Anasayfa / İnşamız / Kapitalizmin İnsanı Yozlaştırma Dayatmasının Alternatifi Yoldaşlıktır..!
irfan-yoldas

Kapitalizmin İnsanı Yozlaştırma Dayatmasının Alternatifi Yoldaşlıktır..!

Bilindiği gibi günümüzde yabancılaşma kavramı, insan faaliyetini de kapsamak üzere genişlemiş durumdadır. Aşırı uzmanlaşma sınırına kadar götürülmüş bir iş bölümüne dayalı bu emperyalist kapitalist toplumda insanların ufukları, son derece daralmıştır. Karşılıklı anlaşma ve iletişim kapasitelerinde bir yabancılaşma durumu ortaya çıkmıştır. Sonuçta, bireyler arasındaki sosyal ilişkiler “metalaşmış”. İnsanlar birbirini giderek iş ilişkisi ya da ekonomik ilişki olarak görmeye başlamıştır. Kısaca, insanı insan yapan en önemli özellik olan sosyal ilişki yetisi de en kötü biçimde yabancılaşmıştır.

Çünkü iletişim, örgütlü toplumdur. İletişim, düşünme ve dildir. Kapitalist toplum ulaştığı aşamada bu temel insan yeteneğini neredeyse yok etmek üzeredir. Günümüzde insanı daha ileri bir yaşam biçimine taşıması beklenen teknoloji, iletişim kapasitesini ve bildirişmeyi tüm insanlar bakımından daraltmıştır. Duyguların, sevgilerin ve ilişkilerin de metalaşmasıdır bu. Ve bu durumun yarattığı aşırı bencillik-bireycilik, aşırı yalnızlığa yol açmakta ve içe kapanıklık kapıyı çalmaktadır. Günümüzde insanlar, giderek birbirlerini dinleyebilme niteliklerini bile yitirmekte, yalnızlık alanı sürekli genişlemektedir. Bu durum, insansızlaşmadan başka bir şey değildir.

Bu noktada bizi ilgilendiren, yabancılaşma ve insansızlaşmadan devrimcilere düşen paydır. Çünkü şimdilerde devrimciler arasında “yoldaş” sözcüğünün bile kimi zaman bir resmiyeti çağrıştırarak yabancılaşma ögesi olarak kullanıldığı ve içeriğinin boşaltıldığı gözlenmektedir. Ama kuşkusuz en önemlisi birbirine “yoldaş” diyenler arasındaki mesafe ve iletişim eksikliği ve riyakarlıktır. Yoldaş olmak adı üstünde aynı yolda yürümek, aynı inancı aynı kavgayı bölüşmek ve yarın yanağından gayri herşeyi paylaşmaktır. Kısacası ikircimsizce her anlamda paylaşma ve dayanışma ve kendinden önce yoldaşını düşünmektir. Haliyle yoldaşlık hiçbir vakit basit bir politik ve örgütsel ortaklık olarak görülmemelidir. Yoldaşlığı bu tür yaşamak; düşüncede; duyguda ve paylaşımda ortaklık olarak pratiğe geçirememek, devrimciler arasında kapitalist yabancılaşmanın en bariz göstergesidir.

24 Ocak 1973 yılında yoldaşlarını baskından korumak için kom de ilk kurşunu ve bombayı düşmanın üzerine atarak, ölümü gülerek kucaklayan Ali haydar Yıldızın yaptığıdır yoldaşlık, ya da bir ölüm orucu direnişinde “ilk ben olmalıyım” diyen Ali Ekber Barışın adanmışlığıdır . Yarışmacılığın yerini alan ortak üretebilme yetisi ya da… Dürüst, çalışkan, yetenekli ve güven verici olmak, bir yoldaş devrimci için olmazsa olmaz özelliklerdir kuşkusuz. Ancak bu yetmez. Mesafeli ve mekanik bir tarz iletişimsizlikle beslendiğinde bu özelikler pekala da bir noktadan sonra anlamsızlaşabilir.

Hep söyleye geldiğimiz gibi, aynı ekmeği bölüşmek ve ortaklaşmak anlamına gelen “yoldaş” sözcüğünün birleştirdiği insanlar kendini yalnız duyuyorsa, anlaşılmadığını varsayıyorsa, dayanışma eksikliği, içe dönme, sevgide ısrar, ilgide inat yokluğu söz konusuysa, durup düşünmek gerekir. İnanç bir ortak paydadır. Ama yoldaş devrimcileri birbirine bağlayan ortak irade yanında ortak duygulardır da. Ortaklaşan duygular devrimci kimliğin harcıdır.

Devrimci kimlik başkalarının yanında, kapitalist dünyanın yol açtığı metalaşmaya bencillik-ve bireyciliğe bir karşı duruş, nerede olunursa olsun o yalnız olmayış duygusudur. “Öyle bir ufka vardık ki/ Yalnız değiliz sevgilim/ Gerçi gece uzun/ Gece karanlık,/ Ama bütün korkulardan uzak./ Bir sevdadır böylesine yaşamak/ Tek başına/ Ölüme bir soluk kala,/ Tek başına/ Zindanda yatarken bile/ Asla yalnız kalmamak” dedirten, çoğalma duygusudur yoldaş devrimci olmak. Devrimciyi güçlü kılan tam da budur.

