını desteklemekle beraber, “işçi sınıfının gerçek ve nihai amacı olan emekçilerin egemenliğini kurmak için gereken şartları ve zemini hazırlamaya da çalışacaktır” kararı gereğince, ulusal kurtuluş mücadelesini, sosyal kurtuluş mücadelesine dönüştürme gayesiyle Türkiye’ye gelme hazırlığına giriştiler. Hatta M. Suphi aylar önce M. Kemal’e bu konuda isteklerini belirten bir mektup da göndermiştir.(Mektubun Tarihi 15 Haziran’dır)

M. Kemal mektuba uzun bir süre cevap vermemiş, ancak Halk İştirakiyyum Fırkası Kongre için istediğinden kısa süre sonra 13 Eylül 1920’de M. Suphi’ye cevap yazmıştır. Bu mektupta

“Müdafa-i Hukuk Cemiyetleri’nin her köyde kurulmuş ve halk tarafından seçilmiş örgütler olduğu ve Büyük Millet Meclisi’nin bunlardan doğduğundan, bu düzenin bir Sovyet örgütünden farksız olduğunu belirtir” ve Bakü de fırkanın önce “Kemalist komünistler”in denetiminde olan, sonrada M.Suphi’nin ele geçirdiği örgüt-HB-) Türkiye de uygulayacağı her çeşit örgütlenme ve devrim hareketinin ancak bu meclisin kararlarından geçerek yapabileceğini yazar.” (Aktaran Yerasimos,Age.181)

” M. Suphi ve yoldaşları ise böyle bir şeye uymazlar ve kendi bağımsız mücadelelerini yürütmek için, Sovyet heyetiyle birlikte Kars’a kadar gelirler. Kemalistler açısından durum naziktir. Bir yandan SB ile ilişkileri sürdürmek, diğer yandan da komünistleri bertaraf etmek ihtiyacı hasıl olmuştur. Buna da çare bulur bizim iki yüzlü Kemalistlerimiz . ‘ Kazım Karabekir Erzurum Valisi Hamit Bey’e yazdığı mektupta: ” M. Suphi grubuna karşı bir ‘halk galeyanının’ yaratılması, ancak bunun Sovyetlere ya da komünizme karşı değil de, gruptakilerin kişiliklerine karşı duyulan tepkiler olarak gösterilmesi ve çıkarılacak olaylar nedeniyle grubun Trabzon’a götürülerek oradan sınır dışı edilmelerini” söyler. (Age, s. 207)

Bu arada Türk-Rus heyeti görüşmeleri de yapılmaktadır. Bu görüşmelerin konuları içerisinde TKP’ nin durumu da vardır. ilk görüşmenin yapıldığı 10 Ocak’tan 1 gün sonra ” M. Suphi ve Ethem Nejat, Kazım Karabekir’le görüşüp, kendilerine Erzurum’da suikast yapılacağını öğrendiklerini söylerler. Ve bu konuda güvence isterler.

 Karabekir bunun üzerine Vali Hamit Bey’e iyi niyetini gösterebilecek bir telgraf yazarak, Türk Komünist Fırkası heyetinin Erzurum’dan gelen ‘söylenti’lerden endişe duyduğunu, gelmeleri için onlara güvence yerilmesi gerektiğini bildirir. Hamit Bey’in istenen cevabı vermesi üzerine heyet 14 Ocak’da Erzurum’a doğru yola çıkarılır. Aynı gün Kazım Karabekir, Ali Fuat Paşa ve Budu C. Midivani arasında yapılan karşılıklı yazışmalarla Midivani’ye istenen güvenceleri verir.” (Midivani Rus heyeti Başkanı’dır.) (Age, s. 208)

