Anasayfa / Onlardan Bize / FEDAKARLIĞIN VE MÜTEVAZİLİĞİN, CESARETİN VE YOLDAŞLIĞIN ADIDIR KALENDER ŞAHİN YOLDAŞ..!
kalender-sahingulusun-zulme-isyandir-5

FEDAKARLIĞIN VE MÜTEVAZİLİĞİN, CESARETİN VE YOLDAŞLIĞIN ADIDIR KALENDER ŞAHİN YOLDAŞ..!

Aylarda 8 Ağustos 2017. Ta uzaklardan rüzgarın uğultusu yalayıp geçiyor yüzümüzü. Yağmur rüzgar ve güneş bir birine karışıyor. Ölümün soğuk zulmü yağıyor yaşamın ve zamanın üstüne. “Bulutlar bugün yine çok sinirli” bakıyor, hava Kurdun tamda sevdiği havayı andırıyor. Fırtınanın etkisiyle ağaçlar oradan oraya savruluyor. Arada sırada bir yıldız ışıldayıp geçiyor rüzgarlı havada ansızın. Daha iki gün önce uzunca konuştuğumuz yeni plan ve projelerini neşe içinde anlatan Kaypakkaya geleneğinin kararlı ve cesaretli savaşçısı Kalender Şahin yoldaşı, kahrolası kalp krizinden dolayı kaybettik. Nice zorlukları omuz omuza vererek aştığımız ve birlikte kavgayı güçlendirdiğimiz günler geliyor ilk etapta aklımıza. Yüreğimiz burkuluyor, emperyalist kapitalist sisteme karşı kinimiz bir kat daha artıyor. Neden hep yüreği devrim ve sosyalizm istemleriyle dolu iyi insanlar, “erkence atlarına binip gidiyorlar” düşüncesi yalayıp geçiyor hüznün egemen olduğu ortamı. Ve yoldaşın en son konuşmamızdaki istemi aklımıza takılıyor; üvey evlat yada öksüz çocuk muamelesi gören TKP/ML Hareketinin tarihini kitlelere ve yeni devrimci kuşaklara taşımak gerektiği sözleri. Daha yapılacak çok iş varken, emperyalist kapitalist sistemin sahte ışıltılı dünyasının insanları nasıl çürütüp un ufak ettiğine kalbin fazla dayanamadı; yoldaşlara, dostlara ve emekçilere el sallayarak erkence aramızda bir yıldız gibi kayıp gittin.

Kalender Şahin yoldaş 1963 yıllında K.Maraş’ın Elbistan İlçesine bağlı Kistik (Günaltı) Köyünde yoksul Kürt bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gözlerini açtı. 10 kardeşin en büyüğüdür, yaşamını sürdürmek için değişik işlerde çalıştı ve 1993 yılında bu yana İsviçre de sürgünde yaşadı Bir yandan çalıştı öte yandan TKP-ML Hareketi saflarında devrimci savaşımı örmeye çalıştı. Yoldaş evli, biri kız olmak üzere üç çocuk babasıydı.

Birisi Kayıp edilen kardeşi Aydın Şahinin kayıp olayı ve kayıp olayından sonraki gelişmeleri ve araştırmaları içeren olmak üzere 5  kitap yayınladı.

Ayrıca İsviçre’de Türkiyeli Göçmenler ve Halk Şiirinde emperyalizme Baş Kaldırı Antolojisi.

Adıyla yayınlanan kitaplardan Kalenderin yaşamında kesitler ve şiirlerini bulmak mümkün.

