Orhan Kemal, Nazım Hikmet, Ahmet Arif: “Haziran’da Ölmek Zor”..!

Hasan Hüseyin Korkmazgil’in 13 yıl yüreğinde taşıdıktan sonra yazdığı şiirin adıdır “Haziran’da Ölmek Zor”. Nazım Hikmet’in ölümüyle oluşmaya başlayan dizeler başka bir dostunun, Orhan Kemal’in ölümüyle kağıda dökülmüş ve onun değerli anısına adanmıştır.İşçilerin, Köylülerin Sorularını Dillendiren: Orhan Kemal..!Orhan Kemal 15 Eylül 1914, Adana doğdu ve – 2 Haziran 1970, Sofya-Bulgaristanda yaşama veda etti.Orhan Kemal Adana’nın Ceyhan ilçesinde doğdu, Çırçır Fabrikası’nda (Milli Mensucat) işçilik ve kâtiplik yaptı. Fabrika işçiliği ona işçi sınıfının duygu ve düşünce dünyası, tepkileri, öfkeleri, açmazları, hayal kırıklıkları, gelecek hayalleri konusunda ileri dönük tam bir fikir depoluğu sağladı.1938’de Niğde’de askerliğini yaparken “Maksim Gorki ve Nazım Hikmet’in kitapları okumak”, “yabancı rejimler lehinde propaganda ve isyana muharrik” suçundan 5 yıl hapis cezası aldı.1940’ta hayatını değiştiren adamla tanıştı: Nazım Hikmet! Bursa Cezaevi’nde tanıştığı Nazım Hikmet’in toplumcu görüşlerini benimsedi ve kendisinden Fransızca, felsefe ve siyaset dersleri aldı.1943’te cezası bitti ve Adana’ya döndü. Toprak taşıma, TCDD’de hamallık ve gündelik işlerde, hallerde çalıştı; amelelik yaptı, geçim zorluğunu aşamadı. Bu arada kısa hikayeler yazıp gazetelere gönderiyordu. 1950’de ailesiyle İstanbul’a yerleşti. Artık ölümüne kadar kitap ve makale yazacak, başka bir iş yapmayacaktı.Edebiyat denince Sait Faik’le birlikte akla gelen ilk büyük ustadır. Hayata, insana, işçi ve emekçiye bakarken toplumsal gerçekçidir, bunları yansıtırken gözlemciliğinin bütün birikimini eleştirel bir sınıf duyarlılığıyla aktarır. Orhan Kemal, eserleriyle, toplumsal hayatın değişim dönemlerini birey-toplum ilişkileri çerçevesinde gerçekçi bir biçimde dile getirmiştir.Tarla ırgatlarından fabrika işçilerine uzanan, çalışanları, işsiz insanları, ekmek kavgası veren yoksulların yaşamını anlatan yazılar yazdı; şiir, roman, öykü, oyun ve senaryo olmak üzere beş farklı alanda eser verdi. Peki neden yazıyordu Orhan Kemal, daha önemlisi nasıl yazıyordu? Kendi sözcükleriyle dinleyelim:“Gerçekten de, okurlar meraklıdırlar. Haksız da sayılmazlar.Ben, masa başından çok, fazlaca gezer dolaşırım. Yani iş, masa başına geçip yazmaya kaldığı zaman mesele çoktan hallolmuştur. Gezer dolaşırım. Gezip dolaşırken kafam boyuna çalışır. Ya yıllarca önce beni şiddetle ilgilendirmiş bir konuyu düşünmekteyimdir ya da hemen o gün kafama bir şey takılmıştır. Ama daha çok yıllarca önce kafama takılan, beni zaman zaman şu ya da bu vesileyle kendisi üzerinde düşündüren bir konudur da, nasıl yazsam diye, biçimi üzerinde dururum. Öyle ya, öz belirgin. Biçim? Çünkü daha önce çeşitli biçimlerde bir şeyler yazmışsınızdır. Daha önce yazdıklarınızda kullandığınız biçimlerden ayrı, başka, çok başka olmalıdır. İşte gezip dolaşırken beni düşündüren noktalar bunlardır:Umudun Başkaldırı ve İnancın şairi: Ahmet Arif..!Seni anlatabilmek seni.İyi çocuklara, kahramanlara.Seni anlatabilmek seni,Namussuza, halden bilmeze,Kahpe yalana.Ardarda kaç zemheri,Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurduDışarda gürül gürül akan bir dünya…Bir ben uyumadım,Kaç leylim bahar,Hasretinden prangalar eskittim.Umut, korkusuzluk, inanç… aka ve yüreğe dair ne varsa dile gelmiştir şiirlerinde…“Adiloş bebenin ninnisi” olup düşmanı, sabrı ve unutmamayı salık vermiş, “de be aslan karam” deyip zindana, zulme inatla direnenleri anlatmış, “sevdan beni” olup, inancın yüceliğini göstermiştir bize. Ve biz biliriz ki güzel günlere olan inançtır şiirlerinde buram buram kokan… “Anadolu” gibi vefalı, üretkendir şiirleri, Bedrettingibi direngen…1927’de Amed’de doğan Ahmet Arif, Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nde felsefe öğrencisi iken tanışır mahpuslukla. Yasaklı düşüncelerin insanlarından biridir o da. O nedenle birkaç kere ziyaret eder