İLK İDAM ŞEHİDİMİZ ALİ AKTAŞI ANARKEN…!

İster kızsınİsterse hırsından köpürsün düşmanlarımız

Ve şafak sökerken

Çukurova’da

Bizim için hazırladıkları darağaçlarında

Onları sallandıracağız

Onları!

TKP-M-L Hareketin ilk idam şehidi olan Ali Aktaş yoldaş, Arap milliyetinden bir komünistti. 1976’dan sonra İskenderun’da gençlik mücadelesinin öne çıkardığı bir gençlik önderiydi. 1978’den itibaren profesyonel devrimcilik yapan Ali yoldaş, bölgesinde gelişen tüm eylemlerin örgütlenmesine ve yürütülmesine aktif katıldı. 26 Eylül’de Erdener yoldaşın şehit düştüğü faşist Türkeş’i İskenderun’a sokmayan emekçi halk direnişinin de önderiydi. 8 Haziran 1980’de Ali Kaya Yıldız yoldaşın şehit olduğu faşistlerle girişilen çatışmada da O vardı. Çatışma sonrası Kocatepe’de kendisini pusuya düşüren faşist saldırganlardan birini öldürüp, bir diğerini de ağır yaralayarak gereken cezayı vermiştir. O, direnişlerin, çatışmaların, eylemliklerin hep önündeydi. Korkusuz, kızıl bir kartaldı.Yiğitliği, cesareti Çukurova’da hala dilden dile dolaşan Aktaş yoldaş, düşmanın eline geçtiğinde de soylu direniş geleneğinin sürdürücüsü oldu, sır vermedi; cellatlara hiç bir zaman boyun eğmedi. Bu büyük direnişi faşist diktatörlüğü korkutuyordu. O’nun için ellerinde hiç bir kanıt olmamasına rağmen, paşalar ferman buyurdu. Ali yok edilmeliydi.23 Ocak 1983’te katledilmeye götürülürken başı dik özgürlük savaşçılarının gururuyla marş söyleyerek Adana zindanını inletti. O gün Çukurova titredi, Toroslar sarsıldı bir komünistin baş eğmezliği, yenilmezliği karşısında. Katledilişinin 39. yılında Ali Aktaş yoldaş yine aramızda yaşıyor, savaşıyorsun.Lisenin son sınıfından idam sehpasına… ‘Gözlemci’nin tanıklık ettiği idam kararlarının arasında İskenderunlu Ali Aktaş (Ağtaş) da bulunuyor. Okuduğu İskenderun Lisesi’nin son sınıfından idam sehpasına uzanan Aktaş, doğum gününde asıldı…9 Haziran 1980’de sendikacı Sulhi Adsoy’u öldürme iddiasıyla Adana 1 Nolu Sıkıyönetim Mahkemesi’nde yargılanan ve 3 üyeli mahkemenin 1’e karşı 2 oyu ile idam cezasına çarptırılan Ali Aktaş, lise öğrencisiydi. Aktaş’a yönelik ‘öğrenim özgürlüğünü engellemek, silahla gaspa teşebbüs’ iddiası da yer alırken, o mahkemeleri bitmeden, yargılandığı ‘cinayet davası’ndan idam edildi. Cinayetin 10–15 kişilik bir grupla işlendiğini, Aktaş’ın, olay sırasında sol bacağından yaralandığı ve bir motorsikletle SSK Hastanesi’ne götürüldüğünü ve öldürülen sendikacının bir yakının ifadesi üzerine, olay yerinde bulunduğunu da kabul eden Adana 1 Nolu Sıkıyönetim Mahkemesi’nin bir hakim üyesi; ‘idam kararına’ karşı oy kullandı. O oy sahibi hâkim, şerh gerekçesinin kararında “Kesin bir biçimde sanık Ali Aktaş’ın silahından çıkan mermiyle maktülün ölmüş olduğundan söz etmenin güçleştiği dosya kapsamından anlaşılmış bulunmaktadır” vurgusunu yaptı ve Adsoy’un, kesinlikle