Erzurum’a varan M. Suphi ve yoldaşları her türlü hakarete maruz kalırlar. Bu yüzden yollarını değiştirerek Trabzon’a geçer önlerini kesen jandarma ve polis, M. Suphi ve yoldaşlarının ellerini kelepçeleyip, önceden hazırlanan bir motora bindirirler. Arkadan gelen bir motor, M. Suphi ve yoldaşlarının olduğu motora yanaşır ve elleri kolları bağlı olan komünistler o haldeyken bile dişe diş kavga neticesi öldürülürler. Öldürülenler içerisinde M. Suphi, Ethem Nejat, yine MK üyelerinden          Hilmioğlu Hakkı, Nazmi, İsmail Çitoğlu’da vardır. M. Suphi ve yoldaşlarının ölümü Türkiye halkı içerisinde geniş yankılar uyandırdı. yer yer halk arasında ve ordu içinde isyanlar patlak verdi- 

Bundan ürken Kemalistler, o sıralar yargılanmaları devam eden Yeşil Ordu ve Türkıye Halk lştirakiyyum Fırkası yöneticilerlne idam cezası verememiştir. Çeşitli hapis cezalarıyla yetinmek zorunda kaldılar.

Komünistlerin katledilmeleri üzerine SB, TBMM’ne hükümeti daha ihtiyatlı yaklaşmaya başlamış ve Çiçerin, Şubat 1921 ‘de “dostluk görüşmeleri ve antlaşması” yapamayacaklarını, ancak bir barış antlaşması imzalayabileceklerini ve yardıma devam edeceklerini söyler.” (Age. s. 216)

 Mustafa Suphi ve yoldaşlarının hatası neydi ? Açıktır ki, Mustafa Suhpi ve yoldaşlarının böyle alçakça katledilmelerinin nedeni Kemalistlerin artık uzlaşma ve işbirliğini pratikte. uygulamaya yöneldiklerinden ve bu temelde İngiliz-Fransız-İtalyan emperyalistleri  prensipte anlaştıktan sonra, anti-komünist suratlarını açıkça göstermeleri ve komünizm düşmanlıklarını pratikte uygulamalarıdır. Ancak, şu da açıktır ki, M.Suphi ve yoldaşları hatalıdırlar. Onlar TKP 1. Kongresinde Kemalistlerin iki yüzlülüklerini gördüklerini söylemişlerdi. O halde, bu iki yüzlülük olgusu karşısında ihtiyatlı hareket edilmeli, ülkeye gizlice girilmeliydi.

Böyle bir hatanın diğer bir nedeni de, Kemalistlerin emperyalizmle işbirliğine yöneldikleri ve bu doğrultuda bazı mesafeler kat ettikleri halde, bu mesafenin doğru değerlendirilmemesidir. Aynı hataya daha önce de belirttiğimiz gibi Komünist Enternasyonal’de yer alan bazı üyelerde düşmüşlerdir. Ama ne olursa olsun şu hata yapılmamalıydı: Lenin’in geliştirdiği ve Stalin’in Leninizm’in ilkeleri’n de belirttiği gibi, Komünterni 2.Enternasyonal oportünistlerinden ayıran en önemli kriterlerden birisi de, parti örgütlenmesi konusuydu. Leninizm, artık 1912 yılından sonra yeni tip bir parti örgütlenmesine gidilmesi gerektiğini, bu partinin illegal bir faaliyeti esas alan ve diğer özelliklere haiz olan bir parti olması gerektiğini vurgulamıştır. Tabi ki, bu tezi hemen uyglamamak kişiye ya da partiye oportünist damgası vurulmasına yol açmaz. Ancak, şurası açıktır ki, Mustafa Suphi ve TKP, Lenin’in bu parti öğretisini doğru olarak kavrayıp, hayata uygulabilselerdi, burjuvaziye böyle kolayca yem olmazlardı. Aynı hatayı M. Suphi ve yoldaşlarının ölümünden sonra oportünist TKP sürdürmüştür.

