Anasayfa / Devrimci Teori / REFORMİZMLE İDEOLOJİK POLİTİK HESAPLAŞMAK..!-
dustugumuz-yerde

REFORMİZMLE İDEOLOJİK POLİTİK HESAPLAŞMAK..!-

Biz proleter devrimciler fikirlerimizde, eylemlerimizde işçi sınıfının kısa-orta erimli taleplerini açıklarız. Biz, devrim ile sosyalizm için günlük mücadelenin yürütücüleriyiz. İktidarı ele geçirip sonra bu gücü işçi ve emekçilerin eşit ve özgür devrim ve sosyalist toplumunu kurma yolunda kullanmak için mücadelenin sorumluluğunu üstlenmişiz.

Ancak işbirlikçi tekelci kapitalist sınıfla birlikte emperyalizm devrildiğinde, faşist gerici burjuva devlet aygıtı parçalanıp kurumları, silahlı kuvvetleriyle polisi dağıtıldığında, yeni kurumlarıyla yeni devlet, yeni yasalar, yeni ordu, vb. kurulduğunda iktidar ele geçirilmiş olur.

Komünistler olarak emperyalist-kapitalist sınıfların iktidarı yıkmak için mücadelenin bütün biçimlerini kullanmamız gerektiğini biliyoruz:

Ekonomik mücadele: Sendikal mücadele, ücret talepleri, ülkenin geri kalmışlığını aşma,

bilimsel ilerleme, eğitim, sağlık hizmeti, sosyal güvenlik talep eden eylemler.

Siyasi mücadele: Faşist gerici burjuvazinin çeşitli şekillerdeki siyasi tahakkümüyle hesaplaşma, özgürlük talepleri, sendikal haklar, demokrasinin sürdürülmesi, örgütlenme ve grev hakkı, ifade özgürlüğü, ulusal egemenliği, doğal kaynakları savunma, emperyalist tahakküme karşı çıkmak; temsili demokrasinin seçimlerine katılmak, burjuva kurumlarını, burjuva parlamentosunu mücadeleyi sürdürme aracı olarak kullanmak, sistemi mahkum etmek, toplumun kaderine öncülük edebileceğimizi halk kitlelerine gösterebilmek için kullanmak.

İdeolojik mücadele: Kapitalizmin gerici, demokrasi karşıtı, halk karşıtı karakterini

reddetmek, sadakatsizlik, yolsuzluk, fuhuş, suç gibi günümüz sosyal hastalıklarını gün

yüzüne çıkarmak, emperyalizmin saldırgan, savaşçıl doğasını göstermek, toplumsal mücadelenin kriminalize edilmesini ve devlet terörünü reddetmek. Devrim ve sosyalizm, sosyal eşitlik, proleter demokrasisi, ülkenin bağımsızlığı, ulusal egemenlik ideallerini, halk iktidarı organlarına işçilerin sesiyle, oyuyla katılımını, halkların yeni toplumu kurarken girişeceği büyük işbirliğini savunmak

Yıllar boyu, devrimci ve komünistlerin pratiği, işçilerin sendikal örgütlenmeleri, politik eğitimleri, gösteri ve grevlerde, gençliğin mücadelesinde, kadınların özgürlük yürüyüşünde Kürt ulusunun eşitlik ve özgürlük istemli direnişinde ve emekçi eylemlerinde kısacası emekçi halkların  toplumsal değişim için mücadelesiyle ilgilenmek ve gücü ve olanakları ölçüsünde müdahale etmek oldu. .

Marksizm-Leninizme militanca bağlılık, işçilerle toplumun sosyal-politik yaşamıyla iç içe olma sayesinde, iktidarı kazanmak, emperyalistlerle onun yerli işbirlikçilerini devirmek için, sınıf mücadelesinin bütün bu türlerinin aynı anda bir arada kullanılması gerektiğini, iktidarın ele geçirilmesinin reformlar, seçimler yoluyla olmayacağını, bu büyük görevin yönetici sınıfların hem yasal hem de askeri araçlarının devrimci şiddet yoluyla parçalanmasından, geniş kitle hareketlerinin bilinçli katılımından, toplumsal dönüşüm sürecini isteyen herkesin birliğinden geçtiğini hem teoride hem pratikte gördük.

