Önderler Zorlu Kavgada Yetişir Şiarının Pratik Örneği Kaypakakya yoldaş..!

İbrahim Kaypakkaya yoldaş, 1973 18 Mayıs’ında Diyarbakır zindanlarında 3,5 ay süren ağır işkenceler sonucu katledildiğinde 24 yaşındaydı. Faşist cellatlar onu haince katlettiğinde bugünkü gibi 40 yıllık bir mücadele deney, tecrübe ve bilgi birikimine sahip değildi. Bütün bunlara rağmen İbrahim yoldaş, Türkiye devriminin zafere ulaşmasındaki önder prototipini bize veriyordu. Bugün Türkiye devrimi Kaypakkaya gibi zorlu kavgada yetişmiş, istikrarlı, fikir üreticisi ve ürettiği fikirleri pratiğe uygulana önder kadrolara ihtiyaç duyuyor. öğrenmeye çalışacağız.

Proletarya, önderlerden özel yetenek ister. İK yoldaş gibi insanlara ancak proletaryanın saflarında rastlanır. O, Proletaryanın en iyi özelliklerini şahsında toplamıştı. Böyle olduğu için o gerçek anlamda bir yapı ustasıydı. “Kapitalizmin tabutuna çiviyi vuracak büyük çekiç” görünümüyle, İK dün olduğu gibi bugün de örnek almamız gereken önder tipidir.

Kapitalist toplumda, komünist önderler kolay yetişmez. Hele İK gibileri ise daha zor yetişir. Son 49 yıllık süreç, bize bunu daha yakıcı gösterdi. Dün İK’yı küçümseyen onu “sol sapma içinde olan köylü devrimcisi” olarak mahkum etmeye çalışanlar, bugün İK’nın 49 yıl önce söylediği, “devrimci iradenin rolünü ve devrimin silahlı güçlerinin daha bugünden oluşturulması görüşüne” bugün ancak uluşabiliyorlarsa, burada İK’nın uzak görüşlülüğü ve komünist öngörülülüğünün teslim edilmesi gerekmiyor mu? Ama bu mütevazilik ne gezer. Çünkü onlar için dün dündür, bugün bugündür. İK bu tip önderlerden değildi. O mücadelenin ateşi içinde pişerek, çelikleşerek sağlam bir savaşçı; yetenekli ve çok yönlü bir önder haline geldi. Kuşkusuz, komünist önderleri biçimlendiren de koşullardır, mücadeledir; ama bütün bunların özel yeteneklerle birleşmesi gerekir.

Kısa devrimci yaşamına bir göz atıldığında onun bilgisizlikten teoriyi kavramaya geçiş sürecinde sürekli devrimci bir yol izlediği görülür. Devrimci hareket içine adım attığından itibaren, teoriyle-pratiği kaynaştırmaya çalıştı. Devrimci hareketle yüz yüze geldiği öğrencilik yıllarında dikkatlice temel eserleri okurken, aynı zamanda kavganın bir neferi olarak ileri atıldı. Yüksek öğrenim gençliğinin mücadelesinde yer aldı ve kısa sürede örnek tavırlarıyla öne fırladı. Ön saflarda savaşımın zorluklarını omuzlamaktan yılmadı, tersine sorumluluklarına içtenlikle sarılarak, öğrenci gençliğin savaşımını yükseltmekten, köylülerin toprak işgallerine, işçilerin grev ve direnişlerinden, küçük üreticilerin miting ve yürüyüşlerinde yer alarak, sınıflar savaşımına daha aktif olarak katıldı.