Kalender bir çok şairin, bir çok yazarın ve bir çok aydının ve de bir çok insanın yaşadığı acıları daime yüreğinde taşıdı. Mücadelesini yurtdışın da sürdürdüğü dönemde asla mülteci bir yaşamı tercih etmedi. Kalender yoldaşın olduğu yerde tasfiyeci mültecilik, ahlaksızlık ve asla başını yukarı kaldıramazdı. Halka dayanma ve devrime bağlanma buradan beslenip ayakta kalmayı amaç edinen Kalender yoldaş hem örgütlü duruşu, olumsuzluklara karşı ilkeli davranışı, sözüyle eylemi arasındaki uyum ve hem de vefalılığıyla daima yoldaşlarına örnek oldu. PKK’nin, MLKP’nin, DHKP-C’nin yanlışları ve hatalarını eleştirip tutum almaktan asla geri durmadan. Kendilerine devrimciyim diyen ama devrimcilikten nasibini almamış olan akımlara karşı cepheden savaşım vermekten asla çekinmedi. Tehditlere ve fiziki saldırılara asla boyun eğmedi. Dahası onun için devrim ve halktan üstün hiç kimse olmazdı ve örgütler idealize edilerek onun biatçısı asla olunamazdı.

O, her zaman gerçekleri yazdı, şiirleriyle, makaleleriyle TVlerde yaptığı programlarıyla emekçilere gerçeği taşımaya ve onları örgütlü savaşıma çağırdı. Nerede emekçilerin sorunları, direnişi ve birleşik savaşımı varsa, Kalender yoldaş hep gülen yüzü ve cesaretiyle orada ve sorunların çözümcüsü oldu. Daha devrim ve sosyalizm daha çok hizmet edeceği bir zamanda Kalender yoldaşı erkence kaybettik. Kalender yoldaşın ardından ne söylesek de onu anlatmaya yetmeyeceğini söylemeliyiz. Ama yine de Kalender yoldaşın ideallerini bayraklaştırmak ve onun yarım bıraktıklarını tamamlamak için, Onunla mücadele yolculuğuna çıkmak ve geride kalanlara Onun erdemlerini ve devrimci kararlığını, halkçı özelliklerini anlatmak gerekiyor.

Erkence aramızda ayrılıp giden Kalender yoldaş hep eşitlik, özgürlük ve sosyalizm düşlerinin ucunu bırakmayanlardandı. Hani; inançları mevsimlik olmayanlardan, hani; emekçi alınterini mücadeleye katık edebilenlerden, hani; acılarla örselense de yüreği, gürültüsüzce türküye katılmayı becerebilenlerdendi. Kısacası yaşamın emekçisi ve devrimin hamalıydı. Hayattan epeyce alacağın vardı . Kolayına teslim olmadın o yüzden ölüme hep cepheden karşı durdun. . Direndin de direndin, hiç karanlık bulaşmamış ellerinle sıkıca tutundun yaşama.

Nice zaman hastalıklar kapıyı çaldı, ama sen bunları her defasında elinin tersiyle, yüreğiyin militanlığıyla geriye iteledin. Onun için mi ev senin son mekanının adı? Sonra parmak uçlarından kayıp. Ölümdü bu, daha yapılacak çok iş varken yoldaşlara el sallayıp giden devrimci ölümü… Hani; içerde de dışarıda da, vuruşurken de, hasta yatarken de, ölüme kafa tutmayı bilenlerden birinin gidişiydi seninkisi.…

Yağmur hızla cama vuryor. Aklımız çok uzaklarda, orada, oralarda, onlarla, sesleri kulağımızda rüzgarın uğultusuna karışır gibi. Yağmura uzattıyoruz elimizi. Islak özlemlere dokunyoruz sanki öylece, bir Ağustos sıcağının esintisinin biriktirdiği… “Biz ne çok öldük, biz kaç çeşit öldük, kaç kez ‘ölüm adın kalleş olsun’ diye haykırdık isyanımızı” diye düşündük. Hüzündü böyle apansız yağan yağmur belki yüzümüze çarpan rüzgar. Hani bize en çok yakıştığı söylenen, hani en çok anladığımız. Ah, beynimizi yüreğimize nasıl haykırsak yine. Bu akşam alıp başımı gitsem, yollara vursam kendimi, kırsam kelepçelerimi yere fırlatsam. Bu akşam öfkemizi sularda yaksak ve sana ulaşsak, taşını-toprağını ve insanını çok sevdiğin Elbistanda yeniden yaksak özgürlük ateşini, daha bir bilenmiş olarak.

