Faşist dinci saray rejimi devrimci-demokrat ve sosyalist muhalefeti susturmakla kendisini sınırlamış değil. Burjuva klikleri arasında iktidar savaşı derinleşerek sürüyor. Ayağının altındaki halının kaydığını gören AKP-MHP faşist Cumhur İttifakı şeflik rejimini devam ettirmek için, başta CHP olmak üzere muhalif olan parti, örgüt, sendika, dernek veya birey kişileri de hedef almaktan geri durmuyor. Kuşku yok ki faşist dinci saray rejiminin bu kadar pervasız davranmasında, burjuva muhalefetinin dağınık olmasının ve devrimci güçlerin ciddiye alınacak bir baskı yaratamaması ve DEM partisinin ne idüğü belirsiz çözüm sürecinin ağına takılıp kalmasının önemli etkisiz söz konusu.Kuşku yok ki DEM ‘in Saray rejimiyle ses çıkarmadan uyumlu davranışı, CHP’yi Saray rejimine karşı mücadelede yalnız bırakıyor. CHP’ye yönelik sisten mli operasyon ve tutuklama furyasının pek etkide bulunmaması, Saray rejimini sarsılan iktidarını sürdürebilmek için CHP’yi içten bölüp parçlama yoluna baş vurmaya yöneldi. Halkın oylarıyla kazanmadığı belediyeleri korku, tehdit ve zayıf parayla satın alınana kişilere itirafçılık dayatılarak AKP’nin çözülüşü dizginlenmeye çalışılıyor.Nitekim araştırma sonuçları Erdoğan ve AKP’nin önümüzdeki seçimlerde başarıyla çıkamayacağını gösteriyor. Bu durumda yapılacak tek şey kalıyor, muhalefetin en büyüğü olan CHP’yi v bölüp parçalayarak en büyük rakibini etkisiz hale getirmeyi hedefliyor.Nitekim daha öncesinde Aydın Belediye başkanı ve ardından Beykoz, Afyonkarahisar belediye başkanlarının hapse girmemek için yönlerini AKP’ye çevirmeleri olmadı Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek ve ailesinin başına gelen ya mal varlığınıza el koyarız yada itirafçı olacaksın” dayatması, Saray rejiminin, muhaliflerini dize getirme-teslim alma operasyonlarında yalnızca bir kaç örneğini teşkil ediyor. Bir aya yakın zaman önce el yazılı açıklamasında “Bir kuruş verdimse şerefsizim” diyen Böcek’in , aradan fazla bir zaman geçmeden, “Oğluma talimat verdim, 1 milyon euro ödedi” diye “itirafta bulunması” için ‘Bir şeyler yaşamış olması’ gerekir!Başta Erdoğan olmak üzere Saray yönetiminin en etkili sözcüleri, hemen her vesileyle ve neredeyse her gün yaptıkları açıklamalarda, ılımlı-uyumlu-tabi olmayı benimsemiş olmayan muhalefete göz açtırmayacaklarını, “Ülkeyi kalkındırmak, milleti refaha boğmak için her şeyi yaptıkları” söylemi eşliğinde beyan etmekte geri durmuyorlar. İşçi sınıfı, kent-kır yoksulları, kent küçük burjuvazisi ve küçük üreticiye karşı olan ve en sert biçimleriyle devrimci ve sosyalist muhalefete yönelik olarak sürdürdükleri faşist baskı-şiddet, yasak ve tutuklama saldırı politikasındaki kararlılıkları, kitlelerin yoksulluğu, açlığı, işsizliğinin yanı sıra, söz-basın-yayın ve örgütlenme hakkının gaspına dikkat çeken söylemleri nedeniyle CHP muhalefetini de provokasyon, gözaltı, satın alma, itirafçılaştırma yöntemli saldırıların hedefi haline getiriyor…CHP’nin bu saldırılara, belediye yönetimlerine çökme politikasına karşı koymak için başvurduğu mitinglerin