İŞKENCEDE DİRENİŞTE İBRAHİM KAYPAKKAYAYI ÖRNEK ALMALIYIZ..!

Faşizm her dönem devrimin gelişimini önlemek ve halk hareketinin önünü kesmek için devletin bekçiliğini yapan siyasi polis saldırılarını artırarak, gözaltına alınan devrimcilere yoğun işkenceler yaparak öncü devrimcileri etkisiz kılma ve örgütlü savaşımın devrimci bir zeminde gelişiminin yolu kapatmak için yoğun çaba gösterir. Kuşku yok ki bunların başında zorun açık ifadesi olan işkence gelir. O halde yılların deneyim ve tecrübesi ışığında işkencede düşmanın taktikleri ve metotlarını, buna karşı işkencede direnişçinin yerine getirmesi gereken devrimci görevlerin neler olduğuna dair hem teorik çözümler ve hem de pratik duruş bakımından birçok olumlu örnekler yaşanmıştır. Hem dünya komünist hareketinin, hem TKP-ML Hareketinin ve hem de devrimci hareketin deney ve tecrübeleri ışığında işkencede burjuvazinin kullandığı yöntemler ve buna karşı devrimci ve komünistlerin nasıl davranmaları gerektiği üzerine yaşanmışlıkların imbiğinde süzülüp gelmiş olan yüzlerce işkencede direniş ve ilkesel tutum üzerine örnekler yaşanmıştır.Burjuvazi ve onun ‘işkenceci’ maşaları, emperyalizm çağında bilimin de alet edildiği özel bir ‘uzmanlık’ alanı haline getirdikleri akıl almaz işkence yöntemlere başvurarak muhataplarını fiziken ve ruhsal olarak çökertmeyi hedefler. İşkencecilerin öncelikli amacı, olabildiğince hızlı bir biçimde olabildiğince çok sayıda “rejim düşmanını” ele geçirerek sisteme muhaliförgütlenmeleri çözmek ve çökertmektir. Fakat bu ‘öncelikli amacın’ gerisinde de, burjuvazinin gücü ve iktidarının karşısında durulamayacağı düşüncesini yerleştirme stratejik amacı yatar. Emeğin ve insanlığın kurtuluşu uğruna yürüttükleri kavga nedeniyle o işkence tezgahına düşen komünistler ve devrimcilerin görevi ise, bu irade savaşında diz çökmemektir. Temsil ettikleri proleter sınıfa, onun kolektif değerleri ve tarihsel misyonuna leke düşürmeyen bir duruş sergilemektir. Bir komünistin ya da devrimcinin işkence karşısındaki duruşu, aslında öncesinde şekillenir. Onun bir devrimci ve komünist olarak hayatla, devrim ve sosyalizm davasının görev ve sorumluluklarıyla kurduğu ilişkinin kapsam ve derinliği, en önemlisi de içtenliği, çatışmanın bu anı ve alanında nasıl bir duruş sahibi olacağının ipuçlarını da içinde taşır. Dışarıda, inandıklarının hakkını vererek buna uygun yaşayan birisi, işkenceciler karşısında da o idealleri ölümüne korur. O nedenle işkencede direniş ya da çözülme, gerçekte dışarda başlar, işkence odalarında açığa çıkıp somutlanır.İşkencede direnemeyen bir devrimcilik eksiktir, kusurludur; çözülmenin boyutları, verdiği zararların büyüklüğü ölçüsünde devrimcilik iddiasının dışına düşmüştür. Hiçbir “insani” yaklaşım, “anlayış” ya da “mazeret” teorisi bu gerçeği değiştiremez. Haliyle burjuvazinin işkencelerine direniş sorunu, sınıf mücadelesinin en ön saflarında yer alan başta komünistler olmak üzere, anti-faşist, devrimcilerin ve ulusal kurtuluşçuların sıcak gündeminde sürekli yer alan ve yer alması gereken hayati bir sorundur. Kavganın yakıcı sıcaklığında yer alan militan unsurlar her an karşı karşıya oldukları buduruma kendilerini hazırlamalı ve yüzlerce olguyu içinde barındıran sorgu sürecini başarıyla tamamlamak için gerekli bilinçle donatılmalıdır. Demek ki her komünist ve devrimci İşkencede ifade vermeyerek, direnmek zorundadır. Kendisine komünistim diyen ve proletarya ve emekçi yığınları örgütleyip devrime seferber etmeyi amaç edinen bir örgüt düşmanla mücadele alanlarının başında gelen işkencede direnişte ser verip sır vermeme çizgisine uygun hareket etmekle yükümlüdür.