Komünist Parti Manifestosunda Marks ve Engels şöyle demişti: ” Komünistler işçi sınıfının en yakın amaçları ve çıkarları için mücadele ederler ama bugünün hareketi içinde hareketin geleceğini de temsil ederler.” Biz, Türkiye Kuzey Kürdistanlı komünistler bu öğretiyi taşıyoruz.

İşçi kitlelerinin talepleriyle hakları için günlük mücadele dediğimizde, bu mücadeleyi temel çizgisi belleyen reformist politikadan bahsetmiyoruz. İşçi kitlelerinin acil istekleriyle taleplerini, bunları Marksist-Leninist pozisyonlardan çözmeyi, onları somut gerçeklikleri için bir platformda kendi bayrakları altında birleşmeye ikna etmeyi, kitle hareketinin kendisi içinde onları dönüştürmeyi, küçük, bazen de büyük kazanımlar elde ederek, bazen geçici yenilgilerle devrimci sorumluluklarımızı yerine getiririz. İşçi kitlelerinin mücadelesi, partinin kendini işçi sınıfına bağlamasının, pratikte bir örgütçü, propagandacı, ajitatör, politik eğitici, lider olmasının önünü açar. Bu eylemlerle, parti politikasının bir kısmı kitlelerce tanınır; eğer koşulları iyi değerlendirirsek, partinin ismi, gazetesi, doğrudan eylemdeki yoldaşlar yeniden örgütlenecektir.

Kitlelerin örgüt politikasının bir kısmını kendilerinin olarak görmesinden bahsederken, somut talepler için ekonomik mücadelenin sınırlarını biliyoruz. Bu yüzden bu eylemler bizim görünürlüğümüzü artırmamızın, orta erimli, stratejik karakterli devrimi politik önerilerimizin yayıldığı, ajitasyonunun yapıldığı alanlar olarak görmek gerektiğini söylüyoruz.

Elbette, biz proleter devrimciler de belli koşullarda işçi sınıfı ve emekçi yığınların çıkarları, için sosyal-ekonomik reform mücadelesine girişiriz.

Örneğin, yeni bir iş yasası istiyoruz. İşçi sınıfı mücadelesinin gelişmesi için yeni kazanımlar, yeni koşullar kazanmak için burjuva yasaları içinde reform arıyoruz. Sınavsız üniversite talep ettiğimizde, genç işçilerin üniversiteye girebilmesini savunuyoruz. Böylece işçilerle köylülerin çocukları yükseköğrenime giriş yapabilecek. Biz, burjuva üniversitesinin demokratikleşmesini istiyoruz. Bu talepler için mücadele, bunların er geç gerçekleşmesi, kitlelerin kendi talepleriyle hakları için mücadele etmesinden geçer. Politik olarak eğitilmelerinden örgüte, mücadeleye güvenmelerinden Komünist Partiyle onun o alandaki politikalarını tanımalarından geçer.

Reformlar için mücadele, komünistleri reformist yapmaz, aksine devrimci eğitimlerine.

kitlelerle bağlarına, bu mücadeleler içinde – yeni devrimcileri kazanmaya katkı sunar.

Örneğin komünistler olarak seçimlere katılırken, bu seçimleri kitlelerin gözünde meşrulaştırmış olmuyoruz. Çünkü komünistler olarak biz bu alanı, bu politik mücadeleyi, politikalarımızın işçi sınıfı ve emekçi halka ulaşması, burjuvaziyle küçük burjuvazinin farklı politik biçimlerinin vaatleriyle çekişme, gelişmiş aygıtların devrimci hedefler için kullanılmasını kazanma, genişlememiz, gelişmemiz için kullanıyoruz.

Mücadelenin en önemli biçimlerinden biri olan, hem yerel hem ulusal yönetim için politik mücadeleyi de kullanırız. Devrimci politikanın bu yolla geliştirilmesi, dünyanın çeşitli yerlerindeki proleter devrimcilerce on yıllar önce ortaya kondu. Bu yol, Bolşevik Parti’ deki güç toplama tecrübelerindendir, Leninizm’in bir öğretisidir.

