Kahramanı Tanya Tarihten silinemez: 18 yaşında asılan bir partizan: Zoya Kosmodemyanskaya, namı diğer Tanya..!

…)

Ve aralık ayının ilk günlerinde,

Petrişçevo’da Vereya şehri dolaylarında,

kar gibi mavi bir gökyüzünün üzerinde

Alamanlar 18 yaşında bir kız astılar.

18 yaşındaki kızlar belki nişanlanır

astılar onu.

Moskova’dandı.

Genç komünistti, partizandı.

Sevdi, anladı, inandı

ve geçti harekete.

İpin ucunda ince uzun boynundan sallanan çocuk

bütün azametiyle insandı.

(…)[Nazım Hikmet, Memleketimden İnsan Manzaraları, YKY, sf. 465]

Dünyanın ilk işçi iktidarının, açlık ve iç savaşla geçen yıllardan sonra zaferini perçinleyerek SSCB’yi resmen kurduğu ilk yılda, 1923’te doğdu Zoya Kosmodemyanskaya. Dünya onu “Tanya” olarak tanıyacaktı…

22 Nisan günü bir görüntü düştü sosyal medyaya. Ukrayna askerleri, Hitler faşizmine karşı mücadelenin sembollerinden biri olan Tanya’nın Çernigiv’deki heykelini yıktı. Kimdi peki Tanya?

O, ilk nesildendi. Özgür emeğin yeni bir dünya ve toplumsal yaşamı öz gücüyle kurduğu topraklarda doğan ilk nesilden. Ekim Devrimi’yle yüzlerce yıllık Çarlık despotizmini yıkan, açlık ve iç savaşla boğuşarak emperyalist sömürü dünyasına direnen, kapitalizmi alaşağı eden, büyük bir enerjiyle, hummalı bir çalışmayla sosyalist Sovyetler Birliği’ni kuran kuşakların filiziydi: Yeni insan.

Kızıl Ordu gazisi kütüphaneci bir baba ve öğretmen bir annenin çocuğu olan Zoya’nın Moskova’da ilkokula başladığı 1930 yılında toplumsal dönüşümün en önemli prangalarından biri olan okuma yazma sorunu neredeyse tamamen çözülmüştü. Devrimden önce nüfusun yüzde sekseni okuma yazma bilmezken, Sovyet halkı, yürütülen muazzam eğitim kampanyasıyla birlikte dev adımlar attı. Tüm işçi ve emekçilere, özellikle kadınlara mesleki vasıflarını geliştirebilmeleri için geniş bir eğitim ağı kuruldu. Birçok büyük işletmenin bünyesinde eğitim kombinaları yaratıldı. Orta ve yüksek öğrenim hızla geliştirildi, milyonlarca yetişmiş eleman ekonominin ve kültürün bütün alanlarına seferber edildi. Sovyetlerin dört bir yanında sayısız kültür kurumu yaratıldı: Kültür evleri, radyolar, tiyatrolar, yayınevleri, kütüphaneler, kulüpler, müzeler, araştırma merkezleri, enstitüler vb. Bütün bu kurum ve kuruluşlar halkın hizmetine açıldı. Okullarda, kulüplerde, kültür evlerinde, fabrikalarda, işletmelerde ve kamu kurumlarda, kısacası her yerde amatör korolar, tiyatro ve dans grupları mevcuttu. Tüm sanat dalları muazzam gelişmeler ve ilerlemeler kaydetti.

ON BEŞİNDE BİR KOMSOMOL

Daha önce yaşanmamış, daha önce deneyimlenmemiş bir toplumsal yaşamın inşası içinde büyüdü ve bunun bilinciyle, gururuyla yoğruldu Zoya. En küçük yaşlarından itibaren bireysel çıkarla toplumsal çıkarların örtüştüğü örgütlü bir toplumsal yaşama katılmanın doğallığını yaşadı. Kapitalizmin burjuva eğitimine hiç maruz kalmadı. Tarihi kimlerin yaptığını ve toplumsal gelişmenin aşamalarıyla yasalarını bilimsel sosyalizmin ışığında öğrendi. İlkokulda Genç Öncülere katılarak Sovyet gençlik hareketine dahil oldu. 1938’de matematikle fiziğe meraklı, tarihle edebiyata sevdalı on beşinde bir Komsomol üyesiydi Zoya.

