Gare Operasyonu ve Çözüm Bekleyen Kürt sorunu ..!

Faşist AKP-MHP iktidarı, iç politika irtifa kaybetmesini kapatmak için her zaman olduğu gibi sınırötesi PKK Gare kampına yönelik 10 Şubatta operasyon yaptı. Operasyonda amaç PKK’nin merkezi üssünü darbelemek yada önder konumdaki bazı kişileri tutsak etmedik olmadı katletmek amaçlı operasyon fiyaskoyla sonuçlandı. Saray faşizmi operasyonun başarısızlığını gizlemek için , operasyonu PKK’nin 6.yıldır tutsak tuttuğu polis, MİT ve asker 13 kişiyi kurtarmak amaçlı yaptığını açıkladı.

Neki bu açıklamalar tümüyle yalan ve hem operasyon hedefini gizleme ve hem de başarısızlığına kılıf bulma çabasıydı. Geçit vermez, kuş uçmaz kervan geçmez dağların arasında, üstelik gerillanın konumlandığı bir alanda TC. ordusunun rehineleri sağ olarak ele geçirmesi olanaksızdı. PKK’nin açıklamalarına göre rehinelerinde tutulduğu mağaraya T.C. ordusu önce kimyasal silah kullanmış ve hava saldırısında bulunmuş. Rehinleri koruyan gerillalarında katledildiği operasyonda, 13 rehineyi T.C. ordusu katletmiş ve sorumlusu da yıpranan ve yığınlarda desteği gittikçe azalan Saray iktidarın başları Erdoğan ve Bahçelidir.

Bugüne kadar T.C. devleti onlarca kez PKK üslerine yönelik operasyonlar yapmış, yüzlerce sivil halk ve gerillalar katledilmiş. Ama tüm bu faşist imha amaçlı saldırılara ve operasyonlara rağmen Kürt sorunu kanamaya devam etmiştir. Yani Kürdistana sefer olmuş ama zafer olmamıştır.

Peki Kürtler ne istiyorlar ve ne için savaşım yürütüyorlar. Türkiye ve orta-doğuyu etkileyen Kürt sorunu dünden bugüne nasıl bir gelişim seyri izledi ve çözüm nedir?

Dünden bugüne 98. yıldan bu yana T.C. devletinin Kürt sorunundaki resmi devlet politikası olan inkar ve imha politikası katmerleşerek süre gelmiştir. Bugün de, faşist ırkçı-şoven katil generaller sürüsü, Türk egemen sınıfları M. Kemal’in yolunda daha bir inatla yürüyorlar. Faşist Türk devletinin, faşist Türk generallerinin, liberallerin, ulusal solcu geçinen sahte sosyalistler, sosyal-demokratlar, sahtekârca inkârlarına rağmen Türkiye, çok uluslu bir ülkedir. Türkiye’de Türk ulusunun yanı sıra, bir de Kürt ulusu yaşamaktadır. Türk ulusu ayrıcalıklı ve egemen bir ulus konumundayken, Kürt ulusunun, tüm ulusal hakları gasp edilmiştir. Ulusal varlığı kabul edilmeyen ezilen bağımlı bir ulus konumundadır.

Başta ayrı devlet kurma hakkı olmak üzere, Kürt ulusunun tüm ulusal-demokratik hakları, Türk egemen sınıfları tarafından gasp edilmiştir. Kuzey Kürdistan, Kürt ulusunun iradesine rağmen zorla işgal ve ilhak edilmiş, ”Misak-ı Milli” sınırlarına dâhil edilmiştir. Kürt ulusunun ulusal-demokratik hakları doğrultusundaki en ufak kıpırdanış faşist diktatörlük tarafından kan ve kurşunla bastırılmaktadır. Faşist Türk devleti, Kuzey Kürdistan’ı işgal ve ilhak altında tutmakta; Kürdistan’da asimilasyoncu, militarist, ırkçı, şoven faşist bir ulusal zulüm politikası izlemektedir, ”bölücülük ve terörizmle ve mücadele” vb. adlar altında sürdürülen ulusal zulüm politikası, JİTEM, Özel Tim, ajan-muhbir-korucu tipi örgütlenmelerle, askeri operasyonlarla, zoraki sürgünlerle, JİTEM, Özel Tim, Köy koruyucusu baskınlarıyla alabildiğince katmerleştirilerek genişletilmektedir. Özellikle 1990’lardan sonrası Kürdistan’ı, koskoca bir işkence hane, koskoca bir zindana, Kürt kanının durup dinlenmeden aktığı bir insan mezbahanesine çevrilmiştir; Evet, Türkiye’de Kürt olmak bir suçtur, hem de sorgusuz sualsiz katledilecek, yok edilecek cinsten bir suç. Kürt ulusuyla Türk ulusu arasında var olan derin ekonomik ve politik eşitsizlik, kültürel alanda da sürmektedir. Kürdistan’ı işgal altında tutan faşist Türk devleti, Kürt dili, sanatı, kültürü üzerinde de yoğun bir baskı uygulamakta, sistemli bir şekilde Kürt ulusunun, Kürt ulusal özelliklerini, Kürt dilini, Kürtkültürünü unutturmaya, yok etmeye çalıştı, çalışıyor. Eğitim-öğretim adınaaçılan okullar, yatılı bölge okulları, vb. Hep bu asimilasyoncu (zorakiTürkleştirme) politikasının araçlarını oluşturmaktadır. Kürt ulusu, bilinçli bir şekilde geri bıraktırılmakta, ulusal kişiliği yok edilmeye, kişiliksizleştirmeye, ulusal hakları için mücadele etmeyen pasif bir insan yığını haline getirilmeye çalışılmaktadır. Anti-komünizmin yanı sıra, Kürt düşmanlığını da resmi devlet politikası olarak benimsemiş olan Türk egemen sınıfları (bu sınıflarla bütünleşmiş Kürt büyük toprak sahipleri ve büyük burjuvazisi de dâhil), Kürt ulusal kültürünün bazı öğelerini biçimsel değişiklikle Türk ulusuna mal etmekte, böylece diğer şeylerin yanı sıra, dün “Kürt yok, dağlı Türk var” dan bugün ”Kürt var, ama Türk ulusunun alt kimliğidir” noktasına evrilen Kürt ulusu gerçekliğini inkâr edip yok sayan faşist ırkçı-şoven tezini haklı çıkarmaya çalışmaktadırlar.