Eğer güç kaybeder, işçiler arasında illüzyon tohumları eker, burjuva demokrasisine eklemlenirsek, devrimci yoldan şaşarız. Oportünizmin bataklığına sürükleniriz.

Reformlar için mücadele de nedir; işçi sınıfı ile halkların çıkarına, her gün her koşulda kapitalist sınıfı, proletaryanın devrimci tutumuyla yanıtlamak komünistlerin karakteristik politikalarındandır.

Biz komünistler politik reformlar, örgütlenme hakları, politik haklar, işçi haklarını

güvence altına alan yasalar için, diktatörlüğe, otoriterliğe karşı olma adına örgütlere aktif

olarak katılıp mücadele edersek, halkın taleplerinin sorumluluğunu yerine getirmiş oluruz.

Burada önemli olan, kitlelerin mücadelesinin acil talepler ile hedeflerden, belli ekonomik taleplerden öteye gitmesidir. Halk örgütlenmesini güçlendirmenin, kitlelerin politik

örgütlenmesinin çalışma sahası olmalıdır bu talepler. Devrimin karakteriyle gerekliliğini

aşılayan, sosyalizmi yükselten, örgütü görünür kılıp yeni üyelerle güçlendiren etmenler

olmalıdır.

Temel olarak bu politikalar, komünistlerin kitleleri ilgilendiren özel acil sorunlar için mücadelesine, yani reformlar için mücadelenin zorunluluğuna işaret eder.

Bu demektir ki, reformlar için mücadele, proletaryanın devrimci partisinin önemli politikalarından biridir.

Biliyoruz ki, reformizm, yönetici sınıfların bazı kısımlarınca ileri sürülen, sistemi etkilemeden tedrici değişiklikler arayan bir düşüncedir. Özel mülkiyetin ortaya çıkışından beri var olan reformizm, kitlelerin içinde bulundukları durumu değiştirme, kölelikten, serflikten, ücretli emekten kurtulma taleplerine bir karşı çıkıştır özünde. Kitleleri dönüşüm, sosyal değişim amacından saptırmayı hedefleyen ve düzen içinde tutmaya yarayan bölücü bir önermedir.

İşçilerle halkın devrimci mücadelesinde bir yükseliş olduğunda, kitlelerin öfkesi yönetici sınıfın ayrıcalıklarını tehdit ettiğinde, yönetici sınıflar çareyi polis gücünün acımasızlaştırılmasında, askeri diktatörlükler kurmakta, otoriter rejimler kurmakta bulur;

davalar açma, hapsetme, işkence yapma, suikastlar düzenleme artık günlük işler olur.

Devrimci ve komünist örgütleri, yok etmeye çalışırlar, kitle hareketini kırıp sendikaları yasaklamaya, demokratik kitle örgütlerini kapatmaya, işçilerin haklarıyla toplumsal özgürlükleri kısıtlamaya uğraşırlar.

Aynı zamanda, demagojik tedbirlere, reformist politikalara da yönelirler. Sendika ağaları ve bürokratları eliyle, bir anlaşma arayıp, onları ya tehdit edip, ya da işbirliği yapıp, sendikaları bölerler olmadı yedeklerler.

Belli dönemlerde, reformist politikalar öne çıkar. Bütünü korumak için parçayı feda ederler; devrimci ve komünistlerin dayanaklarını silerler; kitlelerin hareketini, sadece bir kısmının bazı taleplerini karşılar görünüp kandırarak, kitlelerin mücadelesini devrimin hedeflerinden, halkın gücünden, sosyalizmden saptırırlar.

Uluslararası çapta, sosyal demokrasi, reformizmin birincil tarzlarından biridir. İşçi hareketi içinde sosyal demokrasi, işçilerin taleplerini kazanmak için haklarını savunduğu sendikal mücadele sırasında ortaya çıktı. İşçi sınıfı hakları için ilk adımları attığında, komünistler, kapitalistlerin baskısına, sömürüsüne karşı çıkan işçilerle birliği sağladığında, sosyal demokrasi pasifist önermelerle ortaya çıktı. Diyalogu, işçilerin ihtiyaçları ve isteklerinin anlaşmalar yoluyla elde edilmesini savundu.

