Katledilmesinin 52.Yılında Komünist Önder İbrahim Kaypakkayadan Öğrenerek Daha Güçlü Mücadeleye Katılmak..!

Tarih yaprakları 18 Mayıs 1973’ü gösterirken Diyarbakır zindanlarından işkence tezgahında devrimimizin öncüsü kartalımız faşist diktatörlükçe tehlikeli komünist bir önder olduğu için hunharca katlediliyordu.
52 yıllık reformist-oportünist dönemi genç yaşına rağmen darbeleyerek aşan, tabuları kıran ve öncelleriyle hesaplaşan, teori ile pratiği birleştiren, M.Suphi’den sona ikinci kez Türkiye Kuzey Kürdistan topraklarında komünist hareketi ayakları üzerine dikiyordu. İşte uzun süren ağır işkenceler sonucu parça parça edilerek Diyarbakır zindanlarında bunun için katledildi önder Kaypakkaya yoldaş.
Aslında Kaypakkaya yoldaşın işkencede katledilmesinin üzerinde 52.yıl geçti. Erkence aramızda koparılıp alınan Kaypakkaya yoldaşın, Türkiye komünist hareket için doldurulması güç bir boşluk yarattığını geride bıraktığımız süreç yakıcı olarak açığa serdi. Aslında geride kalan süreçte herkes Kaypakkaya yoldaşla ilgili olumlu-olumsuz birçok şeyler söylediler. Ama o hep kartla olarak yükseklerde uçmasını başararak, cüce önder müsvettelerinin değerlendirmeleri, sahte iz sürücülerinin gerçek oportünist yüzlerini açığa çıkardı.
Dahası, Kaypakkaya yoldaşa sahte methiyeler dizenler yada düzeysiz saldırılar içinde olanları şimdi pek kimse hatırlamıyor, ama Kaypakkaya yoldaş her daimi yükseklerde uçan kartla olarak Türkiye’nin semalarında uçmaya, örnek olmaya ve yol göstermeye devam ediyor.
Biliyoruz ki, devrimciliğin her bakımdan sınandığı bir dönemden geçiyoruz. Taksim direnişinin ortaya çıkarttığı devrimi hava, hemen herkesi yeninden silkeleyip ayağa kaldırıyor. Tamda burada devrimci olmak ve kalmak, inatla ve ısrarla bu hatta yürümek gerçekten de devrimci arkamıza bakmadan tüm benliğimizle, arkamıza dönüp bıkmadan, halkın davasına ,devrime, sosyalizme bağlanmakta ve feda ruhu içinde ileriye atılmaktan geçiyor.
Çürümenin, legalist ve risksiz devrimciliği geçer akçe kılındığı dönemde, Kaypakkaya yoldaş gibi ön açıcı olmak ve kartallaşmaktan, değer vermekten, emek harcamaktan yoldaşlığın yüce duygusundan bahsetmeliyiz.
İşte 18 Mayıs andığımız 52. Yıl dönümünde meselenin özü tamda buradadır. Yaşmak ama nasıl? Adanmak ama nasıl? Sorular uzar gider. Umutsuzluğun, çürümenin, risksiz devrimciliğin etkin olduğu, yani sosyalist düşünüp, küçük burjuva yaşayanların fazla olduğu bir ülkede yaşayınca insan Kaypakkaya yoldaş, Mahir Çayan, Deniz Gezmişi, Mazlum Doğanı ve diğer devrimci-komünist önderleri düşünmeden edemiyor.
Mayıs ayı, direniş ve devrim şehitlerin iç içe geçtiği aydır. Mayısta, 1 Mayıs şehitlerini, 31 Mayıs 1971 yılında Nurhaklarda Sinan, Alpaslan, Kadir’in; 6 Mayıs 1972 yılında Denizi,Yusuf, Hüseyin’i, 18 mayısta Diyarbakır zindanlarında katledilen komünist önder Kaypakkaya’yı; yine 18 Mayıs 1977 yılında PKK önder kadrolarından Haki Karer’i ve Onların şahsında bütün devrim ve sosyalim şehitlerini, kimimiz internet sitelerinin de blok sayfalarına koyup şiirler-şarkılar ithaf edilip, makaleler yazılacak, legalist-liberal solcular” yiğittiler ama teorileri yanlıştı, kahramandılar ama küçük burjuva devrimcisi maceracılardı “ vb. türü bir dizi izahatlı değerlendirme yazılarıyla karşılaşacağız.
