Anasayfa / Basından seçtiklerimiz / Kahrolsun İsdibdat yaşasın hürriyet..!
kahrolsun-istibdat-yasasin-hurriyet

Kahrolsun İsdibdat yaşasın hürriyet..!

“Kahrolsun istibdat*, kahrolsun zulüm. Yaşasın hürriyet, adalet, müsavat**, meşveret**”
Osmanlı’da başlayan Batılılaşma çabaları sonucunda açılan Meclis, 1878 Şubatı’nda Sultan Abdülhamit tarafından kapatılmıştı. Meclis’in kapatılması ile, 40 yıl sürecek olan, tarihe ‘İstibdat Dönemi’ olarak geçen baskıcı yönetim süreci başlamıştı.
Bu istibdat ortamından kurtulmak isteyen aydınlar ve gençlik yeniden meşrutiyeti tesis etmek için örgütlenmelere gittiler.
İttihat ve Terakki (Birlik ve İlerleme) de Kanun-ı Esasî’nin yeniden yürürlüğe konmasını isteyen öğrenciler tarafından 1889’da Askeri Tıbbiye Mektebi öğrencileri tarafından kurulmuş ve devletin anayasal bir düzene kavuşması amacı etrafında Saraya karşı demokratik dönüşüm için örgütlenmişti.
Resneli Niyazi’nin 3 Temmuz 1908 Cuma günü, emrindeki askerlerle Makedonya dağlarına çıkarak gerilla direnişine geçmesi üzerine İkinci Meşrutiyet’in ilan edilmesi ve Anayasanın kabulünden sonra 1908-1918 yılları arasında ara ara devlet yönetimine egemen olsa da bu süreçte esas olarak iktidarı denetleyen bir siyasi parti (İttihat ve Terakki Fırkası) halini almıştı.
Ulus devlet süreci inşası da olan bu sürecin temelinde Anayasa tartışması bulunmaktadır.
Anayasa ile birlikte ulus devletin dinamiği parlementer sistemin kenara konuluyor olması yalnızca Abdülhamit’in Saray’ına karşı atılan İttihatçı sloganları mı güncellediğini yoksa yakın zamanda yeniden Kuvacı “Ya istiklâl ya ölüm!” sloganını da mı güncelleyeceğini yaşayıp göreceğiz.
Ne ki görünen o ki Anayasa Referandumu siyasette yeni dizilime daha sandıklar kurulmadan yol açmıştı, açılan sandıklar bu dizilimin toplumsal karşılığını ifade eden nesnel bir veri olarak da değerlendirilebilir.
Referandum sonuç haritasına bakıldığında İttihat ve Terakki ile girilen Batılılaşma çabalarının, uygarlığa ilişkin kurucu girişimlerinin taşradan doğru “islam taasubu” ila başarısızlığa uğratılmakta olduğu da görülmektedir.
Kapitalist gelişmesi ve ilişkileri yüksek oranda tamamlanan metropol kentlerde ve kentlerin metropollerinde parlamenter cumhuriyet talebinin baskın olması karşısında; egemen din ile egemen sınıf özdeşleşmesinin yüksek olduğu taşra kentlerde ve kentlerin taşralarında gücün Sultanlık tarzı merkezileşme talebi baskın çıkması toplumun tarihsel sosyo-ekonomik ve kültürel ilişkisi ile de bağıntılıdır.
Marks New York Tribüne gazetesine Doğu Sorunu Türkiye, diye sonradan toplu basılan yazılarında dönem Türkiye’sinin yönetici sınıf yerine, Roma İmparatorluğunun halk kitlelerini kıyasla “ayak takımı egemenliğinin” etkin gücü oluşturduğudunu. Bu “ayak takımı egemenliğinin” ideolojisinin “islam taasubu” olduğu ve esasen “islam taasubunun” da bu “ayak takımı” tarafından sürdürülüyor olduğunu ifade ediyor ve bu kalabalığı yönetmenin temel araçları ise rüşvet ve ya pohpohlamak olduğunu söylüyordu.
Tespitlerinde önemli bir başka nokta ise;”İslam taasubu”nun bu kör ve bağanaz kitle yorumunun Türk hükümetinin uygarlığa ilişkin tüm girişimlerini acınacak biçimde başarısızlığa uğrattığıdır.
Üçünüsü bir nokta da “Egemen din ile egemen sınıf özdeşleşmesi”dir. Esasen bugünkü Türkiye’nin doğumu da bu özdeşleşmenin ürünüdür; Uluslaşması İslam üzerinden gerçekleşmiştir. Türkiye- Ermenilerle Yunanlılarla, Hıristiyanlarla Yahudilerle vb. uluslaşmaya gidememiştir. İslami ayrıcalıkların ihsanı olan sözde üstünlükleri kıskançlıkla korumanın etkisi de rol oynamış olmalı bunda. Neticede, sonradan bozulsa da, Türk-Kürt İslam ortaklaşalığında bir uluslaşama gerçekleşmiştir.
Bugünkü Türkiye’nin de, uygarlığa ilişkin kurucu girişimlerinin “İslam taasubu” ila başarısızlığa uğratılmakta olduğu görülmektedir.
Bugünkü Türkiye’nin yönetici sınıfı ve siyasal olarak Hükümete de yine Marks’ın sözleriyle “bir bütün ve etkin yığın gücü veren, işte bu kalabalıktır.”
Ama bu sefer bu kalabalıklar toplumsal ilerlemenin önüne, dünkü “ayak takımının egemenliği” olarak değil; siyasal olarak egemen olan “taasubun” ayak takımı haline getirilerek, çıkarılmaktadırlar.
Son olarak Anayasa tartışması gücün nasıl yönetileceğine ilişkin sorunsal toplumsal kamplaşmayı ve siyasal istikrarsızlığı önümüzdeki süreçte de geliştirecek bir tartışma maddesi olarak gündemde yerini almış bulunuyor. İslam taasubu karşısında yeni bir Birlik ve İlerleme dahası İlerici Birlik şimdiden karşıtı tarafından örgütlenmiş oldu bile. Sorun bunu Toplumsal Özgürlük sloganıyla birleştirmede.
*istibdat: tek bir yöneticinin toplumu baskı altında yönetmesine dayanan düzen, baskıcılık, hiçbir hakkın ve özgürlüğün bulunmadığı tek adam yönetimi.
**müsavat: eşitlik
***meşveret: danışma, meclis
Alihan ALHAN
Noktayorum

HALKIN BİRLİĞİ

gazeteciler-1

Erdoğan Konuştukça Batıyor:Tutuklu 144 Gazeteci Katil,soyguncu ve İstismarcıymış..!

Yalanda sınır tanımayan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Türkiye’deki tutuklu gazetecilere ilişkin, “Bu gazeteciler kim biliyor musunuz? …