İşkencecileri İninde Yenen Bir Direnişçi Gökhan Harmandalıoğlu Ölümsüzlüğe Uğurlandı..!

TDKP’nin 12 eylül faşist darbesinin ardında Ankara da yakalanıp aylarca süren işkencede ser verip sır vermeyen Kaypakkaya yoldaşın geleneğini yaşatan 19 kişilik MK üyesi içinde yalnızca direnen 3.kişi arasında yer alan Gökhan Harmandalıoğlu’nu, 18.03.2021 tarihinde kaybettik. Uzun yıllar mücadelesiyle katkıda bulunduğu eski dava arkadaşları Gökhan’a sahip çıkma ve onun anılarını yaşatma tutumu içinde olmadı. Vefasızlık örneğini birkez daha görüp yaşadık. Sıradan yaşamını kaybeden insanlar sayfalarca yazılar yazıp ananların zorlu süreçlerde direngen bir pratik tutumla yaşamının en güzel yıllarını THKO-TDKP’ye ve devrimci mücadeleyi geliştirip ileriye taşımaya veren Gökhana, eski dava arkadaşları iki kelime güzel laf söylemeyi bile gerekli bulmamışlardır. Gökhanın yaşamı ve mücadelesine dair kendi kaleminde şunları okuyoruz: “1949 yılında Hacıbektaş’ta doğdum. 1968’de Basın-İş sendikasının günlük yayın organı Gündem’de gazeteciliğe başladım. Sonraki yıllarda, Halkçı, Yenigün, Barış, Yeniyol gazetelerinde editörlük ve yazarlık yaptım. 10 yılı aşkın cezaevinde kaldım. 1988 yılında yurtdışına çıktım. Yıllarca Özgür Politika, Özgür Gündem gazetelerinde yazılar yazdım.1994 yılında televizyon ve film serüvenim başladı. Tarih Bilinci, Ütopya programları tarihi ve siyasi belgesellerdi. Sonraki yıllar Mozaik ve Keskesor-Gökkuşağı programlarında yönetmenlik yaptım. Bir de özel belgesellerim oldu. Bunlar: Friedrich Engels, Hikmet Kıvılcımlı, Deniz-Yusuf-İnan, Şirin-Sinan Cemgil, İbrahim Kaypakkaya, Che Guevara, Rosa Luxemburg belgeselleriydi. Bu çalışmalar aynı zamanda özeleştirilerim oldu.” Gökhan Harmandalıoğlu, 12 mart 1971 faşist darbesinin ardında THKO saflarına katılır. Militan ve mücadeleci özellikleriyle öne çıkan Gökhan Harmandalıoğlu 1976 yılında bir yerde başka bir yere bir bavul silah taşınırken polisçe gözaltına alınır. Ankara da günleri bulan ağır işkencelerde susma hakkını kullanarak düşmanı ininde yenen Harmandalıoğlu tutuklanarak zindana kapatıldı. Dört yıl değişik zindanlarda yattıktan sonrası 1980 yılında tahliye oldu. Nerde kalmıştık diyerek çıkar çıkmaz devrimci görevlerin başına koşan Harmandalıoğlu 2 Şubat 1980 yılında toplanan ve kuruluşu ilan edilen TDKP’nin 19 kişilik MK’si üyeliğine seçilir. Ankara çalışmalarının toparlanamsı için sorumluluklar üstelenmiş olan Harmandalıoğlu Nisan 1981 yılında Ankara da polisçe gözaltına alınır. İşkencesiyle ünlü Ankara Dalda günleri süren en ağır işkencelere maruz kalan Harmandalıoğlu işkencede ser verip sır vermeme geleneğini bayraklaştırarak, işkenced faşist karşı devrime güçlü bir şamar indirir.1981- 1987 yıllarında Mamak-Çanakkale zindanlarında yatan Harmandalıoğlu 6.yılın ardında tahliye edilir. 1988 yılında yurtdışına çıkan Harmandalıoğlu, ayakta kalan ve TDKP’ye önderlik eden az sayıdaki kadrolar arasında yer aldı. 1990lı yılarda Dusiburg da yapılan TDKP’nin kuruluş etkinliğine bir grup TKP-ML Hareketinin temsilcisi ve taraftarları olarak katılmış ve stant açmıştık. Standa TDKP’yi eleştiren broşür ve bildiriler vardı. Standın açılmasının hemen ardında birleri standa gelerek, siz stant açamazsınız toplayıp gecede çıkın” talimatını yağdıran birisiyle karşılaştık. TDKP adına konuştuğun söyleyin kişiyi tanımıyordum ve bile davetiye verildiğini ve stant açmaya geldiğimizi, bu yasakçı tutumlarının hatalı olduğunu söyledim. Standın kaldırılması için bizimle görüşmeye gelenin A.Kadir Konuk olduğunu öğrendik. Zindanda kaçırılmanın verdiği heyecanla keskin TDKP savunucusu ve bizi konuşturmamaya çalışıyor. “İllaki standın kapatılması ve çıkıp gitmemizi “dayatıyordu. Ben kendisine “ konuşmak