Güven Yaptığı Şiddeti Savunarak: Sende Özür Dilemeyeceğim dedi..! “Bir kadının ne kadar canı olabilir?

Ozan Güven ve lütfeden failler!Fail erkekler herhangi bir pişmanlık veya sorumluluk alma emaresi göstermiyor, tedavi olmaya yeltenmiyor, af dilemiyorlar. Ozan Güven de şiddeti o kadar normalleştirmiş gibi ki bir kadını dövse bunu açıklamakta bir beis görmeyeceğini söylüyor. Üstelik bunu bir şeref ve namusluluk örneği olarak anlatıyor. Okuduğum yorumdan biri, “İzlerken şiddete maruz kalıyorsunuz” diyordu, o kadar doğru ki…Ozan Güven’in cumartesi günü verdiği utanç şov basın toplantısından beri aklımdan çıkmayan bir cümle var: Bir kadının ne kadar canı olabilir?Güven’in Deniz Bulutsuz’u dövmediğine, veya “o kadar” dövmediğine dair bir kanıt olarak sunduğu bu cümle, erkeklerin sahip oldukları orantısız güç ve bu güçle yapabileceklerinin sınırsızlığının bir itirafı gibi. Bir kadını öldürmenin ne kadar kolay olduğunu, iki sıkımlık canlarımızı almamalarının ne büyük bir lütuf olduğunu anlatan, duyan her kadını olduğu yerde durduran bir cümle.Bir kadının ne kadar canı olabilir ki? Mesela bir minibüste tecavüze karşı direnirken dövülüp yakılacak kadar, defalarca koruma talep ettiği eski kocası tarafından 11 yerinden bıçaklanacak kadar, kafası kesilip surlardan aşağı atılacak kadar, 10 yaşındaki kızının gözleri önünde boğazından bıçaklanacak kadar, akrabası tarafından tecavüz edilip hamile kaldığı için aile kararıyla sokak ortasında vurulacak kadar, kafası testereyle gövdesinden ayrılıp bir çöp kutusuna atılacak kadar? Ozan Güven haklı. Bu ülkede kadınların canı erkek şiddetinin ve erkek yargının müsaade ettiği kadar.Bizi öldürmediklerine şükretmemiz gereken erkekler, istese kolayca canımızı alabilecekken bunu yapmayan beyefendiler bir teşekkürü hak etmiyorlar mı? Bu yüce gönüllülükleri için, kendilerini tuttukları için, bir kadın onları ne kadar provoke ederse etsin oyunlarına gelmedikleri için (!) birer madalyaya layık değiller mi? Lütfen.“Bir kadına tokat atarsanız bir yeri açılır, kırılır, çıkığı olur. Ayakta kalması mümkün değil.” diyen Ozan Güven, bu kadar spesifik bir bilgiyi nerden edinmiş bilmiyoruz. Ama eski kız arkadaşı Deniz Bulutsuz’ u 13 Haziran 2020’de darp ettiği için “silahla kasten yaralama” suçundan 2 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldığını ve cezasının onandığını basında yayınlanan mahkeme kararından biliyoruz. Güven’in bu cezanın 45 gününü cezaevinde geçireceğini ise haberlerde okuyoruz. Aradan geçen beş koca yılda hiç konuşmayıp devamlı “adalete güveniyorum” diyen, hatta en son akıllı telefonunu ve sosyal medya hesaplarını da bırakacağını duyuran oyuncunun bu ani toplantıyı yapma sebebi de bu hapis cezası olsa gerek.Basında yer alan adli tıp raporu, Bulutsuz’ un bedeninde kafasının duvara çarpması sonucu sol göz içi ve çevresinde morarma, kol iç kısımda morluklar ve cam kesiği, kalça bölgesinde çok sayıda morluk, merdivenden yuvarlanmaya bağlı sol dizde morluklar ve gözde hafif puslu görünüm olduğunu söylüyor. Güven ise Bulutsuz’ un bu durumu kurguladığını iddia ediyor. Gören hiçbir kadının unutamayacağı darp fotoğrafları için “Gözüne ne oldu bilmiyorum, sabun da kaçsa olabilir” iddiasında bulunuyor. Kendisi acaba kişisel hijyeni çok kuvvetli bir kimse mi değil? Çünkü yüzünü devamlı yıkayan bir insanın gözüne illa ki bir iki kere sabun kaçmıştır ve sabun köpüğünden gözün içine kan oturup dışının da morarmayacağını bilir diye düşünüyorum. Tabii hijyeni kuvvetli olup bizi saf sanıyor olması da bir ihtimal, bilemiyorum.