Kaypakkaya yoldaş ve diğer Mayıs şehitlerini-Kaypakkaya yoldaş Türkiye’ye daha 20’li yaşlarda devrimci çözüm önerebilmiş, bunun teori ve pratiğini geliştirerek hayatını bu uğurda feda etmekten geri durmamış ve onun yarattığı komünist değer ve erdemleri,, burjuva biçimini her gün yeniden üreterek, basit hazların, doyurulmaz içgüdülerin, keşfetmenin ve yaşamdaki bütün zevklere varmanın peşinden koşan, yenik, iddiasız devrimcilerin elinde ve dilinden kurtarmakla yüz yüzeyiz.
Kaypakkaya yoldaş ve devrim için mücadele ederek ölümsüzler ordusuna katılan devrimcilerdendi. Kaypakkaya yoldaş ve diğer devrim şehitleri ölüm yıl dönümlerinden kendilerini anmamızı istemediler. Dahası onlar kendileri adına bizlerde hiç bir şey istemediler. Ve yalnızca devrim ve sosyalizm bayrağının yere düşürülmeden kale burçlarına çekilmesi için mücadeleyi kesintisizce sürdürmemizi ve yarım bıraktıklarını tamamlamamızı istediler.
Çünkü , Onlar inandıkları, devrim ve sosyalizm ideallerinin zaferi için mücadele ederek, ölümsüzleştiler. Bilseler ki, her yıl Onları takvimlere bağlı ölüm yıldönümleri günlerinde yasak savama babında anmamızdan dolayı, üzülüp-inciniyorlar.
Şimdi birçoğu 18 Mayısta İbrahim Kaypakkaya yoldaşı anacağız ve geçmişten kopmadığımız düşünüp rahatlayacağız. Biliyoruz ki, iğne az ama çuvaldız fena acıtır. Özeleştirici olmak devrimciliğin olamaz olmaz harcıdır deriz. Ama çuvaldıza bir türlü elimize almıyoruz.
Ne yazık ki geçmişten kopuldu ve geçmişte kopmanın geleceğe pusulasızlık içinde, hızla bilinmezlere yuvarlanmaktır. Liberalizm, iddiasızlık, kolay ve risksiz devrimcilik küçük burjuva düzen içi devrimciliği üretip, yaygınlaştırıyor.
Kitle mücadelesinin canlandığı ve sistem parti ve diktatörlüğün bir çok bakımından teşhir olduğu, devrimci uyanışın yükseldiği koşullarda, sürece müdahale ederek yol açmak ve buz kırmak için, Kaypakkaya yoldaş gibi Kartallaşmayı dayatıyor. Her açıdan kirlerden ve paslardan arınarak değişmeliyiz, cüretkar, tutkulu, zafere kilitlenmiş devrimci-komünistler olmalıyı, devrim ve sosyalizmi daha güçlü sevmeliyiz, emek vermeliyiz, kendi yaşamımızı, enerjimizi, tüm yeteneğimizi her bakımdan devrime adamalıyız.
Kaypakkaya yoldaş ve diğer şehitlerimiz, öyle sevdiler, öyle emek verdiler ve idealleri uğruna feda ruhu içinden ileriye atılmaktan, yaşamlarını devrime-sosyalizme adamaktan geri kalmadılar.