Bu akşam, ölümünü ve erken gidişini düşünüyoruz yoldaş. Ne çok öldük ve öldürüldük. Ölüm bizim ülkemizde kol geziyor. Üstüne üstüne vuruyor yaşamın: Bu akşam, hüzünle ıslanıyor yaşam. Kaç çeşit ölmek vardır, kaç çeşit yaşamak? Ölümün anlamının her gün değiştiği bu çağda kaç çeşit ölür kaç çeşit öldürürüz? Devrimci olmanın en güzel yanı « hayatı anlamlı yaşamaktır » derdin ve öyle yaşadın, ölümü öyle ikircismizce kucakladın. Devrimcilik mayası ; paylaşmak, dayanışmak ve ortaklaşmak derdin. Her daima buna uygun bir yaşam pratiği sergiledin ve emekçi insanların daima yürğeine dokundun.

Değil mi ki dünyayı değiştirmektir muradımız, dünyanın her kilometre karesinde yoldaşlarımız- dostlarımız vardır, tıpkı düşmanlarımızın olduğu gibi. Biz gücümüzü yalnız olmayışımızdan alırız. Bu yaşanılacak, bu yaşanılası, bu yaşaması zor burjuva kapitalist dünyada, tek başına direnirken de çoğalmak ve kederli olmamak bize hastır bu yüzden. Ahmet Arifçe söylersek; bize hastır; tek başına, ölüme bir adım kala, tek başına zindanda yatarken de asla yalnız kalmamak. Bu yüzden; ne pusularda katledilmeler ne işkenceler, ne sokak infazları, ne tecrit söker bize, ne hücre, ne ölüm evi ve nede zulümler…

Kötüsü yalnız olmaktır, kötüsü kendini yalnız duymak. Bu nedenle koca Nazım; “ölüm kendinden önce bana yalnızlığını yolladı” diye yazmıştır. Yalnızlık tekeller çağında kapitalist yabancılaşmanın yarattığı has duygudur. Bu yüzden uzaktır devrimciden, bu yüzden ölümü anımsatır. Bu yüzden ölürken bile çoğalmayı biliriz biz. Yoldaş; ekmeğini paylaşan demektir birçok dilde, ortakça bölüşen. Bu yüzden kendimizi yalnız bilmeyiz asla.

Fırtınanın getirdiği yağmur esintisi vuruyor yüzümüze. Aklımızda dizeler ve içimizde birşey yapamamanın hüzünlü gölgeleri;“Haklısınız/ Sıkça düşünmekteyim ölümü/ Çağrılımdır/ Coşkuyla türkü söylediğim bir anıma/ Yalnız değilim/ Yorgun da/ Fakat sığmıyor hesaba yitirdiklerimin sayısı/ Ağırıma gidiyor ağız dolusu gülmek/ Sevinçlerimde anıların hüzünlü gölgesi,/ Yüreğim o yaralı ceylan/Dindiremediği acılar denizinde binlerce parça” diyorum usulca, gecenin içinde öylece hayata bakarken.

Her devrimci bilir yalnızlığın ölüm olduğunu. Umudu tükenirse yalnız duyar kendini insan. Yüreğindeki barikatları çoğaltırsa yalnızdır devrimci. Bir de olura, olmaz demeyelim; yoldaş sıcaklığından mahrum kalırsa, yalnızlık üstüne üstüne iner devrimcinin. Bu akşam bütün türkülerde ölüm hüznü. Kahrolası kalp kriznde ölümsüzler ordusuna katıldığın evde bir başına gidenleyin. Bu akşam, ne söylesek senin için bir eksik olacak bu yüzden. Ve kendimize sığamadığımız, kendine sığamayan bir üzünç denizi bu akşam yaşamak.

