‘Halk cumhuriyetleri’nde referandum ve savaşın seyri..!

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, uzun zamandır beklenen hamlesini nihayet yaptı. 2014’de Ukrayna’nın güneydoğusunda bağımsızlık ilan eden Donetsk ve Lugansk’taki “halk cumhuriyetleri”nin bir referandumla, tıpkı Kırım’da olduğu gibi, Rusya’ya katılması aslında bir an meselesiydi. Ancak, Putin etki alanını genişletmek için bu hamleyi sürekli geciktirmeyi tercih etti.

24 Şubat’tan beri devam eden savaşta, Rusya genel olarak Donetsk ve Lugansk’ın içinde olduğu Donbas bölgesinde kontrol ettiği alanı genişletti. Bununla da kalmadı, daha önce üzerinde hak iddia etmediği, Donbas ile Kırım arasında bağlantıyı kuran Herson, Zaporijya ve Melitopol da şimdi “özerk cumhuriyetler” denilerek referandum sürecine dahil oluyor.

Bugün başlayacak referandumlar 27 Eylül’e kadar devam edecek. Putin’in çarşamba günü yaptığı ve kısmi seferberlik ilan ettiği konuşmasının ayrıntılarında, her şeyin önceden planlandığı anlaşılıyor.

300 bin yedek askerin göreve çağrılması, Moskova’nın, kontrol ettiği bölgelerdeki referandumlar ve Putin’in katılma kararlarını imzalamasından sonra güçlü bir karşı hamle beklediği ve buna yine güçlü bir yanıt vermek istediğini gösteriyor. Çünkü, artık bu bölgelere yönelik her saldırı Rusya’ya yapılmış sayılacak. Putin’in bir kez daha nükleer silahları kullanabileceğini, bunu “Blöf yapmıyorum” açıklamaya eklemesi, savaş enkazının altından güçlü çıkmak için gözü kararttığının işareti. Kaybedilmiş bir savaş Putin’in de sonu demektir.

Bu nedenle seferberliğe sokakta karşı çıkan, çağrıya uymayanlara karşı ağır cezai yaptırımların önünü açmak için birkaç gün önce parlamentoda gerekli yasal düzenlemeler de yapıldı. Cepheden gelen askeri zayiat haberleri de Rus ordusunun büyük kayıplar verdiğine işaret ediyordu.

Referandum hamlesi, Putin’in Ukrayna’nın tümüne sahip olma, rejim değişikliği yapma vb. planlarından vazgeçtiği, Rus nüfusunun olduğu bölgeleri kontrol etmekle yetindiğini gösteriyor. Ekonomik ve askeri koşullar Rusya’ya daha fazla ileri gitmesine olanak vermiyor. Bunu Putin’in Ukrayna’nın geri kalanını Batı’ya teslim etmeyi kabul ettiği şeklinde de değerlendirmek mümkün.

Üç gündür, BM yıllık toplantısında Rusya’nın bu hamlesine karşı açıklama üzerine açıklama yapan Batılı ülkelerin temsilcileri, elbette referandum sonuçlarını tanımayacaklarını söylemeye devam edecekler. Yeniden, daha ne kaldıysa, sert yaptırım kararları alacaklar.

Ancak, zamanla Batı, bu bölgelerin Rusya’nın parçası olduğunu kabullenmeye meyil edebilir. Savaştan önce Kırım’ın artık Rusya’nın parçası olduğu değişik düzeylerde dillendirilmeye başlanmıştı. Rusya’nın bu bölgeleri kendi topraklarına, Batı’nın Ukrayna’yı saflarına dahil ettiği koşullarda, kalıcı olmasa bile müzakere ve ateşkes gündeme gelebilir. Özellikle, Rusya ile gerilimin devam ettiği koşullarda ekonomik olarak ağır kayıplar veren Almanya gibi ülkelerde bu ciddi şekilde dillendirilebilir.

Putin’in referandum hamlesinin geçen hafta Almanya Başbakanı Olaf Scholz ile yaptığı 90 dakikalık telefon görüşmesinin sonrasına denk gelmesi “tesadüf” olabilir, ancak hesapsız değil. Aynı Scholz’un BM toplantısında Rusya’yı “düpedüz emperyalistlik” yapmakla suçlaması da bu görüşmeden kalan bir yansıma gibi duruyor.

Sonuç itibarıyla; başta Donestk ve Lugansk olmak üzere, Rus nüfusunun yoğun yaşadığı, milliyetçi-sağcı Ukrayna rejiminin son birkaç yıldır işi Rusçanın yasaklanmasına kadar vardırdığı bölgelerde halkın kendi kaderini belirlemesi hakkıdır. Bu hak Ukrayna ile eşit koşularda gönüllü birliktelik, bağımsız devlet ya da Rusya’ya katılma şeklinde olabilir. Ne var ki, bu karar günümüzde ağır savaş koşulları altında veriliyor. Savaşın olmadığı koşullarda muhtemelen daha tartışmasız ve uluslararası düzeyde daha fazla destek alabilecek bir hamle olabilirdi.

NATO ile Rusya arasında yıllardır Ukrayna üzerinde süren nüfuz mücadelesinde en ağır bedeli savaş sahası haline gelen Donbas bölgesinde yaşayan yaklaşık 4 milyon insan ödedi ve ödemeye devam ediyor.

Şimdi, asıl sorun, muhtemelen yüksek bir oyla Rusya’ya katılma kararı verecek bu bölgelere karşı Batı’nın ne yapacağında… Daha kapsamlı savaş ve yaptırımlar seçeneklerden birisi.

Ne var ki; Rusya’ya yönelik ekonomik ve siyasi yaptırımların çoğu hayata geçirildi. Yaptırımların, sırtını Çin’e dayayan Putin’i caydırmadığı görüldü. Bir diğer seçenek ise NATO’nun Ukrayna’ya silah vermenin ötesine geçerek, savaşa müdahil olması. Ki; günümüz koşullarında bunun olabileceğine pek ihtimal verilmiyor.

Görünen o ki; Batı’nın her türlü desteğine rağmen Ukrayna ordusu Rus ordusunu yenecek güçte olmadığı için, zamanla müzakere masası kurulabilir ve Ukrayna’nın bu bölgeler üzerinde fiili feragati söz konusu olabilir. ABD ve NATO ise, bölgedeki gerilimi yüksek tutarak Rusya’yı zayıflatma hedefini hep canlı tutmaya çalışacak. Lakin, Ukrayna-Rusya savaşının bundan sonraki şiddeti asıl olarak emperyalist paylaşımın öncelikli olacağı alanlar ve bölgelere bağlı. Adım adım “uyanan dev” Çin ile karşı karşıya gelmeye hazırlanan ABD için Rusya tali plana düşebilir.

Yücel Özdemir

Evrensel