İşkence tezgahlarında örnek komünist tutum söz konusu olduğunda, ilk akla gelen kişidir İbrahim Kaypakkaya’dır. O, düşman karşısında eğilip bükülmez iradesiyle de komünist bir önder olduğunu gösterdi. O, proleter kahramanlık örneğiyle, ülkemizde komünist devrimci direnişin çığırını açtı. İbrahim Kaypakkaya, bugün de, gıpta ettiğimiz eğilmez komünist devrimci iradesiyle özellikle işkence tezgahlarındaki tutumuyla devleşen bir önder tipidir. O, komünist bir önder olarak düşman karşısında görülmemiş bir cesaret ve dayanma azmine sahip olduğunu gösterdi. Stalin’in “dağ kartalı” benzetmesi, İbrahim’i de en iyi anlatan sözcüktür. Bu “Dağ Kartalı”, şu sözleriyle sorgucularını top ateşine tutuyor, bir komünist önder olarak işkence tezgahlarında da devrimci proletaryanın gücünü ve yenilmezliğini ispatlıyordu:” Esasen biz komünist devrimciler, prensip olarak siyasi kanaatlerimizi ve görüşlerimizi hiç bir yerde gizlemeyiz. Ancak örgütsel faaliyetlerimizi, örgüt içinde bizimle çalışan arkadaşlarımız ve örgüt içerisinde olmayıp da bize yardımcı olan şahıs ve grupları açıklamayız. Kişisel sorumluluğum açısından gerekeni zaten söylemiş bulunuyorum. Ben buraya kadar anlattıklarımı samimiyetle inandığım Marksist-Leninist düşünce uğruna yaptım. Ve sonuçtan asla pişman değilim. Ben bu uğurda her türlü neticeyi göze alarak ve can bedeli bir mücadeleyi öngörerek çalıştım. Neticede yakalandım. Asla pişman değilim. Bir gün sizin elinizden kurtulursam gene aynı şekilde çalışacağım.” ( İbrahim Kaypakkaya’nın Sorgusundan ) İK, 12 Mart faşizminin işkenceci cellatlarına karşı yürüttüğü boyun eğmez mücadeleyle, devrimcilere ve komünistlere silinmez bir proleter yiğitlik mirası devretti. Bu gelenek, o günden beri elde güçlü bir silah olarak korunarak, sınıf mücadelesi içinde devam ettirildi, devam ettirilecektir. Ama O’nun, bize emanet ettiği miras bu kadarla sınırlı değildir. O’nun sadece bu yönünü yüceltmek, onu sadece bu çerçeve içinde kabul etmek, Kaypakkaya’nın mirasının niteliğini anlamamaktır. Kaypakkaya’nın işkencedeki proleter kahramanlık örneği tutumu, bir sınıf tavrının ifadesidir ve birbirini tamamlayan militan bir direnişçilikle, Marksist-Leninist çizgiyle bağlıdır. İK’nın işkencedeki soylu tavrı, ancak sınıf mücadelesinin çeşitli yönleri ve aşamalarında ortaya koyduğu diğer tavırlarla bütünlükle bir şekilde ele alındığında gerçek anlamını bulur. Ve O’nu komünist önder olarak asıl yücelten de budur. Şüphesiz sınıf mücadelesinin en zor geçitlerinden olan işkencede, proletaryaya, örgüte, halka devrime ve sosyalizme bağlı kalmak, komünist devrimci bir çizgide direniş bayrağını yükseltmek tüm komünist devrimcilerin görevidir. Ama en başta da komünist önderlerin görevidir. Bir komünist önder, işkencede de örnek olmak zorundadır. Bu önder olmanın gereğidir. Eğer bir komünist önder, komünist militanların ortalama tutumundan daha ileri ve örnek tutum takınmıyorsa, bu önderlik açısından bir zaaftır.Türkiye devrimci ve komünist hareketi önder ve militan kadroları, işkencede İK’nın kızıl direniş çizgisini kendilerine düstur almışlardır. Ve binlerce devrimci ve komünist militanın direnişinde İK yoldaş hep örnek olmuştur. Köksüz ağacın kuruduğu gibi, İK’yı reddederek ağacı köksüz bırakanlar yad Kaypakkaya yoldaşın M-L çizgisini özümsemeyip ona donmuş dogmatikçe bilimsellikten uzak duygusallıkla bakanların başlarına neler geleceğini bilerek hareket etmelidirler. Dün olduğu gibi, bugün de İK işkencede direnişte örnek önder tipi olmaya devam ediyor.