Mustafa Suphi sonrası TKP:

M. Suphi ve yoldaşlarının katli ile TKP öndersiz kalmışsa da, faaliyetleri devam etmiştir. Ancak belirttiğimiz gibi Kemalistlerin emperyalistlerle işbirliğinde katettikleri mesafeyi doğru değerlendirmemişlerdir ve bu yıllardan sonra oportünizme saplanmışlardır. İşte örneği (Mart 1922) “Türk burjuvazisinin emperyalizme karşı savaşı, somut olarak devrimci bir savaştır. Bu savaş, proletaryanın ve Türkiye emekçi kitlelerinin menfaatlerine uygun düşer. Bu hali hazırdaki Büyük Millet Meclisi hükümetini, emperyalizme karşı mücadelesinde ve Sovyet Rusya hükümetiyle dostluğu devam ettikçe, iç politikada işçilerin hayati meselelerinde ve köylünün toprak davasında işlerinde islahat yapmaya niyetli oldukça desteklemeye hazırız. Çünkü bunlar emekçi halkın menfaatinedir.” (Şişmanov. Age.111-113).

 Halbuki, bu tarihte Londra Konferansı yapılmış’ ve Fransa-İtalya ile yeni antlaşmalar imzalanmıştı ( Ve yine emperyalistlere karşı başlatılan savaş. Pratikte  (Yunanistan’ın emperyalistler tarafından terk etmek zorunda kaldılar. ) Yunanistan’a karşı savaş derecesine inmişti..

 Komünist uyanıklık, bu antlaşmanın mahiyetini ve sonuçlarını doğru irdelemeyi gerektirirken subjektivizmine düşülmüş ve Kemalizm dalkavukluğu yapılmıştır. Bu anlayışla da TKP, Ankara hükümetinden emperyalizme karşı mücadelede tek cephe oluşturulmasını ısrarla istemiştir.

        Cevap Mecliste yer alan Halk Zümresi’nin çıkardığı gazeteyi kapatarak verilir Kemalistler tarafından. ( Çünkü TKP’nin tek cephe önerisini sadece bu zümre savunuyordu- Bunun üzerine “komünistler” tek cephe önerisinden vazgeçerler.

Ankara hükümeti “komünist” takibatlarına devam eder. Bunda oportünist, maceracı burjuva unsurlarında rolü olur. Parti bunun üzerine saflarını aşırı sağcılardan arındırır ve 15 Ağustos 1921 ‘de Ankara’da. 2. Kongre yapılır. Kongre yine, Kemalist devrime güven ve ondan daha başka şeyler bekleyen  oportünist çizgi kökleşerek devam eder. ( Yani Kemalistlerin emperyalistler- işbirliğinde katettikleri mesafe).

Aşağıda alacağımız alıntı bunun kanıtıdır:

”Türk burjuvazisinin belli bir kesimi, bir yandan emperyalist işgalcilere karşı halk yığınlarını savaş alanlarına sürerken, bir yandan da aynı emperyalist güçlerle uzlaşma yollarını aramakta  (uzlaşma yollarını aramak mı kalmıştı, uzlaşmışlardı bile –biz ekledik HB-) ve bu nedenle, başta Türkiye Komünist Partisi olmak üzere ülkedeki bütün ilerici, yurtsever ve demokratik halk kuvvetlerine karşı baskı uygulamaktadır,

Ancak bütün bunlara rağmen Türkiye Komünist Partisi, Kemalist burjuvazinin yönettiği ulusal kurtuluş hareketini bütün varlığıyla desteklemeye devam edecektir.”

“Merkez komitesinin raporunu onaylayan ikinci kongre, kabul ettiği bir bildiriyle, emperyalist işgalcilere karşı yürütülen ulusal kurtuluş savaşının destekleneceğini, ama aynı zamanda burjuvazinin emperyalistlerle uzlaşmak ve ulusal kurtuluş hareketinin bir halk devrimine dönüşmesini önlemek amacıyla girişeceği her teşebbüsün açığa çıkarılacağını ve bu tür ihanetlere karşı sonuna kadar mücadele edileceğini, belirtmiştir.” (Age, s. 115)