toplum nezdinde etkide bulunması ve CHP’li seçmenin dik durması üzerinde yarattığı etki Saray yönetimi “Yankısını duymama” ve “geçici gürültü” sayma tutumunu sürdürerek hedefini genişletmeye ve CHP tabanını yalan-demagoji, itirafçı ve faşist yandaş basının çarpıtma kara propagandasıyla çözmeye yöneldi. Bilindiği üzere satın alma kolaylığı, burjuva politikasının çıkar ürünü olmasıyla bağlıdır. Daha fazla “ikbal vaadi”nde bulunan, bir de devlet yönetimi aygıtının tüm kalelerini elinde tutuyorsa, daha etkili olması kolaylaşmaktaydı ve öyle olmaya devam ediyor.Nitekim seçimlerde oy kullanmaya indirgenen halk iradesini ticari kazancın, bürokratik mevzilere yerleşme olanağının, ranttan daha fazla pay almanın aracı ve malzemesi olarak gören ve değerlendiren ve daha fazla mal-mülk sahibi olma dışında “bir davası” olmayan insanların transferi niye zor olsun. Dolayısıyla da mevcut muhalefet biçimleriyle CHP yönetimi bu örneklerin çoğalmasının önünü alamaz. Dahası, Her fırsatta Osmanlı mirasıyla avunan Saray iktidarı sözcüleri, devşirme olanaklarına, diğer burjuva odaklardan daha fazla sahiptirler. Halk kitlelerinin “Ya hey sen politikacı, belediye yöneticisi, milletvekili, ben seni şu partiden aday olduğun için seçtim, sen çıkarın için benim oyumu alıp bir başka partiye geçemezsin” diye bir tepkisi de olmadığında -ki böylesi bir tepki görünür değildir- transfer pazarı ürünsüz kalmayacaktır.Hem sonra, belediye operasyonları, açlık sınırının 35 bin, yoksulluk sınırının 113 bin TL olduğu, özelleştirme ve vakıfların mülkiyetine geçirme yöntemiyle ‘mala-mülke’ el koyma uygulamasının devam ettiği, iktidarı döneminde 39 bin kişi olmak üzere hemen her gün “iş kazalarından ölüm olaylarının birbirini izlediği ve mücadeleye yönelenlerin yargı-polis iş birliğiyle sindirilmeye çalışıldığı bir dönemde, bir tür dikkat saptırma işlevi de görüyorken, Erdoğan niye bol keseden alaysı açıklamalar eşliğinde “rozet takma merasimleri” yapmayı sürdürmesin?Açık bir şekilde söylemek gerekirse, bu yargı sopası ve itirafçılıkla Belediyeler çökme kayyum saldırılarına karşı, ekonomik sosyal yaşamları kötüleşmeye devam eden işçi ve emekçilerin mücadeleye yönelmesi – mücadele birlikleri oluşturması zorunludur. Çünkü, emekçilerin yaşam ve çalışma koşulları giderek kötüleşiyor. İşsizlik büyük artış gösterdi. Sadece 6 ay içinde 1 milyon kişi işsiz kaldı. Zamlara otomatiğe bağlanmış, enflasyon dur durak bilmeden yükselişe devam ediyor. Öncü işçilere, mücadeleci sendikacılara, mücadeleye yönelen gençlerle kadınlara, ilerici-demokrat aydınlara ve devrimcilere yönelik faşist baskılar, süreklilik gösteren baskın-gözaltı ve fişlemelerle sürüyor. İşbirlikçi tekelci kesimleri başta olmak üzere, kapitalistler ile faşist diktatörlüğün avantacıları, zenginliklerini bunlara borçlular. Nitekim itirafçılaştırma operasyonları da bu kapsama giriyor. Bunlara karşı etkili birleşik kitlesel mücadele olmaksızın püskürtülmesi ve Saray faşizminin saldırılarını durdurulması güç olacaktır.
Halkın Birliği Devrimci Halkın Birliği