Korkuyu Yenerek Yaşamak Kralı Attan Düşürmekten Geçiyor..!

Burjuva kapitalist sistem egemenliğini pekiştirerek sürdürmek için, ordusuyla, polisiyle, mahkemeleri ve zindanları ile toplumu korku içine hapsetmeye çalışır. Elinin altında bulunan zorun en gelişkin örgütlenme hali olan devleti halka hizmet ve çözüm bekleyen sorunlarına yanıt olma yerine, daha fazla nasıl sündürürüm ve egemenliği altına alırım, ebediyen iktidarı mı sürdürün yaklaşımıyla, emekçi yığınları, işinden, aşından, köyünden, tarlasından mahrum bırakarak, boyun eğdirmeye çalışır.

 Faşist baskı ve şiddet, toplumu hizaya getirmede burjuvazinin temel silahı olarak daima devrede olmuştur. Greve çıkan işçiye, hakkını arayan emekçi köylüye, kamu emekçisine, eşitlik ve özgürlük istemini yükselten Kürt halkına, barınma, laik, parasız ve demokratik eğitim hakkı isteyen öğrenci gençliğe, erkek egemenliğinin cins ayrımcılığına karşı çıkan kadınlara, devlet ordusuyla- polisiyle mahkeme ve zindanlarıyla Saray faşizmi emekçilere saldırıyor. Bu faşist baskı ve yasaklarla, emekçiler, polisten jandarmadan korkar hale getirilerek, toplum korku duvarlara içine hapsedilerek, çaresiz ve boyun eğip itaat edici bir konuma getirilmeye çalışılıyor. Karakollardan polis, jandarma, fabrikada patron usta başı, okulda okulda öğretmen ve üniversitelerde rektör-dekan evde analar- babalarda korkuyoruz.

 Peki bu korku nereye kadar? Korku sinik ve boyun eğitici bir halde yaşanır mı? Korkmak bizi ne işten atılmakta ne de okuldan atılmaktan kurtarır. Böyle olmadığı için bugün 400.000 kişi zindanlara atılmış durumda. Türkiye’de 10 milyondan fazla işçi var. İşten atılmak zaten patronların 2 dudağı arasına sıkışmış durumda. El etek öperek yada patron ve temsilcilerine yalakalık yaparak işten atılmalar önlemek mümkün değildir.

 Polis jandarma güçleri iş isteyen işsizlere, greve çıkıp direnen hakkını arayan işçiye, laik, demokratik  parasız, eğitim, barınma hakkını öğrenciye, toplu sözleşmeli sendika isteyen yaşanacak ücret talep edeme kamu emekçisine, evinin yıkılmasına karşı çıkan gecekondu emekçisine, açlıkla yüz yüz bırakılan emekçilere saldırıyor kendi kaderini kendi eline alması için ayağa kalkmış olan kürde saldırıyor tutukluyor ve zindana kapatıyor haklarını yok sayıyor.

 Kısacası başında Erdoğan’ın oturduğu Saray rejimine karşı çıkan hemen herkes, faşist baskı ve saldırıya uğruyor. En başta işçiler, emekçiler Kürtler hedef tahtasına oturtularak korku duvarları daha güçlü örülmeye devam ediliyor. Korkarak yaşamanın mümkün olmadığı bir gerçekliktir. burjuva düzen partileri bile kendi içlerindeki korku dağlarından bahsediyorlar. CHP’ye yönelik 19 Mart darbesi ardında itirafçıların verdiği bilgiler sonucu yüzlerce insanın tutuklanması bunu gösteriyor.

  Peki kendi anayasalarının bile askıya alındığı ve orman yasasına göre hareket edildiği, Şeflik rejiminin   herşeyi tek kişiye Erdoğan’a bağlayarak her bakımdan burjuva politikasının bile ayağa düşürüldüğünün yakıcı olarak açığa çıktığı koşullarda, demokrasi ve özgürlüklerden bahsetmek mümkün olabilir mi? Elbette olamaz. Yıllardan bu yana faşist dinci diktatörlük baskı ve zulmünü sınır tanımazcasına sürdürerek toplumu zapturapt altında tutmaya çalışıyor.

 Elbette toplum bir köstebek gibi korkularla yaşayamaz. Korka korka yaşamak aslında Saray rejiminin  tam da istediği bir durumdur. O, bu yolla emekçileri sisteme biat eder hale getirerek, kendi bildiği yolda ilerleyip, sömürü ve zulüm düzeninin ömrünü uzatmak istiyor. Milyonlarca insan yıllardan bu yana korku ve sindirilmiştik içinde yaşamaya alıştırılmıştır. En basit kitle eyleminin bile faşist baskı ve terörle karşılandığı Türkiye’de bu olumsuz çemberi kırıp dışına çıkmanın tek yolu var, o da, örgütlenmek ve birleşik direnmektir. Bunun sağlamanın yoluda, bilinçlenip, örgütlenip korkulara karşı ayağa kalkmaktır.