Kongreden sonra, parti (Çukurova’da, Mersin’de) bir konferans toplamıştır. Bu konferans 5 Ekim 1922’de gizli olarak yapılmıştır. İlk defa bu konferansta Ankara hükümetine ihtarda bulunulmuş ve şöyle denmiştir. ‘Türk işçi sınıfı bugüne kadar hükümetin iç ve dış politikasını desteklemiştir. Ancak ” hükümet, Türkiye işçi sınıfına, karşı  vaat ettiklerini yerine getirmezse, böyle bir hükümetin desteklenmesinden vazgeçilecektir. (Atı alan Üsküdar’ı geçmiştir bile -biz ekledik- buna ilerde değinece~iz) işçi sınıfı en başta kendisine de öteki sınıflar la aynı siyasal hakların verilmesini ve 1 Mayıs ve 7 Oktobr bayramlarının tanınmasını ve 8 saatlik iş gününün kabul edilmesini talep etmektedir.” (Age, s, 117)

Kemalist burjuvazi bu konferans ertesi TKP üzerindeki baskı  ve takibatlarını daha da artırır. Bu konferansa katılan delegelerin çoğu tutuklanır. TKP bunun üzerine bir bildiri yayınlar. (Nihayet Kemalistlerin gerçek yüzü görülmüştür ama iş işten çoktan geçmiştir.)      

Konumuz açısından önemli gördüğümüz için bildiriyi olduğu gibi aktarıyoruz:

 “Burjuva efendiler(!)

  Bugünlerde Avrupa emperyalizmine karşı askeri bir zafer kazandıran Türkiye’nin fakir köylüleri ve işçileridir. Sizi bugüne kadar ekmeksizlikten, parasızlıktan, silahsızlıktan sıkıntı çektirmeyerek memleketin efendisi yapan, bir milli hükümetin yaşamını temin eden Türkiye işçi ve köylüleridir.

Siz bu hükümet sandalyesine işçi ve köylüleri merdiven yaparak çıktınız. İşçi ve. köylülerin Avrupa emperyalizmine karşı Kuvay-i Milliye süretinde bir ‘müsellah müdafaa hareketi olarak başlayan bu üç senelik milli cidal esnasında, işçi ve köylü sınıflarından ziyade fedakarlık yapan bir sınıf yoktur. Kendi hürriyet ve hukukuna kavuşacağı vaat edilmiş olan işçi ve köylü, bu uzun ve kanlı cidal uğruna hiç bir fedakarlıktan çekinmedi.

Kendi malını, evladını, kanını ve canını bu yolda saçtı ve döktü.

  Türkiye işçi ve fakir köylülerinin menfaatinin müdafi olarak teşekkül eden ‘Türkiye Halk İştirakiyyum Fırkası’ ve onun kızıl sancağı altında toplanan bütün komünist amele ve köylüler dahi ekseriye kitlenin takip etmekte olduğu bir milli müdafaa siyasetinden yardımı bile celbe gayret etti: Sınıf menfaatlerinin bütün ciddiyetine, kendi sınıfı vaziyetlnin günden güne müşkülleştirilmiş sizin mütekirleriniz tarafından soyulmasına, jandarmalarınız tarafından ezilmesine rağmen, dahele siyasetinde cesur ve metin olanağa, milli cidalin devam esnasında kendi sınıfı ve en haklı metalebinin bile talep ve müdafaası için hiçbir fiili harekette bulunmamaya gayret etti. Kısa bir tabir sabırla bekledi. Sizde bol bol parlak vaatlerle işçi ve köylüleri kandırmada çalışmakta kusur etmediniz. Mustafa Kemal’in Sivas’tan Ankara’ya ilk vassıl olduğu gün söylediği nutuk henüz hatırımızdadır. 

Bir zamanlar hepinizin bir resmi ‘Komünist Fırkası’, bile yaparak’ kalkapaklarınıza kırmızı tepelik geçirdiğinizde henüz günümüzün önünde canlı bir hatıradır. Meclisinizde ve resmi gazetelerinizde Anadolu’da hürriyet-i matbuat, hürriyet-i içtima ve hürriyet-i içtiham ve efkar mevcut olduğuna ve sansür ve istibdat gibi melanetlerin yoksulluğuna dair yaptığınız yaygaralarda henüz kulaklarımız da çınlamaktadır. Hatta bunları siz utanmadan meclisinin zabıtlarına bile geçirdiniz.

