Anasayfa / Analiz-Polemik / ÖRGÜT İÇİ MÜCADELEDE İŞKENCE YAPIP ŞİDDET KULLANMAK UYUŞTURUCU TİCARETİ YAPMAK, DEVRİMCİ KOMÜNİSTLİKLE VE KAYPAKKAYACILIKLA NE KADAR UYUMLUMLUDUR..!
ibo-ben-devrimciyimpg

ÖRGÜT İÇİ MÜCADELEDE İŞKENCE YAPIP ŞİDDET KULLANMAK UYUŞTURUCU TİCARETİ YAPMAK, DEVRİMCİ KOMÜNİSTLİKLE VE KAYPAKKAYACILIKLA NE KADAR UYUMLUMLUDUR..!

İbrahimin Kaypakkaya’nın Komünist Çizgisi Her türlü Yoz ve Çürümüş Burjuva Dünya Görüşünün Alternatifidir…!
Bir akımın niteliği etmiş olduğu yaldızlı sözlerde değil, kuşku pratikteki duruşuyla belirlenir. Ne yazıkki Türkiye Kuzey Kürdistan da sözü ayrı pratiği ayrı bir çok akım var. Haliyle devrimci komünist olmak hele Kaypakkaya’cı olmak teori ile pratiğin uyumunu sağlamak ve söylemlere uygun bir devrimci pratik sergilemek demektir. Böyle olmadığı durumda lafta söylenen yaldızlı komünist lafların hiç değeri kalmayacaktır. 18 Mayısta Kaypakkaya yoldaşı andığımız süreçte, Kaypakkaya’nın gerçek temsilci olduğunu iddia eden, TKP-ML, MKP vb. gibi akımların patiklerine bakmak oldukça önem taşıyor.
Hem TKP/ML ve hem de MKP’nin Kaypakkaya yoldaşın görüşlerinin lafzına sığındıklarını ama yoldaşın komünist düşüncelerinin özünü kavrayamadıklarını görüyoruz. Kaypakkaya yoldaş örgüt içi mücadelede şiddete karşı çıktığı gibi aynı zamanda PDA ile ayrılık sürecinde ideolojik-politik savaşıma bağlı kalırken, TKP/ML ve MKP, halk içi çelişkilerin ideolojik-politik savaşım, eleştiri,öz-eleştiri ile çözülmesi ilkesinden uzaklaşmışlar. MKP’ “kardelen hareketi” adı altında onlarca devrimciyi, “ajan-provokatör olarak değerlendirirek, işkence yaparak vahşice katletmiş ve bunun adına da “devrimci arınma” demiş.
Yine TKP-ML Konferans kanadı, TKP/ML Birlik olarak ayrılan ve daha sonrasında kendilerine Uzun Yürüyüşçü-Ki gelinene durumda MKPye katılmışlar- diyen grubun başını çekenlerin katledilmesi kararı alınmış. O süreçte bu devrimci arkadaşlara ulaşmamaları nedeniyle, ölüm kararı uygulamaya sokulamamıştır.
Yine 1994 yılında TKP/ML Konferans ve TKP/ML DABK ayrışmasında da bir dizi gerici şiddet olayları yaşanmıştır. Ağrılıklı olarak DABK’çıların uygulamış olduğu gerici şiddet olaylarından dolayı, bu ayrışma sürecinde yaşananlara bir çok devrimci ve halktan emekçi tepki duyarak, devrimcilikten uzaklaşmış ve devrimci harekete büyük zararlar vermiştir.
MKP, daha sonrasında Kardelen Hareketi adı verilen bir grubun şiddetle tasfiyesini amaçlayan işkenceli sorgulama yönteminin hatalı olduğunun ve sorgulama yöntemini de yanlışlar vb. yapıldığı, bazı kişilerin haksızca öldürüldükleri açıklamasını yaparak, özeleştiri yapmıştır. Ama işin ilginç olanı bu yanlışları kim yada kimler yaptı, hangi amaçla yaptıkları araştırılıp-soruşturularak yanlış yapanlardan hesap sorulmamıştır. Bir çok devrimciyi komplocu bir şekilde öldüren kadrolar, yönetici görevlerine devam etmiş ve yeni olumsuzlukların kaynağı olmayı sürdürmüşlerdir.