sanığın tabancasından çıkan kurşunlarla yaralandığı veya öldüğünün saptanamadığını belirtti. Ve idama karşı çıkarak, ‘ölüm’ yerine ‘müebbet ağır hapis cezasına’ çarptırılmasını istedi. Ancak, mahkemenin oy çokluğu ile aldığı karar, Askeri Yargıtay 5. Dairesi’nce de 28 Nisan 1982’de onanınca, Aktaş’ın idam cezası da kesinleşti. Bir grup tarafından işlendiği belirtilen, ama tek sanığın yargılandığı davanın idam kararı, Ankara’nın onayı ve Resmi Gazete’nin mükerrer sayısında yayımlanması sonrası yaşama geçirildi. İnfazı ise 1983 yılının ilk ayında gerçekleşti. Doğum gününde idam edilen Ali Aktaş’ın infazı, Gaziantepli ülkücü Kerse’nin infazından bir hafta önce yerine getirildi.İnfaz tutanaklarına göre son bir saati24 yaşında yargılanmaya başlanan ve 27 yaşında da idam edilen İskenderunlu Ali Aktaş, kendisinin yazdığı ve ailesine iletilmesini istediği halde, ‘ailesine verilmesi yasak’ kararı alındığı mektubunda, DHB TKP/ML hereketinden yargılandığını belirtti. İnfaz tutunağında, Aktaş’ın hücresine gece saat 02.30’da gidilince ‘Beni nereye götürdüğünüzü anlıyorum. Eşyalarımı arkadaşlarıma dağıtayım’ dediği, hücreden çıkartılıp ve elleri bağlanırken de ‘kahrolsun faşizm’ diye bağırdığı yazıldı. İnfazın yapıldığı Adana Cezaevi’ndeki hücresinden müdür odasına alınan Ali Aktaş’ın heyecanlı olduğu yansıtılan ve tutanaklara geçen yaşamının son bir saatinde şunlara yer verildi: “… Müdür odasına alındığında, birşey isteyip istemediği sorulduğunda, ‘iki mektup yazmak’ istediğini, bunun birisini ailesine hitaben yazacağını, diğerini ise kendine özgü fikirlerini yazacağını söyledi. Çay içip içmeyeceği sorulduğunda önce içmeyeceğini söyledi. Tekrar sorulunca ‘iyi olur içerim’ dedi. Çay getirildiğinde içmekten vazgeçti. Hükümlü eşyalarının hepsinin zapta geçmesini istedi. ‘Haberin var mıydı?’ sorusuna da, ‘dosyamın, hükmümün Kenan Evren’e (konseye gittiğini) bildiğimden durumu tahmin ediyordum’ dedi. Bu esnada heyecanının yavaş yavaş geçtiği göze çarpıyordu. Sakin olarak mektup yazmaya başladı…”Son mektubunu kısa yazması istenmişİdam öncesi son kez kaleme alacağı mektubu yazma zamanını uzattığı savunulan tutanaklarda, Ali Aktaş’a ‘mektubunu kısa yazması’nın belirtildiği de, kayıtlara geçirildi. 23 Ocak 1983’de idam kararı infaz edilen Aktaş’ın infazına ilişkin düzenlenen tutanakta, mektuba dair şunlara yer verildi: “Benim ölümümle iş bitmeyecektir. Benim fikirlerimi mutlaka yazmam gerekir. Bu zulümle ayakta kalamayacaksınız. Ben bunu göremeyeceğim. İleride mutlaka yıkılacaksınız. Şu anda var olan kanunlar yok, otorite var. Soygun ve sömürü düzeni çökecektir. Bu düzen ekonomik ve kapitalist düzendir. Çökecektir.”Doğum gününde asıldıMektup yazımının bitince cezaevi müdürünün odasından ölüm cezasının infaz edileceği (asılacağı) yere hareket edildiği belirtilen o tutanakta, “İdam sehpasının