Çünkü fail erkekler genelde kamuoyunu salak veya en iyi tabirle bunak sanıyor. Hiçbir gerçek ceza almadan, sektörlerinden kovulmadan, sosyal çevrelerinden dışlanmadan hayatlarına devam ediyor. Herhangi bir pişmanlık veya sorumluluk alma emaresi göstermiyor, tedavi olmaya yeltenmiyor, af dilemiyorlar. Çünkü buna gerek görmüyorlar. “Taş mı yesin?” “Aç mı kalsın?” “O iş öyle değildir,” “Kim bilir aralarında ne geçti?” gibi açıklamalarla aklanıyor, şiddetin küçümsenmesinin, cezasızlığın norm haline gelmesinin keyfini sürüyor, illa ki kendilerine kucak açacak bir adres buluyorlar.Güven de basın toplasında Bulutsuz’dan özür dilemeyeceğini üstüne basa basa söyledi. Ve sonra bir başka akıllardan çıkmayacak cümle etti: Eğer Bulutsuz’u dövmüş olsaydı babasına teslim edeceğini söyledi. Pardon, ne? Güven “Benim alnım ak, benim hikâyem namuslu. Ben eğer dövmüş olsaydım ‘ben bu kadını dövdüm’ derdim, götürürdüm önce babasına, sonra da giderdim ‘ben bu kadını dövdüm ya’ derdim, ‘Allah benim belamı versin” derdim, ama dövmedim” dediği anda salonda hiç kadın gazeteci var mıydı, varsa gözleri yuvalarından fırladı mı bilmiyorum, ama ben bu cümleyi ve taşıdığı anlamları düşünürken sanırım kalp spazmı geçirdim.Güven şiddeti o kadar normalleştirmiş gibi ki bir kadını dövse bunu açıklamakta bir beis görmeyeceğini söylüyor. Güven, kadını bir erkeğin malı olarak görmeye o kadar alışmış gibi ki dövdükten sonra kusurlu bir mal gibi babasına iade edeceğini söylüyor. Üstelik bu davranışı potansiyel bir şeref ve namusluluk örneği olarak anlatıyor. Dahası bu cümleleri ederken bile sesini yükseltiyor, ellerini kollarını sallıyor, kameraların ışıklarından mı, yoksa solaryuma girip saçının rengini açtığından mı olduğunu anlayamadığım bir sarı saç-turuncu ten görünümüyle bizi ne kadar masum olduğuna ikna etmeye çalışıyor. Sosyal medyada okuduğum sayısız yorumdan biri, “İzlerken şiddete maruz kalıyorsunuz” diyordu, o kadar doğru ki.Güven’in bu inkar şovunun yerini bulmamasının tek bir sebebi var, o da kadınlar. Deniz Bulutsuz’un cesaretiyle başlayan, kadınların ona inanıp elini tutmasıyla devam eden bu hikâye kadın mücadelesinin ve dayanışmasının her şeye rağmen ne kadar güçlü ve sabırlı olduğunun bir kanıtı. “Davayı açarken iki amacım vardı. Biri bana yapılan haksızlığa karşı hakkımı aramak, diğeri de fiziksel ya da mental şiddete maruz kalan kadınların seslerini çıkarmaktan korkmamasına biraz olsun ilham olmak” diyen Bulutsuz ’un içi rahat olsun. O ilhamdan da öte, emsal oldu. “Bir kadının ne kadar canı olabilir?” diyen tüm faillere inat, hatırlattı: Canımız, birbirimize emanet. Ve bu emanetin karşısında susmayacağız.BİNNAZ SAKTANBER