İşkencede olumlu sınav vermeyen-veremeyen, yoldaşlarını kariyerist amaçlar ve örgüt çıkarları adına öldürmekten-tasfiye etmekten beis görmeyen, burjuvazinin kullandığı kirli yöntemleri kullanmaktan geri durmayan bir akım ne Kaypakkayacı ve nede komünist olabilir.
Yine kendisne TKP/ML diyen kesim, dün uyuşturucu ticareti yapmakta ve kendi gibi düşünmeyenleri şiddetle yok etmekten mazur görmezken, bugün yaşanan ayrışmada dergi bürsounu işgal edip, kendis gibi düşünmeyelenler şiddet uygulamaktan geri kalmamktadır. Keza geçmişte bu kirlilikleri yapanlardan hesap sorulmazken, bu kişileri korunup-kollanıp hala hala saflarında tutulurken,bu akımın Kaypakkayacılığının ne inandırcılığ ve nede temiz bir sosyalist toplum yaratma söylemelerin inandırıcı olabilir.
Devrimci ve komünist hareket bu kirliliklerden bir an önce temizlenmez, burjuva faşist ilkelerle arasına kesin ve katı sınırlar çekip, devrimi-komünist ilkelere sıkıca bağlı kalmazsa, ne işçi ve emekçilere güven taşıyacak ve nede teori ile pratiklerinin uyumu yakalanarak, amaçlarında iddialı olduklarını, burjuva kapitalist sistemin alternatifinin devrim ve sosyalizm olduğu bayraklaştırılacaktır.
Ekonomik zorlukları aşmak adına uyuşturucu ticareti yapmak, örgütte birliği sağlamak adına şiddeti kural haline getirerek kendi gibi düşünmeyenleri katletmek, politik faaliyetini engellmek ve bunu bir kereye mahsus gibi doğallaştırmak, devrimci ve komünist ilkelin hangisiyle uyumludur. Yine “İbocu “ geçirmek lafta değil bir her alanda komünist ilke ve değerlerine bayraklaştırmakla mümkündür.
TKP/ML Partizan kesiminin uyuşturucu ticaretine onay veren yönetici kadrolara ciddiye alınacak her hangi bir yaptırım uygulamaması, hatta aynı görevlerine devam etmeleri aslında bu akımın, amaç için her yolun mubah olduğu burjuva pragmatizmini kendisine düstur aldığını gösterir. Yine MKP’nin kendis gibi düşünmeyenleri işkence yaparak, sahte itiraflar yaptırarak iç muhalefeti bastırması, bu akımın kaypakkaya geleneğiyle hiçbir ilşkisinin olmadığını gösteriir. Dahası, devrimcili adına bu kadar kirli ve açıktan halka zara veren ve devrimci hareket üzerinde şaibe yaratan TKP-ML ve MKP gibi akımların örgüt içinde kendi zaafları ve gerici yanlarıyla hesaplaşmamaları, samimiyletle hatalara gereken kararlı tutumun alınmamış olması, bu akımların yığınlar ve devrimciler nezdinden devrimci inandırıcılıklarınıda.
İşte TKP/ML-Partizan Kesiminin Uyuşturucu Ticaretine dair açıklaması:
“ Dava konusu fiil 1989–90 yılında gerçekleşmiştir. Bunun sorumluluğunu taşıyan yoldaşların geçen yıl OPK’da açıkladıklarına göre; o dönem partinin (Konferans kanadı) gerilla güçlerini yeniden oluşturma ve diğer faaliyetlerinin giderlerini karşılamada ciddi sıkıntı çektiği bir sıra, / silah alımı için bağlantı kurduğu kaçakçılardan gelen “yurt dışına çıkarılacak bir miktar eroinin oradaki satışına aracılık edecek adamlar bulup yardımcı olursanız sizin için de faydalı olur” şeklindeki önerinin sınırlı sayıdaki yönetici kadrolar arasında partimizin ideolojik ilke ve anlayışına aykırılığı açık olduğu halde acil mali sorunları giderme anlayışı ve faydalıcılığı ile “olabilir” şeklinde değerlendirilmesi üzerine kaçakçılarla doğrudan ilişkili yoldaş tarafından bu olumsuz eğilim fiili bir girişime dönüştürülmüş, sempatizan ilişkisi üzerinden bir defalığına mahsus aracılık etme yoluna