zindanları. Cezaevinden çıktıktan sonra yerleştiği Ankara’da, gazetelerde yazarlık ve düzeltmenlik yapar.Sık şiir yazmaz Ahmet Arif, bu nedenle şiir çevrelerinde ilk başlarda çok da bilinmez. Ama ilk ve tek kitabı olan “Hasretinden Prangalar Eskittim”i çıkarmasıyla birlikte kitlelerce tanınır ve benimsenir. Kürdistan‘ın doğasını, tarihini, insanını, onun cesaretini anlatan şiiri, toplumcu gerçekçi şiirin özgün bir kolu olarak değerlendirilir.2 Haziran 1991’de kaybettiğimiz büyük usta, umudu ve baş eğmezliği simgeleştirdiği dağlarından, aynı yalınlık ve açıklıkla sesleniyor bize:öyle yıkma kendiniöyle mahsun, öyle garip…nerede olursan oliçerde, dışarda, derste, sırada,yürü üstüne üstünetükür yüzüne celladınfırsatçının, fesatçının, hayının…dayan kitap iledayan iş iletırnak ile, diş ileumut ile, sevda ile, düş iledayan rüsva etme beni!Ayrılıkların, Hasretlerin, Mapuslukların Proleter Enternasyonalizm Şairi: Nazım Hikmet..!5 Ocak 1902, Selanik de doğdu ve 3 Haziran 1963, Moskovada yaşama gözlerini yumdu; Nazım Hikmet, “Mavi Gözlü Dev” olarak anılır. Sovyetler Birliği’nde yaşadığı ilk dönemlerde Mayakovski’den etkilenerek Türkiye‘de serbest şiiri ilk kullanan şair oldu. Şiirlerinde nelerden bahsettiğini ise Nazım şöyle özetledi:“Hem bir tek elmadan hem süpürülen topraktan hem zindandan dönen insan ruhundan hem kitlelerin daha güzel günler için savaşından hem bir tek insanın sevda kederlerinden bahseden şiirler yazmak istiyorum; hem ölüm korkusundan hem ölümden korkmamaktan bahseden şiirler yazmak istiyorum”.20. yüzyılın ilk yarısında yaşamış olan dünyanın en büyük şairleri arasında anıldı. Komünist Parti üyesiydi, 1925 yılından başlamak üzere şiirleri ve yazıları yüzünden birçok kez yargılandı. İstanbul, Ankara, Çankırı ve Bursa cezaevlerinde 12 yılı aşkın süre kaldı. 1950 yılında bir af yasasıyla salıverildi. Ancak sürekli izlendiği ve çürüğe ayrıldığı halde 48 yaşında yeniden askerlik yapmaya çağrılması ve öldürüleceği yolundaki duyumlar üzerine yurtdışına çıktı. 25 Temmuz 1951′de Bakanlar Kurulu tarafından Türkiye vatandaşlığından çıkarılmasına karar verildi.Moskova yakınlarındaki yazarlar köyünde ve daha sonra da eşi Vera Tulyakova ile Moskova’da yaşadı. Memleket dışında geçirdiği yıllarda Bulgaristan, Macaristan, Fransa, Küba, Mısır gibi ülkeleri dolaştı, buralarda konferanslar düzenledi, savaş ve emperyalizm karşıtı birçok eyleme katıldı. Yaşamı boyunca her an, içeride, dışarıda, yurt dışında yüzlerce şiir yazdı.kimi insan otların kimi insan balıkların çeşidini bilirben ayrılıklarınkimi insan ezbere sayar yıldızların adınıben hasretlerinhapislerde de yattım büyük otellerde deaçlık çektim açlık grevi de içinde ve tatmadığım yemek yok gibidirotuzumda asılmamı istedilerkırk sekizimde Barış madalyasının bana verilmesiniverdiler deotuz altımda yarım yılda geçtim dört metre kare betonuelli dokuzumda on sekiz saatta uçtum Prag’dan Havana’yaLenin’i görmedim nöbet tuttum tabutunun başında 924′de961′de ziyaret ettiğim anıtkabri kitaplarıdırpartimden koparmağa yeltendiler benisökmediyıkılan putların altında da ezilmedim951′de bir denizde genç bir arkadaşla yürüdüm üstüne ölümün52′de çatlak bir yürekle dört ay sırtüstü bekledim ölümü“Daha ne kadar yaşarım kimbilir?” dedikten 2 yıl sonra, 3 Haziran 1963 sabahı saat 06:30′da gazetesini almak üzere 2. kattaki dairesinden apartman kapısına yürüdü ve tam gazetesine uzanırken geçirdiği kalp krizi sonucunda hayatını kaybetti.insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgarıylayani, duvarın ardındaki dışarıyla.Yani, nasıl ve nerede olursak olalımhiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak…Bu dünya soğuyacak günün birinde,hatta bir buz yığınıyahut ölü bir bulut gibi de değil,boş bir ceviz gibi yuvarlanacakzifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.Şimdiden çekilecek acısı bunun,duyulacak mahzunluğu şimdiden.Böylesine sevilecek bu dünya“Yaşadım” diyebilmen için