Bugün öykünen burjuva olanak ve yaşama ulaşmalar, hiçte güç değildi. Ama onlar kapitalist sistemde burjuva yaşama değil, zor ama onurlu olan devrimci yaşamı tercih ettiler, sınıf intiharı yaparak, kendilerini işçi ve emekçi yığınların kurtuluşuna adadılar. Yalanların cennetlerinden gezinmek, doğrunun cehennemlerinden eziyetler çekmekten daha kolay gelebilir, ama yeryüzünü cennet yapma sevdası bütün eziyetleri değer. İşte Kaypakakya ve diğer devrim şehitleri devrim ve sosyalizm için fedakarlık, verici olmak deyip, öyle yaşadılar ve dudaklarında devrimci marş ve şiarlarıyla gülerek ölümü kucakladılar.
Biliyoruz ki, komünist devrimciler, devrim ve sosyalizm için her şeyden vazgeçiştir ve fedakarlığı gerektirir. Yemesinden, içmesinden uykusundan, sevdiklerinden fedakarlık yapmayanlarını emekçilerin ve insanlığın, sömürü ve zulümden kurtuluşları için dövüşmeleri beklenemez.
İşte tamda burada karşımıza Lenin yoldaşın Rosa Lüksemburg için söylediği: “ O bir kartaldı” sözü geliyor. Zor dönemlerin ve süreçlerin yol açıcısı olmak, kartallaşmak mı, sıradan bir yaşamı tercih ederek düzene boyun mu eğilecektir. Dahası her alanda devrimcileşmek mi, yoksa bir ayağı sistemde çıkmayan, düzenle uzlaşıcı yarım devrimcilik mi? Yanıtlanması gereken teme sorun budur.
Kaypakkaya yoldaşı anarken, onun mücadelesi ve yaşamından öğrenerek, kendimiz değiştirmeliyiz, ama bunun için iradeye dayalı bir eylem sürecine girilmelidir. Biliyoruz ki insan faaliyetinin motor gücü iradedir. Devrimci irade yoluyla hedefler vurulur ve özgürlüğün yolu açılır. Haliyle, devrimci irademizi, sistemin çarkları arasında un-ufak olmaktan kurtulmalıyız. Kimileri buna “ olanaksız” diyebilir. Bu sistemden kopmak mümkün değildir demek kendine güvenmeyen korkakların işidir.
Her bakımdan geriye düşmüş, kimliği bozulmuş zor süreçten geçiyor devrimci mücadele. Ama komünist devrimciler var, bir avuç olsalar da kardelenler olarak direniyorlar, onurları adına. Zor dönemlerin devrimcileri onlar. Onlar, sağlam bir tarih ve sınıf bilincinin ve sarsılmaz bir irade gücünün simgelediği kişiliklerdir. Zor dönemlerin devrimcisi, tarihin büyük yenilgilere olduğu kadarıyla büyük başarılar tanıklık ettiğini bilir.
Karşı devrimin karanlıklarının egemen olduğundan bile bir komünist devrimci sınıflar mücadelesi ve devrimci kavganın yeniden yükseleceğine olan inancını bilir. Ama ömrü ve tarihe bakışı dış görüngüsüyle sınırlı gören küçük burjuvaların gördükleri kadarıyla umutsuzluğa kapılmaları kaçınılmazdır. Onlar, devrim ve sosyalizm bir daha başını kaldıramaz ve ütopya olmaktan öteye gitmeyeceğine inandılar. Bu topraklarda umutsuzluğa hiç geçit verilmemiştir. Yenilgilerin küllerinden, yeniden doğan devimciler zor günleri kavga erleri olarak umudu her gün üreten devrimciler, devrimin öncüleri olmayı başardılar.
Devrimimiz İbrahim Kaypakkaya yoldaş gibi, kartallara gereksinimini her geçen gün kendisini daha fazla dayatmaktadır. Çünkü, bir yandan işsizlik, yoksulluk, sefalet ve sömürü altında inleyen emekçi yığınlar, ulusal ve demokratik hakları yok sayılan Kürt ulus, öte yandan faşist baskı, sömürü ve zulümle ayakta kalmayan ve emperyalizmin Ortadoğu da gönüllü jandarması rolünü üstlenmekten geri kalmayan işbirlikçi tekelci burjuvazi ve büyük toprak sahiplerinin faşist diktatörlüğü. Kıyametin sıcağından yakarak, kendisini yenilemeyen hantallıktan, bürokratizmin ve iktidar perspektifinden uzaklaşmış devrimci reflekslerini tazelemeyen devrimci, kapıyı çalmakta olan tarihsel hesaplaşmada av olma halinden kurtulunamayacağı bir gerçekliktir. Ya sistemin saldırıları ve kuşatmasına av olacağız, kapana sıkışacak ve marjinal olmaktan kurtulamayacağız, yada kartal olup yükseklerde düşmanın ulaşmasının zor olduğu yerde uçmaya devam edeceğiz. Onun içindir ki, şimdi tamda Kaypakkaya yoldaş gibi kartla olma zamanıdır.
