Örgüt Kavramında M-L Bir Hatta Durmak Politik Örgüt İle Askeri Örgütü Bir Birine Karıştırmak ve Sınıftan Kaçışın Bir İfadesi Olarak Öncü Savaşçılığı Kutsamak.!

Halkçı devrimcilerin ki -Türkiye de DHKP-C’den MLKP’ye, TKP-ML’den DKP’sine kadar geniş bir cenahta öncü savaşçılık egemen durumda- “mücadele örgütü”, “savaş örgütü” kavranılan özellikle “askeri-politik örgüt” kavramında daha belirgin olduğu gibi; daha çok askeri bir anlamla yüklüdür. Onlar açısından “mücadele” ve “savaş” kavramların da belirgin bir biçimde baskın olan, bu kavramların askeri bir içerikle yüklenmiş olmasıdır. “Savaş örgütü”, hareketsiz yığınlara güven vermek, düşmanın zayıflığım göstererek öncünün gücüne “emekçi halkın” güvenmesini sağlamak ve bu yoldan yığınları devrime kazanmak için silahlı eylemi örgütleyen, yürüten devrimciler örgütü anlamına geliyor. Yığınlara savaş açan iktidara karşı harekete geçmeyen yığınların adına ve onların yerine silaha sarılarak ordu pozisyonları benimseyen askeri bir içerikle yüklü bu öncü “savaşan örgüt” kavramının, Marksist Leninist öncü politik örgüt kavramı ve yapılanmasıyla herhangi bir akrabalık ve yakınlığı yoktur.Marksist-Leninist öncü örgüt kavramı, bütünüyle politik/ siyasal bir anlamla yüklüdür. Hatta bu öylesine kesindir ki, bırakınız şu ya da bu durumda başvurulacak az ya da çok sayıdaki askeri eylemleri, ayaklanma ve iç savaş koşullarında bile bu böyledir. Çünkü belirli objektif ve sübjektif koşullar oluştuğunda ayaklanma ya da iç savaş, politik eylemin dolaysız bir sorunu haline gelir ve öncü parti, ayaklanma ya da iç savaşı örgütler, ama kendisi doğrudan doğruya askeri bir örgüte, bir ordu örgütlenmesine dönüşmez. Binlerce ve onbinlerce parti üyesi doğrudan doğruya elde silah iç savaşın en önünde savaşır, bütün parti ayaklanmanın başında yürür, ama yine de öncü parti, politik yapı ve niteliğini korur.Bizim geliştirmek için çalıştığımız örgüt, en devrimci sınıfın öncü partisi, kuşkusuz bir mücadele örgütü, bir savaş örgütüdür. Burada “savaş örgütü” kavramı en geniş anlamıyla, sınıf mücadelesini durumdan duruma değişen, iç içe geçen, ya da birbirini izleyen bütün biçim ve görüngülerini benimseyen, ve her bir duruma uygun düşen mücadele biçimlerim anlama ve örgütlenme/kullanma yeteneğine sahip olmayı vurgular. Burada birinci ve temel noktayı, politik uyum yeteneği, (değişen politik koşullan anlama, eski duruma uygun düşen çalışma tarzının araç ve yöntemlerine saplanıp kalmama, yeni duruma uygun düşen yeni araçları kurma, yöntemleri yaşamın gerisinde kalmadan benimseme vb.) ile taktik duyusu oluşturur. Programla, ilkelerle, komünizmin salt teorik gerçeklerinin vurgulanmasıyla kitabi ve doktriner bir biçimde politika yapma tarzı ve geleneğine sahip olan komünist hareketin, taktik duyusunun ve politik uyum yeteneğinin gelişmemiş oluşu, kendini pratik çalışma ve eylem çizgisinde tutulduk, edilgenlik, inisiyatif ve ileri atılma ruhundan yoksunluk olarak gösteriyor. Politik tutku ve kararlılık eksikliğinden başka birşey olmayan bu problemlerin kendi platformunda aşılabilmesinin özgül zorlukları, dış ideolojik ve politik baskı ve etkilenmelerle de birleşerek farklı yerlerde çareler ve tedavi yöntemleri aramaya, sınıf görüş açısının bulanması ve bozulmasına, sapmalara neden olabiliyor.Radikal halkçı devrimcilerle olduğu gibi, kitle kuyrukçuluğunu, sınıf çizgisi ve Marksizm adına gelenek edilmiş gitgide reformizme kayan oportünistlerle de aramızdaki ayrım çizgisi de pratik olarak berraklaştınlmalıdır. Reformizme uğrayan politikalarında somutlaşan siyasal kararsızlığın dayandığı çizgileri, militan, bizim anladığımız anlamda “öncü savaşı” bir örgütü gerektirmiyor. Örneğin çok belirgin bir şekilde illegal örgütlenme, çalışma tarzı ve yöntemlerinden kaçıyor, gitgide bütünüyle legalleşiyor, bütünüyle legal çalışma yöntemlerine, araç ve biçimlerine kendilerini bağlıyorlar.