 İşçi ve köylülerin omuzları üzerinde kurduğunuz tak-i zaferleri geçerek tahtlarınıza sağlam yerleşmek imkanı bulur bulmaz, bütün vaatlerinizde yalancı olduğunuzu meydana koydunuz 12 Eylül tarihinden itibaren ‘Türkiye Halk İştirakiyyum Fırkası’nı resmen ilgaya, işçi ve köylünün sesini boğmaya teşebbüs ettiniz.’.

Hayır efendiler, hayır; ‘Türkiye Halk lştirakiyyum Fırkası’ resmi bir varlıktır. Kanunen teşekkül etmiştir. Onu ilgaya sizing hakkınız yoktur. Her burjuva memleketi gibi sizde de mevcut olması zaruri olan hürriyet-i içtima ve hürriyet-i efkar hakkı buna manidir. ‘Türkiye Halk İştirakiyyum Fırkası’ sınıfı bir varlıktır. O, Türkiye işçi ve köylülerinin teşkilatıdır.

Bu sınıflar mevcut oldukça fırka yaşayacaktır.

Bu sınıflar imha edilmez ki, fırkayı imha veya ilga edebilesiniz. ‘Türkiye Halk lştirakiyum Fırkası’ beynelmilel inkilapçı proletarya ordusunun Türkiye’deki bir müfrezesidir. Beynelmilel: bir ordu mevcut oldukça, siz o fırkayı, o müfrezeyi imha veya ilgaya teşebbüs edemezsiniz. Siz bu fırkanın ilgası için ister bir polis emirnamesi, ister Hey’et-i vekile kararı ve ister meclisinizde bir kanun ihraç ediniz. Bu bizce, maüsavirdir. İşçi ve köylülerin fırkası olan ‘Türkiye Halk-İştirakiyyum Teşkilatı” bizim sınıflarımız gibi ebediyen mevcuttur. Bizim fırkamızın mevcudiyeti sınıfımızın mevcudiyetiyle tev’emdir. Sınıfımızın mevcudiyeti sizin kararlarınız ve kanunlarımızın fevkindedir.

 Son günlerde Ankara’da ve taşralarda bir çok  yalan  ve iftiralarla ve utanmadan Rusya hükümeti casusluğuyla itham ederek bir çok arkadaşımızı tevkif ve hapsettirdiniz. Bütün Türkiye işçi ve köylüleri şahittir.ki: Arkadaşlarımız masumdurlar isnat ve ithamlarınız yalandır, iftiradır fırkamızı dağıtmak, gazetelerimizi kapatmak ve arkadaşlarımızı hapsetmek teşebbüsleriniz hep Lozan Konferansı’na giderek memleket menfaatini, bir takım coğrafi hudut tashihatı perdesi  desi altında Avrupa burjuvalarına satmağa  karar verdiğiniz ve komünistlerin ise: bu siyasetinizin iç yüzünü halka açarak maskenizi yere çarpmasından korktuğunuzdan ve zaferden sonra yapacağınızı veddettiğiniz dahili ıslahatı isteyecek unsurları susturmak istemenizdendir.

Evet, biz işçi ve köylüler biliyoruz ki: sizin bu iftiralardan ve hücumlardan maksadınız  budur.

 Fakat emin olunuz biz Türkiye komünistleri susmayacağız. Daima bağıracağız.

 Maskenizi daima yere çarpacağız, Fırkamızı daima ve kanunen ve sınıfiyen mevcut tanıyacağız. Bu haksız ve zalimane bücum ve taarruzlarınızı kemal-i şiddet bütün nefretle protesto ederiz.

Kahrolsun yalancı ve gaddar siyaset(!)

Yaşasın işçi ve köylü sınıflarının halaskar mefkuresi (!)

Yaşasın 3. Enternasyonal(!)” (Age, s. 118-119-120)

Ama dediğimiz gibi Ş.Hüsnü TKP’si Kemalist burjuvaziye karşı Çukuroava konferansında alınana kararları devam ettirmeme-iş ve uzun yıllar Kemalist iktidarın destekçisi olmaktan kurtulamamış ve TKP oportünizmin denizinden boğulmuştur.