Biliniyor ki, kartallar bir avcı olarak sürdürdükleri yaşamlarının sonuna doğru gagalarının uzaması, pençelerinin sertleşmesi ve kanatlarının ağırlaşması sonucunda artık avcı olmaktan çıkıp, av haline düşerler. Efsaneye göre, av haline gelmiş kartallar, ömürlerinin sonuna doğru güneşe en yakın dağ doruklarında uçarak artık uzağı görme gücünü yitiren gözlerini ve tüylerini yakarlar, gagaları taşlara vurur düşürürler, tırnaklarını söker ve böylece her bakımdan yenilenmelerini sağlarlar. Haliyle bir dönemler av olarak sürdürdükleri yaşamlarına son verip, yeniden bir avcı olarak ortamlarına dönerler.
Aslında bu değişim-dönüşüm yani her bakımdan yenilenme sadece fiziksel değil, aynı zamanda, ruhsal yenilenmeyi de ama daha da önemlisi kendiliğindenciliğinden değil, yeniden var olmak için iradi olarak seçilen oldukça zorlu ve zahmetli bir yoldur.
Demek ki kartallaşmış kanatlardan, görmede sorunlu gözlerden, gücü zayıflamış gagalardan kurtulacağız; yüksek dağ doruklarına uçarak kayalara vura vura kendimiz her bakımdan yineleyerek yani kartallaşarak yeniden ortama döneceğiz.
Bir komünist devrimci için Kaypakkaya yoldaşı anmak, ondan öğrenmek, çürümeye, yozlaşmaya kendiliğindenci ve durumu idare etmeci devrimciliğe karşı, devrimin kartalı olmak istiyorsa sistemin kuşatmasının dışına, zorlukların içine, kendi değişimi-dönüşümü coşkusuyla yönelmektir.
Çünkü biliyoruz ki, devrimcilik, öyle umudunu yitirmiş, fedakarlık azmini kaybetmiş, sistemle uyum için kurbağaları ürkütmeden yaşayan reformist-liberal sol’cuların bizlere sıklıkla tekrarladıkları gibi, yeni bir işimiz olacak, onunla ilgileneceğiz ve vakit buldukça devrimcilik yapacağız.
Biliyoruz ki, bu tarz bir devrimcilikte, iktidarı olma devrimciliği çıkmaz. Elbette devrimcinin bir işi mesleği olacaktır. Yaşaması için gereken maddiyatı sağlaması lazım.
Neki, burada esas sorun merkeze neyin konduğudur. Biz önce devrimci sonra bir meslek sahibimi olmalı yoksa. Önce meslek statü sonramı devrimci olmalıyız.
Elbette, önce devrimci olmalıyız. Aksi halde mesleği devrimci oluşumuzun içine yediremeyiz. Biliyoruz ki, devrimci bir kişi statü dışında kalarak üreten ve yaratan kişidir. Devrimci edilgen ve kendiliğindenciliğin önünde boyun eğmez. Devrimci insan statükoya kendi gerçeğini dayatır. Devrimci, devrimci gibi sıra dışı yaşayandır. Devrimci var olan verili durum karşısında dönüp, paniğe kapılan yolunu şaşıran yerde var olmayan şartları gösterip, paniğe kapılarak, bir şeyin yok oluşunu haklı çıkaran değildir. Komünist devrimci bir kişi, mevut durumu, devrimci özellikle devrim nesnelliği içinde insan özelliğinin en ağır bastığı olay olarak kavrayandır.