“Az sonra ölecekmişiz ne gam/ bin ömür yaşadık biz/ ve üstelik/ Omuzlarında yoldaşların/ bayrağımızla gömüleceğiz” diyordu şair, yangına durmuş bir gecede. Üstümüze yürüyen o duygusuz sağır düşmanların getirdiği ölüm değildir ürkütücü olan. Ölümü namluya sürüp fırlamak bir gelenek olmuştur bu coğrafyada. Ölümü ölümsüzleşerek yenmenin kitleselleştiği bir coğrafyadayız.. “Bu kaçıncı anlam değişmesidir ölümün/ Yüzümüz hangi hüznün coğrafyası tarihte/ Sessizliğe tutsak değil artık mezarlıklar/ Yeraltında ölümü utandıran yürekler var” diyor şair, öyledir. Kendi payına ölmenin aşıldığı yerdeyiz.

Ansızın bir haber gelirdir bir gece yarısı. Sesi duyulurdu yoldaşın. “dövüşenler düşenlerin tutmaz yaşını özgürlük için illede kavga” derdi yüreklice. Tam 9 Ağustos 2017 tarihinde seni kaybettik Kalender yoldaş.

Artık yoldaşlar haber getirmedi, kuşlar evimizin üzerinde şen şakarak cıvıldaşarak uçmadılar, uçmayacaklar. Şimdi ben uzakta, o lacivert ülkede, o üzünç denizinde… Mutsuzluk değil, umutsuzluk hiç değil, ince bir sızı bu sevgili yoldaşım. Hani; bir haksızlığa uğramışlığın öfkesi, hani; ayrılık hüznü, hani; şu ölümden elli gram fazla gelen…

8 Ağustos 2017 Kalenderlerden biri daha gitti. Bir proleter bir devrimci komünist, devrimin hamalı daha el salladı yoldaşlarına. Usulca kanadı yürek, sular daha bir deli aktı, hava daha bir karanlık oldu, türküler sustu 9 Ağustosta. Ölümdür bu yoldaş ölümü diyebildik. Adından verilen sözler yetmez ve söylenen marşlar-türküler eksik kalır. Suskunluğun gölgesi vurur üstünüze üstünüze. Belki söz istemez, yaşlı göz istemez. Yalnız sayısını saymıştır içinizden biri, yanarsınız sadece. “Güle güle yoldaşım” dersiniz usulca. Ve acınızı öfkeye dönüştürürsünüz, gelecekte sorulacak hesapları biriktirirsiniz içinizde. Her ölüm yıldönümünde “ İyi ki yoldaşımdın, yaktığın devrim meşalesi bugün senin izinde yürüyen yoldaşlarıyın elinde yanmaya devam ediyor, Güle güle yoldaşım” diyoruz; “senden ne varsa bizimle yaşayacak: Sen gittin ama kavgan her daima sürecek. Güle güle sevgili yoldaşımız güle güle”. Ve susarsınız, bu acılar için, bu gözyaşları için, bu analar için, bu genç sevdalarımız için diyerek gecenin evinde yangın çıkaracağımız günü bekleriz. Beklersiniz gününüzü; nöbeti devralarak, biraz daha umutlu, biraz daha gayretli olmak gerektiğinin bilinciyle.

Kalender yoldaş sömürü ve zulme karşı savaşımı geliştirip ileriye taşımaya çalışanlar için, devrimci bir perspektif ve özgür yaşamak isteyene, direnişin adıdır.. Devrim ve sosyalizm savaşımına doğru katılmak ve öncülük etmek için Kalender şahin yoldaşın bıraktığı mirası ve anlamlılıkları doğru anlamak ve pratikleştirmekle mümkün olduğunu unutmadan, inat ve ısrarla devrim için kavgayı harlayarak Kalender yoldaşı yaşatacağız.

Kalender Şahin Yoldaş Ölümsüzdür.. !

9-Ağustos.2017

Halkın Birliği

HALKIN BİRLİĞİ

ali-kaya-yildizjpg-2

Proletaryanın Yılmaz Savaşçısı ALİ KAYA YILDIZ Yoldaş kavgamızda yaşıyor..!

TKP-M-L Hareketin 8 Haziran 1979’da iskenderunda düzenlediği işçi toplantısına sivil faşist beslemeler saldırdılar. Faşistlerle çıkan …