bulunduğu yerde hüküm hülasası okundu. Din adamı isteyip istemediği sorulduğunda, ‘din adamını kabul etmiyorum. Kendime has inançlarım vardır. İnançlarıma göre içimden bunu yerine getirdim. Cesedimin köyüme götürülmesini ve eşyalarımın zapta geçirilmesini istiyorum’ dedi. Tekrar imam isteyip ‘din adamı’ istemediği sorusuna karşı, istemediğini bildirdi. Saat 03.10’da sehpaya çıkarılarak ip boynuna geçirildikten sonra, cellat tarafından sandalye çekildi. Saat 03.30’a kadar asılı olarak kaldıktan, doktor muayenesi yapıldıktan sonra sehpadan indirildi” ifadesine yer verildi.İskenderunlu Ali Aktaş, 27 yaşındaki doğum gününde, ölüme de gitti. 23 Ocak 1956 doğumlu olan Aktaş’ın idam kararı, 27 yaşını doldurduğu gün Adana Cezaevi’nin askeri kamyonlarla çevrilerek kapalı hale getirildiği açık garajında infaz edildi.’Mektubun adrese ulaşacağına güvencim yok’Aktaş, idam öncesi son isteği olan mektubunu yazdı, ancak o mektup ailesine hiç teslim edilmedi. ‘Gözlemci’, Aktaş’ın infazından bir-iki yıl sonra kardeşi Yusuf’un mektubu isteyen başvurusu üzerine de, mektuba yönelik ‘verilmeyecek’ kararı aldığını belirtti.Ali Aktaş, ‘sevgili anacığım, sevgili babacığım’ diye başladığı son mektubunda, yazdıklarının adrese ulaşacağı konusunda güvencinin olmadığını da vurguladı.Mektubunda anne ve babasına seslendiAktaş, son mektubunda “… sevgili babacığım ve anacığım. Ben bir inanç uğruna gidiyorum. Evet, doğruluğuna inandığım bir inancın uğruna. Fakat bu inancım, mevcut düzene karşı olmak, sömürü düzenine karşı olmaktır. Ben bir davadan yakalanmış ve yargılanmış isem de, bu işin yalnızca formalitesidir. Çünkü benim asılmam için koyulması gereken hukuken bir delil olması gerekir ki, durum delil yetersizliğiyle de aşılmasına rağmen ve karar kanaat üzerine olmasına rağmen ben idama götürülüyorum. Evet, ben söz konusu adamı öldürdüğüm için değil, emperyalizme, faşizme, sosyal-emperyalizme, sosyal-faşizme karşı yılmaz, usanmaz ve tavizsiz mücadeleden dolayı asılmaktayım. Evet onlar bizim nefes alışlarımızdan dahi korkmaktadırlar. Oysa ben maddi olarak yok olsam da, manevi olarak yok olmayacağımı da biliyorlar. Ben ve benim gibiler inandıkları davaları uğrunda ölsek de, manen yaşarız, yaşayacağız. Buna inancımız tamdır. Ben ölüme gideceğimi, delil yetersizliği olsa dahi baştan beri biliyordum. Çünkü yakalansak da, halka ve devrime ihanet etmeyenlerin yüreklerinde derin bir korkuyuz. Ben yakalanabilirim, ama halkımın mücadelesi hiçbir zaman ölmez, öldürülemez…” ifadesini belirtti. Çok şey yazmak, söylemek istediğini ama bunu yapamasa da ailesinin kendisini anlayacağını belirten Aktaş, mektubunda babasına “benim için çok uğraştın, farkındayım. Belki kar etti, belki etmedi. Ben baştan bilmeme rağmen yine de sizin yanlış düşüncelere kapılmamanız için birşey demedim. Uğraşlarının borcunu ödeyemedimse de en