Biliyoruz ki, kendi gündemimize, devrimci ve emekçi yığınların sorunlarının önüne geçirdiğimiz an kaybederiz. Bizi belirleyecek ve şekillendirecek olan şeyin, devrim ve halkın istemleri olduğunu unutmamaktır. Kendi kişiselliği ve grupsallığından yola çıkarak bir takım zorunlulukları ertelemenin, devrimci mücadeleye güç ve zaman kaydettirdiğini bilmeliyiz. Kendi küçük dünyalarımız ve kişisel olanları her adımdan devrimin hizmetine açmalıyız.. Bunu sağlamadan, yeni bilinene tabirle sınıf intiharını gerçekleştirmeden proletaryanın kurtuluşu için dövüşen komünist bir devrimin insanı. olmak pekte olanaklı olamaz.
Devrimci yaşam kanama ve bozulma kayıplarla sürüyor. Devrimciliğin özünü gölgeleyen, onu örten çamur yığıntılarından arındırma, kanayarak yaşayan devrimci özü doğru temellerinden yeniden silkeleyerek ayağa kaldırmak görevi, komünist devrimcilerin omzundadır. Görmezden gelmek, çürüyenle yok olmaktadır. Artık ya kanama çürüme devam edecek yada yeniye can verecek şehitlerimizden öğrenip, onlardan feyz alarak, geriye gidişe dur diyeceğiz. Yenilgilerden ders çıkararak, daha iyisini başarmak için ileriye atılacağız.
Dahası yarın tarih, bugünün iradesini kimlerin toplantılarda ve tartışmalarda yapıla geldiği gibi Amerikan kıtasını yeniden keşfetmek değil, bir eylemin bir düzine program daha etkili olacağı gerçeğini bilerek kartallaşmayı ve zafer odaklanmayı amaçlayan güçte olup-olmadığı üzerinden sorgulanacaktır.
Geçmişe şöyle bir dönüp baktığımızda kartallar ülkesinden yaşadığımız göreceğiz. Kuşku yok ki tüm faşist baskı, saldırı ve zulmü devrimci iradeleriyle yenen ve geride kalanlara yürünmesi gereken kurtuluş yolunu gösteren devrimimizin kartallarından, komünist İbrahim Kaypakkaya yoldaş olmuştur.
Sözüyle-özü, teori ile pratiği uyum içinde olan ve verdiğin sözün arkasında duran-takipçisi olan Kaypakkaya yoldaş hep Türkiye devrimci hareketi içinde tabulara vuran, buz kıran rolü oynayarak ön açıcı önder olmuştur. O yalnızca pratik duruşuyla değil, aynı zamanda koşullar içinde teorik- politik çözümlemeleriyle de devrimci-komünistlere güçlü bir mücadele silahı bırakmıştır. TC devletini ve Kemalizm’in gerçekliğini devrimci ve sosyalist perspektifle eleştirip, çözümlemeleriyle Kürt sorununda enternasyonalist duruş ve diğer devrimin bir çok temel sorunlarında ciddi hatalar ve yetmezliklere rağmen doğru devrimci sonuçlar ortaya koyarak döneminin doruğu olmuştur.
Doğru M-L bir tarih bilincine sahip olan Kaypakkaya yoldaş Türkiye ve Kuzey Kürdistan Türk ve Kürt ulusları ve diğer azınlıklar halkların yaşadığı yaşadıkları gerçeklikleri eğip bükmeden dost doğruca ortaya koyarak, sömür zulüm ve her türden ulusal ve dinsel -mezhepsel ayrımcılığa karşı, işçi ve emekçi yığınları devrim ve sosyalizm için örgütleyip, ayağa kaldırarak yığınların iradesini ortaya çıkarmaya çalışıyordu.
Açık olan şu ki, yalnızca tespit etmek yetmez, aynı zamanda bu tespitler doğrultusunda yığınları örgütlenip bilinçlendirilip hareket geçirilmesi gerekiyor. Örgütsüz bir halk, tarihsel görevi olan devrimi zafere taşıması mümkün olmaz. Bu irade örgütlü bir tarzda harekete geçirilmezse emekçi yığınları sömüren ve ezip baskı altında tutan egemen sınıfların faşist diktatörlüğünün üzerine yürümesi mümkün olamaz.