Bugünün sosyal demokrat kurumları illa işçi hareketinden gelmek zorunda değildir, bunlar küçük burjuvazinin içinden gelen aydın kesimlerdendir, işçilerin sorunlarına sistem sınırları içinde çözüm bulurlar. Türkiye de CHP, DSP vb. partilerin durumu budur.

Demokratik sosyalizmden, işçilerin iyiliğinden bahsederek sosyal demokrasi, komünizme, iktidarın elde edilmesi için devrimci mücadeleye bir alternatif olarak bu hareket

içinde kurulmuştur. II. Dünya Savaşı’nın ardından, pek çok Avrupa ülkesinde seçimler yoluyla başa gelen sosyal demokrasi, sözde “refah devleti” uygulamasına gitmiştir.

Bu politikalarla eylemlerde, sosyal demokrasi, kilisenin, sosyal Hıristiyanlığın politik kurumlarının sosyal öğretisiyle fiillerine güvenmiştir.

Emperyalizm, tekelci burjuvazi, kapitalist sınıfın çoğunluğu, halkın parasının bir kısmını işçi ve emekçi halklar için ekonomik, sosyal reformlarla harcamıştır bu ülkelerde. Sömürgelerin yağmalanmasından, bu ülkelerdeki işçi ve emekçilerin sömürülmesinden, bu işçilerce üretilen artı değerden, kapitalist üretimin genişlemesinden gelen azımsanamayacak kaynağa bel bağlar. Açıktır ki, bu bir hayır işi değil. Devasa karlarının bir kısmını, bu değeri üretenlere verip, işçilerin haklarını biraz olsun tanıma hiç değildir. Bu, o zamanlar kapitalist güç odaklarının bölücü stratejisiydi.

  1. Dünya Savaşı’nın ardından Sovyetler Birliği’nin prestijini düşürmeyi, komünist partilerin işçi sınıfı içindeki artan etkisini kırmayı, işçilerin bilincini devrim, sosyalizm idealinden saptırmayı hedefliyordu. Sendikal hareketi güçsüzleştirmeye, bölüp yolundan saptırmaya, burjuva demokrasinin süs eşyası getirmeye çalıştılar.

Bu hedeflerin çoğuna ulaşıldı. Sosyal demokrasi’nin ideolojik, politik hattının işçi kitleleri içinde bir etkisi vardı. İşçi hareketine karşı mücadelede birleşmiş büyük kitleleri zayıfladı. Ortak çıkarlar, sınıf işbirliği adına sendikal hareketin liderliğini gasp eden işçi liderleri kademesi ortaya çıktı. Ve sosyal-demokrasi, hain rolünü akıllıca oynadı. Başta örgütlenme, grev haklarını talep etti. İşçilerin çıkarlarına yarayan kanunlar çıkartılmasına destek oldu, demokratik hak ve özgürlüklerin savunucusu göründü. Neki sonrasında parlamentodan, burjuva hükümetlerinin sendikal özgürlüklerin tırpanlanmasına destek verip, güvencesiz ve esnek çalışmanın ve sosyal haklarının kısıtlanmasının suç ortağı oldu.

Neo-liberalizmin ortaya çıkışıyla, “reel sosyalizmin” yıkıldığı ortamda, “refah devleti” de yıkıldı. Sosyal demokrat partiler bu durumda daha da gericileşerek utanmazca sermayenin, akıllı burjuvazinin yüzleri olarak maskelerini çıkarıp atarak kurulu düzenin askerleri oldular.

HALKIN BİRLİĞİ

1-mayis-umur

İŞÇİ SINIFI, 2017 1 MAYIS(’IMIZ) VE KATLİAMIN 40. YILINDA TAKSİM

  I. AYRIM: 1 MAYIS(’IN ÖNEMİ) NEDİR? I.1) 1 MAYIS(’IMIZ)IN TARİHİ I.2) 1 MAYIS 1977 …