Üniversite hayali kurarken 1941 haziranında radyodan duydu vatanının Nazi Almanyası’nın saldırısına ve işgaline uğradığını. Almanya’nın faşist ordusu emperyalist emellerle saldırmazlık anlaşmasını ihlal ederek dünyanın emekçi sınıflarına umut ve mücadele gücü aşılayan Sovyetler Birliği’ne saldırmış, yurttaşlarını öldürmüş, köylerini yağmalayıp yakmış, kütüphaneleriyle okullarını tarumar etmiş, tahıl arazilerini panzerleriyle ezip yerle bir etmişti.

Sovyetler Birliği faşist işgalden kurtulmak için tüm güçlerini seferber etti. Savaş boyunca milyonlarca kadın ve erkek, sosyalist anavatanlarını savunma mücadelesine katılıp can verdi. Çok sayıda komsomol üyesi, Kızıl Ordu’da ya da partizan birliklerinin saflarında çarpışmak için gönüllü oldu. Örneğin Ukrayna Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ndeki Krasnodon şehrinin “Genç Muhafızlar”ı gibi, düşmanın hinterlandında partizan birliklerinde savaşan komsomoller vardı. (Aleksandr Fadeyev 1945’te yazdığı aynı adlı romanda onların hikayesini ölümsüzleştirdi.)

Elbette Zoya Kosmodemyanskaya da tüm Sovyet vatandaşları gibi faşist işgalcilere karşı mücadeleye katkıda bulunmak istedi. Nazilerin Moskova’ya düzenlediği ilk hava bombardımanı sırasında itfaiyeye katıldı. Annesiyle birlikte Kızıl Ordu askerleri için üniforma ve çanta dikti. Sovyet vatandaşlarıyla askerlerini besleyecek mahsulleri hasat etmek için bir devlet çiftliğinin “emek cephesinde” gönüllü oldu.

“BİZ İKİ YÜZ MİLYON İNSANIZ. HEPİMİZİ ASAMAZSINIZ”

Alman ordusu Moskova önlerindeydi. Ekim ortasına kadar, neredeyse iki milyon insan başkentten tahliye edilmişti. 19 Ekim’de Moskova’da sıkıyönetim ilan edildi, sabotajcıların ve ihanet edenlerin idamla cezalandırılacağı duyuruldu. Yaklaşık 500 bin kişi şehrin çevresinde istihkamlar inşa etmek için seferber oldu.

Ekim 1941’in sonunda hasattan dönen 18 yaşındaki Zoya, Komsomol aracılığıyla, Kızıl Ordu’nun düşman hatlarının gerisindeki operasyonlarına katılmak için başvuruda bulundu. Komsomol’ün Moskova Komitesi Sekreteri ile yaptığı görüşmede bilgisi, yetenekleri ve coşkusuyla uygun bir aday olduğunu kanıtladı. 31 Ekim 1941’de iki bini aşkın Moskovalı gençle birlikte Zoya’ya, Kızıl Ordu’ya bağlı Letonyalı Subay Arturs Sprogis yönetimindeki partizan birliklerinin düşman hatlarının gerisindeki operasyonlarına yardım etme görevi verildi. Partizan grupları, düşmanın ilerlemesini durdurmak için telefon hatlarını keserek, köprüleri yıkarak, ulaşım ve ikmal hatlarını tahrip ederek işgalcilere olabildiğince zarar veriyor, Kızıl Ordu için keşif misyonları gerçekleştiriyordu.

1941 kasım ortalarında Alman ordusu Moskova’ya yeni bir saldırı düzenlemiş, 332. Bölük, 197. Tümen’in bir taburu, Petrişçevo köyünde bir kamp kurmuşu.