Ülkemiz komünist hareketinde, bir temel problemden işçi sınıfının politik öncüsü olma iddia ve vurgusu ile örgüt yapılanışları, kadro tipi ve çalışma tarzları şekillenişi arasındaki uyumsuzluk ve çelişkiden söz edilebilir. Bu durum komünist hareketin inandırıcılık ve saygınlığım zaafa uğrattığı gibi politik inisiyatif ve eylem gücünü de frenlemekte ve kösteklemektedir. Bunun salt bir örgütlenme problemi olduğunu söyleyemeyiz, bu işin bir politik boyutu da bulunuyor ve hatta daha önemli olan da burasıdır. Şu politik tutku ve kararlılık zayıflığım tekrar vurgulamak istiyoruz. Lenin’in örgütlenme sorunlarından başlayan Menşevik, Bolşevik ayrışmasına dair analizleri, bu durumun anlaşılmasına da ışık tutuyor. Bilindiği gibi Menşevikler kesin sınırlan belli, kendi içinde en yüksek düzeyde örgütlenmiş bir parti örgütü yapısını reddediyorlardı. Lenin bu örgütsel yaklaşım ve pozisyonun, politik oportünizm ve kararsızlıkla bağlı olduğunu, politik kararsızlık tarafından koşullandırdığını ya da politik kararsızlığı yansıttığını vurguluyorlar. Komünist harekete görmezden gelinemeyecek sağcılığı başka yerde değil, tam olarak burada politik edilgenlik ve belirsizliklerde, politik tutku ve kararlılık eksikliklerinde aranmalıdır.Böylelikle esasen bir biçimde ve bir başka düzeyde örgütlenme sorunlarıyla, politika arasındaki bağıntıya dönüyoruz. Önceden bu bağıntıya örgüt ve program bağıntısı vb. bakımından değinmiştik. Burada politika/örgüt bağıntısı günlük eylem bazında gündeme gelmektedir. Programın kesin ve berrak devrimci hedef ve görevler göstermesi, örgütlenmeyi bu hedef ve görevleri gerçekleştirecek toplumsal güçlere yöneltmesi yetmez, günlük politik eylem ve örgütlenme çalışmasının, bu toplumsal güçleri aydınlatıp, birleştirip örgütleyerek harekete geçirmesi, devrimci mevzilere yerleştirebilmesi gerekir. Burada konuşturulması gereken devrimci irade, politik tutku ve kararlılıktır. Ancak bunların oluşabilmesi için her belirli anın sunduğu devrimci imkanları anlama ve kavrama yeteneği, olayların gelişim ve akışına hakimiyet ve taktik duyusu gerekir. Çok küçük de olsa devrimci olanaklara burun kıvıranlar, tam bir aymazlıkla küçümseyenlerin, görmezden gelenlerin, devrimci tutku ve kararlılığında zaaf vardır. Devrimci olanaktan, hazır imkanları değerlendirmeyenlerin. Devrimci yo. kararlılığında bozuk birşeyler vardır, Böyleleri değişme, yenilenme ve kendini aşma yeteneği gösteremiyorlarsa, deney vb. bilgileri ne olursa olsun. devrimci irade yoksunluğu nedeniyle gelişmenin önünde politik bir ayak bağı haline gelirler. Marksist-Leninist parti örgütlenme- si ve yaşantısında böyle bir duruma gelen unsurların etkin görev ve mevkilerden alınmaları da politik kararlılık gerektirir, ama kendini politik bir biçimde, örgütlenme sorunlarının bir unsuru olarak kadro politikası olarak gösterir. Kadro politikası derken, kadro politikası üzerine söylenenleri, yazılanları vb. değil de gerçek ilişkilerdeki durumu, (burada örneğin, somut olarak, uygun olmayan kadroların görevlerinden alınması vb. gibi) vurguladığımıza dikkat edilmelidir.