Kuzey Kürdistan’ın ekonomisi, Türk egemen sınıfları ve emperyalistlerin çıkarlarına göre biçimlendirilmiştir. Kürdistan’ın yeraltı ve yerüstü zenginlikleri, Türk egemen sınıfları ve emperyalistler tarafından yağmalanmaktadır. Kürdistan pazarının yağma ve talanında aslan payını emperyalistler almaktadır. Kuzey Kürdistan, ekonomik açıdan, Türkiye’nin en geri bölgesini oluşturmaktadır. Bu gerilik, Kapitalizmin dengesiz gelişme yasası temelinde yükselse de, ulusal etkenin (Kürdistan’ın ilhak ve işgal altında tutulması, Kürt ulusunun ezilen bağımlı bir ulus olması önemli ve aktif bir rolü vardır.

Türkiye’de Kürt ve Türk uluslarının yanı sıra, çok sayıda ulusal azınlıklarda bulunmaktadır: Araplar, Ermeniler, Rumlar, Yahudiler, Lazlar, Çerkez’ler gibi. Kürt ulusunun yanı sıra, ulusal azınlıklarda ulusal zulüm altında tutulmaktadırlar.

Türkiye’de ulusal sorunun iki yanı vardır. Bu iki yan hem birbirine sımsıkı bağlı, hem de birbirinden ayrıdır. Ulusal sorunun birinci yanını, emperyalizmin Türk, Kürt ulusu ve ulusal azınlıklar üzerindeki ulusal baskı bakımından ulusal sorunu oluştururken, ikinci yanını ise, Türk egemen sınıflarının Kürt ulusu ve ulusal azınlıklar üzerindeki ulusal baskısı açısından ulusal sorun oluşturmaktadır. Türkiye’de ulusal sorunun esası, emperyalizme bağımlılık ilişkilerinin tasfiye edilmesinde somutlaşmaktadır. Uluslararası kapitalist dünya ekonomisine bağımlılık halkası kırılmadan, Türkiye halklarının emperyalist sömürü ve baskıdan kurtulması olanaklı olmayacağı gibi, bu halka kırılmadan Kürt ulusal sorunu da devrimci temelde çözülemez. Tüm bunlardan dolayıdır ki, Türkiye’de ulusal sorunun esasını, anti-emperyalist demokratik halk devrimiyle emperyalist baskı ve sömürüsünün(işbirlikçi tekelci kapitalizmin ve feodal kalıntıların baskı ve sömürüsüyle birlikte) son bulması oluşturmaktadır.

Elbette, Türkiye’de ulusal baskının bu denli ağır ve yoğun oluşu emperyalizme olan bağlılıkla, işbirlikçi tekelci burjuvazi ve büyük toprak sahipliği egemenliğiyle bağlıdır. Bir diğer anlatımla, ulusal zulmün bu denli ağır oluşu, ülkede demokrasinin olmayışının bir etkeni olduğu gibi, demokrasinin olmayışının da doğrudan sonucudur. Ülkemizde demokrasi savaşımının temel taleplerinden birisi, Kürt ulusu üzerindeki ulusal baskının kaldırılması, başta silahlı direnme ve ayrı devlet kurma hakkı olmak üzere tüm ulusal demokratik haklarının tanınmasıdır. Kürt ulusal sorununun ve ulusal azınlıklar sorununun çözümü, ülkemizin ekonomik, politik ve toplumsal yaşamının demokratikleştirilmesinden geçer. Ülkemizin ekonomik, politik ve toplumsal yaşamının demokratikleştirilmesinden geçer. Ülkemizin ekonomik, politik ve toplumsal yaşamının demokratikleştirilmesinin önündeki başlıca engeller, emperyalizm, işbirlikçi tekelci burjuvazi ve büyük toprak sahipleri sınıfıdır .Demokratikleşme sorununun çözümü, bir devrim sorunu, anti-emperyalist demokratik devrimin zaferi sorunudur. Kürtler Türklerle eşit haklara sahip olmak ve kendi kaderleri kendi ellerine alarak zorunlu değil gönüllü olarak birlikte omuz omuza itilip kakılmadan yaşamak istiyorlar.