için başka sorumlu kimse yok mu diye sordum,. “Dur bekleyin “diyerek gitti sonra beni çağırdı bir başkasıyla görüşmek için bir odaya gittik. İçeride sonradan Gökhan Harmandalıoğlu olduğu öğrendim bir arkadaş odada bizi bekliyordu. Gökhan üst perdeden başladı konuşmaya: “ siz ne hakla TDKP’ye tasfiyeci, işkencede çözüldü vb. dersiniz. Bu TDKP’ye iftira atan hizipçilerin, yıkıcıların iddialarını onaylamaktır. Biz buna izi vermeyiz” vb.diyerek yağdı gürledi. Ben “bu tutumunun hatalı olduğunu ve bizim TDKP’ye yönelik eleştirilerimizin yeni olmadığını, madem tersini idia ediyorsunuz bunları verileriyle ortaya koymanız gerekiyor” dedim ve “tutumlarının yasakçı ve kendi hata ve zaaflarıyla hesaplaşmaktan kaçmak olduğunu ifade ettim. “ Ve “yaranmak için TDKP’nin hatalarıyla uzlaşmayacağımızı” söyledim. Odada Çıkarken de “biz standı kapatmayacak ve geceyi de terk etmeyeceğiz “ dedim ve çıktım.Bu kısa görüşmede de gördüğüm kadarıyla Harmandalıoğlu, TDKPyi bağnazca savunuyor ve hataları görmez gelen tutum içinde bulunuyordu. Neki bir süre sonra TDKP’nin ilk üç kişilik önderlik içinde 2.kişi olarak etkili ve yetkili olan Harmamandalıoğlu ölümüne savunduğu TDKP’den koptu ve uzun yıllar örgütsüz bir yaşam içinde oldu. Bu örgütsüz, disiplinden uzak ,savruk ve mülteci yaşam Harmandalıoğunu gerilere itti. Kahrolası kanser hastalığına yakalanan ve tedavi gören Harmandalıoğlu 18.03.2021 de yurtdışında yaşama gözlerini yumdu. İsteği üzerine cenazesi Türkiye’ye gönderilen Harmandalıoğlu, bugün (20 Mart) Kuşadası Cemevi’nden son yolculuğuna uğurlanacak ve annesinin yanında toprağa verildi. Bir dönem faşizme karşı emekçi yığınların kurtuluşu için ölümü hiçe sayarak dövüşen işkencede, zindanlarda direnişçi bir hatta yürüyen Harmandalıoğlunun anısı devrim ve sosyalizm kavgamızda daima yaşayacaktır.Gökhan Harmandalıoğlu üzerine…Bir fidanın iki gülüSırrı AyhanDeğerli insan Gökhan Harmandalıoğlu’nun 18 .03 .2021 günü, gömlek değiştirdiğini duydum. Bu yazıyı bundan 7-8 ay önce kendisine gönderdim. Yakınlarıyla telefonda görüşmüş, yazıyı ona okuduklarını sevindiğini bana yazmışlardı. Uygun bir zaman ve ortamda görüşmek dileğinde bulunmuşlardı.1981 yılında arandığımdan dolayı Ankara Altındağ’ da saklanıyordum. İrlanda’lı yılmaz direnişçi Bobby Sands’in yaşamını kaybettiğinden bir gün sonra 6-7- Mayıs 1981 günü.O gün çarşıdan eve dönerken büfede gördüğüm ve manşetteki resim ilgimi çekmişti. Gazeteye son paralarımı vererek ekmek, gazete ve sigara almıştım. Evde daha başka arkadaşlarda gelmişlerdi. İki saat eğitim çalışması yapmıştık. Bu arkadaşlarla onların mücadelesi ve ısrarlarını, örnek davranışları hakkında konuşmuştuk. (İstemlerinin temel istemi siyasi -rehin- esir olduklarının kabul edilmesiydi.) Yaklaşık bir ay önce yakalanan birinin, kaldığım evi göstermesiyle evde üç arkadaş yakalandık. (Ben oraları bilmiyordum. Sözde saklanmam için yetmez yoldaşlarım benim de orada yatılı kalmamı istemişlerdi.)Gecenin saat üç sıralarında kapının serçe dövülmesi üzerine bazı belgeleri yok etikten sonra teslim olmak, için tek tek odadan çıkmıştık. Dışarında anladığım kadarıyla ,üç dört beyaz Stejın Reno arabasına bizleri bindirip orada gözlerimi bağladılar. Yoldayken, sile tokat dayağa, gözdağına başlamışlardı.(Ankara emniyetinde, o dönemde çok meşhur olan kısmında yaklaşık 25- 26 gün orada kaldım.Polis ,bir akşam karşı hücrede tek başına kalan bir devrimciyi göstererek, “Yemekte kim ona yardım edebilir” diye sordu. Kapıya vurarak ben yardım edebilirim, dedim.Çünkü; karşı hücrede tek başına kalan Halkın Kurtuluşu örgütünden Gökhan Harmandalıoğlu arkadaşın elleri ve parmaklarında sorun vardı. Duyduğum kadarıyla askıda çok tutmuşlardı. Kaburgası kırık diyorlardı. Kendi yoldaşlarından da kimseyi yanına bırakmıyorlardı. Polis kapıyı açarak, “Öne çık bakalım.” dedi. Ben kapıya yanaştım. “Çabuk ol çabuk.” dedi.