Devrimcinin işi, bulunduğu duruma hücum olduğunu söyleriz hep, eğer böyleyse mızrağın sivri ucunu önce kendine yöneltmelidir. Yabancılaşmış devrimcilik hücum potansiyelini tümüyle yok eder. Çünkü bu tipler için devrimci kimlik yalnızca bir alışkanlık ve bir koruyucu zırh, bir kaçış aracıdır. Bu durumda, değişim değil başkalaşım söz konusudur. Başkalaşımın son durağı ise çürümedir. Yabancılaşmış devrimcilik, önlem alınmazsa hem bireyi hem de ortamı çürütür kokuşturur.

Yabancılaşmış devrimciliğin bir başka işareti, kuşkusuz başta genç devrimciler olmak üzere rastlanan “hafızasızlık” durumudur. Belleksizleştirme, kapitalizmin varlığını sürdürmek için kullandığı temel ideolojik silahlardan biridir. Söz ve görüntü bu amaçla kullanılır. Geçmiş unutturulur ya da çarpıtılır. İdam sehpasına “Yaşasın Marksizm-Leninizm”, diye çıkan, işkencede “parçalasanız da konuşmayacağım” diye ölümü gülerek kucaklayan bir devrimcinin sıradanlaştırılır ve “Susun artık konuşmacılar/ siz sıranızı savdınız/ söz sırası mavzer yoldaşta” diyen kavga kararlılığının üstü örtülmeye çalışılır. Oysa, Türkiyeli devrimcilerin devraldığı geçmiş budur.

Genç devrimcilerin öncülleri; dayanışmayı, kavgayı bölüşmeyi, ölümün yüzüne gülerek bakmayı miras bırakmışlardır onlara. Parti-Cepheli Mahir 11 arkadaşıyla birlikte, THKO’lu Deniz ve iki yoldaşı için Kızıldere’de ölümün üstüne yürümüştür. İbrahim Kaypakkaya Kürecikte THKO savaşçıları Sinan Cemgil ve yoldaşlarını ihbar eden muhtarı cezalandırmış. Miras, işte bu ortaklaşmacı zihniyettir. Devrimci geçmişimiz üzerine düşünürken anımsamamız gerekenler işte bunlardır. Kuşkusuz devrimcilik sürekli donanım yenilemeyi gerektiren bir meslektir. Ve yenilenme, bir karşılıklı öğrenme sürecidir. Yoldaş olmanın anlamı, deneyimli ve yeni devrimciliğin bu ortak paydalar üstünden birlikte gelişmeyi bilmesidir.

Sonuçta, yoldaş devrimci denildiği zaman akla soyut bir kavram olarak daima gelişmiş bir kimlik gelmelidir. Kararlı, kültürlü, savaşçı, adanmış, dayanışmacı ve paylaşımcı. Ancak bulaşık ve yabancılaşmış bir toplumda yaşadığımız da unutulmamalıdır. Giyimiyle kuşamıyla, yeme ve içme alışkanlıklarıyla devrimci yaşama eklemlenen popüler kültür ürünleri de aramızdadır. Sonuçta, devrimci iş gelişmiş somuttan zengin bir soyutlamaya ulaşabilmek demektir. Bu da suni ayrımlardan değil, yeniyi deneyimle harmanlama yeteneğinden, hafızasızlığa karşı öğrenme ve merakı geliştirmekten geçmektedir. Devrimci geleneğin bize bıraktığı miras, en elverişsiz koşullarda kavgaya girebilme iradesi ve inadıdır. Yoldaşlığı mükemmelleştirmek yine yoldaş devrimcilere düşmektedir. İnatsızlık, ısrarsızlık, gelip geçicilik, vurdumduymazlık, hafızasızlık haz ve bireycilik düzenin insana dayattığı niteliklerdir. Devrimci saflara bulaşması, yabancılaşmış devrimciliğe yol açmaktadır. Gelip geçicilik, kolektif ve bireysel sorunlar karşısında ilgi azlığı, bireysel hazların öne çıkması olarak kendini dışa vurmaktadır. Yabancılaşma yüzeye bakma ve derini görememe eğilimlerini ve ayrıntılara takılıp kalmayı besleyebilmektedir. Bu yüzden, devrimci bireyin kendisiyle kararlı bir ideolojik ve pratik kavga yürütmesi gerekmektedir. Devrimci inat işte budur. Adam sendecilik, meraksızlık ve günü birlik tarz, henüz bulaşık devrimciliğe denk düşmektedir.

Sevgisizliği, aldırmazlığı beslemekte ve değişme iradesini zayıflatmaktadır. Bu durumda, devrimci yaşama ilgisizlik umut eksikliğine neden olan bir sonuçtur. Oysa isyancı baharlarda yitirdiğimiz bir kuşağın devrimcilerini gökyüzünü fethe çıkaran o vazgeçilmez inançlı umuttu. Genç devrimcilere işte bu inatçı umudu inançla büyütmek düşmektedir.

Bu, yoldaşça gelişmedir. Ve başkalaşma değil değişim demektir. İnatsa deneyimle harmanlanıp gençleşerek sürecektir.

Bencilliği, çürüme ve yozlaşmaya karşı kılıç çalarak önce yoldaş olalım ve dayanışma, paylaşım ve önce ben değil biz olmayı yakalamak için daha sıkıca sarılalım devrimci kavgaya.

HALKIN BİRLİĞİ

1-mayi-fasist-kusatma

Faşist Baskıya, Sömürüye, Yasaklara, Gözaltı Terörüne Hayır Diyerek; FAŞİST KUŞATMAYI YARMAK İÇİN 1 MAYISTA ALANLARA ÇIKALIM..!

  Faşist Baskıya, Sömürüye, Yasaklara, Gözaltı Terörüne Hayır Diyerek;  FAŞİST KUŞATMAYI YARMAK İÇİN 1 MAYISTA …