21 Kasım’ı 22 Kasım’a bağlayan gece Zoya, grubuyla birlikte düşman hattını geçti. İşgal bölgesine geçer geçmez ormanın derinliklerinde düşman devriyesine rastladılar. Çatışmada bir yoldaşları öldü, bazıları kaçtı. Üç kişi kalan grup, belirlenmiş hedefine doğru yoluna devam etti. 27-28 Kasım gecesinde Petrişçevo köyüne ulaştılar. Görevleri Nazilerin konuşlandığı evleri ve haberleşme üssü olarak kullanılan bir at ahırını tahrip etmekti.

Grubun en büyüğü Boris Kraynov görev dağılımını yaptı: Zoya köyün güney kısmında Nazilerin yerleştiği evlere Molotof kokteylleriyle saldıracaktı. Boris, Nazi subaylarının üstlendiği köy merkezine, Vasili Klubkov ise köyün kuzey kısmına saldıracaktı. Zoya iki evi ve bir aracı ateşe vererek görevini başarıyla tamamladı ama işbirlikçi bir köylünün ihbarıyla düşmanın eline düştü. Zoya, dövüldü, kırbaçlandı, uzun saatler vahşi bir şekilde sorgulandı ama kimlerle birlikte hareket ettiği, yoldaşlarının onu nerede beklediğine ilişkin tüm soruları yanıtsız bıraktı, sustu.

Boris kaçmayı başarırken Alman askerleri kısa bir süre sonra Vasili Klubkov’u da yakaladı. Klubkov korkuya kapılıp bildiği her şeyi anlattı, Zoya’yı teşhis edip onun köyün güney kısmındaki yangınları çıkardığını itiraf etti.

Zoya bu yüzleştirmenin ardından da sorulara yanıt vermeyi reddetti. Dayanılmaz işkencelerle geçen uzun bir geceden sonra Zoya, ertesi sabah idama mahkûm edildi. Kalın ceketine ve ek dış giysilerine el konulmuştu, iç ceketi, pantolonu ve çoraplarıyla boynuna “kundakçı” yazan bir pankart asılarak dondurucu soğukta köy meydanında kurulan darağacına götürüldü.

Nazi ordusunun askerlerinin fotoğraf çekmek için poz vermesini fırsat bilen Zoya, infaza tanık olmaları için toplanan köy halkına seslendi: “Yoldaşlar! Neden bu kadar mahzunsunuz? Cesur olun, savaşın, ezin faşistleri, yakın, yıkın! Ölmekten korkmuyorum Yoldaşlar! Halkım için ölmekten mutluluk duyuyorum!”

İlmeği boynuna takmak için bir Alman askeri yanına gelince son sözlerini haykırdı:

“Biz iki yüz milyon insanız. Hepimizi asamazsınız. Vakit varken teslim olun. Zafer bizim olacak!”

Almanlar, köylülere cesedini gömmelerine izin vermedi. Kimse partizanlara yardım etmeyi aklından geçirmesin diye cesedini bir ay boyunca köy meydanında beklettiler. Önünden geçen her Nazi askeri Zoya’nın cansız bedenine dipçikle vurdu, tekmeledi, eziyet etti. En sonunda sol memesini kestiler. Ancak bir ay sonra Sovyet karşı taarruzu başladığında gömülmesine izin verildi.