girilmiş, sonradan bilgilendirilen MK–SB’nin diğer üyeleri de bu sınırlı şekliyle aracılık işine olur verdiği gibi konunun parti prestiji için yıpratıcı olmaması açısından ilgili kişilerle sınırlı ve gizli tutulması da benimsenerek üslenilen aracılık yapılıp buradan elde edilen 4,5 milyar TL silahlanma başta olmak üzere örgütsel giderlere harcanmıştır. OPK’daki soruşturmada bu açıklamalarla birlikte içine düşülmüş olan ideolojik olumsuzluğa ilişkin özeleştiri veren yoldaşlar hakkında yalnızca dört delegenin “ihtar yada ağır ihtar cezası verilmelidir” şeklinde cezai işlem önerisi olmuş, ancak delegelerin büyük çoğunluğu verilen özeleştirinin yeterli olduğunu belirterek uyarıcı nitelikte olsa bile herhangi bir cezai işleme gerek olmadığı görüşünde birleşmişlerdir. Bunun ardından söz konusu olayın partiye ve halka açılıp açılmaması üzerine görüşüldüğünde ise yalnızca partiye açılması yönünde görüş belirtilmesi dışında tüm delegeler yine parti prestijine dair gerçeklerle olayın OPK özel tutanağında saklı ve gizli kalmasını savunmuş ve bu yönde karar alınmıştır. Aynı özel tutanakta, OPK’ya gelmek üzereyken yakalanan iki delegenin kendilerine bu eroin davasından sorumlu bir delege tarafından komplo düzenlendiği kuşkusu ve soruşturma istemiyle yazdıkları mektup da değerlendirilmiş, burada söz konusu yoldaş açısından öne sürülen kuşkunun yersizliği noktasında hem fikir olunurken, araştırmasız kapanır olmaması açısından bir komisyon oluşturulup, önüne görev konulmuş, bu komisyon da yakalanmanın oluş biçimi ve önceki durumlardan hareketle telefon konuşmaları ve kaynağı anlaşılan bir takip sonucu meydana geldiği kanaatine varmış, ileri sürülen kuşku yönündeki ihtimali destekleyecek hiçbir somut veri yada araştırılması gereken belirti bulunmadığını da tespit ederek böyle bir kuşkunun yersiz olduğu kararı ile araştırmasını sonuca bağlamıştır. Daha da önemli bir husus; OPK’da bu soruşturmaların muhatabı olan yoldaşların, kendilerini 6 ay sonra partiden kesinlikle atılması ve hatta tutuklanıp ölüm cezasına kadar yargılanması gereken kişiler diye ilan edecek olan tasfiyeci hizip mensuplarının da oyları ile MK’sine seçilmiş olmaları gerçeğidir. Üstelik şu an “mafya çetesinin başı” diye teşhir edilen yoldaşa delegelerin istisnasız hepsi oy vermiş ve MK’da bu yoldaşı kendi içinde parti genel sekreterliğine seçilmiştir.
İşte daha sonra “Mafyacılık, Eroin Çetesi, Antalya’da villa, kayıp para, komplo ajanlık” gibi üfürükle balon gibi şişirilen olayın OPK’da ki soruşturma sonuçları ve halen daha gizli tutulan resmi boyları böyledir. OPK sonrası bu konularda alınan kararların gözden geçirilmesini gerektiren farklı somut olgular da çıkmış değildir. Yalnızca eroin ticaretinden eksik tahsil edilmiş paraların herhangi bir şekilde alınmaya çalışılmayacağı yolundaki OPK kararı temelinde tavırları birbiriyle çelişen iki MK üyesinin karşılıklı olarak birbirlerini suçlayan ve bazı üstü örtülü ifadelerle şaibe yaratan mektupları gündeme gelmiştir. Bu yoldaşlardan biri aracılık işine malını mülkünü satarak giren sempatizanların kaçakçılardan alacağını zorla da olsa tahsil etmek ve partiye yardımcı olmuş birinin mağduriyetini gidermek üzere harekete geçerek, diğeri ise bunun OPK kararını ve tüzüğü ihlal edici bir davranış olduğunu belirterek engel olmaya çalışmış, aralarındaki tartışma bunun üzerine çıkmış