azından şerefimle düşmana teslim olmaksızın gitmem, hayata veda etmem dahi umarım sizin için yüzü kara olmaktan da iyidir” diye seslendi.Annesinin acısını mektubunda paylaştıAnnesine son kez mektubunda seslenen ve mektubunu ‘beni bağışlayın, sizleri, halkımı unutmayacak olan oğlunuz’ diye bitiren Ali Aktaş, idamı öncesi şunları yazdı: “Anacığım beni, bizi, ne sancılar içinde var ettiğini, ama yeniden var edebilmenin de ne kadar güç olduğunu biliyorum. Ve senin acının derinliğini şimdiden anlamıyor değilim. Onun için şimdiden acını paylaşmak istesem de, elimden gelen birşey yok. Fakat sana birtek şeyim varsa, o da; oğlunun senden aldığı, senin gibilerden aldığı ilhamı ve kuvvetin inancıyla halka ihanet etmeyen biri olarak gitmemdir. Ben şuan yazdığım ve yazamadığım nice dost ve akranların tümünü yüreğimde taşıyarak, bilincimde taşıyarak gidiyorum. Evet Ganime Analar, Abbas Babalar, Nursel Bacılar, Yusuf Kardaşlar ve daha bilmem kimler kimler. Ben sizden gelmiş, ben bağrınızdan gelmiş biri olarak sizleri düşünmeksizin, nasıl giderim, hiç mümkün mü? Evet sevgili analarım, babalarım. Ben gidiyorum. Giderken şerefimle gidiyorum…”Cenazesi iki kez gömüldüAktaş’ın istemi üzerine zabıtla tespit edilen eşyalarının ailesine verildiğini belirten ‘Gözlemci’, onun idama giden yolda çevresini gözlemlediğini ifade etti. İnfaz sonrası Aktaş’ın cenazesinin ise belediye görevlileri tarafından alınıp, gömüldüğünü anlatan ‘Gözlemci’, “Ali Aktaş’ın infazı da Adana eski Cezaevi’nde yapıldı. İdam edileceğini bilmiyordu. Hücreye girildiğinde öğrendi. Son istekleri arasında iki mektup yazmak vardı, ama zaman kalmayınca tek mektup yazdı. Mektubu ‘ideoloji içerdiği’ gerekçesiyle ailesine verilmedi. Ailesi mektubunu isteyince, ‘verilmesini yasaklayan’ karar alındı. Diğer infazlarda olduğu gibi Aktaş’ın infazı sonrasında da defin işlemini belediye yaptı. Ancak, infazın açıklanması sonrası Ali Aktaş’ın ailesi oğullarının cenazesini isteyince, gömüldüğü yerden çıkartılıp, aileye teslim edildi. Ama, ‘cenaze güvenlik güçlerinin eşliğinde ve törensiz, merasimsiz gömülecek’ şartıyla aileye teslim edildi. Öyle yapıldığını da biliyorum” diye konuştu. Vasiyeti, bilinmeden yerine getirildiAktaş, gömüldüğü Adana Mezarlığı’ndaki yerden çıkartılıp, ailesine teslim edildi ve ‘törensiz gömülecek’ şartıyla İskenderun’a getirilip, Höyük (Hüyük) Köyü’nde ikinci kez defnedildi. Aktaş’ın, gömülmeyi istediği yeri son mektubunda vasiyet etse de, mektubu ailesine ulaşmadığı için, ailesi tarafından Hüyük Köyü’nde toprağa verilerek, aslında farkında olunmasa da vasiyeti de yerine getirilmiş oldu… “(…) Garnizon Komutanı Albay Osman Çitim dikildi karşısına ve alaylı alaylı sordu:”Son bir isteğin var mı?””benim bu düzenden isteyeceğim hiç bir şey yoktur” dedi Ali ve yürüdü.Anısı devrim ve sosyalizm savaşımımızda ebediyen yaşayacaktır.