BİLENEN ÖFKE…

Ocak 1942’de Mojaysk kentinde çatışmaların yaşandığı gece birkaç gazeteci Puşkino bölgesindeki bir kulübede konakladı. Pravda muhabiri Piyotr Lidov, ihtiyar bir köylüden Petrişçevo köyünde Moskovalı bir kızın idamına şahit oluşunu dinledi. Yaşlı adamın anlattığı hikâye öyle sarsıcıydı ki Lidov daha aynı gece Petrişçevo köyüne gitti. Burada tüm köylülerle tek tek görüşüp bir partizan olduğunu tahmin ettiği kızla ilgili detaylı bilgi almadan durmadı. Birkaç gün sonra foto muhabiri Sergey Strunnikov ile geri döndü. Mezar açıldı, fotoğrafı çekildi ve partizanlara gösterildi. Vereysker bölüğünden bir partizan, Petrişçevo’daki olaydan bir gün önce bu kızla ormanda karşılaştıklarını ve kendisini “Tanya” olarak tanıttığını anlattı. Lidov’un Pravda’daki makalesinde partizan Tanya’nın öyküsünü anlatırken onu Rus Jeanne d’Arc’ı olarak andı.

Petrişçevo’da idam edilen Tanya’nın gerçek isminin Zoya Kosmodemyanskaya olduğu, ancak 1942’nin şubat başlarında Komsomol’un Moskova Kent Komitesi komisyonunun araştırması sonucunda ortaya çıktı. Zoya’nın erkek kardeşi Shura, Zoya’nın idamıyla ilgili Sovyet gazetelerini incelediğinde gerçek kimliğini doğruladı.

Cesedi Petrischevo’daki mezardan çıkarıldı ve defnedilmek üzere Moskova’ya geri gönderildi. 16 Şubat 1942’de Zoya Kosmodemyanskaya, ölümünden sonra “Sovyetler Birliği Kahramanı” unvanını aldı. Bu ayrıcalığı alan ilk kadındı

Zoya’yı Nazilere ihbar eden köylü Sviridov, itirafçı Klubkov ve faşistlerle iş birliği eden Solina ile Smirnova yargılanıp ölüme mahkum edildi.

Sovyet istihbaratı, Zoya’nın katili faşist cellatların birliğinin nerede bulunduğunu tespit etmeyi başardı. Kısa bir süre sonra Smolensk’teki muharebe sırasında 332. Bölüğün tamamı komutanları Yarbay Ruderer ile birlikte Kızıl Ordu tarafından imha edildi. Savaşta öldürülen bir askerin çantasında Petrişçevo’daki tüm vahşeti belgeleyen fotoğraflar bulundu.

Zoya Kosmodemyanskaya’nın yaşamının son dakikalarına ilişkin beş fotoğraf 3 Ekim 1943’te tüm ulusal ve cephe gazetelerinde basıldı ve Sovyet halkında yeniden büyük bir öfke dalgasına neden oldu.
Zoya Kosmodemyanskaya’nın öyküsü, emperyalist Nazi işgaline karşı zafere giden yürüyüşünde Sovyet halkını harekete geçirdi. Adı dilden dile ülkeden ülkeye yayıldı. Tanya, faşizme karşı mücadelenin simgelerinden biri oldu. Ona ithafen şarkılar, şiirler yazıldı. Nazım Hikmet Bursa cezaevindeyken yazdığı Memleketimden İnsan Manzaraları’nda yer alana Tanya şiiri bunlardan biri.

Lev Arnstam’ın 1944’te çektiği, müziklerini Dmitri Şostakoviç’in bestelediği “Zoya” filmi, onun tutuklanmasıyla infaz edilmesinin hikayesini anlatıyor. 1793 numaralı asteroide, okullara, sokaklara onun adı verildi, St. Petersburg’ta, Tambov’ta, Dorokhov’da ve Petrişçevo’da heykelleri dikildi.

Zoya böyle simgeleşti ama binlerce isimsiz Tanya’dan sadece biriydi aslında. 1940’lı yıllarda okul sıralarından kalkıp cephede ve cephe gerisinde savaşa katılan gençlerin büyük bölümü dönmedi. Barış ve eşitlik içinde çalışmanın mutluluğuyla kıvancını yaşasınlar diye doğup büyütülmüş fidanlardı onlar, ama faşizme karşı mücadelede sosyalizmin inşasını, halklarının mutluluğunu, özgürlüğünü ve bağımsızlığını savunmak için can verdiler.

Olcay GERİDÖNMEZ

Evrensel