Geçici yenilgiler yada geriye düşüşlere bakarak umutsuzluk içinde olmayan Kaypakkaya yoldaş ölümle dövüştüğü dönemde bile, örgütün yeniden ayağa kaldırılarak, mücadelenin geliştirilip ileriye taşınmasına olan inancını tazeleyerek, amaçladığı ve yaptığı işe, kendisini inanmayanın başkalarını inandırmasının mümkün olmayacağını ortaya koyuyordu.
Kavganın öncüsü İbrahim yoldaş, inançları ve sosyalizm davası için en büyük bedelleri göğüslenmekten geri durmadı. Bu uğurda büyük-küçük görev-iş ayrımı yapmadan, yeri gelir devrimin bir sıra neferi gibi çalışır ve yaptığı işin coşkusunu etrafa ve yoldaşlarına yayarak, onlara moral-motive taşır. O biliyordu ki, söylenen sözler-alınana kararlar pratiğe sürülmüyorsa, yani alınan kararlar laf olmaktan öteye geçmiyor, pratiğin yolunu aydınlamıyorsa, dahası alınan kararların gereği yapılmıyorsa laf olmaktan öteye geçmeyen şeylere, birilerinin inanması ve güvenmesi de beklenemezdi. İşte sözü-özü bir güvenilir komünist önder olamamak Kaypakkaya yoldaş için böyle bir şeydi.
Komünist bir önderin halkın istemlerini bilmesi yetmez bunları örgütleyip-harekete geçirmesi gerek. İster insan, ister ulus asla durağan değildir. Bunlar umutsuzluğa boğulduğu gibi, büyük işler başarmaya da doğrudan nitelendirilebilinir. İşte doğru devrimci politikalar ışığında yığınları istekleri doğrultusunda uyandırmak ve harekete geçirmek yeteneği, diri ve güçlü olduğu içindir ki ancak komünist bir önderlik rolünü oynamak mümkün olabilirdi. İşte Kaypakkaya yoldaş yalnızca ölümsüz olan halktır’ şiarını kendinse örnek almıştır.
Kaypakkaya yoldaşın Diyarbakır işkencehanelerin’den 3.5 ay gibi uzun bir süre işkencenin ardından ser verip sır vermediği için faşist diktatörlükçe 18 mayıs 1973 yılında, “devlet için çok tehlikeli olduğu için” katledildi.
Kaypakkaya yoldaşı yasak savma ve ardından sahte gözyaşı dökerken, Onu devrimci yaklaşım ve çizgisinden kopartarak sıradanlaştırarak anan, inkarcı ve dogmatik yaklaşım ve tutumlardan uzak durarak anıyoruz.
Kaypakkaya yoldaşın arkasında yaldızlı laflar etme yerine Ondan öğrenip, onun gibi engel tanımaz, hata ve zaaflarımızla hesaplaşarak her alanda kendimizi yenileyerek, kirlerden ve paslardan temizleyen bir çizgide yürüyerek, onun eksikliğini aşma kararlılığı içinde olarak 18 Mayısın devrimci direnç ruhuyla donanmalıyız.
Kaypakkaya yoldaşı ölümsüz kılan, proletaryanın komünist ideolojisine olan inancı ve güçlü bağlılığıydı. Devrim ve sosyalizm mücadelesinde engeller tanımadan sonuna kadar gitme, ölümü severek kucakla, sömür ve zulüm düzeninin yıkılması ve emekçi halkların kurtuluşa el uzatmalarına olan güçlü inancıyla, işkence hunharca katledilişinin 52. Yıl dönümünde komünist önder yoldaş İbrahim Kaypakkaya yoldaşın anısı önünde saygıyla eğiliyor kavgamızda her daima yaşatacağımıza söz veriyor.
Komünist Önder Kaypakkaya Ölümsüzdür…!