fakat birbirlerini “mafya gönüllüsü fedaisi” gibi şeylerle suçlama olumsuzluğuna vardığı gibi olayın karanlık bazı yönleri olabileceği kuşkusunu da uyandırmıştır. Bu mektupları eline alan AK tasfiyeci kliği ise ortaya çıkan çelişkinin gerçek boyutlarını araştırma ve tarafların kuşku verici yönleriyle tüzük hükümlerine uygun sorgulamasını isteme yerine, eroin davasında adı geçen tüm kişileri karanlık işler ve komplo olayları içinde göstererek ve de mektuplarda hiç olmayan “kayıp para, villa” gibi uyduruk şeyleri bu mektuplara atfen ileri sürerek ağır bir yargı ve peşin hükümle ilk MK toplantısında cezalandırma yönünde istismar etmekte fayda görmüştür.”( Haziran 1994 tarihli 18. Sayısında alınmıştır)
MKP’nin “Kardelen harekatı”na ilişkin yaptıkları “özeleştiri” den:
MKP “KONGRE” KARARLARINA GEÇEN BİR “TUTANAK”
“Partimiz soruşturma ve sorgulama yönteminde İLKE HATALARINA DÜŞTÜ. Karşı-Devrimci olsalar da bir kişiye kötü muamele, psikolojik baskı, insani onurunu zedeleme,hakaret,küfür ve FİZİKİ ŞİDDET .vb. yöntemler UYGULAMAK İŞKENCEDİR ve İNSANLIK SUÇUDUR. Bu Marksist Leninist Maoistler için İLKESEL bir SORUNDUR. Konferansımız NE YAZIK Kİ bu ilkeyi yeterince bilince çıkaramamış ve bu NOKTADA ilkesizliğe düşmüştür. Bu Parti tarihimize bir KARA LEKE OLARAK DÜŞMÜŞ ,Partimizin adaletini ve Hukukunu tartışılır hale getirmiştir..” (bakınız;”TKP(ML)`den Maoist Komünist Partisi`ne, Bu Tarih Bizim” adlı Kitap.sy.468)
“İlkesel olarak düşülen hatanın kendisi karşı-devrimci hücre elemanlarına sorgulama ve soruşturma sürecinde ‘devrimci şiddet’ adı altında işkence yapılmasıdır. “
Şimdi şöyle sorulacaktır: Eğer bir “insanlık suçu” işlendiğini saptıyorsanız, böyle bir suçun mazereti, hafifletici sebebi ve zaman aşımı olmayacağını da kabul ediyorsunuzdur. Peki, bu durumda “insanlık suçu”nu işleyenlere karşı ne yapacaksınız? “Dünya halklarından özür dilemek”le bu sorunun üstünün örtülemeyeceği de açıktır.
İşte “insanlık onuru işkenceyi yenecektir”le başlayan küçük-burjuva hümanizminin geldiği yer böylesine açmazlar oluşturmaktadır.
Şu kadarını söyleyelim ki, işkence, kim tarafından ve hangi amaçlarla yapılırsa yapılsın insanlığa karşı işlenmiş bir suç oluşturur. Bu doğrudur. Ancak, bu suçu işleyenler, cezalandırılmadan kalacaklarsa, böyle bir suçtan söz etmek boş konuşmakla özdeştir. Elbette burada suçları işleyenlerin, suçun niteliğine uygun olarak cezalandırılmalarından söz etmiyoruz. Biz, ister “Kardelen harekatı”n da, ister başka yerlerde devrimcilik adına yapılmış olan işkence olaylarının küçük-burjuva ideolojisine dayanan köklere sahip olduğunu ve bunun köklü olarak aşılması için yaşanmışlıklarla hesaplaşılması gerektiğini söylüyoruz.
Demek ki sözde değil özde Kaypakkayacı ve komünist ilkelere bağlı olmak gerekiyor. Aksi halde kendi çalıp kendi oynayan bir konumun dışına çıkmak ve emekçilere güven verip onların desteğini almak mümkün olmayacaktır. Devrimci hareket her bakımında açık,dürüst ve devrimci komünist ilkelere sıkıca bağlı olmak zorundadır.
Dahası devrimci ve komünistler olarak, her türlü burjuva dünya görüşü ve ilkelerinden uzak durmazsak, geleceğin eşit, özgür sosyalist toplumunu kurmak mümkün olmayacaktır.

HALKIN BİRLİĞİ

kurdistanda-2000-kisi

Saldırılar, baskılar, terörizm…..!

Türkiye’de 15 ayda 264 barışçıl toplantı ve gösteri engellendi, 5 yılda 161 bin kişi hakkında …