“Sınır namustur!” veya Taliban’ı gösterip Kemalizme razı etmek..!

Afganistan’da, Taliban yayılışının neden olduğu şok edici görüntüler ve vahşet haberleri, son zamanların gündelik hayatının sıradan bir objesine dönüşmüş vaziyette. Dikkat edilecek olursa, sinema endüstrisi bu tür zaman dilimlerini vahşet pornografisi konulu filmler için bir beslenme kaynağı olarak görür. Deyim yerindeyse, kâra çevirir…

Daha önceleri bir filmin içeriğini ve konusunu anlatmaya çalışırken, gerçek hayatta olup bitenler numune olarak ortaya konulurdu. Bilhassa El Kaide’nin 11 Eylül saldırıları ile beraber, gerçek hayattaki anlık şok edici deneyimleri anlatabilmek için insan yapımı filmlere atıflar artma başladı. Taliban’ın bütün Afganistan’ı ele geçirmesinin ardından ortaya çıkan korkunç görüntülerle de bu durum yaşandı: Hemen herkes Afganistan ile ilgili filmleri ve yazılmış olan edebi metinleri arar oldu.

Hemen herkes şu sıralarda Taliban meselesini kendi durduğu zaviyeden, derdini anlatmak veya içinde bulunduğu siyasal tutumunu güçlendirmek için bir kıyas aracı olarak kullanma gayreti içinde. Fakat, tartışma konusu İslamcılık olduğundan, laiklik hassasiyetinin tekelini elinde bulundurduğuna iman eden CHP’liler, Taliban’ın görünürlüğü ile Kemalist orijinli laikliğin ve Atatürkçülüğün nostaljik övgüsüne ve mutlak bir Kemalist rejim özlemini dillendirmeye başladılar.

Taliban olayının ardından CHP’li elitlerin gösterdiği bu refleksler, geçen zaman diliminde, CHP’nin tabandan tavana, 20 yılı aşkın bir süredir devam eden siyasal İslam iktidarının neden olduğu sosyolojik tahribatlardan herhangi bir deneyim veya sonuç çıkarmadığı/çıkaramadığını gözler önüne seriyor. Bu durum, AKP sonrasına dair en ciddi siyasal güç olma iddiasında olan CHP’nin ve tabanının, AKP sonrasına ilişkin “AKP ile kesintiye uğrayan yerden, yani kaldığımız yerden devam edeceğiz” politikasını yürüteceğinin âlâmetidir. Fakat hatırlatmakta fayda var ki, AKP ile Türkiye’de yükselişe geçen siyasal İslam hattının en temel beslenme kaynağının Kemalist rejimin neden olduğu ve yol açtığı İslamcı

madunluk fikriyatıdır. CHP’nin tekrarlamaya niyetlendiği şey bu işte.

Dolayısıyla, AKP bugün bu kadar başarısız politikalara rağmen hala iktidardaysa, bunun en güçlü nedenlerinden biri de CHP’lilerin geleneksel Kemalist ideolojiyi bir sopa olarak elinde tutmaya devam etmesi yatmaktadır. AKP’nin siyasal zemini günden güne erirken, Millet İttifakı’nın en temel kolonu olan CHP’nin, daha önemlisi CHP’nin klasik ve kemik tabanının, önemli bir yol ayrımında olduğu görülüyor. Mesela; AKP sonrasına dair kadın, işçi, Alevi ve Kürt meselesi gibi temel meselelerde nasıl bir yol haritası öngörüyorlar? Zira son zamanlarda Millet İttifakı tarafından verilen mesajlara bakıldığında, olası Millet İttifakı iktidarında, AKP’nin ardından kalacak olan sağ muhafazakâr politikalara kaldığı yerden ve hatta daha acımasız bir şekilde devam etme eğiliminde olan İYİ Parti, iktidar ortağı olarak egemen olmak için ellerini ovuşturuyor.

Tam buradan itibaren; olası bir Millet İttifakı iktidarında işçilerin sendikal haklarının sağcı politikalarla engellenmediği, Alevilerin varlığının kabul görmediği, ibadethanelerinin resmi bir statüye kavuşturulmadığı, kadınların ve farklı cinsel yönelimlere sahip kişilerin toplumdan linç edilmediği, mülteci ve sığınmacılara yönelik ırkçı politikaların terk edildiği bir gelecek kurma ideali görünür değildir. Bütün bunlara ek olarak, Türkiye’de bütün baskı ve bastırma siyasetlerine rağmen ayakta durmayı başaran Kürt siyasetinin, Dersim Katliamı’nı meşru ve haklı gören blok ile Roboski Katliamı’nın siyasi sorumlusu olan ve bu katliamı Ankara’nın dehlizlerinde kaybettirmek için canhıraş çalışan iki geleneksel siyasal yapı arasındaki iktidar mücadelesinin bir parçası olmak zorunda olmadığı da görülmelidir.

CHP, göçmenlerin durumunun en fazla tartışma konusu olduğu dönemde “sınır namustur” sloganı etrafında, popülist bir hava estirmek istiyor. Halbuki, AKP’nin TBMM’ye getirdiği sınır ötesi askeri operasyonlarının tamamına yakınını destekleyip başka ülkelerin sınırlarını ihlal eden de yine aynı CHP idi. Bugün en fazla şikâyet ettikleri Suriyelilerin geldiği yerlere dönük askeri operasyon tezkerelerinin tamamını destekleyen de yine CHP… Bu örnek bile tek başına CHP’nin, AKP sonrasına dair Kürt meselesi eksenli sınır politikaları ve sınır insanlarına ilişkin fikrinin farklı olmayacağını ortaya koyuyor. Burada asıl önemli olan nokta ise “sınır ve “namus” kelimelerinin bir arada kullanılmasının, kadın bedeni üzerinden

kolonyal siyasetlerin meşrulaştırma girişiminin sadece bir örneği olduğudur. Ama yine de “sınır ve namus” demişken; Hakkari’nin Şemdinli ilçesinde, İran askerlerinin iki kilometre Türkiye sınırlarının içine girip, Rüstem Çakmak adlı vatandaşı katletmesine dair CHP’nin hiçbir şey söylememiş olmasını da buraya eklemek gerekir.

Sonuç olarak, son günlerde CHP kamuoyu, Afganistan’da iktidara gelen İslamcı Taliban’ın vahşetleri üzerinden AKP sonrası Türkiye için geçmişiyle yüzleşmeyi reddettikleri Kemalizmin rızasının imalatına soyunmuş durumdalar. Halbuki, Türkiye’deki AKP ile yaşanan siyasal İslam iktidarında meydana gelmiş her bir hak ihlalinin siyasal sermayesinin devşirildiği yer, Kemalist rejimin devlet bürokrasisinde mutlak iktidar olduğu dönemlerden müteşekkildir. Bu durum, AKP sonrasına dair siyasi bir ajanda olarak Taliban’ı gösterip Kemalizme razı etme arzusu içinde olan CHP elitlerinin, tarihlerinden hiçbir ders çıkarmadığını ortaya koyuyor.