İki arkadaş koluma girerek beni karşı hücreye taşır gibi sürüklediler. Çünkü ayaklarım çok şiştiği için üstüne pek basamıyordum. Dipte ürkek, saçı, sakalı karışmış, cılız gözlerinin feri zor beli eder şeklinde çekingen bir insan oğlu demeye şahit gerekir birinin yanına çöktüm.“Git git” dedi, “Ben itirafçıların elinden yemek yemem” dedi. Çünkü ortalıkta serbest dolaşma hakkı olanlar daha çok itirafçı yada ifadesi bitmiş cezaevine gitmeyi bekleyenler olurdu. Tek tük ifadesi bitmiş adli suçlularından da serbest gezen olurdu“Ben itirafçı değilim. KAWA’cı diye suçlanıyorum” dedim.“İsmin nedir?”“Sırrı A. ”dedim.“Öyle mi! Demek dört beş gün koridorda direnenlerden biri de sendin ha. Gel de bir alnını öpeyim.” dedi. Birbirimize sarıldık, gözyaşlarımız, karşılıklı aktı. Dakikalarca öyle sesiz kaldık. Fısıldar gibi,“ Yarın, öbür gün biraz daha iyileşirim, istediğin zaman sana yemek yedirmeye ben gelirim” dedim. Askıda çok tutukları için parmaklarını pek kullanamadığını söylemişti.“Amaç yemek değil. İnsan gibi biriyle iki çift laf etmek de önemli” diyordu. Her şeye rağmen ikimiz bir fidanın gülleri gibi birbirimizi tamamlamıştık. Yemek dediğinizde ya bir iki tane küçük Karper peynir parçası, birkaç tane siyah zeytin, belki de haşlanmış bir patates parçası belki de az biraz karton içinde süt olurdu.Polisler günün birinde dostların moralini bozmak için, hışımla gelip bağırdılar. “ihtiyar, Oğlum sonunuzu getirdik. Basımhanenizi patlattık, oğlum artık belinizi doğrultamazsınız. . Baskı makine ve malzemelerinize el koyduk. Bittiniz oğlum bittiniz,” diye sevinçlerini belirtiler. Karslı denilen (Direnen bir Halkın Kurtuluşçusu- veya ondan da duymuş gibiydim.) “O ise aldığınız malzemeler sorun değil. Bizimkiler nasılsa ilerde daha iyisini temin ederler” demişlerdi.Bir müddet sonra polis gelip, oradan çıkmamı istemişti. İki üç metrelik yolda bile yürüyemiyordum. İki kişi koltuk altlarımdan tutarak sürükler gibi hücreye götürmüşlerdi.Hücre dediğim de en fazla iki metre genişlik belki de 2-5 metre genişliğinde ya vardı ya yoktu.7 arkadaş orada kaç gün kaldım pek hatırlamıyorum. Devamlı dört arkadaş nöbetleşe yan, yana sırt sırta, ya da yan yana uzanırdık. Üç arkadaş ise ayakta nöbet tutarlardı. Çünkü hepimizin bir arada ne kadar sıkışırsa sıkışalım beşinci kişi yerde uzanamıyordu. Belli saatlerde ancak tuvalete götürürlerdi. Çok zaman içmek için kendi paramızla aldırdığımız süt kutularına işer, sonra tuvalete gidince oraya dökerdik. Bit, kaşıntı hak getire. Bırakın yüz yıkmayı, içmek için zor su bulurduk.Tuvalete gittiğimizde de kapılar açık işimizi hemen görüp çıkmalıydık. Çoğu zaman, tuvalete gidip dönmek, yediğin dayak ve hakaretlere değmezdi.Beni oradan Adıyaman Pirim Palasa gönderdiler. Oradan 2-5 ay kaldıktan sonra yaklaşık 100 günden sonra 15- Agustus 1981 yılında sanki yeni yakalanmış gibi tutanak tutarak tutuklayıp Adıyaman cezaevine götürüp tecritte attılar.Kendisi o günleri şöyle şiirleştirmişti.Ölüme inatBana sevdiğini söyleGül yaprağı ağzın ilesen de geçtin “bu konaktan’bu kahrı sabırda çatlatan duvarşu hasreti hasretle boğan telo sevginin başına dikilenkendi de sevdalıaldatılmış namluluistesem de saramam senibiliyor hissediyorum da domuzunanereden ne zaman gelir belli olmazayırır kör bıçak gibi ölümsöyle bir kerecik de olsagül yaprağı ağzın ile bana sevdiğini söyleGökhan Harmandalıoğlu 1984 ölüm orucundan / Mamak

162Sen, Piro Incedal, Mavi Kaya ve 159 diğer kişi21 Yorum8 PaylaşımBeğenYorum YapPaylaş

162Sen, Piro Incedal, Mavi Kaya ve 159 diğer kişi21 Yorum8 PaylaşımBeğenYorum YapPaylaş