O bir yandan gelişen kitle mücadelesi içinde yer alırken, diğer yandan da devrimci teoriyi derinden kavramaya girişti. Genç ve tecrübesiz olmasına rağmen, yayın organlarında yazıları ve incelemeleri yer aldı. Bu yöndeki gelişmesinde tahlilleri ve sorunları ciddi olarak ele almaya çalışması dikkat çekiciydi. Özellikle işçi köylü hareketler ve proleter devrimci politika ve Çorumda “sınıfların tahlili” ve PDA revizyonizmin eleştirisi adlı yazılı eleştirisi, Kemalizm, milli mesele incelemeleri Marksizmin canlı kavranışına ve Türkiye devriminin özgünlüklerini yakalamaya yönelik önemli çalışmalardır. O esas itibarıyla Marksist-Leninist olan bir çizgi geliştirdi. Çok önemli hatalar ve eksikliklerin olması, Maocu revizyonizmden derinden etkilenmesi ve Çin devriminin daha fazla etkisinde kalması bu gerçeği değiştirmez.

iK’nın geliştirdiği çizgi, o güne kadar devrimci hareket üzerine çöreklenen revizyonist ihaneti yerle bir etme ve oportünizmin hakimiyetine son verme yolunda gerçek anlamda bir atılımdır. Onun komünist bir önder olarak büyüklüğü tam da burada yatar. Geliştirdiği çizginin hatalar ve eksiklikler taşıması, bu gerçeği gölgelemez. Çünkü devrimci hareketin o günkü şartlarda doruğunu İK temsil ediyordu. Ondan daha ileri ne bir teorik atılım ve program vardı ve ne de pratik. Bu halde bugün kalkıp dünü kendi koşullarından koparak değerlendirmek, dipsiz kuyuya benzer. Çünkü o koşullarda, M-L’nin en temel eserlerinden bir çoğu Türkçeye kazandırılmamıştı. Devrimci teori hakkında revizyonist tahrifat ve saptırmalarla bozulan kısır bulgular vardı. Mao, M-L bir klasiği olarak görülüp, değerlendiriliyor ve UKH’nin önderi olarak görülüyordu. Dünyanın dört bir yanında halk savaşı merkezli gerilla savaşları yükseliyordu. Aynı zamanda geniş devrimci kuşak, devrimci deney yönünde oldukça eksikti. Dolaysız tecrübe olarak, kendiliğinden gelme kitle mücadelesine katılmaktan öte bir veriye sahip değildi. Komünist hareketin üzerinde yükleneceği miras kısır ve yetersizdi. Bir komünist önder olarak İK, ancak bu şartlarda bunları yapabilirdi. O koşullarda İK’dan daha ilerisini beklemek, hiç de bilimsel bir yaklaşım olmayacaktır.

Komünist bir örgütün önderliği, her zaman ateş hattında olan bir savaşçı kurmayı olmak zorundadır. Bunun için en dinamik, en cesur ve en bilinçli öğelerden oluşmalıdır. Uzaktan başarılı bir önderlik yapılamaz. Komünist bir hareketin önderliği de, örgüt kitlesiyle birlikte, ama örgüt kitlesinin ön safında olmalı, görevlerinin başında yer almalıdır.

” Kitlelerin kendiliğinden atılımı ne kadar büyümüş, hareket ne kadar yaygınlık kazanmışsa, komünist bir önderliğin teorik, siyasal ve örgütsel çalışmasına yüksek bir bilincin gerekliliği de o kadar çok kendisini duyurur”.

Bugün de böylesi bir önderliğe daha çok ihtiyaç duyuyoruz ve çünkü İ.Kaypakkaya yoldaş burada da kilometre taşıdır. Çok yönlü bir önderliği şahsında cisimleştirmesi dikkate alınırsa, İ.K. hala komünist hareketin bugün de aşamadığı bir önder tipidir. Komünist hareket ibodan öğrenerek ve Onun ortaya koymuş olduğu tahlil ve tespitleri derinleştirip hata ve esksikliklerinden arındırarak önderler örgütünü yaratacaktır.

İbrahim’i anmak, faşizme ve sermaye düzenini yıkmak için kavgayı harlamak ve doğmatizme ve inkarcılığa inat ve ısrarla mücadele ederek komünist hattı güçlendirmektir.